View RSS Feed

Hodbin Böyle Diyordu!

Hodbin Böyle Diyordu:ŞEHİR!

Değer Biç
Yürüdü, bir tepeye tırmandı. Hemen aşağıda bir kasaba vardı. Güneş ışıklarıyla o kadar aydınlatmıştı ki, bu kasabayı, insanların yüzleri kilometrelerce öteden görülebilecek gibi parlıyordu. Neşenin vatanı burası olmalı, diye düşündü. Kasabanın tam ortasında bir havuz, havuzun etrafında menekşeler, onların etrafında; kızlar, erkekler; hızlı yürüyenler, yavaş yürüyenler; yürümeyip, zevzeklik edenler; daha dışarıda kafeler, postaneler, pastaneler, kütüphaneler, gökdelenler, bankalar…


Oturup seyretti onları, saatlerce. Gözleri bir hayalet gibi dolaştı sokaklarda, pencerelerden içeri süzüldü… parkta, sevgililerin arasında oturdu; hızlı hızlı işlerine giden takım elbiselilerin peşlerine takıldı, Seyrettikçe yalnızlığı arttı.


“Ben kainatın içindeyim, bir kainat ta benim içimde. Dönüp duruyor insanlar, şehirler, ülkeler ... Gözlerim, kulaklarım büyüttükçe büyütüyor o kainatı içimde. Ama ne garip, o büyüdükçe ben küçülüyorum, yok oluyorum sanki. Oysa, yeterdi bana küçük, küçücük bir alem: iki kuş, bir ağaç bir ben , bir de yar olsa. Ama hiç açılmayaydı gözüm!


Evet, yetmez bana artık kendi küçük dünyam. Çünkü gördüm, güneşin altında neşeyle yaşayanları.


Göz yalnızlıktan kurtarmıyor, arttırıyor hatta. Yetmiyor, televizyon gibi seyretmek insanları. İnsan bilinmek, başkalarının gözbebeklerinde kendi siluetine rastlamak istiyor. O zaman varabiliyor, var olmanın tadına.
Çünkü bilinmek insanoğlunun en biricik psikolojik ihtiyacı. Sonraki: sevilmek. Sevilmeden büyüyen insan psikopat olur. Bilinmeden büyüyen insan, ölür.”


(sonraki bölümün başı)

aşk


Madem, önce aşk vardı… madem, kainat muhabbetten hasıl oldu… madem, İskender Pala yok satıyor…
Etiketler: Boş Etiket Ekle / Değiştir
Ana Sayfa Bölümleri
Diğer

Yorum