Öğrenilmiş çaresizlik: Sakatlık [Tartışma]
-
Mesaj Gönderim Zamanı: 16.04-2010 02:12
#1
Öğrenilmiş çaresizlik: Sakatlık [Tartışma]
Öğrenilmiş çaresizlik,kişinin herhangi bir durumda çok sayıda başarısızlığa ugrayarak,bir şey yapsada hiçbir şeyin değişmeyeceğini,olayların kendi konturolunde olmadığını,o konuda bir daha asla başarıya ulaşamayacağını düşünüp,bir daha deneme cesaretini kaybetmesidir.
Öğrenilmiş çaresizlik,geçmişteki acı deneyimlerden çıkarılan negatif şartlanmaların bugünkü davranışları belirlemesidir.. daha önceki denemelerde karşılaşılan başarısız sonuçları, kendini sınırlayacak şekilde yanlış yorumlamaktır..
Öğrenilmiş çaresizlik hepimizin içinde az yada çok vardır. kimbilir neleri defalarca denedik, yanıldık. başarısız olduk umudumuz kırıldı.. çaresizlik içimize öylesine sinsice siniyor ki şartlar değişse dahi zihin haritamız değişmiyor bir daha denememeyi öğreniyoruz ve ezberlediğimiz bir yaşam sürüyoruz..
Öğrenilmiş çaresizlik ve atalet (eylemsizlik hali), insanın potansiyelini kendinden çalıyor.düşlerini çürütüyor. özgüvenini eritiyor, cesaretimizi kırıyor.. kazanmayı degil, kaybetmeye katlanmayı öğretiyor..
evet arkadaşlar belki elden koldan yoksun bişeylere tutunamıyoruz, belki ayağımız işlevini yitirmiş yüreyemiyoruz, belki dünya güzelliklerini göremiyoruz ve belki de ruhumuzu şaha kaldıracak iki çift söz işitme şansımız yok.. a z buz eksiklik degil bunlar..
ama arkadaş kabullenmek sana yakışmıyor.. kabuğundan çık, potansiyelini taarruza geçir.. çok cephede savaşmana ve tüm olumsuzluklara ragmen kendi kurtuluş savaşını başlat.. kaybecek daha neyin var ki?
verdigin etik mucadelenin yaşarken kazandırdıgı getirilere ek son nefesinde dahi mucadelen meyvalarını verecek.. gıpte edilen. örnek alınan saygı duyulan olacaksın..
Not: konunun başlangıcı bir kitapta geçiyor..düşündüm ölçtüm,tarttım ve ikinci paragraftan itibaren kendi kendime verdigim gazı sizlerle paylaşayım istedim
-
Mesaj Gönderim Zamanı: 16.04-2010 18:03
#2
Sevgili Mask, iyi etmişsin, hoş etmişsin de "bujide arıza varsa" ya da "benzin deposu tamtakırsa" dünyanın gazını versen kaç yazar?
Önce arızayı düzeltip, depoyu doldurmak gerekmez mi?
Yani, donanımı/bilinci tam olan (benzin deposunu fullemiş), bunları adam gibi sorgulayıp, tartışıp, yargılayabilen (bujisi sağlam) kaç sakat biliyorsun ki, kendi kendine GAZ versin? Ya da başkasının verdiği gazla hareket edebilsin? "Kaybedecek bir şey yok" ama arabayı hareket ettirecek bir şeylerin de olması gerekmez mi?
Bakma sen o kitaplara, dergilere*.. Onların entel-dantel düşünceleri, janjanlı kelimelerle süsleyip pazarlamakta üstlerine yoktur.
Ama çoğunun ayakları yere basmaz, "vaziyet-i coğrafya"yı bilmezler, hesaba katmazlar,sorunlara yapıcı ve kalıcı çözüm önermeyi beceremezler.. Mağduriyet edebiyatı yapıcılarının ve sadaka ekonomisi uygulayıcılarının kazanmasının bir nedeni de bundandır..
* Yanış anlaşılmasın. Okumayın demiyorum.. Tam tersine okuyun ama her cepheden eleştirmeyi becerin!
-
Mesaj Gönderim Zamanı: 16.04-2010 18:44
#3
yazılanları okuyup, baben in yazdıkları için biraz cesaret kırıcı diye düşünürken resimlerinize bakmak her şeyi açıkladı
-
Mesaj Gönderim Zamanı: 16.04-2010 18:51
#4
-
Mesaj Gönderim Zamanı: 16.04-2010 19:18
#5
Engelimle tanıştığım ilk zamanlar bana öyle ağır gelmişti ki,adeta yıkılmıştım ve hep kendime ''neden ben'' sorusunu soruyordum.Çok bunalımlar atlattım,çok ağladığım zamanlar oldu,çok düşündüm ve zamanla anladım ki:
Bizler bu dünyada birer yolcuyuz.Ömür hızla akıp giderken asıl önemli olan yolculuk değil menzildir yani varacağımız yerdir... Hepimizin yolculuğu yani imtihanları türlü türlüdür. Hiçbirimiz bu dünyadan zevk almak için yaratılmadık... Yaratılışımızın bambaşka bir gayesi var.. Önemli olan da bunun farkında olabilmek... Bu ömür nasılsa geçiyor.... zenginine de fakirine de geçiyor...... hastasına da sağlıklısına da geçiyor..... Asıl önemli olan bekaya ulaşabilmek.....Bence bizler çaresiz değiliz......Aksine çare biziz...
....Ve bizler yani engelli kardeşlerim ve ben Yaradan tarafından özel olarak seçilmiş insanlarız..... Eğer sabredersek,kötünün de kötüsünü düşünüp halimize şükredersek bu fani alemden bekaya geçmek için bu engeller bize sunulan birer basamak olacaktır....Bu dünyada neyin eksikliğini çekiyorsak eğer halimize sabreder de isyan etmezsek ahirette ve cennette kat be kat fazlasıyla inşallah mükafatlandırılacağız
..Sadece bu dünya için yaratılmadığımızın farkına varıp da ömrümüzü sadece bu dünyaya vakfetmezsek ahiretimizi de düşünürsek,engelimizin karşılığında cennette bize sunulacak olan mükafatları düşünürsek engelimizi Cenabı Allahın bize verdiği bir emanet ve hediye gibi değerlendirirsek aldığımız her nefesde mutluluk duyarız....Bence engelimizle mutlu olabilmenin tek yolu sabır,şükür ve ubudiyetten geçmektedir.....Ne mutlu ki hakkıyla sabredip şükreden ve ubudiyet vazifesini yerine getirenlere!....
-
Mesaj Gönderim Zamanı: 16.04-2010 21:01
#6
İnsanın hal hareket ve davranışlarını büyük oranda belirleyen yer bilinçaltıdır.Mutluluk, mutsuzluk, cesaret, güven, savunma mekanızması gibi ruhsal durumların belirleyicisi konumundadır.)Bilinçaltı nasıl ve neye göre çalışır.Genellikle dışardan gelen yoğun dış ve içerden gelen yoğun iç uyarıların etkisiyle çalışır.Negatif sinyaller gönderilen bir bilinç altından bizi pozitif eylemlerin içerisine sokmasını bekleyemeyiz.Bu yüzden yaşamımız boyunca kendimize hep olumlu ve ileri doğru hareketimize yol açacak telkinler yapmalıyız.Bu telkinlerimiz dışardan gelecek olumsuz uyaranları bastırabilecek güçte olmalıdır.Öğrenilmiş çaresizlik ve buna benzer konuları okuyarak işimize yarar hale çevirebilmek,bize çok şeyler katacağına inanıyorum.
-
Mesaj Gönderim Zamanı: 16.04-2010 23:18
#7
-
Mesaj Gönderim Zamanı: 17.04-2010 00:01
#8
Sevgili Mask ..
Bence ''sakat''lığı yenmenin bam teli buraya yansıttığın düşünceler .. Öğrenilmiş çaresizlik daha çok hayvanlara öğretme biçimi olarak kullanılır.. Sistem/toplum insanları kodlarken bu yöntemden çok yararlanır.. Başını her kaldırdığında bir yumruk/cetvel/cop/küfür gelmesi karşısında öğrendiğin şey uyum ve baş eğmektir.. Bedenine karşı her baş kaldırdığında ondan gelen yanıt pek mutlu etmez bizi .. Eeeeeee ne olacak? Çaresizliği öğrenince (ayılar tef çalınca ayağa kalkıyor ya onun gibi yani) ona karşı çıkmayacakmıyız?
Özellikle sakatlar, zaten öğrenilmiş çaresizliklerle dolu beyinlerimiz.. Ben yıllardır sakatlara bu yaşama sıkı sarılın diyorum.. Başka yaşam yok diyorum..Mutlu olmak için tek yapmanız gereken size toplumun öğrettiği her şeyi unutun ve kendi kişiliğinizi kendiniz kurgulayın diyorum.. Kolay mı bunlar? Kolay demem .. Ancak yöntem doğru olursa zorda değil.. Bu öğretilmiş çaresizlikle kodlanmaları, aklınıza gelen her yolla taşlayın diyorum ben.. Şeytan O çünkü..
-
Mesaj Gönderim Zamanı: 17.04-2010 00:35
#9
Bu kişisel gelişim kitaplarının tam bir gaz olduğunu düşünüyorum. Mümin Sekman'ın kitabından herhalde bu da. O yazar böyle şeyler genelde. 
Bu öğrenilmiş çaresizlik 3 grup köpeğe uygulanıp deneylenmiş birşey, ancak kim demiş insan denen yaratığın o köpeklerden farklı olduğunu?
Amerikan iç savaşını hatırlarsınız mutlaka. Lincoln 19. yüzyılın ortalarında köleliği kaldırır, Martin Luther King bundan 100 sene sonra "I have a dream" başlıklı bir konuşma yapar. MLK'nin söylediği gibi o ulus ayağa kalkmış mıdır? Eh bir nevi kalkmıştır, ancak tam anlamıyla değil. Çaba harcanmış mı harcanmış.
Peki ya Auschwitz? Peki Şatilla kampındaki insanların durumu? Sinirlendim şimdi günlüğüme gidiyorum.
-
Mesaj Gönderim Zamanı: 17.04-2010 05:21
#10
Sevgili mask;
Bu işler (depoyu fulleme ya da donanım/bilinç kazanma işi)o kadar kolay olsaydı ne o arkadaş o kitabı yazmaya gerek duyardı, ne sen alıntı yapıp bize okuttururdun, ne de biz şakayla karışık cevaplar verme durumuna düşerdik!
Kolay değil!
Çünkü insanoğlu/kızı; "gazı/benzini" o sinek avlayan istasyonlardan almıyor! Yüzlerce yıldır yazılmış milyonlarca kitap, dergi vb. var.. İşte budur insan denen varlığın bireyse donanımı/bilinci (yani yakıtı, gazı/benzini..)
Değil bu "tartışmaya tanık olmak", katılmak bile yeterli olamaz hareket için.. Dediğin gibi; "cesaret" işi falan da değildir!.. Hele bir yeterli ve gerekli ortam oluşsun; o yok dediğin cesaret öyle bir ortaya çıkar ki.. Ağzımız açık kalır..
Yani her hareket; "kendi "cesaret"ini kendi yaratır!"
"Bujilerde problem yok!" demişsin ama.. Bak ben bujinin tanımını yukarıda sıralamıştım: " bunları adam gibi sorgulayıp, tartışıp, yargılayabilen " demiştim. Yıllardır buralarda yazıp çiziyorum; gördüğüm gerçekten sağlam "bujili", kendi kafasıyla düşünebilen, sorgulayan, tartışan" eleman sayısı 2 düzineyi bulmaz.
Bunlar da hiç ama hiç bir şeye yeterli değildir!!
Evet, bu olasılık hiç yok!
"Vaziyet-i coğrafyayı" bilen bir eleman, çok az kimsenin günlük hayatında kullandığı o "janjanlı kelimeleri" sıkça kullanarak kendini dışlamaz, sıradan insanlara tepeden bakıyormuş izlenimi yaratmaz vb! -Ki bunun içimizden biri olması ya da olmamasının hiçbir önemi de yoktur! Kendi bilir
-
-
Mesaj Gönderim Zamanı: 18.04-2010 15:01
#11
Baben baba ..
Güzel düşünceler genelde tek bir kaynaktan çıkar, ona diğer katılanlarla büyür ve hedefe birlikte gidilir .. Sen bu sitede bu sayıyı 2 düzine tespit etmişsin .. Harika bir sayı bu bence ..
-Demokrasi diye yırtınan partilerde kararları bir kişi düşünür ve verir!
-Yasama yapılırken mebusların görevi düşünmek değildir.. Liderin kararını onaylamaktır.. Koskoca demokrasimiz 3 kişiliktir bizim .. 3 partimizdeki herkesi onlar seçer, onların düşündükleri partinin düşüncesi olur.. Ülkemizdeki herkes de onların düşüncesini tartışır.. Başka düşünenlere rağbet edilmez zaten..
-Geçen hafta TSD nin Kemerdeki başkanlar toplantısına katıldım (Ben başkan dostu olarak katılıyorum toplantılara ama galiba onları burada yazarak onlara ihanet ediyorum.. Ancak yüzlerine söylediklerim burada yazdıklarımın yanında hafif kalır.. Mesela sizin mesleğiniz olmuş artık başkanlık, emeklilik hakkınız bile yok diyorum.. Ölünceye kadar başkan/yönetici kalmak zorundasınız siz diyorum..) oradaki manzarayı görsen inan 24 sayısının ne kadar büyük olduğunu anlardın.. Orada hiçbir sakat sorunu tartışılmadı.. Sakat psikolojisi, ötekilik, öteki bilinci, karşı duruş yada toplumsal/devletsel sakat kırım politikası
tartışılmadı.. Tek tartışılan devlete yamanma, derneklerin akçeli sorunları idi.. En çok da devlet bize versin, biz dağıtalım diyorlar .. Niye acaba? Tek aykırı ses yoktu işin garibi..
İşte yurdum insanının demokrasi ve örgütlerdeki durumu bana göre bu.. Öğrenilmiş çaresizliği tartışmak, var oluşçuluğu tartışmak kadar güzel geliyor bana burada.. Zaten o bulgu bizim için bulunmuş bir kavram değil.. İnsanın kodlanmasının nasıl olduğunu anlatan bir kavram.. Bence en iyide bizi anlatıyor.. Hele sayı senin dediğin kadar varsa yaşadık demektir..
-
Mesaj Gönderim Zamanı: 18.04-2010 20:15
#12
-
Mesaj Gönderim Zamanı: 19.04-2010 19:27
#13
-
Mesaj Gönderim Zamanı: 19.04-2010 20:04
#14
-
Mesaj Gönderim Zamanı: 19.04-2010 23:11
#15
ayrıca;
engelli engeliyle barışık olmalı diyoruz ya !
o kısımda enterasan aslnda insanlar hangi sorunları olursa olsun kronıkleşmiş tüm sorunlarında bir gün geliyor barışık oluyor bir gün geliyor küskün bunda istikrar aramak gerçeklikten uzaklaştırır bizi.Elbette mevsimler gibi bizlerde yaşamımızda barışıp küseceğiz....
ama engellımızi kabullenir ve birazda gayret içinde olursak yani engelimizin engel olmadığı konulara odaklanırsak emın olun mutlu olmamamıza neden yok.
Bide ha gayret diyipte ortak çözümler için mücadelede ettik mi tamamdır bu iş diyorum
Mesaj Gönderim Yetkileriniz
- Yeni konu açamazsınız
- Konuya cevap yazamazsınız
- Mesajlarınıza dosya ekleyemezsiniz
- Mesajlarınızı düzenleyemezsiniz
Forum Kuralları