1-4 Aralık 2016 tarihinde Engelsiz Yaşam Fuarı
View RSS Feed

celal1973

Bir Kurban Bayramı Hikayesi

Değer Biç
1
1Bir Kurban Bayramı Hikayesi
Kurban, kelime manasıolarak, yaklaşmak yani Allah'ayakınlaşmak demektir. Kurban sadece Allah'ın rızasını umarak kesilir.

Yüce Allah, biliyorsunuz kurban edilen bir koç karşılığında Hz.İsmail’in hayatını bağışlamıştır.

Kestiğimiz kurbanlar, bize,çocuklarımıza ve yakınlarımıza gelecek bela, kaza ve musibetleri debir yıl boyunca önler.

Kurban bayramınızı en kalbiduygularımla kutluyorum.
Sevdiklerinizle beraber,sağlık ve afiyet içinde, nice bayramlar geçirmenizi Cenab-ı Hakk'tanniyaz ederim...

YÜREK BURKAN BİR KURBANHİKAYESİ
(Hikayede kurban kesemeyen bir çocuğunduyguları anlatılıyor. 90’larda maddi imkansızlıklardan dolayı kurbankesememiştik. Annem utanıyor ve et getiren komşuları delikten görünce kapıyıkardeşime açtırıyordu.) Ahmet:“–Anneciğim,Emre bize gelecek. Bu gece bizde kalacak” dedi.......Emre’nin sevdiğini bildiğim türden bir kaç çeşit yemek yaptım. Görüşmeyelibayağı bir boy atmış, kocaman delikanlı olmuştu. Biraz oturup hal hatırsorduktan sonra yemeğe geçtik. Emre, özene bezene hazırladığım yemeklere el sürmeyince,belli etmemeye çalışsam da bozuldum.Emre:“–Teyzeciğimet var ya, ondan yemiyorum” dedi.Busöz beni daha da şaşırtmıştı. Çünkü ete olan düşkünlüğünü iyi biliyordum. Emre,bu davranışının altında bir şey aramamdan rahatsızlık duyarak,"-Anlatayımteyzeciğim” dedi.İlköğretimbeşinci sınıfa gidiyordum o zamanlar. Biliyorsunuz Ayşe ablam da benden iki yaşbüyük. İkimiz de çok başarılı sayılmayız, fakat hiç olmazsa liseyi bitirelimdiye gayret ediyoruz. Bir işe girebilmek için bunun şart olduğuna inanıyoruz.Büyük hayallerimiz yok. Daha kötü günler gelmesin deyip halimizeşükredenlerdeniz.Depremdenönce babam, inşaat kalfasıydı. Kimseye muhtaç değildik. Hatta babam yaptığı,kooperatif evlerinden bir de daireye girmişti. “Altı, yedi aya kalmaz, evimizetaşınırız” diye hayaller kuruyorduk. Kaba inşaatı çoktan bitmiş, evin şekliortaya çıkmıştı. Ben odamın duvarına asacağım süsler yaptım. Annem dantel masaörtüleri…Kaçkere bakmaya gitmiş, hayalimizde aldığımız eşyaların yerini kaç kere değiştiripdurmuştuk. Derken 17 Ağustos’ta korkunç bir sallantıyla uyandık. Çok şükür nebizde ne de yakın çevremizde bir şey yoktu. Boş arsaya tüm mahalle toplandık.Biraz korku kalmıştı yüreğimizde ama güle oynaya sabahladık. Elektrikleringelmesi ile radyo ve televizyonlardaki korkunç gerçek, yüreklerimize çığ gibidüştü.Tümülkem gibi bu korkunç felaketin getirdiği yıkım ve kıyımla, harap olduk. Naklenizlediğimiz kurtarma çalışmalarında yaralılarla yaralandık, ölenlerle defalarcaöldük. Elimizden gelen bir şey yoktu. Devlet baba, harıl harıl yaraları sarmayaçalışıyordu.Bizimevimiz yıkılmadı. Kimseye de bir zarar gelmedi. Farklı yaralandığımızınfarkına, yaralarımız derinleştikçe vardık. Depremle birlikte inşaatlar durmuş,babam işsiz kalmıştı. Ekonomik krizle de ikiye katlandı yokluklarımız.Televizyonlarda gördüğüm kadarıyla, bazı insanlar hiç etkilenmemişti. Bar vepavyonlarda zil zurna sarhoş oluncaya kadar içiyor, milyarlarca liraharcıyorlardı.Bizev kirası elektrik, su ne kadar kısmaya, azaltmaya çalışsak olmuyor babamınarada bir bulduğu, tadilat işlerinden kazandığı, evi geçindirmeye yetmiyordu.Devir hesap devri deyip, telefonu kapattırdık. Ampulleri daha küçük taktık.Annembir evde 120 milyona iş bulmuştu. Babamın da eline yaklaşık o kadar geçiyordu.Fakat Kasım ayından sonra babam bir tek işe gidemedi. Kış boyunca hiç işçıkmadı. Ümitlenerek gidiyor, üzülerek geri dönüyordu. “Çoluk çocuğum gözümünönünde aç açık kalıyor, elimden bir şey gelmiyor, keşke ölsem” gibi kötü kötülaflar edip duruyordu. İş için çalmadığı kapı kalmamıştı.Ramazanbayramına bir kaç gün kalmıştı. Şubat ayının bir Pazartesi günü babam, evesevinçle geldi. Bir iş bulmuştu. Üstelik sigortalı. “Evraklarını tamamla gel”demişler. Sevinçle haber verip uçar gibi çıktı. “Bugün yetiştirmeliyim”diyordu.Birkaç saat sonra karşı komşumuz telaşla içeri girdi. Yüzünde ürküten bir ifadevardı.“–Korkmayınama babanız küçük bir kaza geçirmiş” dedi.Hastaneyegittiğimde babamın yüzü sapsarıydı. Kol ve bacağı alçıya alınmıştı. Kırmızıışıkta süratle gelen bir araç çarpmıştı. Biz sağ oluşuna dua ederken babam,gözlerinden akan yaştan utanıyor gizlemeye çalışarak:“–Nedenölmedim, yükünüzü arttırdım” diyordu.Birmüddet sonra babam eve çıktı. Sobamız yanmıyordu, evimiz soğuktu. Babamındişlerinin birbirini dövüşünü üzülerek seyrediyordum. Bir kaç komşu belediyeyetelefon ederek bize kömür istemişler. Yok denilmiş. Önceden kayıt olmakgerekirmiş. Okulda da yardım dağıtılıyordu. Anneme:“–Bende isteyeyim mi?” diye sordum. Annem:“–Sakınha oğlum! Durumumuz belli; verirlerse kabul ederiz, sakın kimseden bir şeyistemeyin” dedi.Başkazaman ben de gurur meselesi ederdim. Ama şimdi çok farklıydı. Yakıp etrafındatoplanacağımız sobaya ihtiyacımız vardı. Babam buz gibi evde nasıl hastayatardı?‘Şekersiz’Ramazan bayramımız gelip de geçmişti bile. Şekere olan düşkünlüğüme rağmen, peküzülmedim. Böyle küçük şeylerin üstesinden gelmeliydik. Üstelik ben erkektim.İşte tüm zorluklara rağmen hava biraz daha ısınmış, babamın kolundaki, alçıalınmıştı. Bacağı hala alçıdaydı. İşte kurban bayramı da gelmişti. İçimdenoniki daire var bizim apartmanda, birçoğu da kurban kesecek.Nasılsabize de verirler; Annem sevdiğim et yemeklerinden pişirir, diyordum. Benpencereden seyrederken, karşıdaki boş arsada, kurbanlar kesildi, yüzüldü,leğenler dolusu evlere taşındı. Her kapı çalışında, ‘kurban payı’ diye koştum.Her kapı açılışında, evlerde kavrulan etlerin mis kokuları evimizin içine kadardavetsiz yayıldı. Bir tek pay gelmedi.Babaannemköyden telefon açmıştı. Komşu evinden konuşurken, sesim ona iyi gitmemişti.Israr ve telaşla sordu: ‘Baban mı kötüleşti?’ diye.“–Yok”dedim. “Bize kurban payı vermediler.”Yazaylarında babaanneme giderdik. Adına ‘Güccük’ dediği bir kara ineği, beş altıda tavuğu vardı. ‘Güccük-müccük ama sütü iyi” derdi. Sağarken ona türkülersöylerdi. “Bu sene kısır, inşallah seneye kuzulayacak” diye ümit ederdi.“–Deden,ihtiyar nasıl dursun katıksız” derdi. Bir tas ayran içti mi başka bir şeyistemezmiş.Bayramınüçüncü günüydü. Sabah erkenden kapı çalındı. Babaannemdi! Koşup karşıladık.Ağlayarak sarıldı bizlere. “Kuzularım, kuzularım” diyordu. Size çok etgetirdim. Evinde ne varsa hemen hepsini kapıp gelmişti.Buzdolabınıtıka basa etle doldurduk. Ablam acele acele doğradı. Etlerin pişerken çıkardığıcızırtılardan saldığı mis gibi kokular, iki gündür kabaran iştahımı daha dakörüklüyordu. Ağzım sulanarak dolanıp durdum ocağın etrafında. Sofra beklemeyetahammülüm kalmamıştı. Çatalı alıp batırdım. Üfürerek ağzıma alıyordum ki,babamın, babaanneme:“–Ahanam ahh! Neden kestin güccük ineği? Ağzınız kuruya kaldı” diyen sözleriçalındı kulağıma.Mideminkalkıp, başımın döndüğünü hissettim. Elimdeki çatalı bırakıp koşarak dışarıçıktım. Dedemin katığı, babaannemin umudu, türküler yakarak sağdığı Güccük,benim canım et istedi diye mi kesilmişti? Sofra kurulduğunda kolumdan çekipısrarla oturttular. Yine batırdım çatalı isteksiz ve utanarak. Boğazıma birşeyler tıkanıyordu. Gözümden yaşlar boşaldı. Ne oldu neyin var diye sorduklarıtelaşlı sorularına“–Dişimçok ağrıyor, dişimmm…!” diye karşılık verdim.BİR BAYRAM ANIMHiç unutmuyorum, rahmetli Faik Çelik dedem (1926-1991) seksenlerdebir bayram sabahı, Ereğli’nin kürt mahallesindeki bir eve göndermişti. Çokperişan evin tahta kapısını açan fakir kadın, elimdeki et poşetini görüncededeme çok içten dualar etmişti. Zira evde henüz et kokusu yoktu, 4-5 küçük çocuk sevgiyle banabakıyordu. Bir ramazan arefesinde de, yine bu sokaktaki başka bir eve üç-dörtçift çocuk ayakkabısı getirdiğimi hatırlıyorum. Hayatta kimsenin kalbini kırmayan dedemin, kalbinde asla kin,nefret, haset yoktu. Aksine çok merhametliydi ve herkesi çok seviyordu. Allah rahmet eylesin. Yattığı yer nur, mekanı cennet, cennettekimakamı yüksek olsun. ***Kurbandaen çok hatırlanması gerekenler, evlerine hiç et girmeyen fakirlerdir. Onlarıda hatırlayalım ki bayram tüm müminlerin bayramı olsun. Yazımızıkısa bir şiirle bitiriyoruz:
Ya ağlamasın hiç kimse
Ya da gülmesin şu her zaman gülenler
Ya kimse de olmasın paradenen illet
Ya da paylaşmasınıöğrensin paralı millet
Ya kimse söylemesinsevdiğini
Ya da yapsınlar şu asıl sevginintarifini
Ya şubayramlar hiç yaşanmasın
Ya da bayramlarda et yemeyen kalmasın...

Celalin Penceresinden

Etiketler: Boş Etiket Ekle / Değiştir
Ana Sayfa Bölümleri
Diğer

Yorum