• AKP için Sakatlar ve Sakatlık Politikaları

    “... ikiyüzlülüğü nedeniyle kendini gürültülü bir biçimde hırpalayan, kendi suskunluğunun gevezeliğini eden, söylemediğinin ayrıntılarını vermek için çabalayan, uyguladığı iktidarları kınayan ve kendisini ayakta tutmuş olan yasalardan kurtulmayı vaat eden...”

    AKP’nin 2007 seçim bildirgesindeki “Özürlüler” başlığını okuyunca, M. Foucault’nun yukarıdaki sözü geldi aklıma. AKP sözcülerine ve bildirgeye bakarsanız, Türkiye’de sakat olmanın yaşamak için bir dezavantaj olmadığı, karşılaşılması muhtemel sorunların hükümet (ve bürokrasi) tarafından öngörülerek çözümün derhal hayata geçirildiği, sorunların tespiti ve çözümler konusunda gelişmiş ülkelerdekine eş (ve hatta üstün) yasal düzenlemelerin bu hükümet döneminde yürürlüğe konulduğu, kısacası her şeyin hükümetin kontrolü altında olduğu, sakatlığı olan yurttaşların ve ailelerinin herkes gibi yaşayabildiği hissine kapılıyorsunuz.
    Pekii, gerçekten öyle mi? Bildirgeden alıntılarsak, gerçekten bu hükümet döneminde özürlü bireylerin ekonomik ve sosyal hayata katılımlarının önü açılmış mıdır? Özürlüler Kanunu, dünyadaki birçok ülkeye örnek olacak şekilde, toplumda özürlü bireylerin onurunu ayağa kaldırmış, tam anlamıyla bir reform niteliğinde midir? Yani AKP’nin bugüne dek gerçekleştirdiği uygulamalar, sakatlığı olan yurttaşların sorunlarını gerçekten çözmüş müdür? Daha da önemlisi, bundan sonra çözebilecek midir?
    Bu yazıyı kaleme alan, yaklaşık 10 yıldır tekerlekli sandalye kullanan ben, bunun böyle olmadığını, gerçekleştirilen düzenlemelerin neredeyse tamamının (bu kesinliği lafın gelişi olarak söylemiyorum) konuya hakim olmayan kişilerce ve acemice hazırladığını, hiçbir aşamada (düzenlemelere muhatap olan) sakatların özne olarak yer almadığını, bu yanıyla eksik, yanlışlarla dolu, kısıtlayıcı ve bürokratik engellerle malul olduğunu iddia ediyorum.

    AKP’nin el attığı konular:
    - Özürlüler Yasası söylenilenin aksine eksiklerle/yanlışlarla dolu; hele Avrupa ve Amerika’daki emsalleriyle kıyaslandığında içi boş, çözümden uzak, yuvarlak ifadelerin yer aldığı ve yaptırım öngörmeyen şekilde çıkarılmıştır. Yasayı eleştirmek bu yazının sınırlarını aşar, ama şunu söylersem sanırım balon patlar: yasa gündeme geldiğinde birbirinden çok da farklı olmayan üç yasa ortalıkta dolaştırılıyor, öne çıkarılmaya çalışılıyordu. Bunlardan birincisi (şu an yürürlükteki) Özürlüler İdaresi Başkanlığı’nın hazırladığı, ikincisi AKP milletvekili Sayın Lokman Ayva’nın ekibinin hazırladığı, ve üçüncüsü de Konfederasyon’un hazırladığı yasa idi. Yani bugün övülen yasa, o gün eleştirilip, beğenilmeyen ve yerine alternatifi hazırlanan bir yasadır. Oysa tek yapılması gereken şey, Amerika ya da Avrupa’daki emsal yasaların tercüme ettirilmesi ve (ihtiyaç duyulursa) geliştirilerek yürürlüğe koyulmasıydı. Sanırım oraların demokrasisi gibi yasası da bizim için bol gelir diye düşünüldü.
    - Özürlülük Ölçütü, Sınıflandırması ve Özürlülere Verilecek Sağlık Kurulu Raporları Hakkında Yönetmelik yayınladı. Mağdurlar ordusu yaratıldı: Öncesinde %40 ve üzerinde raporu bulunan yüzbinlerce kişinin oranları bu yönetmelikle %40’ın altına düşürüldü. Bu kişiler (henüz kendileri farkında olmasalar da) 1- Erken emeklilik, vergi indirimi vb. haklarını kaybettiler, 2- Süreli raporla Özel Eğitim hakkı elde eden çocukların eğitimleri yarım kaldı
    - Bakıma Muhtaç [ağır] Özürlülerin Tesbiti ve Bakım Hizmeti Esaslarının Belirlenmesine İlişkin Yönetmelik yayınlandı. Yönetmelikte yer alan “sosyal güvencesi olmamak” şartı yüzünden kadük doğan düzenleme, hemen sonra gelen tepkiler sonucu ‘iyileştirilerek’ kişi başına düşen geliri 270 YTL’den düşük olma şartına bağlandı. Bu sınırlamalarla görüldü ki, bireyin yardımcıya ihtiyacı olması, ekonomik açıdan ailesinden (ve herkesten) bağımsız, saygın bir yurttaş olarak yaşam sürebilmesi için desteklenmesi değil, zekât için uygun koşullarının olması önemli.
    - 2005 yılı Özürlüler İstihdam Yılı ilan edildi. Oysa bugün kamu kurum ve kuruluşlarında doldurulması zorunlu olan sakat statüsündeki kadroların yüzde 81.5'i boş ( Radikal 30.01.2007). Doldurulmayan kadrolar için kesilen cezaların biriktiği fon ise atıl şekilde, Maliye Bakanı’nın bir alicengiz oyunuyla el koymasını bekliyor.
    - Sosyal Güvenlik Kurumu Sağlık Uygulama Tebliği yayımlandı. Tebliğde birçok ürün için ödenecek fiyat aşağıya çekildi. Örneğin felçlilerin mesanelerini boşaltmak için kullandığı (yaşamsal önemdeki) sondaların birim fiyatı 2 YTL’den 1,50 YTL’ye düşürüldü. Bugüne kadar kaliteli ürün kullanan ve bu sayede yaşamsal sağlık sorunlarından kurtulan (ben gibi) kişiler, artık ya cebinden her ay 200-300 YTL ödeyerek sağlığını korumaya çalışacak ya da düşük kalitede ürünleri kullanarak sağlığını riske atacak.
    - 2022 sayılı yasayla ihtiyaç sahibi kişilere bağlanan aylıklarda iyileştirme yapıldı. Yapıldı ama, maaşı almak için bürokratik engeller yüzünden 3,5 yıla varan bekleme süreleri sözkonusu. Ayrıca konuyla ilgili bir af beklentisi var. Ama zengine af, işverene teşvik vermekte bir an bile duraklamayan AKP hükümeti, bu konuda feryat figan isyan eden yurttaşların taleplerini kulak arkası ediyor.

    AKP’nin görmezden geldiği konular:
    - Otomobil kullanımı, alımı ve satımı ile ilgili olarak yaşanan akıl almaz sıkıntılara ve camianın feryadına kulak tıkanıyor.
    - Sağlık raporu çıkarmadaki sıkıntılar aynen devam ediyor. “Sürekli” ibareli rapora sahip, sakatlığında/hastalığında herhangi bir iyileşme olması mümkün olmayan kişiler halâ her “iş” için yeni sağlık raporu almak zorunda bırakılıyor.
    - Devlet memurluğu giriş kriterlerindeki sözlü sınav uygulaması hala devam ediyor. Yazılı sınavdan 100 puan alan kişiler, eğer torpilleri yoksa, “Fatih Sultan Mehmet’in dayısının adı nedir?” gibi sorularla elenmeye devam ediyor. Ve bu sorulara muhatap olmamak için hükümete yakın vakıf ya da örgütlerin içinde yer almak şartı herkesi çileden çıkarıyor.
    - Okullarda çocuklara sakatlıkla ilgili, daha doğrusu farklılık ve farklı olanla birarada yaşama kültürüyle ilgili eğitim verilmemeye devam ediyor. Farklı olanı tanımadan yetişen çocuklar, büyüdüklerinde anne-babalarının yaptığını yapıp, sakatları merhamet ve duygusallıkla, farklı olanı ise empatiden uzak şablonlarla değerlendirmeye devam ediyor.

    Hasılı, ezber bozmak gerek! Hiçbir şey söylendiği gibi tozpembe ve kontrol altında değil. Ancak Avrupa Birliği uyum sürecinin dayattığı düzenlemelerin el yordamıyla, acemice, zekâti zihniyetle ve çoğulculuktan/katılımcılıktan uzak şekilde uygulanmaya çalışılmasından söz edilebilir, o kadar. Neoliberal iktisat politikaları güdenler için aksi bir durum zaten mümkün değil.
    Ama hazırlanın... 23 Temmuzdan sonra meclis kürsüsünden de söyleyeceğiz bunları. Baskın Oran ve Ufuk Uras başta olmak üzere diğer bağımsız sol adaylar, ve başkasının derdini kendine dert sayan yürekli milletvekilleri sesimiz olacak bizim...