1-4 Aralık 2016 tarihinde Engelsiz Yaşam Fuarı
  • Bir Akort Denemesi

    — Seni seviyorum Esmeciğim, dedi kendi kendine söylenir gibi alt perdeden, kupkuru bir sesle.
    — Ben de sizi!
    Masaya bıraktı kadehi, Esme’ye baktı,
    — Bıkmadın mı bu Allah’ın belası “siz”den, dedi. Sevmek senli benlidir!
    — Ona da hazır değilim daha!
    Gülümser bir duralamadan sonra ekledi,
    — Durmayın üstünde lütfen!
    — Batmasa durmayacağım.
    — Batmasın!
    — İyi, söyle ona da batmasın bir daha!

    Vedat Türkali’nin son romanı, “Kayıp Romanlar”dan kısa bir alıntıydı bu; Nahit’le Esme arasında başlayan bir aşkın ilk dakikalarını resmeden kısa bir pasaj.

    Şimdi siz bıyık altından “Bülent’in aşkları depreşti” diye gülüyorsunuzdur; ama yok, benim derdim başka. Benim derdim, sakat -ve bunun sonucu olarak da engelli- olmanın, yaşama bakışı nasıl yönlendirmesi gerektiğini sorgulayabilmek. Bunu yaparken de aşktan yararlanmak.

    ***
    Hernekadar birbirini seven iki kişi arasında yaşanan aşk kimseyi ilgilendirmese de “onlar”a bir etkimiz olmayacağı için sorabilirim: Aşağıdakilerden hangisini “normal” buluyor ve onaylıyorsunuz? Nahit ve Esmenin;
    A- Biri doktormuş, diğeri temizlikçi
    B- Biri 78 yaşındaymış, diğeri 28
    C- Biri profesörmüş, diğeri ilkokul mezunu
    D- Biri zenginmiş, diğeri fakir
    E- Biri çok güzelmiş, diğeri çirkin
    F- Biri sakatmış, diğeri değil

    Malum, böylesi tezatlar için bizde her zaman hazır bi atasözü vardır: “Davul bile dengi dengine!”.
    Peki, gerçekten öyle mi? Gerçekten herkes o davulun ritmine ayak uydurmak zorunda mı?
    Davulların akordunu, akordu yapanları ve başka akorttan çalanlara karşı girişilen acımasız baskıları sorgulamak gerekmez mi?
    Bendeniz gerektiğini düşünenlerdenim!
    Dahası bu sorguya girişirken, sakat olmanın, hangi tarafta olmak gerektiği konusunda –çok şükür- bizleri bağladığına da inanıyorum. Başka bir ifadeyle: iyi ki böyleyim; zira bu sayede, sevmenin iki kişi arasında ve “senli benli” olduğunu çok iyi bilebilir, savunabilir ve “denk”liği sorgulayabilirim.
    Forumdaki bir arkadaşımın dediği gibi: “Biz karşımızdakini her şeyiyle kabul etmeye hazır insanlarız. Çünkü yaşadıklarımız bize bunu öğretti..”

    ***
    İstisnasız her sakatın –biçok şeyde olduğu gibi- aşkta da önüne engeller çıkartılmıştır.
    Engeller çoktur… ama benim burada değinmek istediğim, engellere rağmen başlayan aşklarla ilgili olanlarıdır. Yoksa -birçok sakat arkadaşımızın düşündüğünün aksine- insanların birbirini “sakat” değerlendirmesiyle sevmemeye/beğenmemeye hakları olduğunu asla yadsımıyorum. Nasıl ki herkesin bir “tipi”, değer ölçütü ve zevki varsa, buna bağlı olarak, sakat birinden hoşlanmama hakkı da elbet vardır (gerçi o değerlerin günümüz toplumuna nasıl pompalandığı su götürmezdir ve bunun hakkında yazılabilecek çok şey de vardır, ama o konu bu yazının maksadını aşar).

    Bir uzvunun olmaması ya da işlevini tam olarak görememesine rağmen sorunsuzca başlayan aşklar, “ama”larla başlayıp, “annem-babam…”larla sürüp giden ve herkesin -ve her şeyin- baskısıyla sonlanan aşk hikâyelerine dönüşür çoğu zaman.
    Zira aşkın iki kişi arasında yaşanması gerektiği gerçeğine rağmen, KORO, “O'na mı varacan! Aman canım sen de! Ben sakata kız vermem! Ben sakat gelin istemem!..” nakaratını hep bir ağızdan öylesine güçlü söyler ve tokmağı kafalara “deng”i “deng”ine öyle sert vurur ki, “davul”un işi bittiğinde ne aşk kalır ne de başka bişey!

    ***
    Sanırım bu satırları okuyanların ezici çoğunluğu “benim aşkımda da -o ve benim dışımda- “onlar” oldu” diye geçirmiştir aklından.
    Çoğumuz aşkın yanına başka şeyler koyulmasından, tezatların aşkın önüne geçirilmesinden ve sakatlıktan dolayı aşkın yıkılmasından rahatsız olmuşuzdur.
    Nazmiye GÜÇLÜ’nün enfes sorularındaki gibi:
    “Çevresinin onayını almadan kaç kişi aşkını yaşayabiliyor? Öğrendiklerimizin dışına kaçımız çıkabiliyoruz?
    Yaşlı kadın-genç erkek, Ermeni-Türk, sakat-sakat olmayan, kadın-kadın, sosyalist-faşist aşkları mümkün mü? Olsa bile ne kadar sürüyor?
    Sürmemesinin nedeni, duyguların bitmesi mi sahiden? Yoksa ayrımcı-ırkçı- cinsiyetçi düşünceler mi duyguları yok ediyor?”

    Elbette zorluklar olacaktır, elbette engeller çıkacaktır, elbette uyuşmazlıklar doğacaktır…
    Ama, Engelleri aşamıyorsa, sevgi midir o!?