PDA

İmajlı Sürüme Sıçra : Siyasi haklar: Oy kullanma hakkı elinden alınan sakatlar! [Tartışma]



saros1

28.01-2007, 15:19
Seçimler yaklaşıyor. Temsili demokrasinin gereği olarak sakatlığı bulunan bizler kah seçmen olarak kah seçilen olarak demokrasinin işleyişinde rol alacağız. Biliyorum, çoğulcu demokrasi sadece seçimlerle ayakta duran bir sistem değil, demokratik toplum olmanın başka zorunlu çehreleri de var; kamu yönetimine katılmak, sivil toplum örgütlerinin gelişmişliği gibi, ancak bunları başka zaman tartışırız. Seçilen olarak ise fazla aktif olmadığımız/olamadığımız da malumunuz. Bari seçmen olarak bize verilmiş bu “hakkı” kullanmalı değil mi?

Hadi gelin, seçimlerin yaklaşması vesilesiyle seçmen olarak bizlerin ne kadar katılımcı olabileceğimiz üzerine düşünelim.

Öncelikle ulusal ve uluslar arası mevzuattan söz edeyim. 1982 Anayasa’sının 67. maddesi Türk Vatandaşlarına seçme ve seçilme “hakkı” tanımıştır. Türkiye’nin de tarafı olduğu Medeni ve Siyasi Haklara Dair Uluslararası Sözleşmenin 25. maddesi aynı yönde bir hükmü barındırır. Hatta bu hükümde söz konusu hakların makul kısıtlamalar dışında, hiçbir ayrım gözetilmeksizin vatandaşlarca kullanılacağı belirtilmiştir.

Şimdi, kimlerin seçmen olamayacağını görmek için Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun’nun 8. maddesine bakalım:


Aşağıdaki kimseler seçmen olamazlar:

1. Kısıtlı olanlar,

2. Kamu hizmetinden yasaklı olanlar.

Kısıtlı olanlar dendiğinde kastın ne olduğu tartışılmaz, kasıt Türk Medeni Kanunun düzenlediği vesayet altındaki kişilerdir. Kısıtlanma nedenleri arasında, “a) Akıl hastalığı veya akıl zayıflığı, b) Savurganlık, alkol veya uyuşturucu madde bağımlılığı, kötü yaşama tarzı, kötü yönetim, c) Özgürlüğü bağlayıcı ceza ile d) istek üzerine” sayılmıştır.

Bizi ilgilendirenler a), b) ve d) şıklarıdır.

Vesayet altına alınma yani söz konusu kısıtlama işleminin nasıl işlediğini bilenler, kısıtlanan kişi hakkında verilen kararların, -örneğin bir kuruma zorunlu yerleştirme kararı gibi hürriyeti bağlayıcı olanların dahi- yeterince yargı denetiminde olmadığını rahatlıkla söyleyebilir. Ceza yargılaması sırasında akıl hastalığı ve akıl zayıflığı olan kişilere devlet tarafından avukat sağlanırken, vesayet altına alınma yada tedavi veya bakım amacıyla bir kuruma zorunlu yerleştirilen kişi sadece dinlenmek suretiyle karar verilecektir. İşin kötü tarafı, kısıtlanan suiistimale öyle açıktır ki, iyileşse yada kendine bakacak düzeye gelse dahi yargı makamlarına ulaşamadıktan sonra ömür boyu kısıtlı olarak bir akıl hastanesinde kalabilir.

Yine konuyu genişlettim, demem o ki, a) ve b) şıklarına girip de akıl hastalığı ve akıl zayıflığı olan kişilerin pekala seçme ehliyeti olabilir. Zira, kısıtlı kişilerin evlenmeleri, çalışmaları mümkündür. Eğer amaç seçme ehliyeti ise kısıtlılar yerine “ayırt etme gücüne sahip olmayanlar” ibaresi daha yerinde olacaktır. Türk Medeni Kanunu’nda ayırt etme gücüne sahip olmayanlarla kısıtlılar arasında ayrıma gidilerek, kısıtlıların ayırt etme gücüne sahip olmayanları kapsayan ama onlardan daha büyük bir küme oluşturduğu belirtilmiştir. Bu anlamda, kısıtlı her akıl hastası ve akıl zayıflığı olan kişiyi bu ayrımı yapmadan seçme hakkından mahrum etmemeliyiz.


Yukarıdaki paragrafta sunduğum fikirler tartışılabilirse de, 8. maddenin kapsamına giren “istekleri ile kısıtlananların” seçme hakkından mahrum bırakılmalarının akla uygun hiçbir açıklaması yoktur.


Türk Medeni Kanunu Madde 408: Yaşlılığı, sakatlığı, deneyimsizliği veya ağır hastalığı sebebiyle işlerini gerektiği gibi yönetemediğini ispat eden her ergin kısıtlanmasını isteyebilir.

Görüleceği gibi, eğer sakatlığınız işlerinizi yerine getirmenizi engelliyor ve siz de “bari işlerimi yakınlarımdan biri yürütsün ve ben olur olmaz şey için dışarı imza atmaya çıkmayayım” diyorsanız, seçme ehliyetinizi yitiriyorsunuz.
Sonuçta makul olmayan bir şekilde seçme hakkı ihlal edilmiş oluyor. Bir anlamda, sen işlerini yürütemiyorsan ne işin var oy sandığının başında deniyor.

Eğer bu bahsettiğim kategorilerden birine girmiyorsanız, tebrik ederim seçme ehliyetiniz var. Var da nasıl gidip oy kullansak? (devamı ikinci yazıda)

OturanBoğa

28.01-2007, 16:13
Yani şu anda "Türk Medeni Kanunu Madde 408: Yaşlılığı, sakatlığı, deneyimsizliği veya ağır hastalığı sebebiyle işlerini gerektiği gibi yönetemediğini ispat eden her ergin kısıtlanmasını isteyebilir." maddesine dayanarak, "Kısıtlı olanlar" seçmen olamıyor mu?
Dahası, işleri için böyle bir istekte bulunan kişi, sahiden de seçmenliğini de kaybediyor mu?

Aklım almadı yahu! :)

Bu, sakatlıktan doğan erken emeklilik hakkından yararlanmak istemeyen birine, "madem o hakkını kullanmadın, o zaman sakatların kullandığı ... hakkını da kullanamazsın" demek gibi birşey olmuyor mu?

hakanarslan

05.02-2007, 10:42
II. Savurganlık, alkol veya uyuşturucu madde bağımlılığı, kötü yaşama tarzı, kötü yönetim

Madde 406.- Savurganlığı, alkol veya uyuşturucu madde bağımlılığı, kötü yaşama tarzı veya malvarlığını kötü yönetmesi sebebiyle kendisini veya ailesini darlık veya yoksulluğa düşürme tehlikesine yol açan ve bu yüzden devamlı korunmaya ve bakıma muhtaç olan ya da başkalarının güvenliğini tehdit eden her ergin kısıtlanır.

III. Özgürlüğü bağlayıcı ceza

Madde 407.- Bir yıl veya daha uzun süreli özgürlüğü bağlayıcı bir cezaya mahkûm olan her ergin kısıtlanır.
Cezayı yerine getirmekle görevli makam, böyle bir hükümlünün cezasını çekmeye başladığını, kendisine vasi atanmak üzere hemen yetkili vesayet makamına bildirmekle yükümlüdür.

IV. İstek üzerine

Madde 408.- Yaşlılığı, sakatlığı, dene-yimsizliği veya ağır hastalığı sebebiyle işlerini gerektiği gibi yönetemediğini ispat eden her ergin kısıtlanmasını isteyebilir.

C. Usul

I. İlgilinin dinlenilmesi ve bilirkişi raporu

Madde 409.- Bir kimse dinlenilmeden savurganlığı, alkol veya uyuşturucu madde bağımlılığı, kötü yaşama tarzı, kötü yönetimi veya isteği sebebiyle kısıtlanamaz.
Akıl hastalığı veya akıl zayıflığı sebebiyle kısıtlamaya ancak resmî sağlık kurulu raporu üzerine karar verilir. Hâkim, karar vermeden önce, kurul raporunu göz önünde tutarak kısıtlanması istenen kişiyi dinleyebilir.

II. İlân

Madde 410.- Kısıtlama kararı, kesinleşince hemen kısıtlının yerleşim yeri ile nüfusa kayıtlı olduğu yerde ilân olunur.
Kısıtlama, iyiniyetli üçüncü kişileri ilândan önce etkilemez.
Ayırt etme gücüne sahip olmamanın sonuçlarına ilişkin hükümler saklıdır.


saros sana bu konuda katılmıyorum ve bu kanunun ılgılı arkadaslara tam metnını yayınlıyorum...

tabıykı kısıtlama ıslemı de o kadar kolay olmuyor

saros1

05.02-2007, 15:15
Neye katılmadığını anlayamadım Hakan ama ben kısıtlama kararı kolayca alınıyor demedim ki! Benim dediğim, ceza yargılaması sırasında istemine bakılmadan sağlanan avukat yardımının kısıtlanan kişiye de sağlanması gerektiği.

Ayrıca, suistimale açık nokta kısıtlanan kimsenin bir kuruma zorla yatırılması durumunda belirli bir süre sonra buradan çıkmasının nasıl sağlanacağıdır. Zira eğer bu kişinin kurumda bilerek ve zorla tutulması isteniyorsa o kişinin iyileşmediği bahanesiyle kolayca kurumda tutulmasına devam edilebilecektir. Hapis cezası nedeniyle ceza evlerinde yatan kişilerin cezasının ne zaman dolacağı bilinmektedir. Ancak bir rehabilitasyon merkezine ya da akıl hastanesine zorla yerleştirilen kişinin iyi olup dışarı çıkabilmesi yani özgürlüğünü kazanabilmesi kaldığı merkezin yetkililerinin kararına tabidir. Bu kişilerin bu merkezlere zorla yerleştirilerek özgürlüklerinin kısıtlandığı konusunda hem fikiriz umarım. Özgürlüğün kısıtlanmasına karşı itiraz yolu açıktır. (TMK 435. madde) Ancak bir defa kuruma zorla yerleştirme kararı verildikten sonra kişinin iyileşme sürecinin denetlenmesi ve verilen her karara karşı itiraz edebilmesi mümkün olmalıdır. Kanun kurumdan çıkarılma isteminin reddine de itiraz edilebileceğini öngörmüşse de, bu ceza muhakemesi kanunundaki gibi detaylı düzenlenmemiştir. uygulamada da bu kurumlara zorla yerleştirilen kişilere kurumdan çıkarılma istemlerini mahkemeye ulaştırabilme imkanı tanınmamaktadır. Bu nedenle periyodik aralıklarla kurumlara zorla yerleştirilen kimselerin durumları, özerk kurumlarca denetlenmeli ve bu kimselere haklarındaki her değerlendirmeye karşı itiraz makamına ulaşabilecekleri imkan sağlanmalıdır.

istek üzerine kısıtlanmaya dair yazdıklarıma mı itirazın? zira kişi sakatlığ nedeniyle kısıtlanmasını isteyebiliyor. ben şimdiye kadar bir kaç kişi için bu yönde kısıtlama kararı aldım. ve hiç de zor değildi. bu kişilerde kısıtlandığı için seçme hakkını kullanamıyor.

akıl zayıflığı ve akıl hastalığı nedeniyle kısıtlamada da, kanununa açıkça aykırı olsa da, hakimin kısıtlanan kişiyi dinlemeden karar verdiğini de biliyorum. bu kişilerin "koruma amacıyla özgürlüğün kısıtlanması" hükümlerine gerek duyulmadan sadece ailesinin izniyle o bahsettiğim kurumlara yatırıldığını da biliyorum. bu konuda, mental disability righs international ın hazırladığı rapor aydınlatıcı olabilir.

bir de, her kısıtlanan kişinin kısıtlamayla birlikte seçim hakkının da ortadan kalkması bana doğru gelmiyordu. zira kısıtlı bir kişinin, evlenebileceği, çalışabileceği ve çalışması içinde kalmak şartıyla sözleşme dahi imzalayabileceği gözetilirse seçim hakkını da kullanması söz konusu olabilir.

ayrıca konumuz, seçme hakkı. her kısıtlananın seçme hakkından mahrum bırakılmasının doğru olup olmadığı tartışılmalı. kısıtlamayı gerektirecek her akıl hastalığının ya da, her akıl zayıflığının seçme hakkını ortadan kaldırmaması gerektiği benim iddiam. ve bir de, ayırt etme gücüne hiç bir etkisi olmayan "istek üzerine kısıtlamada" seçme hakkının kişinin elinden alınmaması gerektiği.


not: yazımın ikinci bölümünü yoğun olduğumdan yollayamamıştım. ama yakında burada olacak :)

saros1

07.02-2007, 06:51
Seçime dair bilgilere ulaşımın mümkün olması ve bu bilgilerin kolayca anlaşılır olması gerekmektedir. Bu, sakatlığı bulunan kimseler için seçim sandığına ulaşımı büyük ölçüde kolaylaştıracaktır. Ayrıca seçim usulünün ve araç gereçlerinin uygun ve usulün anlaşılır, araç gereçlerinin de kullanımının kolay olması gerekir. Diğer önemli husus, sandığın erişilebilir olmasıdır. Ve son olarak oy kullanırken yardıma ihtiyaç duyanlara kendi tercih ettikleri kişiler tarafından bu yardım sunulmalıdır. Engelli kişilerin topluma katılımına dair Avrupa Konseyi’nin 2006 tarihli eylem planında değinilen bu hususların bir benzeri de, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun kabul ettiği hâlâ yürürlülüğe girmemiş Engelli Haklarına Dair Sözleşme’nin 29. maddesinde bulunmaktadır.

Ülkemiz açısından, uygulama ile mevzuatın çok farklı olduğunu söylesek de, bana kalırsa yavaşta olsa bir bilinçlenme oluşmaktadır.

Seçmen ehliyeti olan bir engellinin sakat olduğunu seçim kütüklerine kaydettirmesi gerekiyor. Seçmen Kütüğünün Güncelleştirilmesi Usul Ve Esaslarını Gösterir Genelge’nin Özürlü Seçmenlerin Muhtarlık Bölgesi Askı Listesinde Gösterilmesi başlıklı maddesi aşağıdaki gibidir:


MADDE 11- 298 sayılı Kanunun 4381 sayılı Kanunla değişik 74. maddesine göre, özürlü seçmenlerin oylarını rahatlıkla kullanabilmeleri için, özürlü seçmenlerin bilgileri Seçmen Kütüğünde güncellenmiş, 03 Kasım 2002 ve 28 Mart 2004 günlerinde yapılan Genel Seçimler için oluşturulan sandık seçmen listelerinde özürlü seçmenlerin özür durumları gösterilmiştir.
Özürlü olduğu resmi belge ile tespit edilenlerin başvuruları sonucu ilçe seçim kurulu başkanının kararı üzerine SEC_003 ekranı kullanılarak Özürlü kutusu işaretlenir.

Ayrıca Özürlü seçmenin bulunduğu sandık seçmen listesinde seçmenin Türkiye Cumhuriyeti Kimlik Numarası önünde (Ö) harfi bulunacaktır.

Yasal terimi kullanırsak özürlülüğü ve özür durumu seçmen kütüğüne işlenmeyen kimselerin, bizler için düşünülecek kolaylıklardan yararlanamaması sonucu doğacak. İlçe seçim kurullarına sakatlığını gösterir resmi belge ile başvurmak gerektiği de anlaşılıyor. Ancak bu Genelge’nin ilgili kanunu doğru yorumlamadığını ve bizlere ek sorumluluk yüklediğini düşünüyorum. 298 sayılı Kanunun 74. maddesi “Özürlü seçmenlerin oylarını rahatlıkla kullanabilmeleri için gerekli tedbirler alınır” derken, tedbirleri devletin alacağını söylemektedir. Bunun aksini düşünmek seçimlere katılanların üzerine artı bir yük bineceğini baştan kabul etmek anlamına gelir. O zaman devletin –bu yönde tedbir alacağı için- kimlerin sakat olduğunu bildiğini öncelikle teslim etmemiz gerekir.

Seçme hakkını kullanmak isteyen sakat kimsenin iki (insan) hakkı arasında menfaat çatışması yaşanmaktadır. Biri, özel hayatın gizliliği diğeri seçme hakkı. Devlet sakat yurttaşlarının seçme hakkını daha rahat kullanabilmesi amacıyla sakat kimselerin oy kullanacağı sandıkları önceden tespit ederek, tedbir alma yoluna gitmekte. Ama bu, sakat kimselerin açıklayıp açıklamamakta tamamen kendi iradelerine bağlı olan sakatlıklarını bildirmeleri zorunluluğunu doğurmaktadır. “Özel hayatın gizliliği” ve “kişisel bilgilerin toplanması ve saklanması” konu başlıkları altında toplayabiliriz bu sorunsalı. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun kabul ettiği hâlâ yürürlülüğe girmemiş Engelli Haklarına Dair Sözleşme’nin 31. maddesi kişisel bilgilerin toplanması ve saklanmasına dair iken, 22. maddesi özel hayatın gizliliğine dairdir.

Genel kabul kamu hizmetinin sağlıklı işleyebilmesi için, devletin kişisel bilgileri toplayabileceği ve bu bilgileri kişilerin diğer haklarının koruyabilmek veyahut yerine getirebilmek adına kullanabileceğidir. BM Engelli Haklarına Dair Sözleşme’nin 31. maddesinde de, kişisel bilgilerin toplanması esnasında mahremiyetin ihlal edilmemesi gerektiği ve bu bilgilerin sözleşme tarafı devletlerin sözleşmede öngörülen yükümlülüklerini yerine getirmek amacıyla kullanılması gerekliliğinden bahsedilmiştir.

İnce detaylar ancak insan hakları konusundaysanız bu nüansların üstünden geçilmesi gerektiği kanısındayım. Devlet tabi ki sakat yurttaşlarının seçme hakkını kullanması amacıyla tedbirler almak isterken, kimlerin sakat olduğunu bilmek isteyecektir. Yukarda sözü geçen, seçim sandığına ulaşım ve erişimin sağlanması için alınacak tedbirler bağlamında, sakat kişilere uygun yerler ayarlanacaktır. İstenen, her seçim sandığının sakatların erişimine açık olması olsa da maddi imkansızlıklar, her sandığın sakatların erişimine müsait olmasını el vermemektedir.

Toplarsak, maddi imkansızlıklar nedeniyle şuan için, devletlerin yurttaşlarının seçme hakkını kullanabilmeleri yönünde tedbir alırken yurttaşlarının mahremiyetlerini ihlal etse de, haklarında bilgi toplaması hukuken mümkün ve yasaldır. Gönül ister ki, hiçbir özel tedbir almadan seçim sandıklarının başına gidecek olan sakatlar sağlamlar gibi oy kullanabilsin. Ama sakatların eşitliği hususunda sık sık rastlanan engel maddi imkansızlıklar, yani işin maddi boyutu bu noktada da, su yüzüne çıkmaktadır.

Duyar gibiyim, “rahatlıkla oy verelim, hiç değilse bahsi geçen tedbirler alınsın oyumuzu rahatlıkla kullanalım, hakkımızda kayıt tutulsun ya da özel seçim sandıkları yerleştirilsin ne fark eder” der gibisiniz. Ancak burada önemli mesele seçme hakkının pozitif haklardan değil, negatif haklardan olduğudur. İnsan hakları (şimdilerde çok tartışmalı olmak üzere) sınıflandırılmış ve seçme hakkı birinci kuşak haklardan yani negatif haklardan olduğu belirtilmiştir. Bu anlamda devletin bireyin hakkını yerine getirmesine mani olmaması gerekmektedir. Dolayısıyla seçim sandığının her halükarda bireyin erişebileceği yere konulması tamamen devletin ödevidir. Eğer sakat kimse sandığa erişememekteyse, seçme hakkının ihlal edildiğini iddia edebilir. Yani bu kadar tantana yapmamın nedeni, istihdam, eğitim, sağlık, konut gibi sosyal haklardan olmayan bir hakkımızın kullanılmasında dahi, birçok güçlükle yüzleşmek zorunda kaldığımızı ortaya dökmektir.(uygulama ve önerilerle devam edeceğim)

mugoaytu

24.03-2009, 23:13
evde bakım maaşı alıyoruz,vekaletim annemde,muhtarda seçmen kağıdı çıkmadı,nüfus müdürlüğüne kaydolmak için başvurduğumuzda;vekaletim annemde olduğu için oy kullanamadığım söylenmiş babama.bu doğrumu,oyumu kullanmak istiyorum,ne yapmalıyım?

mehmetbtunca

26.03-2009, 08:24
Yüksek Seçim Kurulu (YSK), vasi raporu bulunan engellilere seçmen bilgi kâğıtlarını göndermedi.

Seçmen listelerinde ismi yer aldığı halde seçmen kâğıtları gelmeyen engelliler seçim kurullarına başvurunca, kendilerine vasi tayin ettiklerinden dolayı oy kullanamayacaklarını öğrendi.

Türkiye'de sayısı 8 milyona ulaşan ve yaklaşık 4 milyonu seçmen olan bedensel engellilerin oyları sandığa tam olarak yansımıyor. Başta fizikî şartların uygun hale getirilmemesi, engellileri oy kullanmaktan alıkoyuyor. Engelli seçmenler, şimdi kendilerini sandık dışı bırakan yeni bir engelle karşı karşıya. YSK, vasi tayin eden engellilerin oy kullanmayacakları yönünde karar aldı. Oy hakkı elinden alınan seçmenlerden biri Hayri Demirbaş. 65 yaşındaki Demirbaş, 6 yıldır kas hastası olduğunu, evden çıkmakta zorluk çektiği için eşini vasi tayin ettiğini belirtiyor. Ailedeki tüm fertlere seçmen kâğıdının ulaştığını, kendisininki gelmeyince ilçe seçim kuruluna başvurduklarını söylüyor. Bunun üzerine 'vasi kararı çıkaranlar oy kullanamayacak' şeklinde cevap aldıklarını aktarıyor. "Ben vatandaş değil miyim, beni vatandaşlıktan mı çıkardılar?" diye soran Demirbaş, "Geçen seçimlerde oyumu kullandım. Ben sakatım, ama sakatlığım zihnimde değil, bedenimde, kaslarım çalışmıyor, beynim değil." ifadelerini kullanıyor.

Karara en büyük tepki AK Parti İstanbul Milletvekili Lokman Ayva'dan geldi. Avya, evden çıkmakta zorluk yaşadıkları için ailelerinden birini vasi tayin ederek maaş, fatura ödeme gibi işlemlerini yaptıran engellilerin 'kendi kendilerine yetemediği' söylenerek oy kullanamayacağının açıklandığını vurguladı. Durum düzeltilmezse yaklaşık 400 bin özürlünün sandığa gidemeyeceğini açıklayan Ayva, "Biz özürlülerin demokrasiden başka bir alternatifi yok, bize hizmet edeni seçip, memnun olmadığımızı indirmek istiyoruz. Seçilebiliyoruz fakat seçemiyoruz." dedi. YSK'nın engellilerin oy kullanması için uygun şartları oluşturması gerektiğini dile getiren Ayva, şöyle devam etti: "Kendimizi ifade edebileceğimiz en önemli alan oy kullanmak. Bu da engellenilmeye çalışılıyor ya da uygun koşullar oluşturulmuyor. Sonuç belirlemede bir oy bile etkilidir. Engelli vatandaşımıza mutlaka oyunu kullanabileceği kolaylık sağlanmalı. Durumun düzeltilmesi için gerekli girişimlerde bulunduk, ancak sonuç alamadık."

Engellilerin sandığa götürülmesine de yasak geldi
YSK, oy kullanmak isteyen engellilere yardım edilmesine de karşı çıktı. İstanbul Özürlüler Merkezi (İSÖM) ve Ankara Büyükşehir Engelliler ve Rehabilitasyon Şube Müdürlüğü'ne "Seçimde engellileri taşımayın." dedi.
Ankara ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ndeki özürlü merkezleri YSK'ya bir yazı yazarak toplu taşıma araçlarını kullanamayacak derecede engelli olan ve kendilerine talepte bulunan vatandaşları sandık başına götürmek için izin istedi. Herhangi bir parti ve taraf gözetmeksizin engellileri ücretsiz olarak sandık başına götürüp tekrar eve bırakacaklarına dikkat çektiler. Ancak bu talep, "Çalışma her ne kadar özürlü vatandaşlarımıza kolaylık sağlanması amacıyla yapılması düşünülmekte ise de, yapılması düşünülen bu hizmet resmi araçlarla yapılacağından, siyasi propaganda kapsamında değerlendirilmiştir." denilerek reddedildi. YSK, engellilerin 'Ulaşım probleminden dolayı oy kullanamayacağız. Bize taşıt imkânı sağlayan merkezlerden yararlanmak istiyoruz' şeklindeki başvurusuna rağmen kararında direndi. Engelli vatandaşlara, "Size izin verirsek imtiyaz sağlamış oluruz." denildi. Hukukçular ise gelişmeye tepkili. YSK'nın 298 sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun'un 74. maddesindeki "Özürlü seçmenlerin oylarını rahatlıkla kullanabilmeleri için gerekli tedbirler alınır." hükmünün görmezden gelindiğine dikkat çekiliyor.

indigo_girl

05.10-2010, 22:29
malesef vasi atadım diye bnim oy hakkım falan yok artık i nevi vatandaşlıktanda çıktım sayılır bari sınırdışı etselerde hepten kurtulsalar fena olmaz:))) işin ilginç olanı şu arkadaşlar aynı vasi tayını atayıp bakım parası alanların bazıları oy kullanbiliyor benim çevremde ve arkadaşlarımda bunları gördum neden ben diye sormak en tabi hakkım olmuyor mu??

ercan %50

17.09-2013, 18:36
selam arkadaşlar engellilerin konutta oy kullanmaları için yapılması gereken şeyler nelerdir nereye başvurmamız lazım nasıl evraklar lazım ?

gecelerinpoyrazi

23.02-2014, 05:39
arkadaşlar çok acil lütfen vasi kararım var seçme hakkım yok ise muhtar adayıyım seçilme hakkım varmı