PDA

İmajlı Sürüme Sıçra : Klasik Türk Müziği 1



Laus_Deo

24.03-2007, 21:25
Offf be yaaaa şimdi bu başlık açılınca millette türlü türlü düşünceler hasıl olmuştur yüzde yüz. :?
Nerden esti de Sunburn denen rock-metal-jazz tutkunu bir adam Klasik Türk Müziği başlığı açtı diye.

Meraklanacak bir durum yok.Ben de müzik tutkunu bir ve de bir Türk olarak aslını unutmadan müziği olduğu gibi yaşayanlardanım. :)

Saygıdeğer Andante engin müzik bilgisi ile müsaade eder ve bize katılır ise eğer,Klasik Türk Müziği yada diğer bir adıyla Türk Sanat Musikisinin geçmişten bu güne kadar süre içersinde Türk Milletine mükemmel ötesi duygular ve anlamlar katan usta Kompozitörleri (bestecileri),güftecileri ve sanatçıları hayat hikayelerini ve sanatçılara ait eserleri tek tek anlatmak,insanları bilgilendirmek ve hepsinden de önemlisi ;>>> Abdülkadir MERAGİ <<<,>>> Dede Efendi <<< ,>>> Hacı Arif Bey <<<,>>> Şevki Bey <<<,>>> Tanburi Ali Efendi <<<,>>>Hacı Faik Bey <<<,>>> Tanburi Cemil Bey <<<,>>> Hafız Burhan SESYILMAZ <<<,>>> Saadettin KAYNAK <<<, >>>Selahattin PINAR <<<,>>> Selahattin İÇLİ <<<,>>> Safiye AYLA <<<,>>> Saadettin KAYNAK <<<, >>> A. Adnan SAYGUN <<<,>>> Necil Kazım AKSES <<<,>>> Ulvi Cemal ERKİN <<<,>>> Mithat FENMEN <<<,>>> Gülay UĞURATA <<<,>>> Cemal Reşit REY <<<,>>> Prof. Mükerrem BERK <<<,>>> İsmail Baha SÜRELSAN <<<,>>> Zeki MÜREN <<<,>>> Yesari Asım ARSOY <<<,>>> Sadi Yaver ATAMAN <<<,>>> Nida TÜFEKÇİ <<<,>>> Mustafa GECEYATMAZ <<<,>>> Munir nurettin SELÇUK <<< ve daha adını zikredemediğimden dolayı büyük üzüntü içersine girdiğim ahirete göçmüş o harika insanları bir nebze dahi olsun anlamak ve burada onurlandırmak gerektiğine inanıyorum.

Bu branşta andante üstat kadar iyi olmam mümkünü olmamak ile birlikte araştırdığım ve aklımdan geçenleri yazabildiğim kadarı ile araştırdığım er kişileri sizlerle paylaşmak istiyorum.

Kalsik Türk Müziğinin Tarihsel Gelişimi hakkında bilgi almak isteyenler lütfen aşağıdaki link’e tıklasınlar.

KLASİK TÜRK MÜZİĞİNİN TARİHSEL GELİŞİMİ (http://www.turkuler.com/yazi/turkmuziktarihine.aspurl)

BEN BİR TÜRK EVLADI OLARAK KENDİSİ İLE GURUR DUYUYORUM.

>>> HAFIZ SADEDDİN KAYNAK <<<

Sâdeddin Kaynak 1895 yılında İstanbul'da doğdu.Babası Fatih Câmii hocalarından Ali Alaeddin Efendi,annesi Havva Hanım'dır.İlk zamanlarında Hâfız Sâdeddin Bey olarak tanınmıştır.Bulunduğu semtte ilk ve orta öğrenimini tamamladıktan sonra ilâhiyat fakültesinden mezun oldu.Balkan Savaşı'nın çıktığı yıllarda (1912),"İlâhiyat Zabiti" olarak askerlik görevini yapmak üzere Diyarbakır'a gönderildi.Bu münasebetle Elazığ,Harput,Malatya,Mardin gibi illerimizi dolaştı.İstanbul'a döndükten sonra çalışmalarını kişisel çabası ile sürdürdü.Cumhuriyet'in kuruluşundan sonra,o yıllarda adını duyurmuş bir sanatkâr olarak birkaç kez Çankaya Köşkü'ne çağrıldı.Atatürk'ün emri ileKur'an-ı Kerîm'in savaşla ilgili âyetleri üzerine ordu komutanlarına konferans verdi.

1926 yılında plâk doldurmak üzere Berlin'e,çeşitli tarihlerde Viyana,Paris ve Milano'ya gitti.Türkiye'de de plak doldurdu.1953 yılında Sultanahmed Câmii ikinci imamlığına tayin edilmişti.Beyin kanamasına bağlı olarak 1955'de sol tarafına felç geldi.Son yıllarının Kadıköy Koşuyolu'nda bulunan iki katlı evinde hasta olarak geçirdi.Bu sıralarda nota defterini her mûsıkî severin yararlanmasına açmıştı.Mûsıkîşinas dost ve arkadaşlarının ziyaretinden memnun olur,en yakın arkadaşlarının aramamasından yakınırdı.Hastalığı ağırlaşınca Haydarpaşa Numûne Hastahanesi'ne kaldırıldı.Nihayet 3 Şubat 1961'de burada öldü.4 Şubat 1961 Cumartesi günü Nuruosmaniye Câmii'nde kılınan cenaze namazından sonra,tekbir ve ilâhilerle Topkapı Merkezefendi Mezarlığı'nda toprağa verildi.Zehra Hanım'la evli olan Kaynak,dört çocuk babasıydı.

Sesinin güzelliği çok küçük yaşlarında çevresinin dikkatini çekerek ilk mûsıkî derslerine Hâfız Melek Efendi'den ilâhi meşk ederek başladı.Bununla yetinmeyerek,o zamanlar Darüşşafaka'da műsıkî öğretmeni olan Kâzım Uz'dan yararlandı.Daha sonra Şeyh Cemal Efendi'ye devam ederekDurak,İlâhi ve dört-beş fasıl meşk etti.Kendi ifadesine göre bu hocasından geçtiği ilk eser Tab'i Mustafa Efendi'nin Bayati makamındaki Ağır Semaisiymiş.Hattat ve neyzen Emin Efendi'den de yararlanmıştır.Başlangıçta nota bilmeyen,bestelerini başkalarının notaya aldığı Kaynak,sonraları eserlerini bizzat notaya alacak kadar nota öğrendi.Kimseden ders almadan ,önce bildiği eserleri notaya alarak geliştirdi.Bütün bunlardan da anlaşılacağı gibi,düzenli bir mûsıkî eğitimi görmemesine rağmen mevcut kabiliyetini kullanarak bu sanatta ilerlemeyi başardı.Her ne kadar plâklar doldurmuş,şarkılar ve gazeller okumuş bir kimseyse de Sâdeddin Kaynak'ı bir ses sanatkârı olarak düşünmek doğru değildir.Onun Türk Műsıkîsi'ndeki yeri bestekârlığıdır.

Sâdeddin kaynak bestekârlığa,1926 yılında Berlin'e giderken yol arkadaşı olan "Hicran-ı elem....." sözleri ile başlayan bir şiirini Hüzzam makamından besteleyerek başladı.Eserleri hakkında bir değerlendirme yapmadan önce,onun bestekârlığını birkaç yönden ele almak ve incelemek gerekir.Çünkü,hakkında en çok tenkide neden olan film şarkıları bestekârlığının elbette bir gerekçesi vardı.

Kaynak,mûsıkîmizin ustalarının henüz hayatta bulunduğu yıllarda geleneklere bağlı sanatkârlardan ders alarak bu sanatın içine girmiş,yeteneği ve merakı ile bilgisini giderek geliştirmişti.Bu nedenle mûsıkîmizdeki beste formlarının geleneklerine uymuş,büyük-küçük her formda gerçekten sanatlı ve güzel eserler vermiştir.Bu eserlerinden çok film şarkılarının üne kavuşması Kaynak için bir talihsizlik olmuştur.O halde bu film şarkılarını ileri sürerek,bugünkü yoz mûsıkîye zemin hazırladığını söylemek bir ölçüde büyük haksızlık olur.

Bunu toplumsal gelişmelerde ,geniş halk kitlelerinin műsıkî zevkinin basite kaymasında aramak gerekir.Ayrıca sinema sanatı gibi hem göze,hem de kulağa seslenen bir olayın etkisi yabana atılacak gibi değildir.Kaldı ki o yıllarda "Kanto" ve benzeri mûsıkî akımları vardı ve "Arabesk" denen yoz müzik büyük ilgi görüyordu,Kaynak,buna da hiç itibar etmemiştir.

İkinci olarak doğu illerimizde vatanî görevini yaparken,çok zengin ve renkli folklorik özelliği olan bu yörelerde incelemeler yapmıştı.Halk Mûsıkîmizin bölgesel motiflerini derinlemesine incelemiş,bu motifleri sanatkâr benliğinde yoğurarak bir form ortaya koymuş,şarkı ile türkü arası bir özellik taşıyan üslûbunu eserlerinde ustalıkla kullanmıştır.O yörelerin özelliği olan uzun havaları ve Hoyrat ezgilerini bazen ritmli,bazan resitatif olarak pek çok eserine yansıtmıştır.Bu gibi eserleri bestelerken yine bu yörelerde çok kullanılan Hüseyni,Gerdaniye,Muhayyer gibi makamları seçmiş,çoğuna "Dağî"özellik vermiştir.Güneş,Fırat,Gurbet Mektubu(Göresin mi geldi beni meleğim ?), Ağlarım çağlar gibi,Batan gün kana benziyor,Bağrıma taş basaydım v.b. eserlerinde bütün yansımalarını,renk ve kokularını bulmak mümkündür.

Filmcilik o yıllarda Avrupa ve Amerika'da hızla ilerlemiş,pek çok dünya klasiği filme alınmış ve müzikaller çok moda olmuştu.Ülkemizde de buna karşı bir heves başlamıştı.II.Dünya Savaşı çıkınca hem bu endüstri durdu,hem de çevrilmiş olan filmler gelmez oldu.İşte bu sıralarda Mısır'da bu tür filmlerin çok kötü kopyaları yapılıyor,ucuz fiyatla Türkiye piyasasına sürülüyordu.Bu arada dublaj sanatı gelişerek filmler türkçeleştirildiğinden filmlerin müziğinin de türkçeleştirilmesi uygun görülmüştü.Sâdeddin kaynak bu ihtiyaçtan yola çıkarak Seksen beş Arap filmini ayrıca Allah'ın Cenneti,Kahveci Güzeli,Yavuz Sultan Selim ağlıyor gibi Türk filmlerini de seslendirdi.Bu gibi filmlerin orijinalinde müzikli bölümlerin süresi çok uzundu;bizim beste şekillerimiz bu süreye yetmiyordu.Ayrıca eserlerin sözleri filmin konusu ile ilgili olmalıydı.Böylece Vecdi Bingöl devreye girerek eserlerin sözleri ona sipariş edildi.Bol aranağmeli,usűl ve makam geçkili,geleneksel beste şekillerine benzemeyen yepyeni bir form olan film müziği bestekârlığı doğmuş oldu.Seslendirdiği ilk film "Leyla ile Mecnun" dur. Bütün bu noktalar ve bu gerçekler göz önüne alınacak olursa,Sâdeddin Kaynak'ı üç açıdan incelemek gerekir;

Birinci açıdan,bestekârlık geleneklerimize bağlı olarak büyük ve küçük formlarda eserler veren büyük bir bestekârdır.

İkinci yönden,halk mûsıkîmizin geleneksel şekillerini,sanat műsıkîmizin duyuş ve anlayışı ile yorumlayan bir sanatkâr olarak dikkati çeker.

Üçüncü yönden ise,bazı zorunluluklar ve ihtiyaçtan ileri gelen film müziği bestekârı olarak görünmesidir.

Bazı revülerin müzikli bölümlerini de bestelemiştir.Dinî mûsıkî eserleri de vardır.İlâhi bestekârlığında da başarılıdır.Çok verimli bir bestekâr olmasına rağmen eserlerinin tam bir listesi yoktur.

O günler olduğu gibi bugün de çok popüler olan Kaynak,tek başına ve Hafız Kemal Efendi ile plak doldurmuştur.Plağa okuduğu ilk eser Mustafa İzzet Efendi'nin Bayati makamındaki Durak'ıdır.Eserlerinin çoğu plaklara okunmuş;Münir Nureddin Selçuk,Safiye Ayla,ve Müzeyyen Senar'ın seslendirdiği eserleri satış rekorları kırmıştır.Zaten kendisi de bu sanatkârları Sever,bu sanatkârların okumasını istermiş.Bilinen eserlerinin 5 ilâhi,3 gazel Plağı,2 beste,1 marş bestesi ile şarkı,türkü,fantezi ve film müziği eserleri olarak

Yüzseksen eserden meydana geldiği söylenir.

Hazırlayan:Tâhir Aydoğdu.

KAYNAK (http://www.turkmusikisi.com/bestekarlar/sadeddin_kaynak.htmurl)


USTA BESTEKARDAN BİR KAÇ ESER ;


http://www.youtube.com/watch?v=bLrCWggxRWI


GÖNLÜM SEHER YELİ GİBİ

Gönlüm seher yeli gibi daldan dala essem diyor
Coşsam bahar seli gibi setler yıkıp geçsem diyor

Hazân vakti erişmeden ecel gelip yetişmeden
O çeşmeden, bu çeşmeden kana kana içsem diyor

Gönlüm seher yeli gibi daldan dala essem diyor
Coşsam bahar seli gibisetler yıkıp geçsem diyor

Bugün gördüm iki civan, dizimde kalmadı derman
Biri candır, biri cânân, hangisini sevsem diyor

Gönlüm seher yeli gibi daldan dala essem diyor
Coşsam bahar seli gibi setler yıkıp geçsem diyor

http://www.youtube.com/watch?v=7CeE4g2VCcA

GÖNLÜMÜN İÇİNDEDİR

gönlümün içindedir gözden ırak sevgilim
çekilmez biçimdedir bu iftirak sevgilim

gözüm yolda gönlüm sende
tahammül kalmadı bende
yok mu acep bir bilen de

seni nerde bulayım
gökte mi yerde misin?
ya kimlerden sorayım
sonsuz seferde misin?

sanma ki cefasızım
aşkımda vefasızım
sana ilk sözümdeyim sevgilim
ahdımda riyasızım sevgilim

http://www.youtube.com/watch?v=5LFLm_LLe3g

Müziksiz Kalmayın.
Saygılarımla.

andante

26.03-2007, 17:40
Eline sağlık canımcım,

Bence iyi yapmışsın.Bu da nerden çıktı gibi bir düşünceye asla katılamam çünkü bu müzikte sevdiklerim benimde vardır.

Var olduğu andan itibaren sürekli eleştiri almış bu müzik için söylenecek çok şey.

Başlattığına göre bende sana yardım edeceğim. Ya nerden açtım bu başlığı da diyebilirsin haaaaa ona göre!!!! :D

gosarias

27.03-2007, 11:21
:o ne guzel bir baslik bu..
Her bahar zamaninda kucuk teknemizle baliga gideriz bir dostumla.Denizde surekli TRT2 dinleriz..Bazen radyonun pili bittiginde kendimiz soyleriz.Biri digemizin spikeri olur..

''Sırada bestesi ve guftesi sayin saadettin kayna ga ait olan nihavent makaminda eser var...... ''
:lol:

LaiLa

08.04-2007, 12:02
güzel bir pazar sabahı bu müziklerle ruhum dinlendi ne kadar güzel parçalar :wink: :wink:

nüans

21.07-2007, 01:45
Ey be gözünü sevdiğim Cem abim :) Helal olsun sana :D Ne güzel bi başlık bu böyleee. Yaşasınnnn :D Öğrendiğim bilgileri burda aktarabilme fırsatı iştee :) hemde kes kopyala yapıştır yapmadan :D sunburn un saymış olduğu o birbirinden güzel cevherlerden bende birini tanıtmak isterim. Kısa ve öz...

HAMAMiZADE İSMAİL DEDE EFENDİ: Bilinen adıyla DEDE EFENDİ...

Değişim döneminin en önemli bestecisidir. Usul anlayışıyla ilgili ilkleri ve tüm türlerde eser vermesi ile geleneksel müzik anlayışında en önemli bestecidir.
Geleneksel müzikte doruğu yakalamış ve Mızıka-i Humayun dan sonra diğer aralıkları da kullanmıştır.(geleneksel müzikte atlamalı sesler kullanılmaz arkadaşlar. hep sıralı sesler yani ikili aralıklar kullanılır.Dede Efendi atlamalı zıplamalı sesleri kullanarak geleneksel müzikte büyük değişikliklere imza atmıştır. belirteyim yanii :D )
Örneğin Rast Kar-ı Nev inde 6 lı hatta 7 li aralıklar kullanmıştır. O zamana kadar 6/8 lik usuller zaman zaman görülse de 3/4 lük usulü ilk kez kullanan bestecidir. Örneğin "yine bir gülnihal..."
O zamana kadar en çok ayin-i şerif besteleyen bestecidir. Bulduğu makamlar nedeniyle önemlidir. Bu makamlar: Araban-ı Kürdi, Hicaz Buselik, Saba Buselik , Neveser ve Sultaniyegah makamlarıdır. Bu makamlardan Neveser ve Sultaniyegah makamları çok önemlidir.
Dede Efendi'nin en önemli özelliği hem dünyasal hem inançsal türlerde ve toplumun tüm katmanları için eserler vermiş olmasıdır.
Elimizde 260 ın üzerinde eseri vardır.

İşte Dede Efendimiz :) Ruhu şaadolsun...

Baktım ve size iki eserini ayarladım :) Bitanesi en bilindik eserlerinden biri olan usul anlayışıyla bir ilk olan " yine bir gülnihal " diğeriyse benim çok sevdiğim bi eser, eminim sizde seviceksiniz yada benim için katlanıcaksınızz :D "mah yüzüne aşıkanım"
iyi dinlemeler :wink:

http://www.youtube.com/watch?v=3GlTRJp4pdw



http://www.youtube.com/watch?v=hnsTd0n9tvc

Ahal Teke

21.07-2007, 01:50
Bu ne harika yorumdur böyle. İnanamıyorum. Yaren çok teşekkürler. Sayende bu iki yorumcuyla tanışmış olduk...


"Kimseye etmem şikayet" adlı şarkıyı koyacaktım ben de ama youtube da iyi bir yorumcu yok maalesef...

nüans

21.07-2007, 02:15
ayhh pegasus :) rica ederim :D elimizden geldiğince iştee :)

:oops: Kimseye etmem şikayet şarkısını ben mi okusam nee :roll: :)

andante

21.07-2007, 03:31
Bu sıcaklar benim uyku düzenimi ve dolayısıyla tüm yaşamımı alt üst etmeye başadı . Şöyle bir bakayım dedim sitemiz de ne var ne yok, yarencim güzel şeyler yapmış bu köşeye.

Ama bugün benim anılara dalma günüm galiba.

Kimseye etmem şikayet benim çok sevdiğim ve özel olduğuna inandığım bir şarkıdır.

Emekli olmadan çalıştığım okulun ilk öğretmenlerinden olduğum için o okul her şeyiyle özeldir benim için. Öylesine bütünleşmiştik ki okulla, zil çalar çalmaz öğretmenler belki okuldan bir an önce dışarı atmaya çalışır kendisini, biz ise tam tersiydik.

Son zil çalıp tüm öğrenciler okulu terk ettikten sonra belki de en güzel muhabbetleri yapardık. Her öğretmenin müdürüyle bir çelişkisi vardır. Şimdi düşünüyorum da aslında son derece iyi biriydi ama biz de o genel havaya uyarak sanki büyük bir problem varmış gibi algılıyorduk o zamanlar.

Bu güzel muhabetlerimizden birinde bir gün şarkı söylemeye başladık. Aman ne güzel bir koro.... O şarkı , bu şarkı derken aklımıza işte bu kimseye etmem şikayet şarkısı geldi. Onu söyledik. şarkı bittikten sonra ben bu şarkının bizim okulun öğretmenlerinin şarkısı olması gerektiğini söyledim ve oy birliğiyle bunu parçamız yaptık. :D

Kimseye etmem şikayet
Ağlarım ben halime..... :D

Tam o sırada okul müdürümüz geldi. Ne yapıyorsunuz diye sordu ister istemez. Bizde şarkı söylüyoruz diye cevap verdik. Ve bir şarkıyı da öğretmenlerin şarkısı yaptık dedik.

Merak etti adamcağız. Bizde kendisine seve seve söyleyeceğimizi söyledik ve başladık şarkıyı koro olarak söylemeye. :D

Canım yaaaaa, şarkı bittikten sonra sadece şunu söyleyebildi;

Aşkolsun arkadaşlar, ben size ne yaptım ki?

Cidden güzel bir şarkıdır. Evet yaren en kısa zamanda bu şarkıyı senden dinlemek istiyoruz.

Hanımeli

22.07-2007, 17:33
Sunburn teşekkürler...
Dinleyin bakalım neler hissedeceksiniz.
Ben onları dinlerken, seslerini çok özlediğimi hissettim.


Müzeyyen Senar "Keklik"
http://www.youtube.com/watch?v=xD8kachZe9o
Safiye Ayla "Çile Bülbülüm Çile"
http://www.youtube.com/watchv=Qv2X1Bjha98&mode=related&search=
Zeki Müren "Yalnız Bırakıp Gitme"
http://www.youtube.com/watch?v=QltUe6mC7PQ&mode=related&search=
Hamiyet Yüceses "Geceler"
http://www.youtube.com/watch?v=ZzG8k5Nzz9s&mode=related&search=
Münir Nurettin Selçuk "Beni Kör Kuyularda Merdivensiz Bıraktın"
http://www.youtube.com/watch?v=ZzG8k5Nzz9s&mode=related&search=
Perihan Altındağ Sözeri "Sen Vefasız Yolcu"
http://www.youtube.com/watch?v=eVn00BXhu00&mode=related&search=
Mualla Mukadder Atakan "Avuçlarımda Hala Sıcaklığın Var"
http://www.youtube.com/watch?v=o3ne7n8rEk4&mode=related&search=
Nesrin Sipahi "Ömrümce Hep Adım Adım"
http://www.youtube.com/watch?v=wLDuXjLZOxM

Ahal Teke

22.07-2007, 21:49
Valla bu seçim sonuçlarına bu şarkılar iyi gider... :):)

Yaren söyle koy işte buraya...

Sanem ben inanılmaz seviyorum bu şarkıyı.

Bu şarkının bir Osmanlı Ermenisi tarafından bestelendiğini biliyor muydunuz?

yeditepe

22.07-2007, 22:13
ben de istiyorum o şarkıyı...mümkünse...

Baben

22.07-2007, 22:28
Youtube'da bi dolu var: Kimseye etmem şikayet (http://www.youtube.com/results?search_query=Kimseye+etmem+%C5%9Fikayet+&search=Search)

Hanımeli

22.07-2007, 22:50
Seçim sonrası söylenecek tek bir eser var...
O da!
http://www.youtube.com/watch?v=2EYI0vg1QjA
Aaah Ahh CHP...

Ahal Teke

22.07-2007, 23:18
http://www.youtube.com/watch?v=iGQ_j6uKW38

Bu yorum fena değil.

nüans

22.07-2007, 23:31
pegasus; kayıt yapabilsem okuyup koycam ama malesef :( onun yerine başka eserler geliyo hazır olun :)

andante

23.07-2007, 00:34
Çok ama çok önemli bir konuya belki farkında olarak yada olmayarak parmak bastın pegasussssssssssss.

Parçanın bestecisinin Ermeni olmasından çok daha önemli konular var söz konusu bu müzik oluncaaaaaaaaaaaa.

Türk Sanat Müziği...

Ya bu konu da başlarsam anlatmaya beni topa tutarsınız. Ama olsun gerçekler adına konuşmaya başlayacağım demektir.

Ama şimdi yorgunum, bu konuya en kısa zamanda döneceğim.

nüans

23.07-2007, 02:32
Valla pegasus repertuarda geçmedik o eseri. Dışardan cd den kasetten dinlediğimiz kadar biliyoruz işte. Sayende Osmanlı Ermenisi Kemani Serkis Efendiye ait olduğunu da öğrenmiş olduk :) Sanem ablam konuyla ilgili hararetli bi açıklama yapıcaktır. Son yazısından onu anladım :) Ama şunu belirtmek isterim ki Osmanlı döneminde savaşlar v.s. nedenleriyle Osmanlının himayesine giren toplulukların; bunlar kimler mesela? Rumlar,ermeniler, acemler... işte bu milletlerin bestekarlarının, Osmanlı Müziği de dediğimiz Klasik Türk Müziğine kazandırdıkları eserler oldukça fazladır. Benim şimdilik diceklerim bukadar. Sanem ablamın açıklamasından sonra bilgimiz dahilinde bişey olursa aktarmaya çalışırız :wink:

Söz andante de :))

andante

23.07-2007, 15:46
Söz hepimizde sevgili yarenim :D

Ancak peşin peşin söyleyeyim; bu konu öyle kısa yazılarla anlatılacak bir şey değil. Uzun soluklu bir yazı açıkcası. Uzun yazıların pek okunmadığını bildiğimden parçalara ayırarak yazacağım.

Bir konuyu daha söylemek istiyorum. Yazacaklarım sadece ve sadece gerçekleri ortaya koymak adınadır. Ne bu müziği küçümsemek yada yok saymak adına, ne de övmek adına olacaktır. Dürüst olmam gerekirse benim tercih ettiğim ve bazılarını zevkle dinlediğim bir müzik türüdür bu.

Önce bu müzikte iki şeye çok ısınamadığımı daha doğrusu eleştirdiğimi söylemekle başlamak istiyorum. Kelimelere takıldığım falan yok demeyeceğim ben kelimelere takılırım.

Türk Sanat Müziği....

Bu isim herşeyden önce yanlış bir isim. İlk yanlışlık başındaki Türk kelimesiyle başlıyor. Üzerinde en fazla duracağım konulardan bir tanesi bu olacak.

Sakın bu satırları okuyup ne yani bu başkasının müziği mi bizden hiç katkı yok mu gibi bir soru şimdiden gelmesin. Tabikii katkımız var, ama ona bu başlığı verdiğimiz andan itibaren yıllardır müzik tarihçileri arasındaki kavganın tam ortasına düşmüş oluyoruz.

İkincisi de Sanat kelimesi....

Ya tabikii sanatın ne olduğunu bu işin içindekiler çok kolaylıkla bileceklerdir. Bu sanat kelimesinin buraya yerleştirilmiş olması son derece saçmadır aslına bakarsanız. Mantığını anlıyorum ve mantığını yani bunun nedenlerini de açıklayacağım. Ama "ne yani Türk halk müziği ne bu anlamda " diye bir soru sorulduğunda cevap veremeyiz bu durumda. kapı gıcırtısı dersek Türk halk Müziği için son derece doğru bir mantık olur. Bu sanatsa, diğeri kapı gıcırtısıdır.

istanbul güzel kentimim, taa dokuzuncu yüzyılın başında müziğin merkezi olmuştur. Bizde de çok fazla olmasa da batı da müziğin gelişmesi tam anlamıyla Kilisenin etkisiyledir. Kilise halkı biraz daha kiliseye yaklaştırmak ve daha da hristiyan yapmak için müziği araç olarak kullanırken İstanbul 9. yüzyılda özellikle ortadoksların merkezi durumuna geldi.

Bu yüzyılda sadece ortadokslarda değil diğer kiliselerde de müzik öncelikle kiliselerde gelişmeye başladı.

Ermenisi, yahudisi, rum u hepsi bir birey olarak kilisesiyle bütünleşirken dini müzik hızla gelişmeye başlıyordu. Henüz Fatih Sultan Mehmet istanbul u almamıştı ama ogün kü İstanbul işte böylesine dini müzik açısından cennet dönemler yaşıyordu.

Pekii, din dışı konularda müzik yapılıyormuydu? Tabikii yapılıyordu. kendi aralarında bir araya gelen tün toplukluluklar gibi.

Fatih Sultan Mehmet le son derece ilginç bir dönme başladı açıkcası. Osmanlıyı bir çok anlamda eleştirebiliriz. Kızabiliriz, yada sevebiliriz. Bunların hiç biri şu anda benim için önemli değil.

9. yüzyıla gelmeden önce Bizans müziğinin merkezi Suriye ve Filistin iken Kostantinapolis e geçmiş olması ve bu durumun 15. yüzyıla kadar devam etmesi bizim için son derece önemlidir.

İstanbul un fethiyle birlikte önce büyük bir korku yaşayan bu yabancı guruplar sonra büyük bir nefes almışlardır. İstanbul un el değiştirmesi nedeniyle asılıp kesileceklerini yada yok edileceklerine inanan halk gerçekten çok şaşırmıştır. Korku belası uzaklara kaçanlar dahi ,müzisyenlerden söz ediyorum, daha sonraları tekrar istanbul a gelecek ve İstanbul bu anlamda cennet olmaya devam edecektir.

İstanbul un fethi ortadoğudaki seçkin kültür merkezlerinde faaliyet gösteren müzisyenleri de buraya gelmesini sağladı. Çeşitli din ve cemaatlerden oluşan Osmanlı toplumunda halk bu anlamda beraberce yaşayabiliyorlardı. Herkes kendi dini müziğini veya halk müziğini yapabiliyordu.

İster istemez birbirleriyle etkilenen müzisyenlere bir de doğu dan gelen bizim kültürümüz de eklenince ortaya özellikle saray da, çok farklı bir müzik türü çıktı.

Seçkin insanların yetiştirildiği o dönemin üniversitelerinde okumuş kişiler sarayda yer almaya başlarken bu kişilerin büyük bir çoğunluğunu Türk olmayanlar oluşturuyordu. Hemen hemen hiç yok denilecek kadar azdı saray da bu kişiler. Burada yapılan müziğin kendine özgü bir uslubu ve tavrı vardı bir çeşit soylu müziği diyebiliriz aslına bakarsanız.

Ermeniler, Yahudiler, Rumlar dini müziklerinin ötesinde günlük yaşayışlarıyla beraber getirdikleri bir çok müzik özelliğini sarayda birleştirdiler.İşin içine özellikle bizim Tasavvuf müziğimizden gelen bazı özellikler de katıldı. Ve ortaya adını bugün Türk Sanat Müziği dediğimiz bir müzik ortaya çıktı.

Bu ad cumhuriyet döneminden sonra verilecektir. O dönemlerde saray müziğiydi bunun adı.

Cumhuriyet öncesi dönemine kadar büyük bir çoğunluğu azınlığın olan bu müzik türü, cumhuriyet sonrası dönemle bazı Türk bestecilerinin de ortaya çıkmasıyla biraz daha Türkleşti.

Ama gerçeğe inecek olursak bu müziğin özünde, Türk müziği özelliklerinin yanında yukarıda adlarını saydığımız etnik gurupların, yada cemaatların katkısı çok daha fazladır.

Buna neden hala ısrarla Türk Sanat Müziği diyoruz anlayabilmiş değilim.

Osmanlı mimarisi diyoruz da, neden osmanlı saray müziği demiyoruzzz

Sakıncası mı var?

Evet var, Bir Ermeni, bizim vatandaşımız değil ama Ermenistan dan bir Ermeni vatandaşı çıkıp, yahu siz ne diyorsunuz o müzik te benim makamlarım benim özelliklerim var siz nasıl buna Türk dersiniz diye sorsa verilecek cevabımız olamaz bana göre.Aynı şeyi bir Yahudi vatandaşı ya da Rum da rahatlıkla yapabilir.

Buna Osmanlı müziği demek işin içine gerçeği kattığı gibi yüceltir de bizleri.Beraber yaşamayı becerebilmiştir Osmanlı bana soracak olursanız .

Neyse bugünlük bu kadar olsun. Bitmedi bu yazı kolay kolay bitmezzzzz :D

Bu arada pegasusum o dönemin en büyük bestecilerinin bir kısmının adını yazayım izninle,

Zaharya; Yunanlı büyük müzisyen

Tanburi İzak ( Ortaköylü Fresko Romano )

Bimen Şen Çok büyük bir bestecidir ve Ermenidir

Hampartzum Limonciyan O dönemlerde kendi bulduğu bir nota sistemiyle Osmanlılarda ilk kez müziğin notalanmasını sağlayan kişidir.

Demetrius Cantemir Moldovyalıdır daha sonra adı Kantemiroğlu olarak değiştirilecektir.

Ya bu sıra uzar giderrrrrrrrrr. Türk sandıklarımız hepsi devşirme yabancı kökenli sanatçılardır. Onlar hallerinden çok mennundular ama bunu böyle bilesizzzzzzzzz. :D :D :D

Ahal Teke

23.07-2007, 18:37
Sanem güzel açıklamaların için çok teşekkür ederim.

Limonciyanı ve geliştirdiği nota sistemini daha önce okumuştum. doğrusu bu ermeni yurttaşın (Eski) başardığı bu işle gurur duymamak elde değil.

Bu işin ne önemli olduğunu sanırım müzik tarihçileri bizden iyi bilirler.

Doğrusu verdiğin bilgileri ana hatlarıyla biliyordum. Ama verdiğin bilgiler eksiklerimle yüzleşmemi sağladı ve doğrusu bunlar önemli eksiklerdi de.

Aslında ben müziğimizin daha çok bizans müziği etkisinde olduğunu okumuştum. Tabi bu tasavvuf ve sanat müziğimiz için söylenebilir.

Halk müziğimiz başkadır o "öz be öz türk oğlu türktür" :) diyemiyoruz. Çünkü halk müziğimizde de müthiş bir ermeni ezgisi ve enstrümanı etkilenmesi var bildiğim kadarıyla. Hatta eğer hafızam beni yanıltmıyorsa bağlamamızın tellerinin üçlü sisteme geçmesi de bir ermeni etkilenimi dolayısıyla gerçekleşmiş...

Buraya kadar söylediklerimiz aslında sosyolojik ve tarihi gerçekliklerle de çok uyumlu. Osmanlı gibi kozmopolit bir yapıda müzik gibi etkilenimin en üst düzeyde olduğu alanın karışmaması mümkün olmazdı.

Ancak burada akla şöyle yanlış bir düşünce gelebilir. Yaptığımız sohbet vesilesiyle de bazı büyüklerimizin bu kanıda olduğunu bildiğimden hemen uyarmak isterim. Evet Türkler bu coğrafya da bulunan kültürlerden çok etkilenmişlerdir ancak çok da büyük katkıda bulunmuşlardır.

Bir araştırmacı -adını anımsamıyorum- eski türk enstrümanları diye bir çalışma yapmıştı. Bu kitabı kitapçıda kitaplara bakarken görmüş ama pahalı olduğu için de satın almamıştım. Araştırmaya göre şu an unutulmuş ama zamanında Orta Asya türkleri tarafından kullanılan 300(üçyüz) e yakın enstrüman var. Evet Türkler (Hani o çoban olmakla suçlanan türkler) orta asya da tam üçyüz farklı enstrümanla duygularını ifade etmişler. Orta asya türkleri nasıl çobansa! tarihin en eski yazılı sistemlerinden birini gerçekleştirmiş, Altay dağları etklerinde şehirler kurmuşlardır! Bugün orta asya steplerinde çalışmalar yapan rus arkeologların buldukları bir kurgandan çıkan prens elbisesi hala bilimadamlarınca o dönemde nasıl yapıldığı anlaşılamamıştır. Tamamen altından yapılmış bu elbisenin hikayesi Türk tarihi hakkında bilinenleri (Yada oryantalist kafaların türkiyedeki uzantılarınca bilmemiz istenen) anlamsız kılmaktadır. (Bu vesileyle sevgili Hasan abiye de (Kuyucak) yemek yerken söyledikleri için bir cevap vermiş olayım :) )

Bu konuyla ilgili çok ama çok önemli bir link.

http://images.google.com.tr/imgres?imgurl=http://upload.wikimedia.org/wikipedia/tr/thumb/e/eb/Allt%C4%B1n_elbiseli_adam.jpg/180px-Allt%C4%B1n_elbiseli_adam.jpg&imgrefurl=http://tr.wikipedia.org/wiki/Alt%25C4%25B1n_Elbiseli_Adam&h=277&w=180&sz=32&hl=tr&start=5&um=1&tbnid=o5FI3iw5TlaKIM:&tbnh=114&tbnw=74&prev=/images%3Fq%3Dkazakistan%2Balt%25C4%25B1n%2Belbise% 26svnum%3D10%26um%3D1%26hl%3Dtr%26lr%3Dlang_en


http://www.2023.gen.tr/agustos2001/images/altinelbise.jpg


http://images.google.com.tr/imgres?imgurl=http://www.agaclar.net/files/0/2429/public/images/Scythian3.jpg&imgrefurl=http://www.agaclar.net/index.php%3Fid%3D2429&h=241&w=317&sz=42&hl=tr&start=6&um=1&tbnid=GGS2ObZ2haeejM:&tbnh=90&tbnw=118&prev=/images%3Fq%3D%2Balt%25C4%25B1n%2Belbiseli%2Badam%2 6ndsp%3D20%26svnum%3D10%26um%3D1%26hl%3Dtr%26lr%3D lang_en%26sa%3DN

Bu eserleri çobanlar yapmadı tabiki. Orta Asya da türkler göçebe olarak olduğu kadar yerleşik ve oldukça köklü medeniyetler de kurdular. Bunu belirttikten sonra konumuzu "geldikleri kültürden çaldıklarıyla/aldıklarıyla varolabilen türkler" noktasından çok daha gerçek ve akılcı bir noktada devam edebiliriz.


Türkler anadoluya geldikten sonra doğal olarak hem batı kültürüne bu enstrümanların bir kısmını sokmuş hem de onların enstrümanlarını, müzik sistemlerini kabul etmiştir.

Müzik gibi bir duygu alanını "onlar mı bizden çok etkilenmiş yok sa biz mi onlardan" gibi abuk bir şovenist tartışmaya taşımak istemem. Ancak tarihimizi de kompleksler üzerine kurmanın bizlere bir faydası oldugunu düşünmüyorum.

Sonuç itibariyle ortaya çıkan ve bizlere "türk sanat müziği" olarak öğretilen senin tabirinle osmanlı saray müziği inanılmaz zenginliğe sahip. Bu müzik yanılmıyorsam batının sistemli müziğinin dünyadaki tek rakibidir. Yani orkestrtası olan yegane müzik sistemi batının dışında bizim sanat müziğimizde var. Ayrıca bizim sanat müziğinin melodik zenginliğinin de batı müziğinden daha zengin olduğunu biliyorum.

Sonuç itibariyle Ermenisi, Rumu, Yahudisi Türkü el ele vermiş ve insanın yüreğine dokunan bir müzik gezegeni oluşturmuş. Ben bu gezegenin ırmaklarına, denizlerine, ormanlarına vurgunum. Hani uzay mekiğimle çok gezegenler dolaşıyorum ama doğrusu hiçbirinde kendimi bu kadar mutlu hissetmiyorum. İtiraf etmeliyim ki doğup büyüdüğüm gezegen halk müziğidir ve burası benim evimdir. Ama hani iki kişiye aşık olan bir çaresiz gibi her ikisiyle de emzirdiğim ruhumu başka hiçbir sevgili mutlu edemiyor...


Ahanda yine bastı efkar. Ben mekiğin rotasını oraya çeviriyom...

Baben

23.07-2007, 19:03
"İkinci chris spheeris entel geyiği"mizin -1,5 yıl sonra- yaklaştığını seziyorum. Yanılıyor muyum? :twisted:

Ahal Teke

23.07-2007, 21:50
Babür abi sen atla valla peşinden gelecem ben de :):):)

Hanımeli

23.07-2007, 22:10
Sanem engin bilgi paylaşımın için çok teşekkür ederim…
Seni büyük keyifle okuyorum…
Ben “Kimseye etmem şikayet” eserinin
Ermenice bir yorumu, var mı? Yok mu? Asıl onu merak ettim…
Bunu bir araştıracağım…
Bulabilirsem paylaşırım sizlerle de…

Babür Türkçesini bulduk, Ermenicesi kaldı demezsin umarım!!! :)

andante

24.07-2007, 00:17
Ahanda çok ciddiyim :D

Burada bu ciddiyeti bozacak yazılar anında silinecektir efendim. Dün dünde kaldı, aynı hatayı ikinci kez sizlere yaptırmayacağım sevgili arkadaşlarım. :D

Şaka bir yana, tartışalım ve konuşalım, hatta zaman zaman espiriler de katalım işin içine. Asık suratlı bir ciddiyeti sevmediğ-imi biliyorsunuz. Ama konunun özünden sapmayalım arkadaşlar.

İnanın bu çok önemli bir konu.

Şimdi sevgili hanımeli; ya bu arada ben bu çiceğe bayılırımmmmm.

Kimseye etmem şikayet adlı şarkımız Söz yazarı ve beste olmak üzere aynı kişiye aittir diye biliyorum. Ama yinede bakmak lazım. Emin olduğum bu parçanın bildiğimiz sözlerden başka dilde yazılan bir sözü yoktur. Osmanlıcadır zaten sözler. Türkçe demeyelim bu sözlere.

Kimseye etmem şikayet, ağlarım ben halime

Titrerim mücrim gibi baktıkça istikbalime

Perde-i zulmet çekilmiş, korkarım ikbalime

Titrerim mücrim gibi baktıkça istikbalime

Vay beeeeeee geleceğime baktıkça mum gibi eririm diyorrrrr. Doğru diyor. Neyse ben yine konumuza döneyim.

Pegasus son derece doğru konulara değinmiş aslına bakarsanız. Bazı konularda biraz düzeltme yapmak gerekecek sadece.

Gerçekten Türkler Anadolu ya gelirken yaşadıkları her toprakta var olan kültüre saygı gösterirken, kendi kültürlerinin etkisini de hissettirmişlerdir. Bu doğru.Ancak Türk Halk Müziğiyle Türk sanat Müziği karşılaştırılacak olursa en fazla farklı kültürü Türk sanat müziği içinde barındırır.

Türk Halk Müziğinde de bu topraklara ait kültürlerden izler kesinlikle vardır ve olması gerekendir ama Türk sanat müziği tamamiyle yabancı bir kültürün üstüne inşa edilmiş yepyeni bir başka kültürdür.

Batı müzisyenleri çok ama çok uzun bir süre doğu müziğini aşağılamışlardır. Aşağıladıkları en büyük yan da bizim müziğimizin tek sesli oluşundan kaynaklannasıdır.İşte batı müzisyenlerine tamamiyle karşı olduğum konulardan bir tanesi budur.

Tek seslilik başka ulusların müziğinde ilkel olabilir ama bizim melodik yapılanmamız o kadar zengindir ki ihtiyaç bile duyulmaz.

Evet doğrudur bizim müziğimiz tek seslidir. Tek sesli olmasının çeşitli nedenlerinden bir tanesi, batı müzğinde tonalite türk sanat müziğinde makam denilen kavramın çok seslilik için uygun aralığı bulamamasıdır.

Bunu açıklayalım arkadaşlar. Kesinlikle anlayabileceğiniz bir dil kullanacağım.

Batı müziği Bach sayesinde 24 ton denilen bir sisteme kavuşmuştur. Yani eserler 12 tane majör ve 12 tane onun tüm özelliklerini içinde barındıran akrabası şeklinde minör tonlardan oluşur.

Toplam gördüğümüz gibi 24 tane ton yani makam vardır. Ve bu tonlar oluşurken değişmeyen kuralları içinde barındırır.

Örneğin bir tam ses; yani do ve re arası diyelim batı müziğinde birbirine eşit iki parçaya ayrılırken bizim müziğimizde do ve re arası birbirine eşit olmayan tam 9 parçaya ayrılabilir.

İlk anda büyük bir zenginlik gibi gelse de matematiksel olarak bu 9 sesin varlığı olmakla birlikte insanoğlunun bu dokuz da bir parçayı ki buna koma diyoruz algılaması bir hayli zordur.

Ve batı müziğinde diyez yada bemol adını alan bu değiştirici işaretlerden bir tanesi diyelim ki diyezli bir tonsa, asla ama asla bemol dediğimiz başka değiştiriciyi kullanamazsınız.

Biz de ise böyle bir sınırlama yoktur. İstediğimiz yerde istediğimiz değiştiriciyi çok rahatlıkla kullanabiliriz.

Doğal olarak batıdakinden daha melodik ve arlıkları birbirine yakın eserlerimiz vardır bizim. Çok seslilik ise bu yüzden hemen olanaksızdır demesekte kendine özgü olacaktır.

Batı müziğinde ise melodik yapılanma bizdeki gibi çeşitlilik göstermediğinden doğal olarak onlar dikey olarak, yada yatay olarak notaların aynı anda tınlaması anlamına gelen çok sesliliği bol miktarda kullanabilirler. Buna da zenginlik diyorlar.

Tabikii çok seslilik bir zenginliktir. Ama bir müzik yani bizim müziğimizin meledik yapılanmasında biz çok sesliliğe pek ihtiyaç duymayız.

Batı müziğinin farklı yani bu 24 tonla sonsuz eserler verbilecek güce sahip olmasıdır. Bizde ise 500 ten fazla makamın olduğu bir gerçektir.

Burada Türk Müziğini eleştiririm. Bu sayı azdır arkadaşlar. Sonsuz makam elde edilebilir matematiksel olarak. :D

Örnek;

do-re-mi-fa-sol-la-si do dan başlayarak bir do dizisi batı da do majör adını alır.

Bizdeki adı farklıdır ve biz buna kabaçargah deriz. Aynı şeydir.

Do majör bir parça asla değiştirici işaret yani diyez yada bemol almaz.

Şimdi ben, bu do dizisinde atıyorum haaaaa, sol notasının sesini bir koma inceltmeye karar verdim. Alın size yeni bir makam ve adına sanem makamı diyelim. :D

Sanem makamını çalarken ve söylerken bir koma ses çalınamayacağı ve duyulamayacağı için o sol bir koma diyez, yine sol olarak çalınır ve söylenir. Ama teori de o artık başka bir makamdır.

Ya olur mu böyle bir şeyyyyyyyyyyyy.

Bu mantıkla gittiğinizde 500 değil sonsuz makam elde etmeniz söz konusudur.

Ve Türk Müziğinin makam yönünden zenginliği anlatılırken bu sayı hep verilir. Başkalarının yanında kullanmayalım bu sayıyı komik oluyoruz.

Ama yinede diyebilirim ki batı da olmayan bu 24 ton sistemine karşı gelmekten dolayı, farkında olmadan tabii, batıdan çok daha fazla makamımız vardır. Bu sayı 500 olmasa da kullanılabilen makam sayısı 50 yi geçmez.

Olsun yine de iyi bir sayıdır ama abarmayalım değil miiiiiiii. :D

Kimseye etmem şikayette, batı da karşılığı olan bir makamdır.

Batılılar solminör der, biz de ona nihavent deriz.

bayke

24.07-2007, 01:12
izninizle şu sayfaya naçizane bi katkıda buluniim bu TSM siz, TSM bunsuz olmasss:)
...ve bi akşam da fasıl yapalım beeahh
nasıl olsa felekle iiyce yüz göz olduk :)
atarız önüne bi çorba parası idare eder artık..
tende gelen teneşirde gidermiş..napiim ben buyum.
40 ından sonra değişti dedirtmem kendime.
http://img490.imageshack.us/img490/4192/raki04ik6.jpg (http://imageshack.us)
Shot with C2040Z (http://profile.imageshack.us/camerabuy.php?model=C2040Z&make=OLYMPUS+OPTICAL+CO.%2CLTD)

Baben

24.07-2007, 03:09
Sağolasın Sanem Hocam, :D

Yeri burası mı bilemiyorum.. Benim epeydir kafama takılan bir (hatta bir kaç) konu var:

İzmir'in Kavakları (http://www.youtube.com/watch?v=MBvnUKTlJu0)'nı Candan Erçetin'den ilk kez dinlediğimde şok geçirdim. :shock: Ya tamam.. Birbirimize çok yakınız, hatta içiçeyiz falan da, bu kadar olur mu yani?.. Böyle bir türkünün hem Türkçe, hem Yunanca versiyonu.. (Aslında güzel de olmuş, bence.. ;) )

Ahal Teke

24.07-2007, 12:27
Uyuz bir ukalalığın elinden tutacaz ya...Bir iki düzeltme yapalım.


Birincisi sanem senden beklemediğim bir hata yapmışsın. "Türkçe değil osmanlıca demeliyiz" şeklinde bir cümlen var.

Yahu osmanlıca türkçe değil mi? Çok bilinen bir yanlıştır bu. Osmanlıca her ne kadar içeriği farsça ve arapça kelimelerle dolmuş taşmış da olsa öz be öz türkçedir. Çünkü bir dilin kimliği onun gramer kurallarıyla belli olur. Bu yanıyla osmanlıca çokça bozulmuş bir Türkçeden başka bir dil değildir. Ona Osmanlıca denmesi sadece içeriğimndeki arapça ve farsça kelimelerin bolluğu nedeniyle halkın anlamaması ve saray yani devlet dili olması nedeniyledir. Yoksa Osmanlıca da bildiğimiz 'Eski Türkçedir'.


Ayrıca sen merak etme bu başlığı karikatürize edecek değiliz. Ve benim alıntılarım da aslında dikkat edilirse konuyla direkt ilintilidir. Türk tarihini çobanlıktan ibaret görüp müzik de dahil kültürel altyapısına yönelik soru işaretleri verdiğim linklerin ilaç etkisiyle ortadan kalkacaktır.

Devamla kemal abi orda "naçizane" demişsin. Abicim o kelime ölümlü demektir. Sanırım acizane demek istedin. Konuşurken bu "şimdi benim naçizane fikrim söyle" gibi cümleler kullanırken aslında dediğimiz benim ölümlü yok olabilecek fikrim şu şekilde, gibi bişey demiş oluyoruz. Doğrusu 'acizane' olmalıdır. Hani uyuzluk edip rainmaker konusundaki düzeltmene bir misilleme yapmış olayım da taş gediğine şööyyyle güzel bir oturmuş olsun emi... :D:D:D

bayke

24.07-2007, 12:51
sıcak bunaltıcı..
valla klavyeyi tuşlayacak kadar bile enerjim yok o yüzden sana en kısa cevabımı vereceğim.
şuraya tıkla... yani "türk dil kurumu sözlüğü"ne..!
raconu o kessin :)

http://www.tdk.gov.tr/TR/SozBul.aspx?F6E10F8892433CFFAAF6AA849816B2EF05A79F 75456518CA

Ahal Teke

24.07-2007, 13:23
Valla doğru diyosun üstat. Hava sıcak ve hiç uğraşmadan vekaleten savaşmak gerek. Amerikalılar buna "proxy war" diyorlar. :) Mesela İranla doğrudan savaşmadan İsrail ve Hizbullah eliyle vekaleten savaşmaları gibi.

Neyse madem sen TDK gibi devasa bir gücü sürdün masaya ahanda ben den tek kişilik, ama manevra yeteneği gerekçelerinden anlaşılacağı üzre oldukça yüksek bir dil uzmanı.

Zaten ben de onun farsçanın ve bu kelimenin etmolojik kökenine yaptığı vurgudan etkilenmiştim. Şimdi senin tdk etimolojik açıklamasını yapmadan sadece kollektif anlamda toplumda kullanılışını baz aldığından(Kullanım yanlış bile olsa) hangimiz haklı çıkar bilemiyorum.

Yani cümle içinde naçizane kelimesi, arkasındaki düşünceyi anlamsız, ölümlü değeri olmayan şeklinde tamladığından kullanılması pek uygun değil diyor üstat. Oku bakalım sen ne anlıyacaksın.

http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=222561

Aysel Tuğluk imzalı Abdullah Öcalan yazısına yönelik değerlendirmeleri geçince hemen altta "dil yaresi" adlı başlığa bakınız...

Baben

24.07-2007, 14:36
Bakmamızı önerdiğin yeri alıntılayım:


Dil Yâresi
Türkçe dostlarından (Tuncer Kırhan)


Deniz Seki, Bir Dilek Tut adlı programda (Fox Tv) «Benim naçizane fikrim» deyip durdu. Naçizane sözü «ölümlü» anlamına geldiğine göre, bunun yerine acizane kelimesini kullanması gerekmez miydi?
– Farsça çiz, «şey» demekmiş; nâ ise olumsuzluk bildiren bir önek. Naçiz «Değersiz, önemsiz, adı anılmaya değmez, hiç hükmünde» anlamına gelen bir sıfat.
Naçizane (iki «a» da uzundur) zarfı da «Hiçbir değeri yokken, adı anılmaya bile değmezken, hiç hükmünde» anlamlarında, kendini küçümseme, muhatabına saygı gösterme, önem verme niyetli bir ifade biçimidir.

Naçizanenin ölümlü olarak yorumlanması, Atatürk'ün ünlü "Benim naçiz vücudum bir gün elbet toprak olacaktır, fakat Türkiye Cumhuriyeti ilelebet pâyidar kalacaktır." sözünden geliyor. Bu sıcakta paragrafın başını okuyup sonunu okumayınca senin de yanılman normal Pegacım. ;)

andante

24.07-2007, 15:40
Kusura bakma pegasusum, ben Osmanlıca yı Türkçe olarak kabul etmiyorum.Neden kabul etmediğimi de sanırım anlamış olman gerekir, Türkçeyi bu kadar yok sayan ve içine eden yepyeni bil dir benim için Osmanlıca. Özü mözü falan burda hiç umrumda olmaz. Halk gayet güzel Türkçe konuşmaya devam ederken, ortaya çıkan bu ucube dile bana Türkçe dedirtmeye kimsenin gücü olamaz.

Yani bir eleştiridir bu anlamda benim yazdığım.Ve arkadaşımız bu şarkının ermenicesi var mı yok mu diye merak ederken, ona verilen bir cevap tır. Osmanlıcadır bu sözler, bir kez daha tekrar ediyorum, Osmanlıca kardeş.... Halk edebiyatı gürül gürül bugün bile anlayabildiğim bir Türkçeyle halkla iç içeyken bu dile bana Türkçe dedirtemezsiniz.

bayke

24.07-2007, 16:55
...dii mi baben :)
bi de şu var ya. konu dışı:
hakkı devrim basınımızda "türkçenin jandarması" olarak anılır. ama halk onu daha çok okan bayülgen'in "makina" sından tanır.
fakat türkçede "makina" diye bi kelime yoktur..!
doğrusu "makine" dir.
bu ironiyi yakalayıp sabah'ın tv eleştirmeni yüksel aytuğ'a yazmıştım o da köşesine almıştı.
benim de başım göğe ermişti :)

nüans

24.07-2007, 17:13
:D:D:D var yaa siz süpersinizz :D:D:D
Ne ararsan var burdaa :))) Konuyu dağıtmamak adına Klasik Türk Müziği ile ilgili bişe yazamıyomm :D:D:D

Baben

24.07-2007, 17:22
Tabii o da var, bayke..

Hatta "iddaa"nın doğrusu da "iddia"dır. Böyle ilgi çeksin diye Türkçeyi katlediyorlar; sonra da "dilimiz niye öldü" diye salak salak soruyorlar.. :evil:
Bir milleti, millet yapan değerlerin en başında "dil" gelir.. Gerisi hikaye..

Sevgili andante, biz her türlü "sabote" ederiz başlığı.. :twisted: "Kural" falan sökmez bize. :D

Öyledir sevgili y@ren. "entel geyiği" diyorum ben buna kısaca..

bayke

24.07-2007, 17:30
pegasus; kayıt yapabilsem okuyup koycam ama malesef :( onun yerine başka eserler geliyo hazır olun :)
demiştin ya..
sen de bi şarkı patlat beaa keyfimiz tam olsun. :)

başlat/programlar/donatılar/eğlence/ses kaydedici ye gir
sağ baştaki kırmızı noktaya tıkla
tabii mikrofonun vardır umarım.

buraya kadar gel gerisini anlatırım çünkü wav olarak kayıt edersin
1dk lık kayıt 10mb tutar
sıra gelir onu mp3 e çevirmeye..yani sıkıştırmaya.
sonra bana bi el salla gerisini anlatiim :roll:

***
sevgili baben bi de galat-ı meşhur deyimi vardır bilirsin
o yanlış kelime öylesine yerleşmiştir ki artık o yazılış doğru kabul edilir.

bak vikipedi nasıl tariflemiş.
Galat-ı meşhur, kelime veya deyimlerin yaygın olarak yanlış bir biçimde kullanılması sonucu, doğrusunun yerini alması halidir. "herkesin bildiği yanlış" denebilir.

andante

24.07-2007, 17:32
Yaz, yaz yarennnnnnn

Arada dağıtır bizimkiler ama merakla da oluşacak gelişmeleri beklerler.

Sevgili baben bir sorunu atlamışım, bu yüzden döndüm.

Bildiğin gibi tarih acılarla doludur dostum. Bizim tarihimizde de böyle nice acılar vardır. Lozan anlaşması gereğince hani şu mübadele dediğimiz olay var yaaaaa.

Binlerce insan yurdunu zorunlu olarak terk etmek zorunda kaldı. Bizim topraklarımızdan gözyaşlarıyla binlerce vatandaşımız Yunanistan a, ordan da buraya göçe zorlandı yaaaa.

İşte bu dönemin müzik açısından bir sonucu olan müzik türü vardır. Gerçi tam olarak ta öyle demeyelim ama şimdilik o şekilde açıklayabiliriz. Sonra gerekirse bu müziğin özüne de döneriz.

Rembetiko dostum bu müzik türü.

Var dı zaten ama bu büyük göçlerle Yunanistan a göçe zorlanan insanlarımız Yunanistan da bu topraklarda beraber yaşarken edindiği çoğu şeyi müziğe de yansıttı. Genellikle acılarını ve yaşayışlarını.

Doğal olarak bu topraklarda bildiği müzikleri hiç değiştirmeden yeni topraklarında kendi dilleriyle de dile getirdiler.

Sadece İzmirin kavakları değil, daha binlerce türkü hiç aslını bozmadan başka bir dille orada söylendi ve söylenmeye de devam ediyor. O insanlar bir şekilde alışkanlıklarını devam ettiriyorlardı.

Bu konuda bir dramı ben bizzat yaşadım. hala tüylerim diken diken olkuyor. Yaklaşık 15 yıl önce o zamanlar bir müzik gurubundaydım ve geleneksel müziğimizin biraz daha çağdaş biçimiyle festival için Selaniğe davet edilmiştik. Konser sonrasında o zamanlar 90 lı yaşlarında olan yaşlı bir teyzenin çoğu Rumca ama içinde bazı Türkçe kelimelerle bana sarılışını ve beni sevişini hiç unutamam. Ağlayarak bir şeyler diyordu ama anlamıyordum. Ortak bir tek şey yapıyorduk sadece; dokunuyorduk birbirimize ve ağlıyorduk.

Oradaki müzisyenlerden de bizim türkülerimizi dinledik. En çok hoşuma giden;

Entarisi ala benziyor türküsüydü.

Dediğin gibi çok güzel ve farklı bir şey oluyor emin olabilirsin, kendi topraklarından öte bir yerde, aslında kendi topraklarındaymışcasına bir duyguyla ne kadar derin olduğunu anlıyorsun.

İşte siyasetçilerimizin asla başaramayacağı bir şeyi müzik yapar, ve bu yüzden bir kez daha dünyaya gelirsem seçimim yine meslek olarak müzik olacaktır. :D

Hanımeli

24.07-2007, 17:46
Aramızda kalsın sanem, hanımeline bende bayılırım…
Hem kokusuna hem de balına…;)

Sevgili sanem teşekkür ederim, araştırmaktan vazgeçtim…

Bu makamlarla baş edemeyeceğim senem…
sabahtan beri bende bir makam araştırmasıdır gidiyor…
Girdim içine çıkamıyorum!!!
I ııh çok karışıııık :cry:
Mevzu ağır, ağdalı, derin…
Sonra da, amaaaan sen en iyisi dinle, dedim kendime…
Ara sıra o cartlak curtlak sesinle, eşlik edersin dost meclislerinde, yeter da!!!

Baykemal hazırlamış bize masayı…
Akşamda olmak üzere, e hadi buyurun bakalım
Ben hemen bir plak koyim gramofona da başlayalım o zaman…
http://www.youtube.com/watch?v=ohlG1sxYCgE&mode=related&search=

http://img490.imageshack.us/img490/4192/raki04ik6.jpg (http://imageshack.us)
Shot with C2040Z (http://profile.imageshack.us/camerabuy.php?model=C2040Z&make=OLYMPUS+OPTICAL+CO.%2CLTD)

bayke

24.07-2007, 17:49
yafu bi şey soracağım bu arada kafama takıldı.
candan erçetin boşnakdır (..mışş böyle buyurdu zerdüş)
bazı şarkılarının bitimini veya tamamını boşnakça söyler
neeeerden biliyom?
boşnak bi girl friendim vardı. o bana tercüme ederdi..sanki çok lazımmış ve ben de çok merak ediyormuşum gibi :)
o sözler boşnakça olmasın..?
ermenice-rumca-ibraniceyi ayırt edebilirim ortaköy'de büyümenin kulak dolgunluğu. ama boşnakça bulgarca vs den annamam.

andante

24.07-2007, 18:05
Yine konumuzla ilgili olduğuna inandığım bir şey yazacağım çok kısa.Parantez içindekilerin ilgilisi yok sadece.

(Sevgili baykecim dert etme hangi dille yazmış falan diye, istediğiyle yazılsın müzik dilinin evrenselliğidir bizim için önemli olan.

Baben e bir cevap daha yazmak için uğramıştım ki, ya hızla ilerliyor burası.

Canım hanımeliiiiiii, seni gerçekten çok sevdim, sevmeye de devam edeceğimden hiç kuşkun olmasın, farkına varacakmısın bilmiyorum ama bir konuyu düzelttim yazında.Bu arada haklısın makamlar herkesin başının belasıdır.

Çok ama çok hassas olduğum bir konudur bu.

Ya bir tanecik kardeşim benim adım Sanem

Türkçe değildir, Arapçadır. Çok ama çok sevdiğim babam koymuş bu adı ,bana Senem denilmesine hiç gönlüm razı olmuyor. :D )

Babencim, İzmirin kavaklarından başka daha neler var demiştim sana :D

Ben Feriköy Vartanantes Kilisesi korosundan bir eser dinlemiştim. Dini bir eser :D

Çok güzeldii, ve çok ama çok tanıdıktı. Biz onunla Halk oyunları da oynarız. :D

Delilo adlı eserdir bu.

Onlar Dalilo olarak söylüyorlardı.İlginç değil mi? Kökenlere indiğimiz zaman işin içinden çıkılamayacağının en güzel delilidir bu. Beraberce uzun yıllar yaşanmış, her şey iç içe geçmiş. En iyisi müziğin o büyülü havasına kendimizi kaptırmaktan başka bir şey değildir diye düşünenlerdenim.

Hanımeli

24.07-2007, 18:17
Ah aah!!! Evet evet...
:oops: Çok özür dilerim SANEM...
bak artık doğru yazabiliorummm :)
N olur kusuruma bakma!!! :oops:

andante

24.07-2007, 19:37
Aman be hanımeli, ne özrüüüüüüü

Hadi araya bir müzik alalım. Daha önce yazdığım Yunanistan da Yunanlı müzisyenlerden dinlediğim ve benim çok hoşuma giden bir parça;

Entarisi Ala Benziyor (http://www.youtube.com/watch?v=4tECobvmwvg)

Bu eseri Candan Erçetin de söylüyor söylemesine de gene şimşekleri üzerime çekeceğim ama olsun, berbat söylüyor ya :oops:

Baben

24.07-2007, 19:52
..sevgili baben bi de galat-ı meşhur deyimi vardır bilirsin
o yanlış kelime öylesine yerleşmiştir ki artık o yazılış doğru kabul edilir.

bak vikipedi nasıl tariflemiş.
Galat-ı meşhur, kelime veya deyimlerin yaygın olarak yanlış bir biçimde kullanılması sonucu, doğrusunun yerini alması halidir. "herkesin bildiği yanlış" denebilir.

Sevgili bayke,

Sıcağı sıcağına aktarayım: (Abim, Edebiyat öğretmenidir.. Ona sordum. Sağ olsun örneklerle açıkladı.)

Örneğin "evlat" kelimesini biz "çocuğum" anlamında, tekil olarak kullanırız, oysa o kelimenin sonundaki "-at" eki çoğul ekidir. TDK'nın sözlüğünde bile tekil olarak alınmıştır. Orada bile yanlış olanı doğru olarak almışlar.

Bir başka örnek: "Teşbihte hata olmaz" deriz ve bunu "benzetmede yanlış olmaz" şeklinde hatayı mazur göstermek için kullanırız. Oysa, ek$i sözlükte ne denmiş bak:

her türlü benzetmeyi yapma serbestisini değil, bilakis benzetme yaparken dikkatli olunması ve hata yapılmaması gerektiğini vurgulayan sözdür (teşbihde hata yapılmaz!). malesef uzun zamandır ilgisiz benzetmelerden sonra savunma olarak kullanılmaktadır.

İşte "galat-ı meşhur" bunlardır. Yoksa makina, iddaa vb. galat-ı meşhur değildir. Onlarda "yazım yanlışı" vardır sadece. Kullanım yanlışı diil yane.. ;)



Sanemcim, çok çok çok teşekkürler ederim. :) Bi şey daha soracaktım.. Gerçi konudan uzaklaşıyoruz ama.. :oops:
Klâsik batı müziğinin olmazsa olmazlarından biri de şu eli sopalı yönetmenleri.. :twisted:
Böyle birine bizim musikimizde de hele halk müziğinde gerçekten ihtiyaç var mı? Yoksa sadece konu mankeni olarak :P el-kol sallamak için mi orada bulunuyorlar? Hani çok sesli-tek sesli müzik ayrımı var ya o bakımdan şeettimdi.. :P

Sevgili yeditepe, iz üzerindeyim, bulduğumda mp3 ise ÖM'den rapidshare linklerini gönderirim. ;)

nüans

24.07-2007, 20:04
Ne şimşeği abla yaa :)
Kulaklar yanılmazz :D
Yorum katıcam diye çaba gösterirken türküyü katletmiş saolsun Candan Erçetin :D

Hanımeli

24.07-2007, 22:50
Günah çıkartmanın işte tam sırası…
Bi tarihlerde Candan Erçetin in Fransızca çıkarttığı albümünü alma gafletinde bulundum…
Tanrım ne büyük günah işlediğimi işte o zaman anladım…
Fransızca bildiğimden diil hee, sadece bakim ne yapmış, nasıl yapmış diye…
Bir de Fransızcanın severim gırtlak temizliğinde kullandığımız o sesini “gggıııgııı”
Ama bu kadıncık, tüylerimi tiken, tiken etti…
Birileri engel olmalı Candana…
Yapma!!! Dur!!! Demeli
Fakat ne yazık ki kadının sponsoru sağlam…
Susturamıo kimseler…
Susturulamadığı içinde o böle türküydü, sanat müziğiydi, fransızcaydı söylüyor işte…
Neyse konu dışıydı belki ama böyle bir anım vardı yeri gelmişken anlatim dedim…
Hayır, koyacam buraya bi fransızca okuduğu parça yazık olacak herkeslere…
Kıyamam size…

Ahal Teke

24.07-2007, 22:57
Yav sıcaktan mı lazlıktan mı bilinmez ben orda neden yanıldığımı anlamadım.

Sanem madem senin canın istemiyor tamam o zaman osmanlıcayı türkçeden saymayız olur biter. Ne yani şimdi seni mi kıralım :D:D:D

Ha bir de hırtlık yapasım geldi bir an :):) şöyle. Bu müzik var ya, tamam evrenseldir duygu doludur ama hangi duyguya hitap ettiği de değişir.

Dünyanın en korkunç bandosu olarak bilinen bizim mehter takımı nihayetinde askerleri daha iyi adam doğramak için çoşturmaya yarar.

Hitlerin onbinlerce askere söylettiği marşlar gibi askeri şarkılar hep yoketme duygusunu kaşır.

Biz güneydoğuda nasıl diyoduk bakim hah şöyle;

İzin ver Allahım sabrım kalmadı/ Vatanım dağlara çıkmak isterim/ Vatan ellerinde yad edenlerin/ Dünyayı başına yıkmak isterim...

Atina da çalar mehter marşımız/ Yunanlıya karşı diktir başımız/Yetmişine karşı gelir beşimiz/ Dünyayı başına yıkmak isterim...

:):)

Bak hala tüylerim diken diken oluyor söyleyince dermişim :):):)

Ha şöyle bişey de vardı;

"Düşman yurduma kem gözle bakarsa/Ümitler kül olup bir bir yanarsa/Dağlardan süzülür gelir komando/Hey canavar,hey canavarr komando...


Tabi bu da müzik ve biz bunları elimizde silah iyice şişmiş pazularımızla koşarken söylerdik.

Tabi çok duygusaldık söylerken... :):):)

Yani dicem o ki müzik tek başına sevgi, aşk çiçek böcek değildir. Bu duyguları içerebildiği gibi bambaşka duyguları da kapsayabilir.

Müzik insandır yani. İnsana dair ne var sa müzik de o da vardır. Ne melektir ne şeytan vesselam...İkisidir...

andante

24.07-2007, 23:11
Bir dakika bir dakikaaaaaaaaa.

Öncelikle şu mehter müziğini bir kenara ayıralım.

Tamam kuruluş amacı savaşa giden askerleri coşturmak ve savaş yerinde düşman askerlerinin moralini bozmak, ortaya çıkardığı yüksek sesle, çok ama çokkkkkkk kalabalıkmış gibi bir etki yaratmak şeklinde gerçekleri vardır.

Ya mehter müziği siyasi emellere ortak edilmiş yani kullanılmış bir müzik olduğundan biz aslına bakarsan mehter müziği hakkında çok yanlış şeyler biliyoruz.

Dünyanın en korkunç bandosu ünvanına sahip değildir. Ehli olmayan sıradan kişilerle bu şekle ne yazık ki büründürülmüştür.

Özüne baktığımızda, eserlerin notalarına ve kullanılan çalgılara muhteşem bir şeydir ve kendi türünde tektir.

Müzik denildiğinde neden aklımıza hep şarkı geliyor anlayabilmiş değilim.

Söz küçük bir ayrıntıdır müzikte ya. İşin içine hiç söz katmadan anlatabilmek var ya duyguları işte o gerçek müziktir. yapılabilir mi, evet yapılıyor zatennnn.

Ha canımcım senin komandoyken söylediğin ezgilerin içinden sözleri çıkart bakayım, sadece terennüm şeklinde söyle, bakalım aynı duyguya sahip olabilecekmisin?

Söz ile müziğin birleşimi muhteşemdir ona bir şey demiyorum, bu ayrı bir konu.Müziğin kendisi masumdur, bir do notası yada bir domajör diyelim tek başına kimseyi heyecana getiremeyebilir, ama aynı notanın geçtiği bir eser sözlerinden dolayı yasaklanabilirde. :D

Kuşkusuz müziğin salt insan ruhunda bıraktığı etki, buna ethos diyoruz, başka hiç bir sanatta yoktur ve bu insanlar tarafından kullanılır.

Kısacası yine müzik değil, asıl şeytan ya da melek olanlar biz insanoğluyuz.

andante

24.07-2007, 23:26
Segili babenim senin sorduğun soruya gelince;

Aslına bakarsan bizim müziğimizde yani müzik kültürümüzde konser gibi birer olgu çok ama çok sonraları gelişmiş bir şeydir. Konserler olmadan halk ya düğün dernekler de yada bir araya geldiklerinde duruma göre ya Türk Halk Müziği yada Türk sanat Müziği dinliyordu.

Türk sanat müziği ise uzun yıllar elit kesimin evlerinde bir araya gelen insanların dinledikleri müzik şeklindedir. Ve bizim müziğimiz okullu bir geleneğe çok sonraları kavuşmuştur ve bunu da sonra irdeleriz. İyi mi olmuştur kötü mü olmuştur diye?

Genellikle büyükten küçüğe ve son derece saygılı bir tarzla el vererek gelişen bir müzik olmuştur. Doğal olarak bu dost meclislerinde asla bir şef olmazdı.İçlerindeki en kıdemli kişi başta oturur ve onun işaretiyle devam ederdi.

Batı müzinde de ilk başlarda şef yoktu bu arada. Bu işi ilk defa ortaya koyan batı müziğinin Klasik dönemdeki müzsyenlerinden biri olan Hydn sayesinde olmuştur.

Orada şefe gerçekten ihtiyaç vardır. Çünkü orkestra daki elemanlar birbirleriyle hiç ilgisi olmayan ama birbirini tamamlayan notalar çalarlar. Çalgı guruplarına göre daha önce girecek sonra girecek bir süre sonra girecek falan filan gibi zorlayıcı unsurlar vardır.

Ve şef te, konser öncesinde eserin oluşmasını sağlamak için oradaki müzisyenleri yönlendiren ve aynı zamanda yorum katan ve çalıştıran kişidir. Tüm eserin notalarını ezbere bilmek zorundadır. Ki bu eserlerin en küçükleri 20 dakikalık eserlerdir. :D

Böyle bir durumda ister istemez o gurubu yönlendirecek bir kişiye şef e ihtiyaç vardır, elindeki o çubukta dikkati toparlamak ve yön vermek içindir. Ya bir orkestra şimdi en az 80 kişiden oluşuyor.

Eee, bizim müziğimizde böyle bir şey yok. Bu yüzden şu anda bir şefin olması gerçekten laf olsun torba dolsun gibi gözükebilir.

Ancak şunu da unutmayalım. O kişi yani şef, en azından repertuarı oluşturan, ve konsere çıkmadan müzisyenlerle birlikte parçanın daha doğru ve düzgün çalınabilmesi için ter atan kişidir de.

Bu yüzden sembolik olarak ta olsa bu gurubun başında olması verdiği emeğe saygıdır bana göre.

(Bu arada Candan konusunda yalnız olmadığım için acayip sevindim arkadaşlar :D , ama inanın biraz sonra bayke çıkıp hadi lennnnn diyebilir, hazırlı olalım.)

Ahal Teke

24.07-2007, 23:30
Hımmm bak şimdi beni düşündürdün sanem...

Evet sözlerini alsak ne olurdu o müzikler acaba?

Ama yine hırtlığım baskın mı çıkacak ne...

Şimdi aklıma bazı ağır metal müzikler geliyor. O müziklerin sözleri olmasa bile ben de yaptığı çağrışımlar hiç de duygusal değil.

Gerçi ben nefret ediyorum o tarz müzikten ama dinleyenlerin de usul bir ağustos günü denizden gelen imbatla hafifçe boynunu büken bir çiçeğin bağrından neşeyle bal toplayan bir arının sevgi dolu yüreğini düşündüklerini sanmıyorum :D

andante

24.07-2007, 23:37
Hemen cevaplayayım pegasusum.

Söylemeye çalıştığın şeyi çok iyi anlıyorum. O dediğin müzikte bazen senin o duygusal anlamdaki durumları değil de, tam tersi iç dünyamızdaki öfkeyi, vs. dile getirmek için olduğunu hemen söyleyeyim. Hiç söz kullanmasalarda müzikle bunu çok kolay yapabilirler.

İşte bu müziğin ethos etkisidir sevgili cancazım. Öyle aralıklar vardır ki, sana bir saat dinleteyim delirmezsen namerdim.

Yine müziğin değil, insanoğlunun fark ettiği ve kullandığı bir durumdur. İşkencede bile müzik ve müziğin uyumsuz aralıklarını çokkkkkkkk kullanıyorlar.

Yani bu ethos u sadece güzellik olarak ele alma. Müzik doğrudan ruha etki eder. Olumsuz olarak ta. Ve ve ve nasıl kullanılır bu ethos biliyormusunnnnnn, daldırma beni şimdi bu konulara tamamiyle dışında bir konu bu çünkü Türk Sanat Müziğiyle.

İnsanoğlu cidden çok ama çok tehlikelidir, müziği bile kullanırken seni istediği yola sokabilir ve yönlendirir. Söz kullanmasına gerek yoktur üstelik.

Bu dediğim çok daha ayrı bir konu. Sen yine ilk başta yazdığım şeyi düşün. Sözler olmasa bazı müziklerin bizde şimdi bıraktığı etki çok daha farklı olabilir.

Hanımeli

24.07-2007, 23:44
Sanemcim, çok çok çok teşekkürler ederim. :) Bi şey daha soracaktım.. Gerçi konudan uzaklaşıyoruz ama.. :oops:
Klâsik batı müziğinin olmazsa olmazlarından biri de şu eli sopalı yönetmenleri.. :twisted:
Böyle birine bizim musikimizde de hele halk müziğinde gerçekten ihtiyaç var mı? Yoksa sadece konu mankeni olarak :P el-kol sallamak için mi orada bulunuyorlar? Hani çok sesli-tek sesli müzik ayrımı var ya o bakımdan şeettimdi.. :P

Babür boşversene sen, baksana Sanemin gönderdiği "entarisi ala benziyor" klibinde ki o şefe...
coşuyor, coşturuyor...
O çok eğlenio, o kadar eğlenio ki bıraksalar yorumcudan fazla oynayacak... :D
Sağolasın Sanem... :D

Ahal Teke

25.07-2007, 00:05
Sanem açıklamaların için teşekkür ederim. Sanırım anladım ben seni. Evet müzik duyguları harekete geçirir ama bu duygular öfke de olabilir aşk da benzeri başka şeyler de ...Sonuçta bunların hepsi duygudur.

Ama izninle son hırtlığımı yapıp bir düzeltmede bulunmak istiyorum.

Aristo unun "Retorik" adlı eserinden biliyoruz ki; anlatının üç boyutu avrdır. Ethos, pathos ve logos.

Ethos anlatının kişisel boyutudur. Yani mesajın geldiği kişinin bireysel özellikleri. bunda dış görünüşten tut da kişinin tanınmışlığı, sesi tonu vb etkendir.

Logos anlatının akıl boyutudur. Anlatının mantıksal tutarlılığı, içeriğindeki kanıtlar vb...

Pathos ise işte tam da senin vurgu yaptığın gibi anlatının duygu boyutudur. Bu duygu boyutu çok farklı şekillerde etkiler kişiyi. Anlatı duyguya hitap edebilmek için çeşitli çekicilik unsurları kullanır ki sözlü anlatım dışında müzik de bu seçenekleri aynen kullanabilir.


Yani canımcım anlatının duygusal boyutu ethos değil pathosdur. Küçük bir kelime yanılsaması olarak belki önemsiz ama anımsatayım dedim...

andante

25.07-2007, 00:42
Vallahi canım anlatmak istediğim şeyi anlatabildiysem mutlu olurum.

Diğer konuya gelince müzikte kullanılan ethos özelliği Aristonun kullandığı şekildemidir değilmidir hiç tartışmam. Bildiğim, bu işin eğitimini alırken bizlere bunun ethos özelliği olarak öğretildiğidir.

Bu arada bulabilirsen Zaman içinde müzik ansiklopedisinin, ki bence dünyanın en büyük müzik tarihçisi Evin İlyasoğlu hazırlamıştır,6. sayfasında şu cümleyi göreceksin;

Müziğin kişiliği etkileme olayına ethos denir.

Müzik doğrudan ruha hihap eder ve kişinin duygularına ve davranışına sebep olur diyor yani. Vallahi biz böyle öğrendik.

Dur hatta eski Yunan da müziğin bu ethos özelliği yüzünden kötü müzik dinleyen kötü olacaktır diye düşünülüp bazı müzikler yasaklanmıştır bile. :D

Ahal Teke

25.07-2007, 00:50
Neyse demek ki müzik için bu kelime farklı bir anlamda kullanılmış. Zaten bu eski yunanca kelimeler birbirlerinden alakasız bir çok anlamı barındırabiliyor...

bayke

25.07-2007, 01:10
pegasus yine yanıldın onlar:
athos-porthos ve aramistir.
okeye dördüncü ararken yan masadan dartanyan'da onlara katılır
vs vs..
du bakiim yaa yoksa ben mi karıştırıyom
bi san.
gooooooooleeeee...googleeee...gel yavrum
help help

nüans

25.07-2007, 01:43
Dur hatta eski Yunan da müziğin bu ethos özelliği yüzünden kötü müzik dinleyen kötü olacaktır diye düşünülüp bazı müzikler yasaklanmıştır bile. :D

Sanem ablacım müzikleri bırak , insanı olumsuz düşünceye iten tonlar bile yasaklanmış :) Aaaa demişler bu ton ııı ııhh atın gitsin :!:
Aaaaa bu ton çok güzel gelsin beriii :wink: öyleymiş iştee :)


Bayke :D kuvvetle ve muhtemelen karıştırıyosunn :D okey onların zamanında daha yoktuuu :D

Baben

25.07-2007, 01:50
yaa sahiden atos'la portos'un isimlerini verirken A.Dumas sanırım "Retorik"i okumuştu.

Çağrışım deyince: Cennet'in Latince karşılığı olan "paradisus"un (İngilizcede "Paradise" olmuştur) bizim "Fırat" ve"Dicle" nehirlerinin bileşiminden meydana geldiğini biliyor muydunuz?



He he burada geyik diil geyik sürüsü oluşmakta. :P

kuyucak

25.07-2007, 02:01
İşte sanat bu...Gecenin bu saatinde öyle bir gülmeye başladımki,sonra bana deli
derler diye kapıyı kapayıp geldim.Halada gülmeye devam ediyorum.Sevgili Sanem
olaylara klasik bakıyor,Sevgili Bayke ise Epik...Ama ben Baykeye 10 kg pirzola
borçlanmış oldum.Sevgiler.

andante

25.07-2007, 02:58
Biz i çok seviyorum ...

Yani sana da burada yazı yazdırdılar ya helal olsun benim dostlarıma.Vallahi kuyucak dostum bende çok şişmanladım bu aralar bayke yüzünden.Ha bire pirzola yiyoruz burda en önemli tartışmaları yaparken bile. :D

İşte bayke yüzünden aldığım kiloları senin deyiminle klasik olarak vermeye çalışırken sende aramıza hoşgeldin diyorum.

Bu bölüm harika bir bölümdür de kimse farkında değil. Bu tartışma bittiği zaman şöyle güzelllllllll fasıllı bir toplantı daha yapacağız ve öğrendiklerimizi uygulamalı olarak ortaya dökeceğiz.

Sizleri seviyorum. :D

Hanımeli

25.07-2007, 12:04
Kuyucuk
Hatırlatırım, zira 2. Tayyeap dönemini yaşıyoruz…
Pirzolanın kilosundan haberiniz var mı? :D
Ete eş değer başka şeyler borçlanmanızı öneririm :wink:




Bu bölüm harika bir bölümdür de kimse farkında değil. Bu tartışma bittiği zaman şöyle güzelllllllll fasıllı bir toplantı daha yapacağız ve öğrendiklerimizi uygulamalı olarak ortaya dökeceğiz.

Eyvahlar olsun!!! :) :)
Bu tartışma bittiğinde bir fasıl yapılacaksa eğer!!!
Sanem bir hayal rica edeceğim senden, lütfen…
Şimdi biz bu ağır ekiple bir koro olsaydık ve fasıl yapmaya kalkışsaydık
o koronun içinde çalacağımız sazlarla birlikte kimi nereye koyardın,
solist kim olurdu ve hangi besteyi seslendirirdik?
Ben mesela TRT korosunda ki, elleri meme altında kenetlenmiş, var gücünde cırlayan hatunlardan biri olabilirim.. :)
Bi şefimiz de olsun , gerçi baben kızıo adama ama olsun!!! :)

andante

25.07-2007, 13:17
Aaaa üstüme iyilik sağlık, muhteşem olacağımızdan hiç kuşkun olmasın,

Bu arada sen galiba yaren in sesini henüz dinlemedin. Dinlemeni öneririm. Var bu bölümde. Üstüne solist tanımam .Solist sadece o olacaktır efendim.

Ya şef ben olayım baben izin verirse, sembolikte olsa az emeğim geçmedi bu tartışmada :D

Vallahi dostlarımın hepsinin sesi mükemmeldir ama az sayı olduğumuzdan hem solist hem de çalgı çalacaklar.

Sen ellerinin göğüslerinin altına koyamayacaksın canımcım sana ritim saz verelim derim ben. Bu arada cidden Klasik Türk Müziği sanatçılarının o korodaki hallerine epey gülerim bende. :D

Pegasusum bağlama çaldığından ona ud verelim yakın olmasa bile bize wattabede çaldığı gibi çalacaktır. Çok iyi öğretmenleri var emin olabilirsin.

Kuyucak o bariton sesiyle koronun en iyi elemanlarından biri olacaktır.Valla Akdeniz bölgesinden olduğu için ona da kaşık verelim herşeye rağmen derim ben.

Valla bayke ne yapar bende tereddütteyim. Gözgöze gelmemeye hepimiz dikkat edeceğiz öncelikle, yoksa su koyuveririz hepimiz. Ya kanun iyi gider baykeye yaaaaaaaa.

Sevgili babencim nefesli bir şey çalsın. Bu geyik muhabbetini o başlattı sonuçta.

Yeditepe ye çelik üçgen verelim, boşluklarda iyi tınlayan bir çalgıdır ve o da boşlukları iyi dolduruyor açıkcası.

Diğer tüm isteyen bayanlar ve beyler de koromuzun has elemanlarıdır.

Başlangıç olarak söyleyeceğimiz parçaya gelince.....

Buldum!!!!!

"Beni bu hallere koyan, benden beter olsun derim"

bayke

25.07-2007, 13:42
ben zurnayı isterim
hani derler ya "zurnada peşrev olmaz ne çıkarsa bahtına" :)

sanemcim konser yerini buldum . göksu'da denize uzanan o iskele...
yemekden sonra free takıldığımız, pega'nın ve senin türkülerinizi söylediğiniz
yer...artııı muhteşem ötesi bi manzara. seyirci locası bile vardı yaa...iskele merdiveni.

nüans

25.07-2007, 13:48
Sanem ablam harikasın :) İnşallah en yakın zamanda bu fasıl muhabbetimiz gerçeğe dönüşür :D
Bu grup ile sanat dünyasına zıplasak altüst ederiz ortalığı eminim :) Bayke konusunda sonuna kadar sana katılıyorum ablam, bi gülmeye başlarsam mümkünü yok duramam :D sadece ben değil hepimiz koparız eminim :D
İlk parçaya gelince bulamadım ben onu. Link varsa yollarmısın ? ezberleyelim :))

Ben yazımı yazana kadar bayke cvp vermiş :) bayke enstruman seçimin süper abi :D iyi de konuşmadan nasıl sabredicenn :D

andante

25.07-2007, 13:51
Ama dostum sen sigara kullanıyorsun zor çıkarırsın zurnadan ses dersem ne olacak?

Ya seni mi kıracam hadi sen zurna çal, kanun u ben alayım bari şeflikle beraber götürürüm. Eee piyanonun çok ama çok eski atası sayılabilir ne de olsa.

Yer ise mükemmel, ama benim fobimi unutmayalım deniz kenarına fazla yaklaşmak yok.

Ahal Teke

25.07-2007, 13:56
Ben tambur isterim...:)

andante

25.07-2007, 14:10
Dur bulmaya çalışayım yaren...

Ama deminden beri bu şarkı bana bir şey hatırlatıyor diyordum biraz önce buldum.

Battı balık yan gider deyip anlatacağım. :D

Bildiğiniz gibi ben 12 eylül sonrası üniversiteyi bitirmiş, doğal olarak üzerinden 12 eylül ün tırpanı geçmiş bir kişiyim.Bu sebeple "netekim" paşamızı acayip severim :D

100.yıl üniversitesi o yıllar yeni kurulmuştu ve ne hikmetse her ay bizleri yönetenlerden biri geliyordu ziyaret etmeye. Ben de o zamanlar gencecik bir araştırma görevlisiyim.

Birgün dekan beni çağırdı ve dediki;

24 kasım öğretmenler gününe hemen öğretmenlerden oluşmuş bir koro hazırlayacaksın Netekim paşamız geliyor.

Ayacip gerildim, çok seviyorum ya(!), ama yapılacak bir şey yok. :cry:

Türk halk müziği korosunu oluşturmak çok kolay oldu. Hepsi bir cevher Van da.İşim o kadar çabuk bittiki dekan hayretler içinde.

Bu kısım sana ders olsun yaren, sakın hızlı olma ve yeteneklerini asla ortaya dökme. Ağır ol. :D

O zaman dedi bir de Türk Sanat Müziği korosu oluşturalım. :(

İyiki öğrenciyken İzmir de Rüştü Şardağ ın musiki cemiyetine gitmişim. Bilgilerimin çoğu ordandır.

Ancak bu konu da çalabilecek kimse yokkkkk. Aynen bizim çalgı gurubu gibi :D

Neyse, esnaf falan araştırdık derme çatma bir çalgı gurubu oluşturuldu.Bu da hazır...

Dekan hala şokta ve mutlu.

Bir süre sonra ya dedi sen solist olacaksın, hiç solist yok olmazzzzzzzzz. :evil:

Amanın!!!! şarkı söylemeyi severim, o zamanlarda henüz yıpranmamış bir sesim var, ve ben sigaraya 35 yaşında başladım böyle bir salaklığımda var....Ama onlara şarkı söylemek istemiyorum yaaaaaaaa. :evil: :cry:

Baktım olacak gibi değil, kurtulamayacağım. Ne söylesem diye uzun süre bekledim. Ve sonunda bu şarkı aklıma gelmişti. :D

Özellikle bu kısmını, netekim paşamızın gözlerinin içine baka baka söylemiştim.

Resmimi yapmadı netekim paşa, ama kendi kendime koyduğum boykot planı hiç işe yaramamış çok beğenilmiştim. :D

Ahanda buldum yaren. Ama iki şarkı söylemiş adam,ikinci şarkı benim dediğim, ilk parçada çok güzel bu arada.....

Beni Bu Hallere Koyan (http://www.youtube.com/watch?v=pqllW1dBG5Q)

andante

25.07-2007, 14:13
Allahım yaaaaaa, gördün mü baben şef olmak işte böyle bir şey :D

Tamam pegacım sen de tambur çal :D :D :D :D

Bu arada her şef benim gibi değildir kodumu oturtur vallaaaaa

Baben

25.07-2007, 14:31
Ben başlangıçta su koyuveriyim de demedi demeyin.. :twisted:

Valla bence, müzik olağanüstü bir koordinasyon olayı. (Öyle diil mi Sanemcim. :D )
E.. bendeki koordinasyon olayı da (beyinle diğer kasların) genetik olarak nanay :D Kafasına göre takılıyor işte.. Öyle olunca alkışla tempo bile tutmayı beceremem. :( Kulak dersen kısmen devre dışı.. Duyar, duymasına da.. O 'koordinasyon' olayında yan çizer.. :D O nedenle tüm programlarınızı bensiz yapmanızı arz ederim, efeem. :D

Şeflik konusunda tek kelime etmek haddime düşmez. :roll: Gerek varsa vardır, yoksa yoktur.. :twisted: Netekim gerek varmış.. :D

andante

25.07-2007, 14:47
Allahım ölecem ya gülmektennnnnnnn :D :D :D :D

Ya farkındamısınız arkadaşlar bizlerden iyi tiyatrocu çıkar. Yani doğaçlamalarımız harika. Bir zamanlar sohbet odasında yapardık biz böyle doğaçlamaları, fark attınız doğrusu.

Su koyvermek yok. Anlamam, bilmem demeycen.Selamsız Bandosundan daha iyi olmazsak namerdim.

Ve sonracıma, herşey kitapta yazıldığı gibi olmak zorunda da değildir netekim.

Dost düşman ne olduğumuzu görecek, tarih yazacağızzzzzzz.

Tutun beniiiiiiiiiiiiii :D

( Bu arada sanırım yaşlanıyorsun yeditepe. Gençliğinde Türk Sanat Müziği sevmeyenlerin büyük bir çoğunluğu yaş kemale erince hem sözler hemde müzik olarak bir parça bu müziğe döner. Sen ağlamaya bile başladıysan, durum vahimdir :D )

Hanımeli

25.07-2007, 15:03
Allahım ölecem ya gülmektennnnnnnn :D :D :D :D

Ben yazamıorummmm :D :D :D :D

Hanımeli

25.07-2007, 15:10
Yeditepe uçtuuuuuuuuuuuuuu iyice,
biri onu geri getirsiiiiinnn :D :D :D

bayke

25.07-2007, 15:12
AÇIK TEŞEKKÜR
henüz teşekkül halinde bulunan orkestramıza
bremen mızıkacıları demeyerek selamsız bandosu yakıştırması yapan
ve böylece büyük bir alçak gönüllülük ve hoşgörü örneği sergileyen saygıdeğer
insan mümtaz şahsiyet sanem hanıma derin şükran ve teşekkürlerimi sunarım.

Baben

25.07-2007, 15:28
Forum tarihinde (her türlü sabotaj girişimimize karşın :twisted: ) bu kadar hızlı gelişen bir başlık daha görmedim ben. 5 günde 60 mesaj :shock: Artıkın yetişemiyorum.. İmdaaaat :D

andante

25.07-2007, 16:05
Beni siz var ettiniz sevgili dostlarım.

Teşekkürünüz kalbimin derinliklerinde büyük mutluluklara vesile olurken önünüzde hörmetle eğiliyorum efenim.

Bu hızlı trafik akışına biraz ara vermek için sizlere Sayın Sadettin Kaynak beyefendinin segah eserini dinlemeye davet ediyorum.

Daha sonra kaldığım yerden musikimize ait bilgileri sizlerle paylaşacağım

Bir rüzgardır, gelir geçer sanmıştım
Meğer başımda esen kasırgaymış sevgilim
Gönül oyunudur bunun izi kalmaz demiştin
Meğer içimde yanan bir volkanmış sevgilim

Birgün gelir unutursun demiştin
Hicranını uyutursun demiştin
Unutmadım unutmadım
Aşka hasret sana hasret
Bekliyorum sevgilim

Gönül oyunudur bunun izi kalmaz demiştin
Meğer içimde yanan bir volkanmış sevgilim

Seçil HEPER - Bir rüzgardır gelir geçer sanmıştım (http://www.youtube.com/watch?v=GrJqInMgdIM)

Baben

25.07-2007, 16:47
örgüt sorunu da yok artık


Olmaz olur muuuuu??? :D

Başka haber grupları, forumlar falan da var. Oralarda da "geyik çevirme"ye devam.. :D




Çok çok çok teşekkürler Sanemcim. :oops:

nüans

25.07-2007, 18:01
Sanem ablam hakikaten senin toparlayıcı ,kendine getirici, yönlendirici bi fonksiyonun var. :) Şeflik özelliklerini bünyende barındırıyosun maşallah :wink: Geyiğimizi hemen nasılda balla kestin :D . Şöyle bi bakayım dedim Hacı Arif Bey çıktı piyangodan ... kısacık bir bilgi( olabildiğince kısalttım :oops: ) ve akabinde bestekarımıza ait bir parça yerleştireyim bölümümüze :wink:

HACI ARİF BEY:

Daha ilköğrenimi sırasında güzel sesiyle dikkati çekti. Kendisiyle önce Zekâi Efendi (Dede) ilgilendi ve onu besteci Eyyubî Mehmed Bey'e götürdü. Arif Bey ilk musiki zevkini, bilgisini Mehmed Bey'den aldı. Altı yaş büyüğü olan, geleceğin değerli bestecisi Zekâî Efendi, onu hocası Dede Efendi'yle tanıştırdı; musikiye karşı büyük yeteneği olduğunu Dede Efendi de görmüştü. Bir süre Mehmed Bey'in Muzika-yı Hümayun'daki derslerine dışardan devam etti. Çok geçmeden sesinin güzelliğini haber alan Sultan Abdülmecid onu Muzika-yı Hümayun'a aldırdı. Saray'daki musiki hocası besteci Haşim Bey'dir. Haşim Bey'den çok yararlandı, ondan yüzlerce eser öğrendi. Okuyuş üslubunu da ondan aldığı söylenir.

Hacı Arif Bey Türk musikisinin en büyük bestecilerinden biridir. Klasik dönem bestecilerinin pek kullanmadıkları şarkı formuna yepyeni bir kimlik kazandırmış, bir şarkı bestecisi olarak yeni bir çığır açmıştır. Arif Bey'den sonra "şarkı", bestecilerin en çok işledikleri form olmuştur.
Arif Bey klasik formlarda birkaç eser besteledikten sonra başarılı olamadığını görerek doğrudan doğruya şarkı besteciliğine yöneldi. Eski musikinin ağır, mistik anlatımından, beste, semai formlarına özgü usullerden, terennüm zorunluluğundan kurtularak, daha sade, daha içten, halkın daha kolay zevkine varabileceği eserler bestelemek istiyordu. Bu anlayışla bestelediği şarkıları biçim ve üslup açısından önem taşır. Biçimsel açıdan bakıldığında, sanatçının şarkıyı belli kuralları olması gereken bir form anlayışı içinde ele aldığı görülür. Klasik dönemde şarkının biçimi, kuralları yeterince belirgin değildi; şarkı ancak üslubuyla öteki formlardan ayırt edilebilen, genellikle serbest bir formdu. Eski şarkılar arasında, şarkı formuna ya da formun farklı türlerine örnek gösterilebilecek kuruluşta eserlerin sayısı az değildi, ama şarkı formlarının kesin kurallara bağlanması ilk kez Arif Bey'in eserleriyle gerçekleşebilmiştir. Arif Bey kendisinden sonraki şarkı bestecilerini bu yolda etkilemiş, böylece şarkı kesin biçimini almıştır.
Arif Bey, üslup bakımından da kendisinden önceki şarkı bestecilerinden ayrılır. Form konusundaki kuralcılığına karşılık, anlatımında klasik dönemin sıkı kurallarına uymayan serbest bir lirizm görülür. Kendisinden önceki geleneğe bağlı bestecilerden farklı olarak, genellikle kişisel konuları işler, bazı şarkılarının konusu doğrudan doğruya kendi yaşantılarından kaynaklanır. En belirgin özelliği, musikinin inceliklerinden özveride bulunmadan toplumun geniş bir kesiminin zevkine seslenebilmesindedir.

Yaşadığı dönem, halk zevkinin saray zevkini etkilemeye başladığı bir dönemdir. Musiki artık yalnız saraylarda, tekkelerde değil, bu çevrelerin dışında, özellikle konaklarda, yalılarda da icra edilmekte ve dinlenmektedir. Arif Bey'in bir zevk değişikliğini yansıtan şarkılarındaki üslup kendisinden sonraki hemen bütün şarkı bestecilerini etkilemiştir, öyle ki, klasik formlarda verilen eserlerde bile onun etkisi görülür.
Şarkıları teknik bakımdan kusursuzdur, makam ve geçki zenginliği, ritm çeşitliliği gösterir.
Aynı makamı, aynı usulü kullandığı halde, çok değişik duygular uyandıran şarkıları vardır. Birbirine benzeyen şarkıları çok azdır. Hiçbir zaman tekdüzeliğe düşmez; hemen her şarkısına yeni bir renk, nüans katmasını bilir, kullandığı makamın o zaman kadar işlenmemiş bir yönünü yakalar. Sekiz zamanlı üç vuruşlu "müsemmen" usulü onun buluşudur. Türk aksağını çok başarılı bir biçimde kullanır. Şarkılarında beste ile güfte tam bir bütünlük içindedir. Kürdilihicazkâr makamını da Arif Bey oluşturmuştur. Anlatım olanakları çok geniş olan kürdilihicazkâr, Türk musikisinde en çok kullanılan makamlardan biri haline gelmiştir. Arif Bey'in bu makamdan bestelediği şarkılar, onun kişisel üslubunu yansıtan, özgün bir güzelik taşır

Çok üretken bir sanatçı olan Arif Bey'in günde yedi, sekiz şarkı bestelediği olmuştur. Bir keresinde Sultan Aziz'in verdiği bir güfteyi yedi ayrı makamda bestelemişti. Bu esin bolluğu içinde sanatçı eline geçen şiirleri anlamına, değerine bakmadan bestelemek zorunda kalmıştı. Bu yüzden kimi şarkılarının güftesi çok zayıftır.
Hacı Arif Bey bütünüyle Türk musikisinin sözlü öğrenim geleneği içinde yetişmiş bir besteciydi. Nota bilmiyordu, herhangi bir saz da çalmazdı. Ama çok güçlü bir belleği vardı, bini aşkın eser ezberindeydi. Çok iyi bir okuyucuydu. Şevki Bey, Levon Hancıyan, Zati Arca gibi öğrenciler yetiştirdi. Arif Bey Mecmua-i Arifi adlı bir de güfte derlemesi yayımladı; bu derlemede sanatçının kendi şarkıları da vardır. Bine yakın eser bestelediği söylenir, ancak 337 parçası notalarıyla günümüze kalmıştır. Bunun 327'si şarkı, 10'u öteki formlardaki eserlerdir. Bu 10 eserin de altısı ilahi, biri tevşih, biri durak, biri beste, biri de yürük semaidir.


geldik eserlerimize... Bir tane demiştim ama dayanamadım ikisi de çok hoş. Tam fasıllık :wink:

iyi dinlemeler...

Sayd eyledi bu gönlümü bir gözleri

http://www.youtube.com/watch?v=-HKxTR4lOrY

ve bakmıyor çeşm-i siyah :wink:

http://www.youtube.com/watch?v=bVnvDLAadQc

nüans

26.07-2007, 11:39
Hacı Arif Bey fazla mı ağır geldi yoksa :roll: Ne oldu size yahuu :) Bi ara tenis maçı izler gibi olmuştum bi sanem abla bi bayke ardından pega arada baben :) Fazla mı yorulduk nee :)) azcık havayı değiştirsek kızmazsınız umarım :oops:

şimdi size vericeğim link te bi türkü var Asmalı Mencere .... İzmir Karaburun türküsü... Sanat Müziği motifleri var içinde. Bide şeyy :oops: solistlerden biri de ben olunca :oops: ee kaydı da youtube a verdiklerini duyunca dayanamadım, sizle paylaşmak istedim :oops: pembeli olan benim :oops: :D

http://www.youtube.com/watch?v=tkIY0SvZu-o

andante

26.07-2007, 13:45
Aaaa çok güzel bir şey yaptın sevgi yaren.

Ben çok ama çok beğendim, sana teşekkür ediyorum. Bu bizim orkestramızla dalga geçenlere ithaf olunur diyorum. :D

Biz de daha ne cevherler var dost düşman görsün.

Canımcım,

Hacı Arif bey bana göre gelmiş geçmiş en en büyük bestecilerimizden biridir. Hiç ağır falan gelmedi.

Yalnız sana bazı taktikler vereyim. :D Gerçekten çok ama çok dikkatle dinlediğim ve hala önemsediğim geliştirmeye çalıştığım bir şeydir bu.

Öğretme taktikleri.... Her dersin anlatımına göre üniversitelerde öğretilen metot dersleri vardır. İster öğretmen ol ister olma ama bence önemseyeceğin bir şey olmalı bu.

Bak şimdi bende Hacı Arif bey i anlatacağım.Tarihi bilgileri sen yazmışsın zaten. Bu yüzden ona pek dokunmayacağım. Yazmamış olsaydın onları yani o bilgileri aralara sıkıştırırdım.

Anlatırken okuyucu da merak uyandırmak, öğrenmenin en önemli noktalarından biridir. :wink:

Biliyormusun arkadaşlar, ciddi bir şekilde Hacı Arif Bey gibi bir sevgilim olmasını isterdim.Öylesine güzel sevebilen bir insandı ki, bunu yaşantısında görebilme şansımız olmadı bildiğiniz gibi ama kaynaklar bu yaşamını bizlere sunduğu gibi şarkılarını sözlerinden de çok kolaylıkla bu duygulu adamın nasıl sevdiğini görebilirsiniz.

Tüm kadınların böyle sevilmeyi arzuladığına inanıyorum.

Şanslıydı ama Hacı Arif bey.... Harem de cariyelere ders vermek üzere görevlendirildi. :D

Bu aşamada da tüm erkeklerin Hacı Arif Bey gibi olmak isteyeceğinden eminim. :D

Çeşm-i Dilber adlı bir cariyeye aşık oluverdi adamımız.Eee bu durumda padişah hemen onları evlendirdi. İki yıl gibi sürdü evlilikleri ama ya bu kadınları anlamakta zorlanıyorum. :oops:

Çeşm-i Dilber Hacı Arif Bey i terk edecekti. :cry:

Çok bilinen kürdülihicazkar eser Hacı Arif Bey in bu acısıyla yazdığı bir eserdir.

"Niçin terk eyleyip gittin a zalim", "Düşer mi şanına ey şeh-i hûban"

Ama bilirsiniz, hayat devam ediyor hacı Arif Bey içinde devam etti.Çok kısa bir süre sonra yeniden aşık oldu Hacı Arif Bey bu seferde başka bir cariyeye... :D Zülf-i Nigâr Hanımdır bu kişi....Padişahımız Abdülmecit Han bu olayı duyar duymaz onları hemen evlendirdi.

Ama kör talih ağlarını örmeye başlamasın. Bu sefer de Nigar Hanım veremden öldü. :cry:

Olmaz ilaç sine-i sadpareme" adlı eser bu acıyla yazılmış bir eserdir, aynı zamanda "Kemer çehre peri rû tende cânımsın-Nigârım dilberim ruh-i revanım"da....

Ya böylesine güzel şarkıların ilham kaynağı olmayı kim istemez şimdi sizlere soruyorum?

Devam ederim.... :D

bayke

26.07-2007, 14:01
bi de olayı benim ağzımdan dinleyin bakiim.
önce şunu sööliim..ben bi tane hacı arif bey tanırım o da ahmet özhan
yarencim senin yaşın müsait değil onu hatırlamaya.
adam saraya cariyelere musiki öğretmek için giriyo
ama naapıyo 15 yaşındaki bi cariyeye sarkıyo hemen (çeşmi dilber)
herifte mangal gibi yürek var helal olsun.
biz takılsak 15 yaşındaki bi kıza adımız sübyancıya çıkar.
neyse padişah abdül mecit efendi efendiden bi adam çıkıyo
sadece bu zamparayı saraydan uzaklaştırmakla
yetiniyo. giden gitti diğer cariyeleri kurtariim bari diyo.
ama ceşmi dilber bu adamın zamparalılıklarına dayanamayıp nebiye ve cemil isimli
iki çocuğunuda bırakıp kaçıyoooo.
eli "sazında" kalan arif bey kaçan karısı için
“Niçin terkeyleyip gittin a zalim” i besteliyo ama karının canına tak etmiş herhal
geri dönmüyo. arif amcam yine saraya yanaşıyo.
maden ya orası içersi karı kız dolu..
padişaha yalakalık olsun diye rolex saat hediye edecek hali yok ya
“Bana lütfeylerken sen, neden menfurun oldum ben “ şarkısını
padişaha sunuyo.
padişah ulan köftehor zamparasın mamparasın aklın ikinde ama niie yalan sööliim
sen bu boku biliyon deyip tekrar saraya alıyo.
o zamanlar tv yok radyo yok pisi yok.
padişah bile olsa tek eğlencesi iki sazende bi hanende.
ama adam rahat durmuyo "alışmış kudurmuştan beterdir" derler ya..
harem ağaları bile onun yanından geçerken sırtını duvara verip geçiyo.
nooolur nooolmaz kendimizi emniyete alalım diyolar.
tabii beklenen oluyo hacı amcam yine bi cariyeye musallat oluyo.
bu seferkinin adı zülf-i nigar.
padişah naapsın herif azgın...namus belası.
acilen bunları evlendirip saraydan sürüyo.
hani maaşına zam işine son gibi oluyo.
zülf-i nigar da kısa bi süre sonra veremden ölüyo.
adam kadını verem ediyo resmen.
arif beyin yine ali "sazında" kalıyo.
saraya yanaşamıyo..padişah buna accayip bozuk tabii.
o sırada bi mucize oluyo sultan abdül mecit hakkın rahmetine kavuşuyo.
yıl 1861..
kendisi de bestekar ve musikişinas olan sultan aziz tahta çıkyor.
arif beye saraya gel ama karılardan uzak dur diyo.
arif bey dinler mi?
saraya girdiğinin haftası Pertev –niyal Valide Sultanın Nedimelerinden Nigarlık
hatuna yazılıyo.
sultan naapsın herif bi deha. tek kusuru var uçkuru gevşek.
padişah madişah ama o da insan evladı o da erkek adam. halden anlıyo.
kellen omuzlarının üstünde kalsın ama sen artık çok tehlikeli olmaya
başladın diyo...sarayın kümesindeki tavuklara sıra gelmeden ufak ufak yaylan bakiim diyo.
ve arif abimi acilen nigarlık hatunla evlendirip saraydan şutluyolar.
bu hızlı yaşama kalbi dayanmıyo
Adeta dehasını özetleyen “Gurub etti güneş dünya karardı”
Kürdili Hicazkâr şarkısını besteledikten kısa bir süre sonra 22 Haziran 1885 yılında ölüyo.
son söz olarak derim ki:
adam zamanının popstarıymış...şimdikile göre sakin bi hayat sürmüş
bile diyebiliriz. arasıra musikinin mu sunu ihmal edip
geri kalanına enerji ve zaman harcaması onun büyüklüğüne gölge düşürmez.
allah rahmet eylesin.

Hanımeli

26.07-2007, 15:03
Şayet padişahımız ferman buyursaydı
-Tez vakitte hacı arif bey hadım edileeee!!!
Bu kadar kadında telef olmazdı…
O zaman bakalım hacı arif bey hangi makamda icra ederdi?

Şefim hala emin misiniz? Son kararınız mı?
Böyle bir adam tarafından sevilmek istiyor musunuz?
Adam zampara yaow!!!

Bilgiler için teşekkürler...

Baben

26.07-2007, 18:00
Sevgili bayke, lütfen bir daha benim kahvaltı saatimde yazma!

Ağzımdaki çayı püskürtmekten ekranım çay lekesi içinde kaldı.. Ekran temizleyicimin parasını senden talep ederim sonra.. :twisted:

Öğleden sonra 2'de kahvaltı mı olur demeyin.. Zabah 7'de yatınca kahvaltı saati de öğleden sonra 2 oluyor. :D

Şaka tabii.. İstediğin saatte yazabilirsin. :wink: "Adam" gibi okumak benim sorunum..

Bi de şu

adam zamanının popstarıymış

lafına takıldım. Şimdikilerin eli 'sazında' olmadığı zaman yok ki! O yüzden sanat (!) yaşamları göz açıp kapayana kadar anca sürüyor.. Adam bi dolu beste yapmış baksana.. Zamanelerin ona uğraştıkları bile yok.. "Komple komple tikiyiz" diye abuk sözleri bulup yapıştır bi besteye.. oldu sana 'hit' parça.. Gerçi o da kolay değil..

Deli numarası yapan adama sormuşlar. "Nasıl gidiyor delilik" diye.

O da "Deli olması kolay da her gün saçma bulmak zor oluyor." demiş.. O hesap yani.. :evil:


Valla Sevgili Hanımeli, o zaman "Hacı Arif Müren" diye geçerdi müzik tarihine heral?

bayke

26.07-2007, 18:28
yafu baben bilirsin
sanatı besleyen aşktır
olaya froydien bakışla yaklaşırsak
hacının libidosu tavan yapmış..
bunu bi yerlere bi şekide kanalize etmesi lazım.
günümüzde hem beste hem yorum olarak en bilinen sanatçı kim?
sezen aksu tabii.
o da -fazla ayağa düşürmediği- aşklarıyla meşhur.
ve en güzel eserlerini o aşkları yaşadığı yıllarda verdiği biliniyor.

hadım örneklemesinde benim favorim bülent ersoy.
ve onun en içten en güzel icra ettiği beste...
"ham meyvayı kopardılar dalından" :)

saray ve hadım/hadımağası deyince. zülfü livaneli'nin
"engereğin gözündeki kamaşma" isimli romanı geldi aklıma.
bi hadımağasının haremdeki
aşk maceraları var orda..dicen nasıl oluyoda oluyo..
oluyo beaa :)

Baben

26.07-2007, 18:54
He he....

Zaten o yüzden hadım ediyorlar ya haremağalarını..

Dünyanın en büyük işkencesi bence.. ;) Sulu çeşmeye götürüp su içmeden getirmek gibi. Üstelik burada geri getirmiyorlar da.. Orada bırakıyorlar.. Ama su içmek yassah.. :twisted:

Dediğin kitabın e-book'u varsa gönder de, ben de bi göz atayım..

andante

26.07-2007, 19:36
Kesinlile isterdim hanımeli,

Sen baykenin aslınada son derece doğru ama yine de latifelerle dolu yazışına bakma, adam gönül adamı. Yazdıkları parçanın sözlerine dikkat etsen, ya bu nasıl sevmek dersin ve inan çoğu şimdi biraz poşetlik gibi olsa da öylesine güzel duyguların aktarışı var ki sorma gitsin.

Evet Hacı Arif Bey in çok sevdiği karısı veremden ölünce, üçüncü evliliğini yapıyor. Adam sevmeye doyamıyor yaaaaaa. Ve tek aşka inananlara benim cevabım ilk çırpıda Arif beydir. Aynı tutkuyla, aynı derece de belki de daha fazla sevebilen bir kişi Hacı Arif.

Ne yazıkki padişahımız Abdülmecit han sizlere ömür olmuştu o dönemlerde ve yerine Abdülaziz Han geçmişti. Hacı Arif tekrar saraya dönmek isteyince baykenin deyimiyle uçkuruna böylesine düşkün bu kişiyi pahişah alsak mı almasak mı diye çok düşündü. Ama müzik yeteneği öylesine büyüktü ki almayıp ne yapsınlar.?

Ve haremdeki müzik derslerinden bu sefer başka bir aşk ortaya çıktı. Ve bu kişiyle ömrünün sonuna kadar da yaşadı Hacı Arif bey.

Aralarda kaçamakları varmıdır? Kesinlikle vardır. Bu konu da yorum bile yapmayalım.Ama bazı yönleriyle de oldukça ilgi çekici bir kişidir.

Ne mi bu?

Çok kolaylıkla rest çekebilen ve posta koyabilen bir yapısı da vardı. Kişiliğine söz edecek bir durumda padişaha bile kafa tutabilecek biir yüreğe sahipti.

Padişah Abdülhamittin, emredercesine bir sözüne karşı çıkmasıyla da ünlüdür. Şu parçayı oku emrine, hadi get işine sen kimsin diyebilmişitr.Hapse bile düşerek epeyce canı yakılanlardandır.

Bu sebeple şimdiki pop starlarımızın onun gösterdiği yüreğin yüzde birini bile gösteremeyeceklerinden eminim.

Ne yaniiii, bakın Bodrum da 16 - 17 yaşlarındaki genç kızlarla yatta gezeceğime ben burda siyaset yapıyorum diyebilen büyük sanatçımız İbo yla bir şekilde karşılaştırırsak, gerçi bu Hacı Arif e hakaret olur ama neyse, adam gibi adam olduğunu kaç kadının canını yakmasıyla hiç ilgilenmediğimi, ama o beraberlik dönemi içersinde kadınları kadın gibi hissettirdiğini de yazılı kaynaklar çok iyi biliyor. :D

Büyük bir kişidir sonuç olarak.

Dante

26.07-2007, 19:37
çin işkencesi gibi... :lol:

Hanımeli

26.07-2007, 20:42
Kesinlikle isterdim hanımeli,

Peki sevgili andante, ne diyebilirim ki :D

Ya böyle eğlenerek musiki tarihini öğrenmek ne kadar keyifliymiş…
Ben bayıldım bu derse…:D

İşte adı geçen büyük üstadımız Hacı Arif bey…
1831-1885
Ölmek için erken bi yaş…


http://img19.imageshack.us/img19/8535/haciarifbeydg5.th.jpg (http://img19.imageshack.us/my.php?image=haciarifbeydg5.jpg)

Ne yürekli bi adammış bea…
Valla padişah, madişah demio dalıo saraya, pes!!!

BARBiEBARBiE

27.07-2007, 18:11
Off Off Off ..
Naapmışsınız siz böyle ben yokken ya ..
Naftalin kokmuş bu sayfa buram buram. :]
Sanem ablacım,
Yarencim,
Babür abicim.
Harikasınız..
Teşekkürler Paylaşım Ve Emeklerinize ..: )

halaz

27.07-2007, 18:43
Dün Haydarpasa'da 77 yasinda aydin bir Cografya ögretmeniyle tanistim.
Tanri bilir ya;susuzluktan değil de,sessizlikten kurumus bogazimi birazcik dostca muhabbetle islatmaya ihtiyacim vardi.

Seçimden yakinmaya basladi önce,görmüs geçirmisligiyle bir yakin siyaset tarihi özeti gecti.

Sonra karsiya bakarak:'Bunlar Ayasofya yi sönük isikla aydinlatiyor,Sultan Ahmet massallah paril paril...derken derken Saadettin Kaynak'tan bahsetmeye basladi.
Saadettin Kaynak ismine asina oldugumu farkettim;ama bilmiyordum kim oldugunu.Neyse ki;ayd1n bir imam oldugunu vaazlarinda Atatürkçülük ve Laiklik anlatabilecek kadar ilerici bir söylemi oldugunu ögrendim.

'Simdi nerde öylesi..'diye bir iç çekti.'Saadettin Kaynak bir bethoofeniydi Türkiye'nin' deyince iyice garipsedim.Sanat müzigi anlatmaya basladi,Zehra Bilir dir ,Müzeyyen Senardir...Rifki'li bir isim de geçti hatirimda kalmayan.Saadettin Kaynagin yetistirdigi büyük sanatçilarmis hepsi.'57 de öldü,büyük adamd1 diye noktaladi'

Neyse ben de bosdurmad1m,Sabahattin Ali'nin öldürülmesinden 68 olaylarina,köy enstitülerinden Nazi lerden kaçan Yahudi aydinlarin Türkiye de fakülte açilmasina katkilarina dek konusturdum.

77 yasinda keyfi gezen aydin ve emekli ögretmen bir ayda 32000 km gezmis Türkiye'yi.Hatta Tcdd onun adina Guiness e basvurmus,ama yanit alinmamis.

'3 sene kaldi seksenime,rekoru kiracam deyip gülümsedi'...
Onun dedigiyle 'bagil nemi düsmüs' serince bir Istanbul u karsimiza aldik,ve o anlatti...

andante

27.07-2007, 19:39
Ah sevgili halazım ı da burada görebilmek çok güzel...

Henüz daha giriş yaptık canımcım.Söyleyemediğim ve söylemeyi arzu ettiğim o kadar çok şey var ki..

Henüz daha bu müziğin Osmanlı saraylarındaki durmundayız.Ki burda bile söylenecek ve ortaya dökülecek onlarca konu var.

Sonra Cumhuriyet öncesine geleceğiz. Yavaş yavaş Türk müzisyenlerin özelliklerini hissettirmeye başladıkları dönemlere....

Cumhuriyet döneminin ilk yılları öylesine sancılı ki bu müzik için. Bana göre asıl tartışmalar orada kopacak.sadece ip ucu veriyorum zamanı gelince anlatacağım.

Sadettin Kaynak demiş muhabbet ettiğin o değerli kişi. Bu müziğin özünü oluşturan tasavvuf müziğinin nasıl belalara karıştığı, gerçekten tanrı kavramıyla müziği bir bütün olarak ele alıp işin içine hiç yobazlık katmadan diğerleriyle yok olmaya aday olan müzisyenlerimizin trajik durumuna daha hiç değinmedik....

Millileştirmek uğruna o zamanın nesnel koşullarında doğru olan, ama biraz fazla abartılmış bir düşünce yapısıyla yok olan ve terk edilen dönemlerine hiç bulaşamadık mesela....

Bugüne kadar yanlış politikalarımızla her kafaya göre bir sesin çıktığı bu müziğin özüne yaptığımız darbeleri aylarca konuşsak anlatabilirmiyiz acaba?

Ve köyden kente göçle başlayan olguyla yine bu müziğin hemde büyük sanatçılar tarafından gazinolara taşınmasıyla onurundan ve düzeyinden neler kaybettiğine ise henüz gelemedik...

Konuşulacak çok şey var. Biz araya çok sevdiğim dostlarımla birlikte latifelerde katarak herkesin ilgiyle izlemesini becerebilirsek, çok ama çok fazla hak etmediği durumlarla karşılaşmış ve yok olmuş bu müziğimize biraz nefes aldıracağız diye düşünüyorum.

Artık tüm bedenine nüfuz etmiş kanseli hücreleri yok etmemiz söz konusu bile değil ama.... işte amaları konuşmak için burdayız. :D

bayke

28.07-2007, 00:39
Off Off Off...Naapmışsınız siz böyle ben yokken ya....
Naftalin kokmuş bu sayfa buram buram...

barbiş...biz o naftaline parfüm sıktık bana bi afferin bile dememişsin..boz küstüm ..