Sakat olmaktansa... Çekin sifonu gitsin! [Tartışma]
-
Mesaj Gönderim Zamanı: 17.12-2011 00:25
#46
-
Mesaj Gönderim Zamanı: 17.12-2011 01:51
#47
...
benim kavgamdır o, aşk diye tanınan
...
(İ.Özel)
-
Mesaj Gönderim Zamanı: 17.12-2011 09:32
#48
Dün haberlerde izledim,8 yıldır baktığı yatalak annesini boğarak öldüren oğlu gidip teslim olmuş ve şunları söylemiş''çok acı çekiyordu,acılarını dindirdim..!''Buyrun, bu da sevginin başka bir kanıtı olsa gerek!!!Bir anne evladının acılarını dindirmiş,kitap yazmış,ünlü olmuş(!)Diğeri de eş değer bişey yapmış ,annesinin acılarını dindirmiş..hapse atılıyor,anne katili damgası yiyor!Bunlardan hangisi suçlu peki?Bence vicdanları her ikisini de aynı şekilde suçluyordur!
-
Mesaj Gönderim Zamanı: 17.12-2011 17:43
#49
sukut'u vaveyla'nin sorusunu okuyup da, "birakin ötenazi yasallashsin, anneler ve evlatlar katil damgasi yemeden evlatlarinin ve annelerinin 'acilarini dindirtebilsin' (onlari öldürtebilsinler)" diyenleri duyar gibiyim...
annesini bogarak öldüren adami harekete geciren acaba gercekten annesinin acilari miydi yoksa kendi acilari mi diye sormadan edemiorum...
hic kimsenin sikintilarini, öyle korkunc kararlar alirken cektigi ishkencelerini ve acilarini hafife almak, kücümsemek gibi bi niyetim olmadigini bashtan söyliym ama kizini 'uyutturan' anneyle ilgili linkteki yaziyi okurken kullanilan dil midemi bulandirdi, bi de kitabi okusam kusarim heralde...
-
Mesaj Gönderim Zamanı: 18.12-2011 17:36
#50
ben aslında anlayabildiğimi düşünmüştüm, o linkteki yazıyı okuduğumda.. yani hak verebilmiştim bi bakıma..ta ki bugüne kadar.. hatta yarım saat öncesine kadar.. tam apartmanın önüne geldiğimizde..
komşularımızdan birinin kamyonu apartmanın önünde kontağı çalıştırılmış haldeydi.. aslında kamyonun etrafında kızları fln vardı.. yani kesinlikle hareket etmeyecekti.. en azından o dakikalarda.. bunu annemde bende biliyoduk.. yani kaldırımdan çıkıp apartmanın önüne geçmem için bize sadece on saniye gibi bi zaman lazımdı.. ama annemin gözlerinde öyle bi korku vardı ki.. sanki ben o kaldırıma çıktığım an skuterimle, kamyon hareket edip geri geri üzerime gelecekti..
sen diğer taraftan dolaş gel dedi bana..
o an bu başlık aklıma geldi, o linkteki yazı aklıma geldi..
ısrar etmedim,karşı çıkmadım.. sırf içi rahat etsin diye..
o gözlerindeki korkuyu, elinin ayağının birbirine dolaşmasını da unutacağımı hiç sanmıyorum..
-
Mesaj Gönderim Zamanı: 18.12-2011 21:37
#51
Aslında bizlerin ne kadar azimli ne kadar çalışkan ne kadar hayatı sevdiğimizi çok iyi anlıyorlar ve bizi aslında kıskanıyorlar. ve bir çok yerde onlardan daha başarılı olduğumuzdan bizi aralarına almıyorlar(küçük bir anektot bir zamanlar belediye başkanına iş ricasında bulundum.ne iş yapabilirsinki tahsilin ne dedi bina kolidorlarında boş gezenlerden daha çok işe yararım dedim.anons dairesini çok iyi götürebilirim şu anki üniversiteli ama mikrofona konuşmayı bilmiyor dedim.onun diploması var en azında cevabını aldım..
-
Mesaj Gönderim Zamanı: 18.12-2011 23:44
#52
Konuyu ve metini çok başarılı buldum. Bülent abi yüreğine sağlık...
Ben de şunları düşünüyorum. Bir evde yöneten kimdir baba değil midir? Bu ülkeyi yöneten Devletcik bizim bütün sorunlarımızın başıdır. Çünkü İnsanların insanca yaşaması için gerekli Sosyal Sorumluluklarını yerine getirmediği için engelliler kampanya malzemesi olarak görülmektedir.
Gelir dağılımında eşitlik, eğitimde eşitlik, sağlıkta eşitlik, sosyalleşmede eşitlik... Bütün bu görevlerini yerine getirse Engelli ve engel diye kavramlar yok olacaktır.
Engellilerin işi olsa, geçinebilecek kadar parası olsa Belediyelerden, Vakıflardan, Televizyonlardan yardım isteyecek mi? HAYIR!
Tüm insanlar eğitimli olsa (refah seviyesi eşit olacak ve saçma sapan yayınlarda TV'lerde olmayacak, Engellilere insan gözü ile bakılacak vs.), özellikle engelliler (eğitimli engelli ne kadar zor durumda olursa olsun TV'lerin haber konusu olmaz Örneğin ben) Eğitimde eşitlik derken, okula gidemeyen engellilerin okumaları için bütün imkanların verilmesi; servis, barınma, okul ihtiyaçları vs. temin edilse Engelliler daha bilinçli olacak ve kendilerini şartlar ne olursa olsun ezdirmeyecektir.
Sağlıkta zengin yaşasın fakir ölsün mantığı olmasa insanlar TV' lere ihtiyaç duymayacaktır. Zor koşullardan ötürü engelli insanlar hayatlarından bir kat daha bıkmayacaktır.
Sosyal yaşamda da aynı şekilde eşitlik olsa; tüm insanlar bizi her yerde göreceği için ilk defa görmüş gibi öküzün tirene baktığı gibi bakmayacaktır. Engelliler hayata daha umutla sarılıp, beyin ve beden olarak daha bi değişime uğrayacaktır. Engelinin verdiği acılardan Sosyal hayatta nefes alacaktır ki buda onun hayattaki gerçek yaşamın tadına varmasını sağlayacaktır. HER ŞEYDEN ÖNEMLİSİ KENDİNE OLAN ÖZGÜVENİN FARKINDA OLACAKTIR!
Şimdi bütün bunlar bu ülkede var mı? Hayır! Babamız olan Devletcik ( parti demiyorum devlet diyorum) adaletsiz mi? EVET. Hem de medyadan daha yozlaşmış, bizlere karşı yobazlaşmış...
Sizlere birçok örnek verebilirim. Belediyeler, Dernekler, Vakıflar Ülkenin bütün kurumları bizler üzerinden hem para kazanıp hem de reklam malzemesi olarak kullanmaktalar.
Soruyorum sizlere, Belediyelerin Mavi Kapak kampanyasına kaç engelli karşı çıktı. Hiç kimse. O kapaklar neden toplanıyor doğaya çok zararlı olduğu için toplanmaktadır. Belediyeler her sokağa katı maddelerin ayrıştırılması için özel çöp kutularını koymakla yükümlüdür. Belediyeler bunu yapmaktan kaçtı neden hem çöp kutularının maliyeti hem de bizler üzerinden reklamlarını yapmaktalar. Ha bir de biz insanların, nasıl ki kağıtları kağıt kutusuna atmadığımız için kapakları da kapak kutusuna atmayacağımızı bildikleri için bu kampanya yürütülmektedir. Bu kampanya da belediyeler reklamını yapmakta, vatandaş ise vicdanını temizlemektedir...
Ayrıca Engelliler bir birini, engelli aileleri engellileri benimsemiş değilken; Engelsiz insanların bize olan tutumlarını eleştirmek haksızlık diye düşünüyorum.
Dini konudan da ALLAH'ın çok adaletsiz olduğunu düşünüyorum. Bizi yarattığı kullara aşağılattığı için. ALLAH'ın adaleti yok ki kulun olsun! İnsan sevdiği kuluna acı verir mi? Cennette Cehennem de burası diye düşünüyorum.
Neyse;
BEN YAŞAMAYI VE İNSANI ÇOK SEVİYORUM
-
Mesaj Gönderim Zamanı: 19.12-2011 15:19
#53

Alıntı Yapılan Kişi:
Rekursion
okudun mu semacim?... ötenazinin 'sevginin son kaniti' olduguna ikna edebildi mi kitap seni?...
Evet kitabı okudum Reku’m , burada yazmıştım. Çünkü bu başlığa tam olarak uygun olduğunu düşünmüyorum.
En Son Hangi Kitabı Okudunuz ..?
Kitaptaki hikaye öyle herkesin algıladığı gibi bir ötenazi hikayesi değil , öldürücü iğne-ilaç uygulanmış değil.
Yarışın ortasında ayağı kırılan atlara yapılan uygulama gibi basite indirgemeyi ve bütün sakatları da içine alarak genellemeyi doğru bulmuyorum. Her vaka, her yaşanılan kendine özel hassasiyette.
Kitaba gelince … Tıp biliminin artık hastalıkları iyileştirmedeki yetersizliğinin kanıtı karşısında, tedavi yöntemlerini geri çekmeyi kabul ettiğinin hikayesi. Kişinin vadesi dolduğunda ya da kişi zorlayıcı tedaviyi istemediğinde kendini geri çekmeyi kabul ediyor (Leonetti Yasası)
Diyelim ki kansere yakalandığınızı öğrendiniz ve en son safhadasınız. Önünüzdeki süreç malum… Size tıbben yapılabilecek işlem önce kanserli bölgenin temizlenmesi ve ardından kemoterapi veya radyoterapi uygulanması gibi çok acı vereci bir süreç .Tıbbi tedavi ömrünüzü belki 3-5 ay uzatacak veya uzatmayacak bile. Bu anlamsız-sonuçsuz bulduğunuz tedaviyi reddetmek hakkına sahipsiniz. Vademin dolmasını tıbbın desteği olmadan beklemek istiyorum deme hakkına sahipsiniz. Bu tercihi yapan insanlara tıp sadece Palyatif Bakım ile destek veriyor. Bu süreci en rahat, en acısız geçirmesine olanak sağlıyor. Berivan’a da bu yöntem uygulanıyor. Tıbbın zorlayıcı tedavisi geri çekiliyor .
Kitabın dili , elbette bir annenin ağzından anlatıldığı için öyle mide bulandırıcı filan değil. Etkileneceğimi düşünerek özellikle yıllık iznimde okudum , hakikaten okurken bile zorluyor insanı. Ama ben o anneyi anladığımı düşünüyorum, yargılamıyorum. Aynısı benim başıma geldiğinde ne yapardım sorusuna ise cevabım yok. Evet halen netleşmiş değilim. Ahkam kesmek için ölümün ne olduğunu bilmek gerek diye düşünüyorum. Bilen varsa buyursun…
-
Mesaj Gönderim Zamanı: 19.12-2011 19:12
#54
Milattan Önce 360 li yillarda Brennus komutasindaki buyuk bir Gal ordusu Roma'ya saldirir. Baskent Roma'nin Akropolisi sayilan Capitoline tepesine cekilen ve sehrin yok olmasindan korkan Romalilar fidye karsiligi anlasma teklif eder. Komutan Brennus 1000 pound agirliginda altin ister ve kabul edilir. Ancak altinlar tartilirken Brennus hile yapar. Romalilar bunu farkeder ve sitem ederler. Bunun uze...rine Brennus kilicini ceker ve tarihe gecen sozunu eder; VAE VICTIS! Yani kahrolsun zayiflar. Yenilen ve zayif olanlara her turlu haksizlik mubahtir...
Sakatlar tipki kadinlar gibi birbirini besleyen iki temel yanlis koddan muzdariptir. Kapitalizm ve ataerkil kultur. Ataerkil kulturun kodlarinda sakat beden erkege aitse trajedi kadina aitse eksiktir... Ayni sekilde icinde yasadigimiz kapitalist sistemde beden dedigimiz olgu moda, estetik, fitness diyet olgularinda acikca gorulecegi uzere "digerleri" icin bir arzu nesnesi olabildigince vardir ve genc saglikli guclu vb beden olunmasi gereken "normal" ve "gercek" kabul edilir. Aksi halde norm disisinizdir. yasliligin adeta bir sucmus gibi degerlendirildigini gormuyor muyuz? Insan varolusunun bu en temel niteligine bile yabancilastirildik. Bazen bu ulkenin en buyuk gazetelerinde bazi ünlü sanatcilarin genclik ve yaslilik fotigraflari "neydiler ne oldular" sozleriyle adeta bir sucluyu ifsa eder gibi sunuluyor. Hem ataerkil kultur kodlari hem de kapitalizmin insani kendisine yabancilastiran felsefesi nedeniyle kendilik imajimiz paramparca. Sancimiz agir. Kendisine en cok guvenenimiz bile icinde yasadigimiz kulturel iklimin normlari uzerinden baktigimiz icin bedenimizdeki sakatlik nedeniyle bu dunyaya ait olmadigimiz hissine kapilabiliyoruz. sakat saglam hepimiz bize arzulattirilan normlara yakinligimiz olcusunde mutluyuz... sokaga cikmadan kendi icimizde yasatilanlar bunlar. Ne zaman ki sosyal hayata dahil olmak istiyoruz iste o dem icinde yasadigimiz bu kodlarin nasil bir sancili kambur oldugunu daha beter hissediyoruz. Toplumun acimasiz normlariyla her gecen gun daha bir saskin adimlarimiz...
(Bu yazı, -konu hakkındaki düşüncelerimin sözcüsü olduğu için- bir arkadaşımın sayfamda yaptığı yazışmalardan alınmıştır) Katılmamak mümkün değil...
-
Mesaj Gönderim Zamanı: 20.12-2011 10:30
#55
evet başlık oldukça ilgi çekici bi okadarda manidar
arkadaşların yazdıklarına katılıyorum aslında hemen hemen yazılanlar farlı şekildede olsa aynı şeyi işaret ediyor
-
Mesaj Gönderim Zamanı: 20.12-2011 11:01
#56
Arkadaşlar aslına bakarsanız bütün bunların sebebi bizleriz neden diye soracak olursanız bizler vede aile yakınlarımız alışmısız kendimizi acındırmaya aslında bizlerde biraz kendimize guvenımız olsa kımselere laf söyletmeyiz
gecen gün bi kadın yatalak oğlunu dısarı cıkarmıs hava acayip soğuk bendekendi kendme herhelde cocugu hava aldırmaya cıkarttı diye düşündüm ama ne alaka meğersem dilenmeye cıkmıs kadın ama kadını bi görseniz bakım aylıgı alıyormus maaş dahil alıyormus bu ne perhis bu ne lahana tursusu utanmadan cocugun o halını kullanıyor bizler biraz kendimizi toplum icine katsak onların arasına dalsak emın olun bu sorun kalkar he dıs etkenler diyorsunuz değil mi? inanın o dıs etken bendede cok var ama işin esprisine vurup salıyorum işte hayata dört elle sarılma kaynagım da bu benim biri lafmı söledi direk cvbını veririm.cunku ben sadece ve sadece engelliyim sukur yüce mevlam akıl vermiş kullanayım die eger bizlerde aklımızı kullanırsak bazı seyleride görmesden gelirsek bu sorunlar ortadan kalkacak
kaplumbağa ve tavşan yarısa girişirler.Tavsan cok hızlı kosar eee malum bizim kaplumbagada tembelliği ile meshur oldundan millet onun arkasından sen kazanamassın yorma kendini beceriksizsin yok öle yok böle derken tavsanı arkasında bırakarak hızla ilerleemeye başlamıs vede yarısı kazanmıs .Daha sonrada öğrenmişlerki aslında kurbağa sagırmış.Eğer bu kaplumbağa sağır olmasaymıs arkasından bağıranları dikkate alıp o yarısdan cekilebilirdi
işte kaplumbagın sagır olması hem onun icin olumsuz eleştrileri duymadı hemde yarısı kazandı.Bizlerde diğer insanlara kulak vermeden aslında bizlerinde neleri becerebildiğimizi cok rahat bir sekilde onlara göstermeliyiz AH YAZIK COK ÜZÜLDÜM İYİKİ BÖLE DEĞİLMİŞİM YOK SEN BU HLİNLE BİLE YAPABİLİRSİN SEKLİNDE kimseinin bize acımasına izin vermek yerine VAY BE NELER BECERMİŞ BU HALİYLE dedirtmek daha güzel olmazmıydı sizce?
Mesaj Gönderim Yetkileriniz
- Yeni konu açamazsınız
- Konuya cevap yazamazsınız
- Mesajlarınıza dosya ekleyemezsiniz
- Mesajlarınızı düzenleyemezsiniz
Forum Kuralları