View RSS Feed

celal1973

Aslında İnsan Nasıl Mutlu Olur?

Değer Biç
1
Aslında İnsan Nasıl Mutlu Olur?Bu yazıda size üniversite anılarımdan bahsedeceğim. Bu anılardahepimizin alacağı dersler açık olduğu için hayatımı anlattığım kitabımdan aynenkopyalamak istiyorum. Üniversiteyerleştirme sonuçlarının açıklandığı şu günlerde bu yazımız, okuyanlara ışıkolur inşallah. Çünkü Efendimiz SAV “Mümin uyanık olur” buyurur.ALLAH İYİLERLE KARŞILAŞTIRSINKonya Selçuk üniversitesi kampüsü Alaettin Öğrenci Yurdunda ilkhaftasonunda odadaki arkadaşlardan birisi saz çalıyordu. Bu ilk haftasonunda odadakiler kaynaşmıştı. Saz çalan arkadaşınsesi pekçok sanatçıdan güzeldi. Birkaç türkü daha çaldı. Odadaki diğer arkadaşlar kantine, yemekhaneye falan dağıldılar. Merhaba gardaş, Ben Ahmet, Adana’lıyım, dedi. Merhaba ben Celȃl, Konya– Ereğli’liyim ama Ankara’da oturuyoruz. Çok güzel saz çalıyorsun, kursa mıgittiniz, dedim. Yok kendim öğrendim, dedi. Hangi bölümde okuyorsun, dedim. İşletme,birinci sınıftayım, dedi. (Şuan İş Bankası bölge müdürü)O sırada saz sesini duyan yan odadan biri geldi. Samimimuhabbetiyle içim kaynadı ona. Egenin tatlı şivesiyle ve güleryüzüyle hepimizi kendine hayranbıraktı. Evet Erkan arkadaşımdı o… Ziraat mühendisliğinde okuyordu. Pazartesisabah yurttan okula gittim. Yaklaşık 1300 metre, yürüyerek yirmi-yirmibeşdakika idi. Sınıfımızda masum, temiz yüzlü biri vardı. Hani bazı insanlar sizikendine çeker ya, tenefüste yanına gittim. Derin derin sigara içiyordu. Bir derdi olmalıydı. Mahsun ve garipbir hali vardı. Merhaba ben Celȃl, tanışalım, dedim ve elimi uzattım. Merhaba benMetin, dedi. Evet onunla aynı sınıfta veaynı yurttaydık. Çok iyi dost olduk ve iki sene hiç ayrılmadık. Konya’da Kampüsteki Alaeddin öğrenci yurdunda iki yıl kaldım. Oradaüç arkadaşla samimi oldum. Biz ayrılmaz dört kişiydik. Ahmet, Celȃl, Erkan,Metin... Annemin ve dedemin hep duası vardı; Evlatlarım, Allah sizi hepiyilerle karşılaştırsın. Evet o duakabul olmuştu. Hepsi candan, fedakar arkadaşlardı. İlerde anlatacağım ortaya çıkan hastalığım nedeniyle ve şimdikigibi sosyal medyanın olmayışı sebebiyle yıllarca görüşemedik. Hepsi evlendi vedeğişik illerde çalışıyorlar. Şimdi telefonla ve Whatsapp’tan sıksık birbirimizle görüşüyoruz. Akşamlarıokuldan yurda dönünce hep birlikte zaman geçirirdik. Çok güzel anılarımız var.Anlatsam bu kitap yetmez. Birkaç anıyı paylaşmak istiyorum. Çarşıdandört adet kasket şapka almıştık. Yurtta, üçbin kişilik yemekhanede hemenfarkediliyorduk. Her şeyimizi paylaşırdık. Bir defasında hepimizde para bitti. O Cumababamı aradım. Parayı ancak pazartesi havale edebilirdi. Ohaftasonunu iki simit alıp dörde bölerek geçirmiştik. O simidin tadı hala damağımdadır. Hayatımın en güzel yıllarıydı. CANKUŞ FM
Ben meslek lisesini bitirdiğimden elektronik bilgim iyiydi. Yurttabir FM verici yapmıştım. O zamanlar yeni açılan özel radyolar revaçtaydı.Yurtta her odada radyo dinliyorlardı. Bizim FM yayını akşamları birkaç saatti. Yurtta herkes bizidinlemiş. Erkan arkadaşımızın hem diksiyonu güzeldi. Hem de çok güzelespriler yapardı. Konuşması Manisalı olduğundan ege şivesi idi. Radyomuzunspikeri Erkan’dı. Yurttaelektrik kullanamazdık. Odalarda prizler yoktu. Fmvericiyi ve müzikleri çaldığımız walkmen teybi pille çalıştırırdık. Erkananonsu yapardı. Ardındanmikrofonu walkmanin hoparlörüne dayardı. Biz de ses çıkarmadan otururduk. Fm radyomuzla ilgili anılarımız çoktur. Komik bir anım hatırımageldi: BenAnkara’da liseye giderken akşamları radyo dinlerdim. Beğendiğim bir şarkıçalarken hemen kayıt düğmesine basar, kayıt ederdim. Bukasetleri Konya’ya da getirmiştim. Akşam Fm radyomuzda yayın yaparken C-bloktanyani kız yurdundan bekçiye telefon gelmiş. Bekçi bizi tanıyordu. Odamızageldi, dedi ki: “Kız yurdundan aradılar, Ebru Gündeş’ten bir şarkı istiyorlar.”dedi. Hemenaklıma kaydettiğim kasetler geldi. Kasedi pil harcamamak için kalemle sardırıpayarladık. Erkan anonsu yaptı. Şarkı çalmaya başladı. Tamyarısına gelmişti ki “Süpeeer Fm” cingılı çaldı. Erkan mikrofonu kaptıhemen; “BurasıCankuş Fm, sakın ha! radyonuzun frekansıyla oynamayın” dedi. Odamızdakiarkadaşlarla epey gülmüştük. Kesin radyoyu dinleyenler de gülmüştür. Erkanbugün ulusal bir radyoda sunuculuk yapsa, çok reyting alacağından şüphem yok.Zira ses tonu da mikrofonik. ŞEYTANIN VESVESELERİ
Birdefasında ben Metin’e Ankara’yı gezdirmek için Ankara’ya bize götürdüm. Birsabah kahvaltısında babam Metin’e sordu. Oğlum, sen ayda ne kadar harcıyorsun,dedi. Metin, 150 bin yetiyor İsa amca, dedi. Babam bana döndü; Gördün mü, sen hala ayda 450 bin yetmiyor,diyorsun. Tamam baba, ben sana sonra anlatayım bunu, dedim. GeceMetin’i salona yatırdıktan sonra babam odama geldi, konuyu sordu, nasıl, diye… Baba, Metin’in babası yok, ailenin maddi durumu zayıf. Biz yurttadört samimi dostuz. Ahmet, Erkan ve ben Metin’i okul bitene kadar desteklemeyekarar verdik. Özellikle ben, Metin’le hem okulda, hem yurtta beraber olduğum içinben ne yersem ona da alıyorum, baba. Hani sen de iyilik yapmayı seversin ya,dedim. Alnımdan öptü, seninle gurur duyuyorum Celȃl’im, dedi. Ama o zamanlar içimden gelen sesleri hiç dinlemedim. Mesela şunuçok yaşadım; YemekhanedeMetin’le yemek kuyruğundayız. Metin parası az olduğu için sadece çorba almıştı.Ben isetepsiyi dökerek taşıyacağımdan korktuğum için pahalı da olsa, köfte almıştım.Biliyordum, Metin onunla doymazdı. İçimden bir ses, boşver, ona alma, paran azalır, çorba ona yeter,diyordu. Ben ise dinlemiyor ve Metin’e şu teklifi yapıyordum. Sen iki tabakçorba al, bende iki tabak köfte alayım, paylaşalım ortak. Böylece ben çorba içerdim, Metin’e köfte ısmarlamış olurdum, o dabana çorba… Bunu çok yaptık. Allah’ın bana iman vermesini gençliğimde yaptığım içten gelereksamimi iyiliklerime bağlıyorum. Bir hadisi şerif okuyunca bunu düşündüm. Bunu Metin’den izinle örnek olayım diye anlattım. Onu çokseviyorum. (Metin çok zekiydi. Çalışırken dışardan üniversite bitirdi ve şimdielektronik mühendisi olarak çalışmaya devam ediyor. Şimdi iki çocuğu var, bizesık ziyarete gelirler. )ASLINDA HUZUR NEYDİBir Cumagünü param bitti. Babam maaşını haftaya alacaktı. Metin’in de parası bitmişti. O Cuma ikimiz öğleden sonra açlıktan derse girmedik. Yurda gidip yatalım, akşam Erkan’dan yemek parası alırız, dedik. Yurdageldiğimizde bir arkadaş bana, Seni anons ettiler, danışmaya çağırdılar, galibabir posta gelmiş, dediler. Heyecanlandım, acaba Gönül mü gönderdi, diye merak ederek danışmayagittim. Sana posta havalesi ile para gelmiş, PTT’ye uğra al, dediler. Çoksevindim, ilaç gibi gelecekti. Postanenin kapanmasına daha vardı. Metin’lekampüsten şehre indik. Bir gurbetçi akrabamız Abitler Özdemir İsviçre’den 50 Frankgöndermişti. Nasıl sevindim, anlatamam. Metin’le ilk iş lokantaya gidipetliekmek yemiştik. Sonra telefonda durumu anneme anlattım. Sonradan O iyiliksever gurbetçi akrabamız da duymuş, çok mutluolmuş. Ben okuyan öğrenciyi çok severim, demiş. Üniversitede okuyan birçokakraba genci desteklemişti. Ben şimdi bunu babamın yaptığı iyilikleri bağlıyorum. Benortaokulda okurken babamın şunu yaptığını hatırlıyorum mesela. Üniversitede okuyan bir akraba genç, babasından bir şifreli çantaistiyor ama babası, durumum yok alamam, diyor. Babam bu olayı bir şekilde duymuş ve o şifreli çantayı aldı ve ozamanlar kargo olmadığı için otobüsle göndermişti. O gurbetçi akrabamız daha sonra bana birkaç kez daha paragöndermişti.
Aslında mutluluk ve huzur nedir biliyor musunuz? Çaresiz bir insanaçare olmaktır.
Abitler Özdemir enişte 1999’da İsviçre’de öldü ama unutulmadı. Benon yıldır namazlarımda ona dua ederim. Allah ondan razı olsun, rahmet eylesin. Celalin Penceresinden

Etiketler: Boş Etiket Ekle / Değiştir
Ana Sayfa Bölümleri
Diğer

Yorum