+ Konuya Cevap Yaz + Yeni Bir Konu Aç
Sayfa 1 / 3 1 2 3 SonSon
Toplam 37 mesajın 1-15 arasındakiler
Arkadaşıma ve tüm engellilere nasıl davranmam gerektiğini bilmiyorum!? [Tartışma]
      
Click here to increase the font size Click here to reduce the font size
  1. #1

    Standart Arkadaşıma ve tüm engellilere nasıl davranmam gerektiğini bilmiyorum!? [Tartışma]

    Özgür Bedenler: Engelli araç sistemleri
    Özgür Bedenler: Engelli Asansörlerinde Çözümün Adresi
    Lamira - Easy Life: Engelleri kaldırır...
    Engelli araçlarına özel Türkiye'nin ilk ve tek kaskosu
    Ottobock. Ortez, protez ve tekerlekli sandalye. Kişiye özel mobilite çözümleri. Daha fazla bilgi için hemen tıklayın!
    İMC Medikal: Akülü Sandalyeler, Manuel Sandalyeler, Akülü Engelli Araçları, Ayağa Kaldıran Sandalyeler, Walker ve Yürüteçler, Koltuk Değneği ve Bastonlar, Klozet Oturakları, Yedek Parça ve Aksesuarlar
    Bir arkadaşım var. Adı Gül. Çok şirin bir insan. Kendisi cüce. (Cüceliğin tıp literatüründe bir adı var mı? Adı varsa bile ben bilmiyorum. Siz topal olsanız bir arkadaşınız sizi başkalarına anlatırken topal bir arkadaşım var derse buna alınır mısınız? Belki topallığı veya körlüğü başka başka sözcükler ile anlatabilirsiniz. Ama cücelik nasıl anlatılır gerçekten bilmiyorum. Varsa öğrenmek isterim. )

    Gül’le bir yıl önce tanıştık. Gül bana göre başarılı biri. Çok güzel bir işi var. Araba kullanıyor. Geçen gün evine davet etti beni. O zamana kadar cüce biri nasıl yaşar, neler yapar ? Bu konuda hiçbir düşüncem yoktu. Belki bu yüzden evine gidince şaşırdım. Kendimi ayrı bir zamanda, ayrı bir uzamda duyumsadım. İçimden gelenleri bir türlü paylaşamadım Gül’le. Mutfak tezgahından tutunda banyodaki lavaboya, tuvalete kadar her şey ona uygundu. Mutfakta yemek pişirdik birlikte. O tencereler, o kepçeler, o sandalyeler…

    Her şey kendisi gibi mini miniydi. Bu şaşkınlığımı dile getiremedim bir türlü. Yoksa ben bir masal dünyasının içinde miydim? Ben Sindirella’ydım. O da yedi cücelerden biri… Ne garip bir duyguydu! İçimdeki ses sürekli “aaaa” diyor, öteki iç sesim “sakın bu şaşkınlığını açığa vurma “diyordu. Evet, korkuyordum. Gülü incitecek, onun farklı olduğunu duyumsatacak herhangi bir şey söylemek istemiyordum. Çünkü Gül’ün çok ince duygulu, biraz içine kapanık, biraz sinirli olduğunu biliyordum.

    Geçen gün kitap fuarına gittiğimizde de öyle yapmamış mıydı? Yolda yürürken nasıl olduysa olmuş yine onu arkada bırakmıştım. Aslında birlikte yürümek için çok çaba harcıyorum. Ama kimileyin Gül o kadar yavaş yürüyor ki buna uyum sağlamakta zorlanıyorum. Bazen onu arkada unutuyor, yürüyüp gidiyorum. Alışkanlıkları bırakmak çok güç sanırım.

    İşte o gün arkamı döndüğümde Gül’ün dokuz- on yaşlarında bir çocuğa bağırdığını gördüm. “ Terbiyesiz! “ diyordu. Gözlerinden ateş fışkırıyordu. “ Ne var! Gülecek! Hiç mi cüce insan görmediniz “ diyerek avaz avaz bağırıyordu. Hemen ters geri döndüm. “ Boşver! Aldırma! “ diyerek kolundan tuttum. Onu yatıştırmaya çalıştım. Yolda yürürken böyle davranmasının yanlış olduğunu söyledim. O ise diretiyordu. “ Hayır! “ diyordu. “ Ben özellikle bağırıyorum. Bir daha başkalarına yapmasın. Yanında annesi de var. Çocuğuna yanlış yaptığını söylesin istiyorum.”

    Kendimce Gül’ün tutumunu çok abartılı buldum. Demek ki içindeki kompleksi atamamıştı henüz. Yoksa bu kadar aşırı tepki vermezdi. Sonra onun yerine kendimi koydum. Ben onun yerinde olsa ne yapardım? Bunun yanıtını bulamadım henüz.

    Peki sizler böyle durumlarla, olaylarla karşılaştığınızda ne yapıyorsunuz? Ya da yapılması gereken nedir? Bu toplumdaki insanları nasıl bilinçlendirmeliyiz ki, bu ve benzeri olayları yaşamayalım?

    Sonra kitap fuarını gezdik birlikte. Her yayınevinin önüne gittiğimizde yüreğimin içine bir şeyler saplandı sanki. Aklım hep Gül’deydi. Çünkü kitaplara dokunamıyordu bile. Yalnızca uzaktan seyrediyordu. İnsan kalabalığının arasında onu kaybediyordum kimi kez. Bir sürü gövde… Bir sürü bacak… Gül yer yarılıp yerin dibine giriyordu sanki… Onu bulduğumda içimde bir sevinç… İçimde bir ışıltı… Ama yüreğimde büyüyen bir öfke… Herşeyi yakıp yıkmak istiyordum. Al! Sizin dünyanız bu işte! Sizin fırsat eşitliğiniz bu! Kasiyerlere, satış elemanlarına bağırmak istiyordum. Ya da önümden gelip geçen herkese! Neler oluyordu bana? Aklımı mı yitiriyordum?

    Peki ya Gül? Kimbilir! Neler yaşamıştı? Ne acıları biriktirmişti yüreğinde… Keşke bunları sorabilseydim ona… Keşke içinde esen kasırgaları durdurabilseydim? Hiç bir şey yapamadım. Ama bir şeyler yapılması gerektiğinin farkındayım. O ne?

    Hey ! Jan Jak Russo! Senin söylediklerin kulaklarımda bir ezgi… Evet, ruh da beden gibidir. Bedenin de ihtiyaçları vardır. Tıpkı ruh gibi… Kitaplardan öğrendim ruhumu genişletmeyi… Ama kitaplara dokunamadığım bir dünya hiç aklıma gelmemişti. O gün anladım nasıl bir şey olduğunu… Gül’le birlikte…

    İnsanlar özgür doğarlar. Peki! Bizi köle yapan ne? Bunun yanıtını biliyorum kuşkusuz! Nerden nereye geldim? Aslında bunları yazmayacaktım.

    Aslında sorun şu… Gül’e nasıl davranmam gerektiğini bilmiyorum. Onu incitmekten, onu kırmaktan korkuyorum. Ona soru sorarak yaralarını deşmek istemiyorum. Ailesinin tek çocuğuymuş. Neden böyle olduğunu soramadım ona. Neden ailesinin başka çocuk yapmadığını soramadığım gibi.

    Yoksa ben bu konuyu kafamda çok mu büyütüyorum? Neden aklımda hep bir önyargı var? Sakat olmak acı çekmek midir? Bugünlerde televizyonlarda şu tartışılıyor. “Engelli bir çocuğunuz olacağını öğrenseydiniz aldırır mıydınız? “ Bu soruyu eskiden sorsalar “evet” derdim. Şimdi değişen ne?

    Gül’le geçirdiğim saatler… Onunla zaman geçirmekten müthiş keyif alıyorum. Ayaklı kütüphane gibi. Onunla resim sergisi gezerken resim değerlendirmenin bile bilgiyle ilgisi olduğunu öğrendim. Gül düşüncelerimi biçimlendiriyor. Ben ruhuma bir şeyler katan insanlarla mutlu oluyorum.

    Kimbilir! Gül gibi daha nice insan vardır. Onları tanımak, onları keşfetmek isterdim. İkiyüzlülüğün, yapmacılığın olmadığı bir dünya düşlüyorum. Peki! Bunun sınırını nasıl belirleyeceğim?

    İşte bu aşamada şu soruyu sormak istiyorum.

    Alıngan bir insan nasıl kazanılır?
    Ona hangi doğru sözcükleri bulup kullanacağım?
    “Cüce” dersem kızar mı?
    Cüceliğin insan ruhunda yaptığı tahribatı sorsam gücenir mi?
    Toplumda insanlar cüceliğe olumsuz bakıyorlar. Bu toplumu aydınlatmak için birlikte neler yapabiliriz?
    Yoksa bende mi sakatlığa çok olumsuz yaklaşıyorum? Sakatlık olumsuzluk değil mi? Peki! Bu yaşadıklarımız ne?

    Sorular… sorular…

    Bu konularda düşüncelerinizi merak ediyorum. Paylaşır mısınız?

  2. #2

    Standart

    Çok güzel bir paylaşım, teşekkürler.

    Bu soruların cevapları kişilere göre değişir. Bazısı mesela alınmaz biçok şeyden, bazısı alınır. Yani "sakatlar böyledir" diye bi şablon yok, olamaz da zaten. Ama sürekli dışlanmanın yarattığı psikoz vardır mutlaka birçoğumuzda. Bu da bizleri bazen alıngan ve agresif yapabiliyor. Ama bu genellikle tanımadığımız kişilere karşı ortaya çıkar.
    Bence bu yazının bir çıktısını alıp arkadaşına versen seni kucaklar, güler ve o andan itibaren aranızdaki son perde de kalkar, çok daha iyi arkadaş olursunuz.

    Cüce ya da sakat deme ihtiyacı nerede hissederim ben. Mmmm, bir defa onun yanında ona cüce demem, sakat da demem. Bu ondan alınacağı için değil, bu lafı etmeme gerek olmadığı için böyle. Herkes görüyor, herkesin olduğu ortamda 'kadın angel'm" ya da "erkek Bülent" dememek gibi...
    O ortamda bulunmayan üçüncü bir kişiye O'nu anlatmam gerekirse, o zaman, " Esra, hani kısa boylu olan" derim, yine anlaşılmadıysa kimden bahsettiğim,"cüce Esra" derim hiç çekinmeden. Çünkü üçüncü kişilere birini anlatırken, o kişinin en belirgin özelliğini söyleriz... tekerlekli sandalye kullanan Bülent, cüce Bülent, bir kolu/ayağı olmayan Bülent, gibi gibi. Yanımda O varken telefnda başkasına O'Nu anlatmam gerekirse, "cüce" derim, gerekiyorsa tabii; çeknmem... Yeter ki lafın yeri gelsin...

    Şunu bilsin insanlar: Ben sakatım, ama bundan fazlasıyım da! Beni sadece sakatlığıma indirgemeyin yeter.

  3. EBİZ'de Araç kullanımı için özel donanımlar ve araca transfer sistemleri EBİZ'de onlarca marka ve model akülü sandalye EBİZ'de onlarca marka ve model manuel tekerlekli sandalye EBİZ'de onlarca marka ve model ayaga kaldiran akulu sandalye Tekerlekli sandalye kullanıcıları için özel olarak tasarlanmış pantolonlar EBİZ'de...
  4. #3

    Standart

    "Şunu bilsin insanlar: Ben sakatım, ama bundan fazlasıyım da! Beni sadece sakatlığıma indirgemeyin yeter."

    Bu söz hoşuma gitti.

    Belki bu yazdığım yazıyı Gül'e göstermem için biraz zamana ihtiyacım var. Çünkü onu yeterince tanımıyorum. Zaten tanısaydım bu kadar tedirgin olmazdım.

    Hayır, insanları asla görünüşlerine göre değerlendirmiyorum. Zaten anlatmak istediğim o değildi. Hani o sözcük ağzımdan kaçarsa... Ya da ne bileyim bir konuşma sırasında alışkanlarımız gereği söz edersem v.s. v.s. Yoksa insanlara tabii ki isimleri ile hitap edilir. Sanırım bunu bilecek yaştayım.

  5. #4

    Standart

    "Cüceliğin tıp literatüründe bir adı" var.. Dwarfizm deniliyor. Söylenmesi bile zor.. O yüzden pek yerleşememiş günlük yaşama..
    Konu ilginç.. Ama daha sonra devam etmeyi düşünüyorum.. ops: Şimdilik Bülent ve Selda'ya katıldığımı belirteyim. :wink:

  6. #5

    Standart

    diger arkadaşlarına nasıl davranıyorsan ve nasıl anlaşıyorsan öle davran

  7. #6

    Standart

    Angel'm, yazıdaki gözlemlerin ve sorgulamaların harika. Duyarlılık ve sorumluluk insana özgü. Yeter ki ortaya koyalım.

    Yaşamda kendiliğinden görmemiz gerekenleri eğer gözardı ediyorsak, alınacak dersler, sıradışı örneklerle önümüze çıkıyor. Bu, aslında toplumsal evrilimin bir yolu. Gül kardeşimiz orada bir yerde sıradışı bir yaşam dersi veriyor. Bu anlamda insan toplumunda "sakatlık" bir sıradışılık oluyor bence.
    Sıradan insanlar, sıradışı yaşamları farkedebildikçe kendilerini de sıradanlıktan kurtarmış oluyorlar.
    Bu durum da sosyal evrilimin bir mekanizması. Belki de sevgili Bülent için yeni bir başlık konusu.
    :lol:
    Sevgilerimle

  8. #7

    Standart

    Bence gül hanıma diğer arkadaşlarınıza davrandığınızdan farklı davranmayın. Ben kendi adıma böyle davranılmasını isterim. Ama bu herkese göre de değişebilir. Bazı arkadaşlarımızda daha özenli, daha ilgili davranılmasını isteyebilir (Böyle tanıdığım bir arkadaşım var, örneğin çayı geldiğinde şekeri atılsın ve karıştırılsın ister. Sakın yanlış anlaşılmasından yapamadığından değil biraz şimarıklık işte.). Gül hanım zaten yeri geldiğinde size nasıl davranmanızı isterse söyleyebilir. Yapamadığı işlerde yardım isteyebilir. Bir binaya geldiklerinde kapı zilini çalamadıkları zaman, bankamatikleri kullanamadıkları zaman, ankisörlü telefonları kullanamadıkları zaman, asansörlerde tuşlara basamadıkları zaman gül hanım gibi arkadaşlarımızın zor durumda kaldıklarını çok iyi biliyorum.

  9. #8

    Standart

    Sevgili angel'm,
    Düşünceleriniz o kadar ince ve zarif ki,insanların tamamı sizin kadar güzel düşünse sanırım hayat başka bir güzel olurdu.

  10. #9

    Standart

    Değerlendirmeleriniz için herkese teşekkür ederim. Aslında çok ince ve zarif birisi değilimdir: Kimileyin en son söylenmesi gerekeni en başta söyler, bir incir çuvalı berbat ederim.

    Gül’le arkadaşlığım bu yazıyı yazdıktan sonraki süreç içinde daha ilerledi. Eminim ki, zaman içinde birbirimizi tanıdıktan sonra birbirimizi daha iyi anlayacağız. Sanırım dostluğa giden yol, yavaş yavaş, özümsene özümsene olmalıdır. Ama benim bu konuda bir aceleciliğim var. Tanıdığım insanı, tanıdığım andan sonraki kısa bir süreç içinde tüm yönleriyle bilmek istiyorum. Acaba beni bu yazıyı yazmaya iten neden bu muydu? Belki de…

    Gül kardeşimiz orada bir yerde sıradışı bir yaşam dersi veriyor. Bu anlamda insan toplumunda "sakatlık" bir sıradışılık oluyor bence.
    Hem de nasıl? Bu sıradışı yaşamda kimi şeyler görünce benim de yaşama bakış açım değişiyor. Acaba ben kendi sıradanlığın içinde sıradışı bir yaşamla karşılaştığımdan mı ( onun evine gitmem, duyumsadıklarım v.s. vs.) çelişik duygular yaşıyorum? Bu da belki engelli insanların yeterince tanımadığımdan kaynaklanıyor.

    O kadar genel ifadeler kullanılmış ki, bu ifadelerden herhangi bir sonuç çıkaramadım ben.

    Diyelim ki, insanların nabzına göre şerbet vermeyen biriyim ben. Doğruyu dosdoğru söylüyorum yüzüne. Sen sakatlığı kompleks edinmişsin kendine diyorum. Çık bu dünyadan. Böyle içine kapanık olma. v.s. v.s. Alıngan bir insan böyle bir tutumla karşılarsa ne yapar? Benden uzaklaşır mı? Yoksa bir insanı olumlu yönde değiştirmek için önce onu yüceltmek mi gerekir?

    Sanırım çok ince ayrıntılara takılıp kalıyorum. Belki de bu siteden çok daha beni doyuracak yanıtlar bekliyorum.

    Sevgiyle...

  11. #10

    Standart

    Sevgili angel'm,

    Aradığın cevapları burada bulabileceğini sanmıyorum. Çünkü engelli ya da sağlam insanlara nasıl davranılır? diye bir kılavuz kitap yok. Bunların hepsi insana nasıl davranılacağı ile ilgili konular. Bilindiği üzere henüz öyle bir kitap da yazılmadı.

    Görünen engellilerin dışında bir de dışarıdan bakıldığında engeli görülemeyen insanlar da mevcuttur. Bu durumda onlara nasıl davranacağız?

    Bence bunu öğrenmek kişisel gelişim sorunudur ve bir anlamda sanattır. Yaşadıkça öğrenilen bir bilgidir. Kategorize edilmesi çok da mümkün değildir. Bu nedenlerden dolayı buradan alacağın cevaplar genel ifadeler olacaktır.

    Sonuçta Gül kardeşimiz ile senin arandaki ikili Insan ilişkisi özelliğinde olur. Sen ve o, bugüne dek deneyimlediğiniz yaşamdan elde ettiğiniz bilgileri benliğinizde işlemleyip bir davranış biçimi geliştireceksiniz.

    Yeni insanlarla tanışmanın dayanılmaz hafifliği cazibesi de buradan geliyor olsa gerek :wink:

  12. #11

    Standart

    İşte bu canımcım!!

    En doğru yanıtı vermişsin sevgili dostum.

    Gerçekten de hangi konu da olursa olsun her insanın ayrı bir dünyası olduğundan, olayları ele alış biçimleri, algıları, yorumları ve hassasiyetleri kendine özgü olacaktır.

    Bunu görmezden gelip bir tavır yada duruş oluşturmaya çalıştığımızda sanırım en büyük yanlışı orada yaparız. Bana iyi gelen bir başkası için kötüdür, yada tam tersi, denk gelme durumu belki olabilir ama kesin bir sonucu yoktur.

    Niye herbirimiz birbirimizi olduğu gibi kabul etme yollarını benimsemiyoruz diye düşünmeden edemiyorum.Yanlış yapmaktan bu denli çok mu korkuyoruz acaba? Yada kırılmaktan veya kırmaktan....

    Ama yol bu şekilde alınıyor, doğrusuyla eğrisiyle asla dümdüz gitmeyen bir yolun yolcularıyız sadece.

    Sağol alper, çok güzeldi....

  13. #12

    Standart SLM

    özel bir şekilde davranman gerekmiyor inan onunla biraz daha zaman geirince ve tanıdıkca ona ayak uydura bilirsin zamanla gelişir bu ve bişey bence de oturan boğa nın dediği ğibi bura dile getirdiğin duyğularını yani bu sayfanın çıktısını mutlaka okutmalısın o zaman işin dahada kolaylaşır çünkü ancak bu kadar anlatılabilir.

  14. #13

    Standart

    Sevgili Angel'm...

    Sıradışı olmak, sıradışı olanı aramak, sıradan olandan kaçmak benim mesleğim gibi bir şey...Burnum iyi koku alır bu konuda...Ama yanlış yerde arıyorsun sıradışılığı...Gizemli olan, sıradışı olan, senin arkadaşın...Kaynağı da engellilik değil, onun kişiliği...Yoksa engellilik matah bi şey değil...Sıradışı yapmaz insanı...
    Neysen biraz parlatır o kadar...Sevgiler....

  15. #14

    Standart

    Alıntı Alıntı Yapılan Kişi: angel'm
    bir incir çuvalı berbat ederim.
    BİR İNCİRE NE KADAR ÇUVAL SIĞAR ÇOK MERAK ETTİM
    SAKIN DALGA GEÇTİĞİMİ FALAN SANMA ARKADAŞIM,BANA TEBESSÜM ETTİRDİN,PAYLAŞAYIM DEDİM.

    YAZIN ÇOK GÜZEL AMA YORUMUMU DAHA SONRA YAPACAM,ŞİMDİ ÇOK UYKUM VAR :wink:

  16. #15

    Standart

    Özgür Bedenler: Engelli araç sistemleri
    Özgür Bedenler: Engelli Asansörlerinde Çözümün Adresi
    Lamira - Easy Life: Engelleri kaldırır...
    Engelli araçlarına özel Türkiye'nin ilk ve tek kaskosu
    Ottobock. Ortez, protez ve tekerlekli sandalye. Kişiye özel mobilite çözümleri. Daha fazla bilgi için hemen tıklayın!
    İMC Medikal: Akülü Sandalyeler, Manuel Sandalyeler, Akülü Engelli Araçları, Ayağa Kaldıran Sandalyeler, Walker ve Yürüteçler, Koltuk Değneği ve Bastonlar, Klozet Oturakları, Yedek Parça ve Aksesuarlar
    Alperstein! Ne biliyorsunuz belki de öyle bir kitabı ben yazacağım?

    Elbette var. Eğer kişiliklerimizi çözümlersek davranışlarımızın nedeni de çözebiliriz. Böylece neden-sonuç ilişkisi kurabiliriz.

    Her tekilin içinde bir genel olabilir. Örneğin, cimrilik.

    Eğer yaşamda herşeyi pratik olarak öğreneceksek, vay halimize! Keşke yaşam sizin dediğiniz gibi olsaydı! Sar başa! Bir daha yapma! Ya da yap! Ne güzel olurdu! Oysa yaşamda başka yollarda var. Tıpkı kitapların gösterdiği yol gibi.

    Kategorize etmek, toplumsal durumlara anlam vermenin bir yoludur. Böylece çok karmaşık bilgileri kategorize ederek çok basit şekilde algılayabiliriz. Ben de sizin dediğiniz sanatı öğrenmek istiyorum zaten.

    Evet, yeni insanlarla tanışmanın dayanılmaz cazibesini değil hafifliğini biliyorum ve düşüncelerinize katılıyorum.

    Peki! Kuyucak! Kişiliğimizi, yaşadıklarımız, çevremiz içinde yaşadığımız toplum oluşturmaz mı?

    Atom Karınca! Maşallah! Atom gibisin valla! Ne güzel de ayrıntıyı yakalamışsın! Valla! Ben de merak ettim şimdi! Sığdırmışım işte… Hani diyorum şöyle bir beyin yapsalar! Örneğin, midemiz zararlı yiyecekleri kabul etmez de hemen kusmak isteriz ya! Beyinde böyle olsa! Eksik ya da yanlış bilgi geldiğinde dışarı atsa!


 
+ Konuya Cevap Yaz
Sayfa 1 / 3 1 2 3 SonSon

Mesaj Gönderim Yetkileriniz

  • Yeni konu açamazsınız
  • Konuya cevap yazamazsınız
  • Mesajlarınıza dosya ekleyemezsiniz
  • Mesajlarınızı düzenleyemezsiniz
  • BB Kod kullanımınıza Açık
  • Efektler kullanımınıza Açık
  • [IMG] kodu kullanımınıza Açık
  • HTML kodları kullanımınıza Kapalı
  • Trackbacks kullanımınıza Açık
  • Pingbacks kullanımınıza Açık
  • Refbacks kullanımınıza Açık
 
alisveris.engelliler.biz: Manuel Tekerlekli Sandalye, Akülü Tekerlekli Sandalye, Scooter, Aktif Tekerlekli Sandalye, Çocuk Tekerlekli Sandalyesi, Koltuk Değneği ve Yürüteç, Ayağa Kaldıran Sandalye, Gündelik Yaşam Çözümleri, Karyola, Yatak, Yorgan, Rampa-Lift, Tekerlekli Sandalye Minderi, Engelli Asansörü, Araç Özel Donanımı