1-4 Aralık 2016 tarihinde Engelsiz Yaşam Fuarı
  • Acı Hafızası

    S
    avaş, ayrımcılık, yoksulluk, şiddet gibi acı kaynaklarıyla mücadele için önceki kuşakların deneyimlerinden yararlanmamız gerekli değil miydi? Öyleyse, aşk, ayrılık, ölüm, ihanet gibi acılarla başa çıkabilmek için de deneyimlerimizden yararlanmalıyız.
    Canım acıyor.
    İçimde bir kıyma makinesi durmaksızın çalışıyor sanki. Çok acıtıyor. Çok. Yaşayamam bu acıyla, diye düşünürken hatırlıyorum daha önce de böyle düşündüğümü. Rahatlıyorum hatırlayınca eskiden yaşadıklarımı. Bitecek. Geçecek.
    Şimdi o zamankinden farklı bir şey var. O zaman sahiden dayanamayacağıma çok inanıyordum. "Geçer", dediklerinde inanmıyordum kimselere. Ama geçti.
    Bu kez de geçecek biliyorum.
    "Bunu bilmek işe yaramaz ki", diyor Fatoş. Yarıyor, diyorum. Dayanılır kılıyor acıyı geçeceğini bilmek azaltmasa bile.
    Tam 6 ay boyunca işkence gören arkadaşıma, nasıl dayandığını sorduğumuzda, "Biteceğini biliyordum", demişti.
    Acının insana kazandırdığı en önemli deneyim bu belki de. Kazandırmadığı da aynı şey.
    Acı hafızamı yokluyorum. Şimdi çektiğim acıyı, diğerleriyle kıyaslıyorum. Hangisi daha büyüktü, diye; son çektiği insana en büyüğü gibi geliyor genellikle. Doğru gelmediğini zamanla anlıyor insan.
    Biri diğeriyle kıyaslanamaz geliyor bana şimdi. Ayağımda onaltı kırık varken, acıdan uyuyamazken, elime batan iğne de acıtıyordu canımı. Her acı farklı acıtıyor.
    Acılar arasında hiyerarşi yaratmamam gerektiğini söylüyorum kendime.
    "En çok hangimiz eziliyoruz?" tartışmasını hatırlıyorum. Eşcinsel, sakat, Ermeni, Kürt, travesti beş arkadaş; hepimiz en çok kendimizin ezildiğini kanıtlamaya çalıştık önce. "Neden yarıştırıyoruz ki acılarımızı? Hepimiz farklı ezilme biçimleri yaşıyoruz. Biri diğerinden az ya da çok değil; zaten yeterince hiyerarşi var bu dünyada, bir de biz eklemeyelim", diye anlaştık sonunda.
    Acılarımızla nasıl başa çıkabileceğimizi daha çok konuşmalıyız.
    Yıllar önce bir arkadaşım, morali bozulduğunda hastanelerin acil servisine gidip kazalarda parçalanmış, yanmış, dövülmüş insanları gördükçe, o durumda olmadığı için kendini iyi hissettiğini söylediğinde çok şaşırmıştım.
    O zamanlar dünyada en büyük acıları ben çektim/çekiyorum gibi geliyordu. Acı çeken insanlara bakıp kendimi iyi hissetmem zaten mümkün değildi.
    Ben, deneyimlerinden yararlanmak için bakardım başkalarının acılarına. Acılarıyla nasıl başa çıkıyorlar anlamaya çalışırdım, kendi acılarımla başa çıkabilmek için.
    İkimizin yaptığında da kötü bir şey olduğunu geç anladım.
    Arkadaşım bir acı turisti idi, peki ya ben?
    Başkalarının çektiği acılarla kendiminkileri kıyaslamaktan, en büyük acıları ben çekiyorum diye düşünmekten vazgeçtiğimde, acılara karşı mücadele edebilir hale geldim.
    Acıyı yaratan savaş, ayrımcılık, yoksulluk, şiddet gibi acıya sebep olan şeylere karşı mücadele edip, acının üretilmesine değil de yok edilmesine katkıda bulunmak için bizden önceki kuşakların mücadele deneyimlerinden yararlanmamız gerekli değil mi?
    Öyleyse, aşk, ayrılık, ölüm, ihanet gibi şeylerin acılarıyla başa çıkabilmek için de acılarımızla başa çıkabilme deneyimlerimizden de yararlanmalıyız.
    Haksızlık ettiğim için değil de haksızlığa uğradığım için acı çekiyor olmak daha iyi geliyor bana son zamanlarda. Haksızlık edenin yerinde olmak istemezdim. Onun çektiği acıyı çekiyor olsaydım, kendimi şu anda hissettiğimden daha kötü hissedeceğimi yine acı hafızam sayesinde biliyorum.
    Ama ben dünyada kimse acı çekmesin istiyorum. Ne haksızlık ettiği için, ne de haksızlığa uğradığı için.
    Demek ki, bana haksızlık yapılmasına da izin vermemeliyim. Daha fazla acı çekmemek için.
    Of yoruldum.
    Ben iyisi gidip dans edeyim