• "Bakana Bakma" Oyunu

    C
    anınız sıkılınca nasıl eğlenirsiniz?
    Ben sokakta yürürken “Bakana bakma” oyunu oynuyorum.
    Peki sizin hiç gözünüz kitlendi mi?
    Benim gözüm sadece aşık olunca kitlenir.
    Oysa dün İstiklal caddesinde bana bakarken gözleri kitlenenler aşık maşık olmadılar, ama gözleri kitlendi. Yemin edebilirim kitlendi diye. Zaten bu göz kitlenmesi lafını da hayatımda ilk kez kullanıyorum. Dünkü bakışları başka hiç bir laf bu kadar güzel anlatamaz çünkü.
    Aşık bakışını tanırım. Müsaade edin de tanıyayım artık bu yaştan, bunca aşktan sonra…
    Dün İstiklal’e sanki bir uzaylı inmiş, herkes ona bakıyordu.
    Uzaylı lafını iki bacağı da takma olan İsmet abi çok kullanır, “Bu yaşa geldik hala uzaylı gibi bakıyorlar!” diye… Halbuki daha altmışında ya var ya yok…
    Ortaokulda “Bakmak / Görmek” diye bir yazı vardı Türkçe kitabında. O yazıyı hatırladım dün yıllar sonra.
    Eskiden de bakardım ben insanlara ama görmeden bakıyormuşum herhalde.
    Hayır, hayır doğru değil bu dediğim. Eskiden bana nasıl baktıklarını görmemek için bakmazdım. Hoşlanmazdım eskiden bakmalarından.
    Şimdi hoşlanıyorum. Hatta hoşlanmanın ötesinde, eğleniyorum.
    Ben her zaman baktığımı gördüm. Çok mu iddialı oldu? Gördüğümü sanırım diyelim.
    Boğazda oturup Erguvanların çiçek açtığını görmeyen arkadaşlarım geldiği için aklıma “Hep gördüm,” dedim. Belki benim de bakıp görmediğim başka şeyler oluyordur.
    Çocukken de anlamazdım neden bu kadar baktıklarını, ama çocuktum anlamadığım o kadar çok şey vardı ki zaten…
    Bunca yıl yaşayıp, bunca okuyup, bunca yazıp hala anlamamamı anlamıyorum bazen.
    Sakatların çoğunun bu yüzden sokağa çıkmadıklarını biliyorum. Tabii yol, merdiven vs gibi nedenler en önemlisi çıkamamaları için ama, teknik engellerden bile önce geliyor bazıları için bu bakışlar.
    Bu oyunu oynasa tüm sakatlar… Körler hariç tabii.
    Bana bakanlara ben de gözümü hiç ayırmadan bakıyorum.
    Kimi şaşırıyor, kimi kaçırıyor bakışlarını. Kimi çaktırmadan baktığını sanarak bakmaya devam ediyor.
    Bazıları ise gözü kitlenmiş olduğundan hiç bir şey yapamıyor.
    Adamın birinin gözü öyle bir kitlenmişti ki, ben önünden geçerken boynunu çevirmeye utandı; ama gözleri kitlendiğinden beni takip etti gözleri. Neredeyse gözü kulağına kaçacaktı!
    Ben de inadıma hiç ayırmadım gözlerimi gözlerinden. Aşkımdan değil tabii ki, inadımdan.
    Sonra da gülmeye başladım. Gülmem bakanların sayısını arttırmıyor inanın. Arttıramaz, çünkü zaten herkes bakıyor.
    En eğlenceli yanı “Bakanlara bakma” oyununun, bana bakarken çarpışanların çarpıştıktan sonraki yüz ifadelerini seyretmek.
    Eğer çarpışanların ikisi de erkekse en komik onlar oluyor. Çok kızıyorlar çarpana, kendileri suçlu bile olsalar…
    Çarpışanların biri kadın biri erkekse, kadın çok kızıyor genellikle çarpana kimin suçlu olduğuna bakmadan…
    Çarpışanlardan biri çocuksa yazık oluyor ona, çünkü büyükler azarlayıveriyor hemen...
    Bana bakarken çarpışan iki kadın olmadı henüz; bir şey diyemiyeceğim iki kadınla ilgili.
    Bir kavgaya engel bile oldum dün. Ne de olsa kavga benim yüzümden çıkıyordu. Ben bir şey yapmamıştım ama, bana bakarken çarpıştıkları için suçluluk duymasam da ayırma gereği hissettim. Gözü kitlenmişlerden biri, çarpışma anında çantasını düşürdü. Çantadan kitaplar dergiler savruldu. (Yaa, okumuşlar da bakıyor. Herkes bakıyor diyorum inanmıyor bazı arkadaşlarım.) Küfür etti o çok kitaplı, dergili beyefendi kılıklı adam, çarptığı garson kıyafetli gence.
    Hatta elini kaldırdı vuracak gibi, “İlk defa bir sakat görüyorsunuz herhalde, o kadar bakmasaydınız kitaplarınız yerlerde sürünmeyecekti,” deyince, bu arada garson kıyafetli genç tüydü.
    Kitaplı, beyefendi kılıklı adam bir şeyler homurdandı ama anlayamadım homurtucayı öğrenemedim bir türlü… Kitaplarını toplarken ben de “İyi günler!” dileyerek uzaklaştım.
    Bir de iyi günler diledim. Hoşuma gitti. “İyi bakmalar!” mı deseydim acaba?
    Oğlum çok kızıyor bakanlara, bu yüzden benimle sokağa çıkmak istemiyor. “Ne var oğlum, bırak baksınlar sevaba girsinler!” diyorum ama, “Güzel olduğun için bakmıyorlar ki, bacağına bakıyorlar!” diyerek bana kızıyor bu kez. Daha doğrusu bana kızmıyor da, bakanlara olan kızgınlığının acısını benden çıkarıyor farkında olmadan.
    Herkes kime mi bakar İstiklalde?
    Ya bir uzaylıya ya da mini etekli bir topala! Gülse de, gülmese de…