View RSS Feed

celal1973

İnsanların Ne Kadar Fakir Olabildiklerini Gördün mü?

Değer Biç
11İnsanların Ne Kadar Fakir Olabildiklerini Gördün mü?
Bu yazıda hayat hikayemi anlattığım yeni çıkacak kitabımdanalıntılar yapmak istiyorum. Öncelikle Ereğli’de başladığım ilkokul yıllarımdan bir tavsiyemolacak. Sonra Ankara’ya neden taşındık, kolej okurken hala utanarakhatırladığım ve yazıyı okuyanların aynı hataya düşmemeleri için yaşadığımduyguyu anlattım. MİNİK TAVSİYE
İlkokulüçüncü sınıf dahil, Konya Ereğli’de Sümer İlkokulunda okudum. İlkokulsıralarında yaşadığım bir anektodu bir yazıda şöyle anlatmıştım: ÇOCUKLARIMIZ İÇİN BİR MİNİK TAVSİYE: İlkokula giden çocuklarınızı markete götürün. Aldıklarınızı kasayagötürmeden ne ödeyeceğinizi o hesaplasın. Babacığım, sanırım 1981’de veli toplantısında ilkokul öğretmenimdenbir tavsiye almış. Yıllarca bakkala hep beni gönderdiler. Gidip gelirken süreklikafamdan hesap yapardım. Çünkü annem gelince paranın tek tek hesabını sorardı: “3 ekmek şu tutar, yarım kilo peynir şu tutar, şu kadar artacak,gibi ... ” ANKARA’YA NEDEN TAŞINDIK
1982yılında babamın işi dolayısıyla Ankara Etimesgut’a taşındık. Aslında babacığımAnkara’da çalışıyor, orada işçi misafirhanesinde kalıyordu. Çünkübabannem bizi göndermemişti. Onbeş yaşında ölen Celal amcamın acısıyla bana çokdüşkündü. Babam osıralar Ankara’daki işinden ayrılıp köyde çiftçilik yapma niyetindeymiş.Babannem ölüm döşeğindeyken babamı Ereğli’ye çağırtmış ve demiş ki: “Ese’m (İsayerine Ese derler)yavrum, al çocuklarını git. Türkiye’nin neresi olursa git. Çocuklarını okut.Sakın işinden ayrılma. Köyün durumu zaten ortada. Eğer işinden ayrılırsan,ahirette iki elim yakanda olur.” Babannemin vefatından sonra 1982’de Ankara’nın Etimesgut semtinetaşındık. Şeker fabrikasına yakındı. Tabi o zamanlar Etimesgut belediyedeğildi ve gecekondu bölgesiydi. GECEKONDU EVİMİZ
Ankara Etimesgut’ta altı yıl bir gecekonduda oturduk. Banyo, yatakodası içindeydi. Mutfak ve hol evin girişindeydi. Sadece oturma odası vardı vebiz üç kardeş orada yatıyorduk. Tuvalet evin dışında bahçedeydi. Bazen korkudan gece tuvaletegidemezdik. Kışınsa soğuktan çıkmak istemez, hatta bazen sabaha kadar kendimitutardım. Gecekondu mahallemizde bakkal Nurettin amcamız vardı: Ben,ortaokul yıllarımda yazın Nurettin amcaya yardım ederdim. Nurettin amca, özellikle Cuma günleri bakkalıbana bırakır, Cuma namazına giderdi. Güvenilmekçok güzel bir duyguydu. Babam Ankara’da olduğu zamanlarda akşam işten çıkıncauğrar, muhabbet ederlerdi. Bahsettiğim yıllar 1985 gibi seksenlerdi. Enflasyonun yüksekolduğu, her gün zam gelen yıllardı. Benbakkalda yardım etmek için dururken toptancı malzemeci gelir, yeni erzakindirirdi. Toptancı, Nurettin amcaya derdi ki:-Amca bunlara iki defa zam geldi, etiketin hala eski fiyat,değiştir amca...Nurettin amca, karışma evlat, sen malzemeni koy git, derdi.Ben anlam veremezdim, babama anlattım.Babambirgün işten çıkınca uğradığında muhabbet ederken bu meseleyi sordu. Nurettinamca cevaben dedi ki: -Oğlum, insan helalinden kazanmalı... Ben, mesela aldığım bir ayçiçek yağınıdükkandakiler bitene kadar, alış fiyatım artı cüzi kârımla satarım. İsterseyüzde yüz zam görsün evlat. -Kazancım böyle helal olmasaydı, evlatlarım hayırlı olur ve okuyabilirmiydi?Gerçektende, Nurettin amcanın dört kızı vardı. Hepsini okutmuş, evlendirmişti. Birisihemşire, ikisi öğretmen, birisi eczacı.... Damatlarından biri doktordur,torunlarından biriyle ben aynı koleje gidiyordum. Nurettinamca zamanında çok zenginmiş, iflas etmiş ve bir bakkal dükkanı açmış. Bakkalınhelal kazancıyla da dört kızını okutmuş. Nurettin amca 1992’de ben Konya’da üniversitedeyken vefat etmiş.Ben bazen düşünüyorum. Yalan dünya, habire zam yapıp çok kazansaydı, nolacaktı?Yine sonunda ölüm yok muydu? Allah rahmet eylesin. Mekanını cennetetsin. İNSANI DEĞERLİ YAPAN ŞEY
Böyle birgecekonduda altı yıl yaşadık. Yükseliş Kolej’inde okurken de bu gecekondudaoturuyorduk. Kolejde çok zengin ve yüksek kademe insanların çocukları okuyordu.Şimdi utanarak hatırlıyorum ki, o zamanlar gecekonduda oturmaktan;babamın köylü olmasından, annemin başörtüsünden utanıyordum... Mesela,kürklü kadınların katıldığı veli toplantısında başörtülü annemden utanmıştım. Ama o zamanlar birisi bana şu hikayeyi anlatsaydı, eminim bakışaçımı değiştirirdim. ***Zengin bir baba küçük oğlunu insanların ne kadar fakirolabileceğini göstermek için bir köye götürür.

Çok fakir bir aile, baba ve oğlunu bir gün boyunca kerpiç evindeağırlar.

Yolculuktan dönerken arabada baba oğluna sorar;

-İnsanların ne kadar fakir olabildiklerini gördün mü?
-Evet! Gördüm baba.
-Ne öğrendin peki? Anlat bakalım.

-Bizim evde bir köpeğimiz var, onlarınsa dört. Bizim bahçeninortasına kadar uzanan havuzumuz var, onlarınsa sonu olmayan bir dereleri.

Bizim bahçemizde ithal lambalar var, onlarınsa yıldızları. Bizimgörüş alanımız ön avluya kadar, onlarsa bütün ufku görüyorlar.

Ne kadar fakir olduğumuzu gösterdiğin için teşekkür ederim baba.

***Ben çoksaf bir çocuktum. Dünyayı sonsuz sanıyordum. Sanki yaşlılar hep yaşlı, bizçocuklar hep çocuk kalacağız ... Ah be yalan dünya kimseye kalmıyormuş.Kolejdeokurken birgün, resim dersinde öğretmenimiz: “Evinizin odalarının krokisiniçizin" demişti. Ben de bir arkadaşımın evini çizmiştim. Büyüdükçe anladım ki, insanıdeğerli yapan şey, köylü, başörtülü olması veya oturduğu ev değil, ahlakınıngüzel olmasıdır. Güleryüzlü mütevazi insanı kul da sever, Allah’ta… MUTLUYDUK
Gecekondudaotururken ne kadar da mutluyduk. Akşamüstleri annem, komşularla beraber bahçedetoplanır; çay içer ve muhabbet ederlerdi. Erkek kardeşim, arkadaşlarıyla maçyapardı. Ben iseçoğu zaman evde oturur veya bisikletime binerdim. Trafik yoğun değildi.Kızkardeşim henüz çok küçüktü. Yazları,cumartesi akşamları, komşularla beraber çekirdek veya patlamış mısır alıp, çaybahçesine videoda film seyretmeye giderdik. 1980’lerdetelevizyonda sadece TRT kanalı vardı, ve henüz VCD, DVD’ler yoktu. BabamŞeker Fabrikaları Sondaj ekibinde başsondördü. Onbir ay Türkiye’nin çeşitliillerinde su kuyusu açarlardı. Ayda bir kaç gün eve gelebilirdi. Eve izne geldiğinde biz üç kardeş çok sevinirdik. Kızkardeşimbabama çok düşkündü. Gidince ağlar ve anneme “Babam keşke gitmese” dermiş. Şu anda,bu kez o gurbettedir, Çorum’da öğretmenlik yapmaktadır, evlidir ve iki kızıvardır, yine de her gün en az iki defa babamı arar. Şimdi apartmanda oturuyoruz. Bahçemiz de yok; kayısı, erik ağacımızda yok. Gecekondu mahallesinde yaşanan o içten komşuluklar, şimdilerde çokazaldı. Evet,büyükşehirlerde aynı apartmanda oturan insanlar bile birbirine selamvermiyorlar fakat Efkan Vural hocamgil ve bizim komşuluğumuz, iyi komşuluklarınhala var olduğuna güzel bir örnektir. ArtıkEtimesgut’ta hiç gecekondu kalmamış. Her yer beton yığını... Apartmanlar...Çocuklarımız artık eve hapis... Allah sonumuzu hayretsin.
Celalin Penceresinden

Etiketler: Boş Etiket Ekle / Değiştir
Ana Sayfa Bölümleri
Diğer

Yorum