1-4 Aralık 2016 tarihinde Engelsiz Yaşam Fuarı
  • "Biz"im Hikayemiz...

    “Bilgi ve haberler bütün yerküreyi dolaşıyor ama biz, bilgi akışına yakın insanlar olarak, bu bilgiyi aşağılara aktarmanın ve insanların gündelik hayatının parçası yapmanın daha iyi yollarını bulmalıyız.”*

    Amaaan! İşim var şimdi...

    ATV’de yayınlanan Siyaset Meydanı’nın ’Engelliler’ konulu programını, işte böyle söyleyip izlememiştim.

    6-7 yıl oluyor...
    Uzun süren programı o zaman neden izlemediğimi bilmiyorum.
    Hatırladığım, o zamanlar yeni aldığım bilgisayarı öğrenmek için saatlerce bilgisayarın başından kalkmadığım ve bilgisayar haricinde hiçbir şeye ayıracak zamanımın olmadığıydı. Bugün düşününce tek sebebin bu olduğu konusunda emin olamıyorum doğrusu. Sanki o programa değil de, engellilere ayıracak zamanım yokmuş gibime geliyor... Bilmiyorum.

    “Keşke izleseydin” demişti evdekiler, “programda engelliler camiasından neredeyse herkes vardı... Hele hiç duymayan ama dudak okuyan ve normal konuşan bir kız vardı ki... Çok tatlıydı”
    Iıııh! demiştim, bana ne!
    Sonra konuyla ilgilenmemi sağlayacak detayı söyleyivermişlerdi bir çırpıda: “Ama internette oluşturdukları bir gruptan ve siteden de bahsettiler”
    Bunu duyunca hemen dikkat kesilivermiştim tabii.
    Ve ne grubuymuş bu diye sormuştum hemen; ama adresi tam hatırlayamıyorlardı...
    Düşün-taşın şunu dene-bunu dene... yok, bir türlü erişemedik gruba.

    Hem sakatların yararlandığı bazı haklarla ilgili bilgilere hem de kendi durumum (omurilik felci) ile ilgili bilgilere ulaşmak için iyi bir fırsatı kaçırmıştım.
    Ne yapabilirim diye düşünürken, Yahoo arama motorundan istediğim bilgilere ulaşabileceğimi umarak, “engelliler” kelimesini arattırdım.
    Sonuç tam bir hayal kırıklığıydı; birkaç dernek sitesi ve gazete haberinden başka, kayda değer tek bir site dahi yoktu.
    Ülkede milyonlarca sakat ve engelli olmasına karşın aradığım bilgilere internette erişememek beni hem çok şaşırtmış hem de üzmüştü.
    O anda karar verdim, bu bilgilere bir şekilde ulaşacak ve gerekirse internette bir site kurup, orada paylaşacaktım.

    Sonra günler günleri kovaladı, aylar ayları.
    Aradığım bilgilerin peşinde koşmaya ve bulduklarımı bilgisayarda biriktirmeye başladım.
    Zaman içinde baya bir bilgi toparlamıştım.

    Günlerimi hep evde geçiriyor, bol bol okuyor ve araştırıyordum.
    Bu arada tedavimin aksamaması için eve fizyoterapist de geliyordu.
    Gene bir gün fizyoterapist arkadaşımla muhabbetlerken, cebinden bir kağıt çıkardı:
    “Bülent” dedi, “bir site varmış internette. Omurilik felçliler...”
    Tamamdı, adresini hatırlayamadığımız siteden bahsediyordu O da.
    Hemen not aldım sitenin adresini (quadturkiye) ve ilk fırsatta ziyaret ettim.

    Sitenin içeriği çok kısıtlıydı.
    Hayal kırıklığına uğramıştım.
    Bir de e-posta grupları vardı, ona da üye oldum hemen.
    Sanıyorum 40-50 kişinin üye olduğu ve her konuda mesajların gidip-geldiği bir gruptu.
    Üye olduktan birkaç gün sonra, gruba bir mesaj yolladım ve mealen dedim ki: Aradığım(ız) bilgilerin neredeyse hiçbirini ne bu sitede ne de başka sitelerde bulamadım. Neden siteyi daha dolu bir hale getirmiyoruz. Ben bilgisayardan ve internetten hiç anlamam. Değil site yapmak, nasıl yapıldığı hakkında yorum bile yapamam. Ama eğer sizler ya da herhangi biri işin teknik boyutunu halledebilirse, ben de içerik işini halledebilirim.

    Mesajıma cevap gelmemişti.
    Şaşırmış, kızmış, ama yine de grupta kalmıştım; öyle ya, belki zaman içinde önerimi ciddiye alacak birileri çıkabilirdi...
    Çıkmadı!
    Üstüne başka anlaşmazlıklar da yaşandı...
    Ve ben üyesi olduğum o gruptan ayrıldım.

    O günlerde TRT 2’de çok popüler bir bilgisayar/internet programı vardı.
    Bilgisayar öğrenme sevdasıyla hem o programı hem de sitesini takip etmeye başlamıştım.
    Oldukça yararlıydı.
    Daha güzeli, bilgisayarla ilgili soruları sitesine yazarak hem internette, hem de televizyonda cevaplanması sağlanabiliyordu.
    Bir gün sitedeki bir soruya cevap yazdım ve o vesileyle omurilik yaralanması sonucu felç olan Selahattin’le tanıştım; namı diğer ‘Libertarian Selo’yla.
    Ve O’nun sayesinde Anet’in Haber Grupları’nı öğrendim.
    Ve belki de hayatım değişti.

    Onlarca ana başlık, yüzlerce uzman ve binlerce üyesi bulunan bu gruplarda bugün bildiğim her şeyin temellerini öğrendim.
    Donanım, yazılım, internet başta olmak üzere, sürekli takip ettiğim onlarca gruba üye oldum.
    Sonra bir gün Anet’te bir duyuru yayınlandı: “Yeni gruplar açmak için önerilerde bulunabilirsiniz...”
    Hemen şimşekler çaktı kafamda, sarıldım klavyeye ve “yardımlaşma Engelli” grubu açılmasını önerdim.
    Birkaç gün içindi grup açıldı.
    Uzun süredir derlediğim onca bilgiyi yayınlayacak bir site kuramamış ve kuracak kişiyi de bulamamışken, bu grubun böyle çabucak açılması beni çok sevindirmişti.
    Doğal olarak grubun müdavimi ve sürükleyicisi olmuştum.
    Birçok engelli üye ile güzel paylaşımlarda bulunuyor ve kendimizi geliştiriyorduk.
    Ama beni kesmiyordu. Bir site kurmadan rahat edemeyecektim.
    Acaba buradan bana bir yardımcı çıkar mı diye aranırken, gruba bir mesaj geldi: “engelliler.net alan adını aldım. Birlikte çalışmak isteyen arkadaşlar varsa...”
    Gökte ararken yerde bulmuştum.
    Hemen cevap yazdım: ben varım, dedim. Elimde uzun süredir derlediğim çok güzel bilgiler mevcut. Eğer sen teknik işleri halledersen, ben tüm içeriği doldurabilirim.”
    “Tamam” dedi.
    Bilgileri yolladım, 2 gün içinde site yayına başladı.
    Çok sevinmiştim.
    Site hazır bir portal’dı ve bilen birisi için iki saatlik bir işti. Ama o zamanlar bunu bilmiyordum tabii.
    Zaman geçiyor ve ben siteye bilgiler yollamaya devam ediyordum.
    Ama kısa sürede yine istediğim randımanı alamayacağımı gördüm. Zira ben bilgileri gönderdikten günler sonra siteye girişi yapılıyordu. Ve kötüsü, ben siteye bilgi girmek dâhil, hiçbir teknik konudan anlamıyordum.
    Beni tanıyanlar bilir, ben işleri çok çabuk ve eksiksiz yapmayı severim. Hatta sevmek bir yana, aksi durumlarda uyku bile uyuyamam.
    Bu işten hoşlanmamıştım.
    Yine arayışlara başladım.

    Sonunda şans yüzüme güldü ve Murat’la tanıştım.
    Kimdi Murat?
    Siyaset Meydanı’ndaki, işitemeyen ama dudak okuyup konuşan Çiğdem’in o zamanki erkek arkadaşı, şimdiki müstakbel kocası.
    Evet, quadturkiye grubuna üye olduğumda tanışmıştık Çiğdem’le.
    Ve onun vesilesiyle tanıdığım Murat, hayatımda tanıdığım en iş görür iki yazılımcıdan biriydi (diğeri de Barbaros'tur).
    Murat dedi ki, “gel ben sana Front Page öğreteyim, siteni kendin yap”.
    Tamam dedim.
    Birkaç gün sonra akşam oturmasına geldiler bize.
    Çaylarımızı içtik, geçtik bilgisayar karşısına ve bir saat Front Page dersi aldım.
    İşlem tamamdı. Artık siteyi kendim yapabilir ve güncelleyebilirdim.

    Evet, sahiden de bu kadar kolaydı kendi sitemi yapmak.
    Gerçi elbette çok çok amatör ve basit bir siteydi ama, gene de dilediğim an güncelleme yapabiliyordum ve bu da benim için en önemli faktördü.
    Ve o günden sonra engelliler konusu özel ilgi alanıma giriverdi.
    Her gün bilgisayar başında saatlerce siteyle uğraşmaya, konuyla ilgili kişi ve kurumlarla görüşüp, bilgiler derlemeye başladım.

    İşin üstüne düştükçe, konuyla ilgili olarak ne kadar az doküman olduğunu şaşırarak görüyordum. Olanlar da bilgisayar ortamında değil, kâğıt üzerindeydi.
    Sayfalarca dokümanı, saatlerce uğraşarak bilgisayar ortamına ve oradan da siteye aktarıyordum.
    Yazısını alıntılamak istediğim kişilerle e-posta ve/veya telefon aracılığıyla görüşüyor, hatta birçoğuna neredeyse yalvarıyordum. Kimse, bilmediği bir sitede yazısının yayınlanmasına sıcak bakmıyordu.
    Tabii ki yılmadım.
    Yayınlama izni aldığım her yazı, bir sonraki izin için referans oluyordu.
    Hangi birini yazsam bilmiyorum ki. O kadar çok kişi ve kurumla yazıştım ve destek aldım ki; Anadolu Ajansı, Özürlüler İdaresi Başkanlığı, Acıbadem Hastanesi, Bilim ve Teknik Dergisi, Profesörler, Doçentler, doktorlar, uzmanlar, dernekler, vakıflar, web siteleri, yayınevleri... say say bitmez.
    Ve kısa sürede ciddi bir bilgi arşivi oluşmaya başladı.

    Site fikri kafamda olgunlaşmaya başladığında sadece bilgi vermeyi amaçlamıştım.
    Bu sayede insanlardan bir şeyler beklememeyi daha en baştan kabullenmiş oluyordum.
    Bunu bir örnekle anlatacak olursam: Bir kişi engelliler aleyhine bir tutum veya söylemde bulunmuş olsun ve ben de bu kişiye protesto mesajı yollamak için konuyu siteden duyurmuş olayım.
    Eğer ziyaretçilerden beklentim olursa, bu durumda ziyaretçilerin protesto mesajı göndermeye yeterli katkıyı vermemesi beni üzer ve şevkimi kırar. Ama daha en baştan kimseden bir şey beklemezsem, o zaman hayal kırıklığı da yaşanmamış olur.

    İlk başlarda günde 10-20 ziyaretçi geliyordu siteye. Bu bile beni zevkten dört köşe yapmaya yetiyordu.
    Üstüne bir de e-posta ile çok sayıda teşekkür mesajı ya da soru gelmeye başlayınca, iyice şevkleniyordum.
    Sonra bir gün bizim Selo dedi ki: “Abi, senin şu siteye forum kurma vaktin geldi de geçiyor...”
    Yok Selo dedim o zaman, forum açarsam insanların katılımını ve katkısını da beklerim. Ve eğer yeterli katılım olmazsa, o zaman hayal kırıklığı yaşarım. Foruma gerek yok...
    Yani aslında açmak istiyor, ama korkuyordum.

    Bir süre daha böyle devam etti.
    Artık günlük ziyaretçi sayısı 50’yi ve gelen e-postalar da 5-10’ları buluyordu.
    Ziyaretçi sayısının artması güzeldi, ama emeklilikten sağlık raporuna, vergi indiriminden otomobil alımına, medikal firmalardan irtibat telefonlarına kadar neredeyse her konuda gelen onlarca soruya –ki bu sorular bir süre sonra standartlaşmıştı- tek tek cevap vermek çok yorucu olmaya başlamıştı.
    Bugün cevap verdiğim bir soruyu kısa bir süre sonra tekrar ve başkasından almak ve herkese uzun ve açıklayıcı cevaplar yazmak, gerçekten çok zor oluyordu.
    Bu şekilde gelen sorular da verdiğim cevaplar da suya yazılmış oluyor ve yitip gidiyordu.
    Dahası kendimi kişisel danışman gibi de hissetmeye başlamıştım.
    Ve karar verdim; siteye bir forum kurmanın zamanı gelmişti.

    Uzunca bir süre “nasıl” bir forumu, “kime” kurdurabileceğimi araştırdım.
    Tabi yine herkes, “hallederiz” deyip, kulak arkası etmeye başlamıştı.
    Yine sıkıldım!
    Ve yine Murat kardeşimin kapısını çaldım.
    Ve o yine imdadıma yetişti.
    Ve 9 Ocak 2003 günü forumu kurduk.

    Selo haklı çıkmıştı
    Hem üyelik uygulamasıyla güzel bir birliktelik sergilenmeye, hem soru-cevap içerikli mesajlarla ciddi bir arşiv oluşmaya, hem de ziyaretçi müdavimleri oluşturarak, konuyla ilgili herkesin bir arada olmasına olanak sağlamıştı forum.
    Artık sorulara verdiğim cevaplar suya yazılmıyordu.
    Ve artık e-posta ile bana soru soran kişilerin sorularına cevap yazmıyor, onları foruma yönlendiriyordum.
    Ve yavaş yavaş “BİZ” olmaya başladık.
    Kısa sürede harika insanlar forum müdavimi oldular.
    Tüm üyeler elinden geleni yapıyor ve siteyi büyütmeye çalışıyordu.
    Üyeler arasında forumlara en çok zaman ayırıp katkı sağlayan kişileri yönetici yapmaya başladım.
    Yöneticilik teklifimi kabul eden dostlarım hakkında herhangi bir şey bilmememe rağmen, mesajları ve katılımlarıyla ne kadar özel insanlar olduklarını anlayabiliyordum.
    Nitekim hislerimde hiç yanılmadım ve yönetici olan dostlarımla hala yola devam ediyoruz...

    Sabah 9 – akşam 9
    Forum tam benlikti.
    Hızlı, kalıcı, sıcak ve hareketliydi.
    Sabah kalkar kalkmaz bilgisayar başına geçiyor, foruma yazılan soruların cevaplarını araştırıyor ve anında cevaplıyordum. Sonra günlük gazetelerde engellilerle ilgili olarak yayınlanan haberleri derleyip, foruma aktarıyordum. Ardından başka ve popüler sitelere üye oluyor ve oralarda yeri geldikçe site hakkında bilgi veriyordum.
    Yani yıllar sonra bu site tam bir iş hayatı olmaya başlamıştı bana.

    Artık ziyaretçi ve üye sayımız çığ gibi büyüyordu.
    Bir gün Hilal Lüle kardeşim üye oldu foruma (cam kemik hastası olan Hilal bir süre önce vefat etti).
    O’nun tavsiyesiyle, www.webdersleri.com sitesinin yöneticisiyle tanıştım ve O da sitenin bugünkü –logo dahil- tasarımını yaptı.

    O günlerde sitemizin adı “Engelliler Kulübü”ydü. Bu isim siteyi sadece engellilerden oluşuyormuş gibi gösterdiği için, okuduğum bir makaleden alıntılayarak, sitenin adını “Engelliler ve Dostları Kulübü” olarak değiştirdim.

    Sonra yeni ziyaretçiler, yeni üyeler, yeni yöneticiler, yeni dostluklar, yeni buluşmalar ve yeni organizasyonlar...
    Kısacası tüm güzellikler bir biri ardına önümüze serilmeye başladı.
    Verdiğimiz emeğin karşılığında artık 4000’e yakın üye sayısı, günlük 1500’ün üzerinde tekil ziyaretçisi ve 12 yöneticisinin, yazılan mesajları düzenlemek ve doğru forumlara aktarmak için harıl harıl çalıştığı bir platform olduk.

    Ve geldik bu güne
    “BİZ”im bir Ferit abimiz var forumda.
    Ferit abi bundan aylar önce bir mesaj yazıp, “şu sitenin tarihçesini bir yazsan da öğrensek” mealinde bir istekte bulundu.
    Bu güne kadar hep erteledim
    Niye bilmiyorum ama içimden gelmedi yazmak.
    Bilmeden de olsa “BİZ”im eve taşındıktan sonra yazmak varmış kaderde.
    Şimdi düşününce, www.Engelliler.Biz adresine taşındıktan sonra yazmak daha bir anlamlı geldi bana.
    İyi ki de ertelemişim.

    Ve yarınlar...
    Evet, bu güne kadar kiradaydık, ama artık evimizdeyiz.
    Artık yarınlarımız için BİZ BİZE VE “BİZ”de paylaşıp, mücadele edeceğiz.
    Bir aktivistin dediği gibi, “İnsanların hareketi yaratıp, onun içinde yer alıp daha sonra da onu yönetmesi çok önemli**”dir.
    Bizler Engelliler ve Dostları Kulübü’nü yarattık, büyüttük ve geliştirdik.
    O bizim göz nurumuz.
    El emeğimiz.
    Baş tacımız.
    Umudumuz.

    Omuz verenler var oldukça, hep yaşayacak...


    *,** Tan Morgül’ün, Birikim Dergisi Eylül sayısında yayınlanan Biju Mathew söyleşisinden.