View RSS Feed

chinaski

Oysa ne kadar yıkılmaz zannetmiştik küçük dünyalarımızı

Değer Biç
Çarpık eğitim sisteminin mirasıdır bizlere derinlemesine bilemememiz.Üstünden herşeye hakimizdir de iş ayrıntılara gelince oturduğumuz tahta sıralardan daha sessiz oluruz konulara.Bu yüzden çoğumuzun napolyon kirazı ya da vaşhington portakalı gibi domates için bir kalite sembolü zanettiği veya kolu bacağındaki kireçlenme için bir kaplıca adresi saydığı simav'da bir deprem oldu.Bazıları öldü,bazılarıysa kalan ömürlerinde ölümünde istenilen birşey olabileceğini anlamış olacak batan her güneşin getirdiği karanlığa bakarken.

Dünyanın en güzel şehrini ikiye bölebilecek güçte olduğumuza inandığımız bu zamanlarda insanların hayatı nispeten orta dereceli bir depremde sonsuza kadar değişebiliyor öyle ya da böyle.

Depremde ölen biri ne düşünür ? Yer sallanırken yahut artık evin yıkılacağını anladığı zaman ne hisseder ? Görür mü hayatının bölümlerini klişe tabirle geçerken gözünün önünden ? Belki sadece iki dakika önce birazdan altında kalacağı tavandan sarkan avizesini pahada ağır yükte hafif yenisiyle değiştirmeyi düşünüyordu,eskisi iş görürken sadece modaya uymak istediği için veya duvarların boyasını değiştirmeyi, birkaç saat sonra tozdan başka birşey olacağını düşünemeden, belki de reklamlarda gördüğü araba için plan yapıyordu.Önündekinin hareketine göre otomatik fren yapan araba için, ah ne kadar güvenliydi o araç kaza riski düşüktü,yaşama şansı yüksekti biraz daha çalışılabilinirdi sırf bunun için.

Ama olmadı,ne arabaya koşabildi bir önceki güvenlik ödülünü alan arabasına ne de ömrünü ipotek ettirip çektiği krediyle alabildiği evinden çıkabildi.Bulaşık makinasının kimyasalları az konulduğu için kararan eskisinin yerine aldığı yemek takımının porselenleri , kataloglardan beğenerek aldığı eşyaları, toplumun kendine bakmaksızın aferin büyük adam oldu!!! demesine yol açan evi,arabası ile birlikte yok oldu gitti.Artık oyun bitti onun için sonsuza kadar,herşey geride kaldı bir daha anlamı olmayacak şekilde.Toprağın altında saat çalışmaz çünkü,ne gün doğacak ,ne batacak,sadece bekleyecek belki de ertelediği tatilleri düşünerek sevdikleriyle daha uzun zaman geçiremediği,bekleyecek yaptıklarının ödülü olarak,

Peki biz ne yaptık,sallandık,korktuk...Çünkü ya hazır değildik ölmeye ,ya daha erkendi,ya da ölümden sonrası için yeterince level atlayamamıştık dini konularda,bekledik sadece.O panikle bunlarsız yaşayamam dediğimiz çoğu şeyi gözümüz bile görmeden kaçtık değerlilerimizin arasından, içindeyken yıkılmasından korktuğumuz evin yanıbaşında beklemek için. Çünkü bu durumlarda güvenli son boş alan şu an inşaat alanı, yeni yapılacak site için.Kapının önünde dikilirken apartmanda yaşadığımız insanları gördük belki bir çoğunu ilk kez. Bir kısmını tanıyorduk, bencilce asansöre yanlız binmek için beklemediğimiz anlardan ya da selam vermediğimiz sabahlardan,günaydın değerli bir kelimeydi çünkü hakedene verilmeliydi sadece.

Kalp hastasının pili gibi yanımızdan ayırmadığımız telefonlarımız çekmiyordu mecburen konuştuk birbirimizle hep aynı mevzular üzerinde önce nasıl korktuğumuzu,apartmanın durumu, sağlamlığını,eski depremleri,yaşanmış hikayeleri,sonra kıçımız dondu ee alışık değildik soğuğa,ölmeyeceğimize de kanaat getirmiştiK. Söz vererek ayrıldık 15 dakikalık komşularımızdan bundan sonra beraber birşeyler yapmak için inanmayarak ve inanılmayarak. Merak içinde televizyonlarımızı açtık kanallar çoktan parsayı toplamaya başlamıştı.Uyuyan mühendisler kaldırılmıştı yataklarından ezbere büyük laflar ediyorlardı,her depremde biraz daha yaşlanarak.Herkes programına göre birşeyler yapıyordu. Haberler, spikerler aracılığıyla olayın acısını ekranı delip bize yaşattırmaya ant içmişti,soytarı takımı şarkı türküyü bırakıp hayat hakkında yorumlar yapıyordu,dini programlar bile az veren candan çok veren maldan diyen yaşlı kadınlar misali ellerinde olan tek şeyle seyirci çekiyordu ,deprem duası...

Yattık,yastığa kafamızı koyunca o sessizlikte kendimizle başbaşa kaldığımızda,acaba dedik acaba sürdürdüğüm yaşamda gerçekten mutlu muyum,kendim için ne yapıyorum,neden sevdiklerimi ihmal ediyorum,o kitabı hala bitiremedim,şunu yapacaktım neden erteledim ve anlamsız sözler verdik kendimize daha mutlu, daha dolu dolu yaşamak için,mutlu olduk ,tebrk ettik kendimizi ve gülümsedik tastik ederek hayallerimizi. Ama sadece birkaç dakika sonra unuttuk sabah iş vardı ne giyecektik,bu telefon neden çekmemişti, hattı değiştirmeliydik belki yeni bir telefon uygun olurdu,üst kattakinin ayakkabısı ne güzeldi ondan almalıydık,uyuyana kadar böyle devam etti gitti.Herşey bitmişti ölmeyecektik,hayaller için süre vardı daha planlar için, biraz daha maaşlı köleliğe devam edebilirdik.

Son olarak ağustos depreminde kafamı kaldırıp gökyüzüne bakmıştım,herkes koştururken ben yıldızları seyretmiştim o kadar güzellerdi ki, o güzelliğin altında ölseniz bile sadece ölseniz bile inanın ki boşu boşuna yaşamamış sayılırdınız...
Etiketler: Boş Etiket Ekle / Değiştir
Ana Sayfa Bölümleri
Diğer

Yorum

  1. leventsaritas Avatarı
    • |
    • (Bu Mesajın Linki)
    ellerine sağlık bu aralar böyle ritmik yazılara az raslıyorum. ya dergilerden çıkıyor yada nette bir blog da tesadüfen karşılaşıyorum benzer bir yazıyla. teşekkürler