• Atlamasam Ölürdüm!

    H
    amağa uzanmış kitap okuyordum, fonda denizin mavisi. Birden fon değişti. Pazarcı komşularımız kaşla göz arasında çadırlarını sökmüş de, söktükleri çadırın ipleriyle ip atlamaya başlamışlar.
    Geldiklerinde, altına bir minibüs,15 kişi ve ahşaptan el yapımı bir beşiğin sığdığı çadırı bana beş dakikada yaptılar gibi geldiği için, sökerken onları izlemek istediğimden, gözümün önünde sökmelerine rağmen kaçırdığım için hayıflanmayı uzatmadan, hamaktan inip ip atlamaya gittim.
    İpi çeviren kadınlardan biri atlamaya yeltendiğimi görünce, "Sen atlayamazsın abla!" dedi. Alışık olduğum için "Sen yapamazsın, sen edemezsin!" laflarına aldırış etmeyerek sıraya geçtim.
    İpi izlemeye başladım sıra bana geldiğinde, atlamak için uygun anı kollamak için. Epeydir atlamadığım için olsa gerek, biraz uzun süre izledim. Tabii dönen ipi uzun süre izleyince başım döndü ve ipin altına atladığım anda küt diye yerde buldum kendimi.
    İlk duyduğum: "Ben sana atlayamazsın demiştim abla!"
    "Ama atlıyorum her zaman" dedim.
    Öyle severim ki, ip atlarken gördüğümde birilerini dayanamam. Atlarım hemen. Atlamaya atlarım yani.
    O kadın kendisiyle inatlaştığımı sandı. Halbuki inatlaşmıyordum. Sadece canım atlamak istiyordu.
    Düştüğüm yerden kalkmama yardımcı bile olmadılar.
    Söz dinlemedim ya cezamı çekmeliyim!
    Kalktım ve atladım.
    Hevesimi alınca hamağa geri döndüm; baktım bacaklarım kan içinde.
    İstanbul'a döndüğümde bacaklarımdaki yaraları görenler, ip atlarken olduğunu öğrenince o kadar çok kızdılar ki, tabii ben de kızanlara... Yaraların acısını bile bastırdı onlara kızgınlığım.
    "Bir o kusurdu!" "Haketmişin bu sefer!" "İp de atlamasan ölür müsün!" vs vs vs. "Atlamasam ölürdüm, atladım yine öldüm!" dedim.
    Canım acıdığı için üzülüyorlar biliyorum; peki ne yapıyorlar üzülünce? Üzülmelerine sebep olanı azarlıyorlar. Peki ben onlar üzülsün diye mi atladım? Onlar üzülsün diye mi düştüm? Zaten canım acıyor bir de onların üzüntülerinden mi acı duyayım?
    Birisi için üzüldüğümüzde onu üzmek zorunda mıyız?
    Üzüntümüzün acısını ondan çıkarmadan bunu yapmanın yolu yok mu?
    Daha yaralarım iyileşmeden bir arkadaşımın elinden damlayan suların kayganlaştırdığı mutfağında kaydım ve düştüm. Bu kez düştüğüm yerden uzun süre kalkamadım, daha acı verici bir düşüştü; Mualla* kırıldı diye korktum. Hala onun kırılmasından korkmamayı öğrenemediğimi fark ettim yerde yatarken.
    Benim kalkamadığımı görünce arkadaşım gülmeye başladı. O gülmeye başlayınca ben de ağlamaya...
    Ağlarken bir yandan da yine sinemacılara küfredip duruyordum. Bir insan acı çekerken ona gülmeyi filmlerden öğreniyoruz diye düşündüğümden...
    Belki bu yüzden komedi filmlerinde bile düşme sahnelerine gülemem.
    O kadar uzun süre ağladım ki, arkadaşım da başladı ağlamaya; onun gülmesiyle ağlamamın başladığını fark etmiş olmalı ki, sinirden güldüğünü söyledi.
    Bir yandan da ellerini kurulamayıp düşmeme sebep olduğu için kendine kızıyordu. İkimizin de ağlaması bitince annemin beklediğini hatırlayıp kalktım. "Sakın annene söyleme, çok üzülür!" dedi.
    Onu dinleyip söylemedim anneme. Ama çok zordu. Acı çekerken çektiğin acıyı gizlemek çok yoruyor insanı.
    Neden acılarımızı gizlemek zorunda kalıyoruz annelerimizden?
    Her düşüşten bir şeyler öğreniyorum ya, bu düşüşlerden öğrendiğim. İp atlarken, salıncakta sallanırken, barda dans ederken düşersem eğer, bana kızmasınlar diye arkadaşlarıma yapmak zorunda olduğum bir "iş"i yaparken düştüğümü söylemeliyim!.
    "Yazı yazarken düştüm!" diyemeyeceğim için "bulaşık yıkarken düştüm!" derim mesela.
    Aslında beni yalana zorlamamaları için öğrenseler artık üzüntülerinin acısını benden çıkarmamayı.
    Ben bir şey yaparken mutlu oluyorsam, ve bunun bedeli de bazen düşmekse ve ben bu bedele razıysam, bu yüzden kızmasalar ya bana...
    Aşkı hatırlattı son cümlelerim...
    Aşk bitince acı çekeceğim diye aşık olmaktan korkan arkadaşlarımı hatırladım. Belki acı çekmekten korkmadığım için zırt pırt düştüğüm gibi zırt pırt aşık oluyorumdur...
    "Her aşkta da her düşüşümde olduğu gibi bir şeyler öğreniyorum ama!" diyecektim ki anneannemin lafı geldi aklıma; "fukara avuntusu!" der böyle şeylere. Belki de hayat acılardan öğrendiklerimizden ibaret bir avuntudur...
    Yazının burasında verdiğim bir molada yine düştüm. Fakat bu son düşüş fazla geldi. Canımın acısından şimdi son satırları zor yazıyorum artık. Daha düzeltmeler var...
    "Bakalım bu düşüşten neler öğreneceğim?" deyip kendimi eğlendirmeye, ağrıların beni esir almasına engel olmaya çalışıyorum.
    Merak etmeyin eğer bir şey öğrenirsem mutlaka yazarım size de... Beni de merak etmeyin nasılsa geçecek bu ağrılar da, diğerleri gibi...