View RSS Feed

celal1973

Asla Umudunuzu Kaybetmeyin

Değer Biç
1
1Asla Umudunuzu KaybetmeyinHiçbirzaman ümidinizi yitirmeyin. Size, yapamazsın, başaramazsın denilip moralinizibozsalar bile, asla Ye’se kapılmayın, Görelim Mevlam neyler, Neylerse güzeleyler, deyip Allah’a tevekkül edin.

Zümer suresi 53. Ayetinde Allahü Teala, aslaumutsuz olma, umutsuzluk haramdır, demiştir.

‘De ki: Ey nefislerine uyup haddini aşan kullarım! Allah’ınrahmetinden ümit kesmeyin. Allah bütün günahları bağışlar. Çünkü O mutlakGafur’dur, mutlak Rahim’dir. (O çok bağışlayan, çok esirgeyendir) ’ (Zümer suresi, 53. ayet)

Ankara’danyaz dönemi için Ereğli’ye geldiğimiz ilk günlerde Mayıs 2016’da komşumuz öğretmenBirgül Gökbudak hanımın kızı Seher ve dört kız arkadaşı Celal abilerini ziyaretettiler.

Seher vearkadaşları Tıp’ta okuyordu. Ereğli’ye gezmeye gelmişlerdi. Engelliler haftasınedeniyle fakirle sohbet etmek istemiş ve ziyaretime gelmişlerdi.

Keyiflisohbet sırasında onlara; Siz yakında doktor olacaksınız, Size iki yazı okutupbir tavsiyede bulunmak istiyorum, dedim.

Ben şimdiemekliyim ama 1993’teki hastalığımın teşhisini koyan doktoru dinleseydik, benasla çalışamazdım ve hayattan bezgince evde yatıyor olacaktım, diye ekledim.

Size hayatımı anlattığım kitaptan, nasıl asla çalışamazsın denilip, Rabbiminnasıl çalışmamı nasip ettiği ile ilgili bölümleri okumanızı isterim, dedim, Seher sesli okudu.
AH DOKTOR HANIM
“Kasım 1993’teydi. Hastaneye yatalı yirmi gün olmuştu. Yapmadıklarıtahlil, test kalmamıştı. Defalarca kan aldılar. Ekg, Emg, Tomografi,.. her şeyiyaptılar. İki defaMR (emar) çekildi. O sıralarda elimi arada duvardan destek alarakyürüyebiliyordum.“Bir sabahuyandım. Doktorlar dokuz gibi vizite gelirlerdi. Yine duvardan destekleyürüyerek hastane balkonuna çıktım. Üniversitede yurtta alıştığım illetiyaktım. Balkondanhastane bahçesindeki koşuşturan insanları seyrederken gözüm daldı. Dumanıüflerken anılar film şeridi gibi geçti. Dahadört ay önce üniversiteyi bitirmiştim. Tüm çocukluğum ve delikanlılığım boyunca hep alay edilirdim: “Sensarhoş musun? , Niye düz yürümüyorsun? Yamuk! İçtin mi sen? , Sallanmasana! Dikdursana bi ya! Dengesiz! vs. … Yürürken balkonlardaki insanların bakışlarından çok utanırdım ama,daha bunun bir hastalık olduğunu bile bilmiyordum. Sanki böyle yürümeyi benistiyordum? “Kendimi bildim bileli, geceleri dökmeden çay taşımanın ve dümdüzyürümenin hayalini kurardım. Belki bir ilaçla veya iğneyle düzelebilme ihtimali vardır, belkiçok basit bir tedavisi vardır diye düşünürdüm. Ama kimseye derdimi söyleyemedim. İnsanların nasıl düzyürüyebildiklerini çok merak ederdim. Hani doğuştan görme özürlü birisi, görmenin nasıl ve ne demekolduğunu anlayamazmış ya, mesela renkleri, benimki de aynen öyle. İşte şimdi beni hastanede inceliyorlardı. Ümitle sonucubekliyordum. Belki de iyileşecektim…” Saatdokuza geliyordu. Tekrar odaya geçtim.“Doktorlargeldi. Bizimle ilgilenen doktorlar, klinik şefine biz hastaların durumuhakkında bilgi verdiler. Her günkü sabah kontrolü bitmişti. Benodadaki diğer hastalarla sohbete başladım. Konu müzikten açıldı. Ben yurttaOrhan Gencebay’ın şarkılarını çok sevmiştim. “Yanımdakihasta ‘Ben Samsun’da yol üstü lokanta işletiyorum. Orhan bey, bana Samsun’a hergelişinde uğrar.’ dediğinde çok sevindim. O hastaya:“Abi keşkeben de tanışabilsem” dedim. “Kahkahalarlaböyle sohbet devam ederken, benimle ilgilenen bayan doktor odaya girincesustuk. “Yanımageldi, içimi bir garip heyecan kapladı. ‘Celȃl, senin hastalığının ismi Friedreich Ataksisi’ dediğindesözünü kestim.‘Nasıl doktor hanım, ney pardon anlayamadım’, dedim. Daha hastalığın adını bile telaffuz edemiyordum.“Bu hastalık dengesiz yürümeyle başlar, sürekli ilerler vetekerlekli sandalyeyle devam eder. Sonunda yatalak duruma gelir” dedi. Nefes almadan dinliyordum ve göz pınarlarım dolmaya başlamıştı.Henüz yirmi yaşında bir gençtim. Hayatın baharındaydım. Yıllarca hayalini kurduğum düz yürüyebilmek gerçekten hayaledönüşüyordu. Sonra devam etti:“Celȃl, sen şimdi hastalığının henüz başlangıç dönemindesin. Buhastalığın sebebi bilinmiyor ve maalesef tıbben tedavisi yok.” Dişlerimi sıkıyor ve ağlamamak için kendimi zor tutuyordum.“Bugünler senin iyi günlerin. Sen asla çalışamazsın. Yakındatekerlekli sandalyeye düşeceksin ve ilerde yaşarsan yatalak olabilirsin. Özetledurumun böyle.” Dedi. Artık dahafazla kendimi tutamadım ve çocuk gibi hıçkırarak ağlamaya başladım. DoktorHanım odadan çıktı. Oda arkadaşları teselli veriyorlardı, ama duymuyordum.Yatağa uzandım. Battaniyeyi üstüme örttüm ve ağlamaya başladım. “Babam,kendimi idare ettiğim için refakatçi olarak kalmıyordu. Saat onikigibi gelince bakmışki üstüm örtülü. Uyuyorum sanmış. Odadaki diğer hastalarbabama, uyumuyor, ağlıyor deyince üstümdeki battaniyeyi kaldırdı. Babamı görünce tekrar ağlamaya başladım. Gözlerim ağlamaktan kançanağına dönmüştü. Durumu anlattığımda hemen doktorla görüşmeye gitti. “Gencecik çocuğa birden böyle söylenir mi?” diye münakaşa etmiş. Doktor Hanımın babama cevabı şu olmuş:“Ama hastanın kendi durumunu öğrenmeye hakkı var.” Babam o zaman alıştırarak söyleseydiniz ya diye doktora epeybağırmış. Sonunda doktor Hanım odama gelerek bana:- Celȃl senin hastalığının henüz tedavisi yok ama, bak tıp çokhızlı ilerliyor. Yakında bu hastalığa da bir çare, bir ilaç bulunabilir. Herzaman umutlu ol, dedi. Kısmen biraz da olsa rahatlamıştım.***Bazıdoktorlar önyargılı bilgilerle hemen karar veriyorlar. Meşhur şu sözüduymuşsunuzdur; “Asla bir insanın umudunu kırmayın, belki de sahip olduğu tek şeyumuttur.” Allah’ın herkes hakkında mutlaka bir kader planı olduğunuanlayamamış ne yazıkki... Her insan özeldir. Cenab-ı Allah, bana çalışabilmem için her sebebihazırlamıştı. Hastaneden çıktıktan dört ay sonra Nisan 1994’te, tesadüfzannettiğim sebeplerle beni özel şirketteki işime kavuşturdu elhamdülillah. Anlatacağım.
İNGİLİZCE ÖĞRENMEM BOŞA DEĞİLMİŞ
SSK Hastanesi’nden çıktığımda verilen rapor ile babama: “Bu çocukhiç bir iş yapamaz, bakmakla yükümlüsün.” demişlerdi. Babam bunu kabullenemedi. Çünkü üniversite bitirmiştim. İş ve işçiBulma Kurumu’na başvurduk. Onlar bizi özürlülük raporu almak için bir devlethastanesine gönderdiler. Buhastaneden %40 özürlüdür ve getir götür işlerde çalışabilir diye raporverdiler. Çünkümesleğimi dikkate almamışlardı. Ama biz İş ve İşçi Bulma Kurumu’na sadecedevlet kuruluşlarında çalışır diye kaydettirdik. Birkaçhafta sonra babam beni moral olsun diye Kızılay’a götürdü. Babamın kolundayürürken İş ve işçi Bulma Kurumu’nun önünden geçiyorduk. Babambana: “İstersen gel, özel şirketlerde de çalışabilirim diye değiştirtelim.”dedi. İçeri girdik. Özel şirketlerde de çalışabiliriz diye kaydımızıdeğiştirtmek istediğimizi söyledik. Yetkilibize dedi ki “Senin bir mesleğin var mı?” Bende “Elektronik teknikeriyim.”dedim. “Tamam” dedi. “Karel diye bir firma var, biz oraya 5-6 özürlü işçigönderdik, birkaç hafta içinde beğenmeyip çıkardılar. Bir de siz gidermisiniz?” dediler.Verilenadres Çankaya’ydı. Biz ise Sincan’da oturuyorduk. 1989 yılında “Çocuklarbüyüyor” diye gecekondudan Sincan’a apartman dairesine yine kirayataşınmıştık. Çankayaile arada kırk km vardı. Neyse babamın kolunda otobüsle gittik ÇankayaKarel'e... Orada bir yetkili beni beğendi ve dedi ki “Burası genel müdürlük,fabrika ve arge Sincan'da... YarınSincan’daki fabrikaya gidin görüşün.” Kafamdabirsürü soru vardı. Ben artık engelliydim. Zaten oraya engelli kadrosuylagirecektim. Aklımdabeğenilmeyen özürlü işçiler vardı. Ya beni de beğenmezseler, ya birkaç haftaiçinde beni de çıkartırlarsa diye endişe duyuyordum. Henüzengelli sıfatı ile anılmaya da alışamamıştım. Değişik duygularla Sincan Karel'egittik. Fabrikamüdürüyle görüştük. Önce bir elektronik bilgisi testi, sonra hastalığımhakkında konuşmalar... Görüşme sonunda babam : “Benim oğlum Yükseliş Kolejinde okudu,ingilizcesi de iyidir” dedi. ”Öyle mi?” deyip beni patronla görüştüreceğinisöyledi.
Benim, patron denince yaşlı, göbekli, kibirlibiri gözümde canlandı.

İçeri girince, otuzlu yaşlarda, zayıf, uzunboylu, gri pantolon ve mavi gömlekli, talebe gibi sade giyimli birini görünceşaşırdım.

Müdür bey, Yaman Tunaoğlu bey deyiptanıştırdı. Elimi sıkıp oturttu. İngilizce ve elektronik bilgimi test etti.

Çünkü sonradan öğrendim. Boğaziçi mezunu veABD’de masterını yapmış bir elektronik mühendisiymiş.

Bana teknik bir ingilizce kitaptan bir sayfaokutup, tercüme etmemi istedi. Ettim ve sonuçta beni beğendiler, ki yarın sabahgel başla, dediler.

Araştırma-geliştirme (Ar-ge) bölümünde bir mühendis işten ayrılmışve öyle sanıyorum ki benim o işi yapacağımı kanaat etmiş. Ar-ge’de çalışmayabaşladım. Allah ondan razı olsun. Aslında iki yıllık üniversite bitirmemerağmen bu işi öğrenip tecrübe kazanmam iki yıl sürdü. Sonradan anladım ki Allah beni seviyordu. Benim kaderimi böyleyazmıştı. İngilizce öğrenmem boşa değildi. Dünyada Allah'ın yaptığı hiç bir işmalayani değildir. Hem masabaşı güzel bir iş yapıyordum, hem de işyeri evime yedi kmidi. Allah’a binlerce hamdolsun.
******

Evet kızlar işte böyle. Ne olursa olsun, asla hastalarınızın umudunu kırmayın…

“Asla bir insanın umudunu kırmayın, belki de sahip olduğu tek şeyumuttur.”
Müstakbeldoktor kızlar:
Celal abi dersimizi aldık, çok teşekkür ederiz, iyi ki seni tanıdık,
dediler.








Celalin Penceresinden




Etiketler: Boş Etiket Ekle / Değiştir
Ana Sayfa Bölümleri
Diğer

Yorum