Sayfa 1 / 12 1234511 ... SonSon
Toplam 178 mesajın 1-15 arasındakiler
Buraya tıklayarak yazıları büyültebilirsiniz Buraya tıklayarak yazıları küçültebilirsiniz
  1. #1
    Üye
    ibo3535 Avatarı

    Gerçek Adı
    İBRAHİM
    Üyelik Tarihi
    28.04-2011
    Son Giriş
    06.04-2015
    Saat
    19:28
    Yaşadığı Yer
    izmir
    Mesaj
    383

    ibo3535 Bediüzzamandan güzel anlamlı sözler

    İMC Medikal: Akülü Sandalyeler, Manuel Sandalyeler, Akülü Engelli Araçları, Ayağa Kaldıran Sandalyeler, Walker ve Yürüteçler, Koltuk Değneği ve Bastonlar, Klozet Oturakları, Yedek Parça ve Aksesuarlar
    Meyra Türkiye: Tekerlekli sandalye vb. tüm ürünler Almanya satış fiyatı ile Türkiye'de.
    STAR, dünyanın en güvenli, en sağlıklı, en konforlu ve en dayanıklı tekerlekli sandalye minderi.
    Hastalığın hikmetleri

    Ey hastalıktan şekva eden biçare adam! Hastalık bazılara ehemmiyetli bir definedir, gayet kıymetdar bir hediye-i İlahiyedir. Her hasta, kendi hastalığını o neviden tasavvur edebilir. Madem ecel vakti muayyen değil; Cenab-ı Hak, insanı yeis-i mutlak ve gaflet-i mutlaktan kurtarmak için, havf u reca ortasında ve hem dünya ve hem ahireti muhafaza etmek noktasında tutmak için, hikmetiyle eceli gizlemiş. Madem her vakit ecel gelebilir; eğer insanı gaflet içinde yakalasa, ebedi hayatına çok zarar verebilir.

    Hastalık gafleti dağıtır, ahireti düşündürür, ölümü tahattur ettirir, öylece hazırlanır. Bazı öyle bir kazancı olur ki; yirmi senede kazanamadığı bir mertebeyi yirmi günde kazanıyor. Ezcümle, arkadaşlarımızdan -ALLAH rahmet etsin- iki genç vardı. Biri İlama'lı Sabri, diğeri İslamköy'lü Vezirzade Mustafa. Bu iki zat, talebelerim içinde kalemsiz oldukları halde, samimiyette ve iman hizmetinde en ileri safta olduklarını hayretle görüyordum. Hikmetini bilmedim. Vefatlarından sonra anladım ki; her ikisinde de ehemmiyetli bir hastalık vardı.

    O hastalık irşadıyla, sair gafil ve feraizi terkeden gençlere bedel, en mühim bir takva ve en kıymetdar bir hizmette ve ahirete nafi' bir vaziyette bulundular. İnşaALLAH iki senelik hastalık zahmeti, milyonlar sene hayat-ı ebediyenin saadetine medar oldu. Ben onların sıhhatı için bazı ettiğim duayı, şimdi anlıyorum dünya itibariyle beddua olmuş. İnşaALLAH o duam, sıhhat-ı uhreviye için kabul olunmuştur.

    İşte bu iki zat, benim itikadımca, on senelik bir takva ile elde edilecek bir kazanç kadar bir kar buldular. Eğer ikisi, bir kısım gençler gibi sıhhat ve gençliğine güvenip, gaflet ve sefahete atılsaydılar; ölüm de onları tarassud edip tam günahlarının pislikleri içinde yakalasaydı; o nurlar definesi yerine, kabirlerini akrepler ve yılanlar yuvası yapacaklardı.

    Diriliş

    "Evvel yaratılışı düşünür. Der ki: Nutfeden alakaya, alakadan bir çiğnem ete, bir çiğnem etten ta insanın yaratılışına kadar olan oluşumumuzu görüyorsunuz. Nasıl oluyor ki, yaratılışı inkar ediyorsunuz?.. O, onun misli, belki daha kolayıdır. Hem Cenab-ı Hak, insana karşı ettiği ihsanat-ı azimeyi kelimesiyle işaret edip der: "Size böyle nimet eden bir zat, sizi başıboş bırakmaz ki, kabre girip kalkmamak üzere yatasınız.

    " Hem işareten der: Ölmüş ağaçların dirilip yeşillenmesini görüyorsunuz. Odun gibi kemiklerin hayat bulmasını kıyas edemeyip inkar ediyorsunuz. Hem gökyüzünü ve yeri yaratan, gökyüzü ve yerin meyvesi olan insanın hayat ve ölümünden aciz kalır mı? Koca ağacı idare eden, o ağacın meyvesine ehemmiyet vermeyip başkasına mal eder mi?

    Bütün ağacın neticesini terketmekle, bütün kısımlarıyla hikmetle yoğrulmuş yaratılış şeceresini faydasız ve boş yapar mı zannedersiniz? Der: kıyamet günü sizi diriltecek zat öyle bir zattır ki, bütün kainat O'nun emrine hazır askeri hükmündedir. ALLAH'ın ol emrine feyekûne karşı tam bir teslimiyet ile boyun eğer. Bir baharı yaratmak, bir çiçek kadar ona kolay gelir. Bütün hayvanatı icad etmek, bir sinek icadı kadar kudretine kolay gelir bir zattır..."

    İhlas

    Ey biçareler! Mezaristana göçtüğünüz zaman, "Eyvah! Malımız harab olup, sa'yimiz heba oldu; şu güzel ve geniş dünyadan gidip, dar bir toprağa girdik." demeyiniz, feryad edip me'yus olmayınız... Çünki sizin herşey'iniz muhafaza ediliyor. Her ameliniz yazılmıştır. Her hizmetiniz kaydedilmiştir.

    Hizmetinizin mükafatını verecek ve her hayır elinde ve her hayrı yapabilecek bir Zat-ı Zülcelal, sizi celb edip, yer altında muvakkaten durdurur. Sonra huzuruna aldırır. Ne mutlu sizlere ki; hizmetinizi ve vazifenizi bitirdiniz. Zahmetiniz bitti, rahata ve rahmete gidiyorsunuz. Hizmet, meşakkat bitti; ücret almağa gidiyorsunuz.

    Evet geçen baharın defter-i a'malinin sahifeleri ve hidematının sandukçaları olan tohumları, çekirdekleri muhafaza eden ve ikinci baharda gayet şaşaalı, belki yüz derece aslından daha bereketli bir tarzda muhafaza eden, neşreden Kadir-i Zülcelal, elbette sizin de netaic-i hayatınızı öyle muhafaza ediyor ve hizmetinize pek kesretli bir surette mükafat verecektir.

    Ahireti unutanlar

    Ey sersem nefsim! Acaba şu vazife-i ubudiyet neticesiz midir, ücreti az mıdır ki, sana usanç veriyor? Halbuki bir adam sana birkaç para verse veyahut seni korkutsa, akşama kadar seni çalıştırır ve fütursuz çalışırsın. Acaba bu misafirhane-i dünyada aciz ve fakir kalbine kut ve gına ve elbette bir menzilin olan kabrinde gıda ve ziya ve herhalde mahkemen olan Mahşer'de sened ve berat ve ister istemez üstünden geçilecek Sırat Köprüsü'nde nur ve burak olacak bir namaz, neticesiz midir veyahut ücreti az mıdır?

    Bir adam sana yüz liralık bir hediye va'detse, yüz gün seni çalıştırır. Hulf-ul va'd edebilir o adama itimad edersin, fütursuz işlersin. Acaba hulf-ul va'd hakkında muhal olan bir zat, Cennet gibi bir ücreti ve saadet-i ebediye gibi bir hediyeyi sana va'd etse, pek az bir zamanda, pek güzel bir vazifede seni istihdam etse; sen hizmet etmezsen veya isteksiz, suhre gibi veya usançla, yarım yamalak hizmetinle onu va'dinde ittiham ve hediyesini istihfaf etsen, pek şiddetli bir te'dibe ve dehşetli bir tazibe müstehak olacağını düşünmüyor musun?

    Nefis

    Ey nefsim! Deme 'zaman değişmiş, asır başkalaşmış, herkes dünyaya dalmış, hayata perestiş eder. Derd-i maişetle şarhoştur.' Çünkü ölüm değişmiyor. Firak, bekaya kalbolup başkalaşmıyor. Acz-i beşeri, fakr-ı insani değişmiyor, ziyadeleşiyor. Beşer yolculuğu kesilmiyor, sürat peyda ediyor.

    Şeytanın mühim bir sinsi planı, insana kusurunu itiraf ettirmektir, ta ki bağışlanma ve ALLAH'a sığınma yolunu kapasın. Hem nefsi insaniyetinin enaniyetini tahrik edip, ta ki nefis kendini avukat gibi müdafaa etsin, adeta kusur ve günahlarından takdis etsin..

    Nefsini suçlayan kusurunu görür. Kusurunu itiraf eden, bağışlanma diler. Bağışlanma dileyen ALLAH'a sığınır. ALLAH'a sığınan şeytanın şerrinden kurtulur. Kusurunu görmemek, o kusurdan daha büyük bir kusurdur. Ve kusurunu görse, o kusur kusurluktan çıkar. İtiraf etse affa müstehak olur.

    ALLAH'a hakiki abd olan, başkalarına abd olamaz.

    Madem her yer misafirhanedir. Eğer misafirhane sahibinin rahmeti yar ise, herkes yardır, her yer yarar. Eğer yar değilse, her yer kalbe bardır ve herkes düşmandır

    İmana gel ki, elemden emin olasın. Kadere teslim ol ki selamette kalasın.

    İnsan eğer kesrete dalıp kainat içinde boğulup dünyanın muhabbetiyle sersem olarak fanilerin tebessümlerine aldansa, onların kucaklarına atılsa, elbette nihayetsiz bir hasarete düşer. Hem fena, hem fani, hem ademe düşer. Hem manen kendini idam eder. Eğer insan-ı Kuran'dan kalb kulağıyla iman derslerini işitip başını kaldırsa, vahdete müteveccih olsa, ubudiyetin miraciyle arş-ı kemalata çıkabilir. Baki bir insan olur.

    Dine hizmet

    Dine hizmet ederken müspet hareket etmek ve menfi hareketlerden kaçınmaktır.

    Bizim vazifemiz müspet hareket etmektir, menfi hareket değildir. Rıza-i İlahiye karışmamaktır. Bizler aşayişi muhafazası netice veren müspet iman hizmeti içinde her yıl bir sıkıntıya karşı sabırla, şükürle mükellefiz. Kardeşlerim! Hastalığım pek şiddetli, belki yakında öleceğim veyahut bütün bütün konuşmaktan, bazen men olunduğum gibi men edileceğim. Onun için benim nur ahiret kardeşlerim, ehven-ü şer deyip bazı biçare yanlışçıların hatalarına hüçum etmesinler. Daima müspet hareket etsinler. Menfice hareket vazifemiz değil. Çünkü dahilde hareket menfice olamaz.

    Gençlik

    Sizdeki gençlik katiyen gidecek. Eğer siz daire-i meşruada kalmazsanız, o gençlik zayi olup başınıza hem dünyada, hem kabirde, hem ahirette kendi lezzetinden çok ziyade belalar ve elemler getirecek. Eğer terbiye-i İslamiye ile o gençlik nimetine karşı bir şükür olarak iffet ve namusluluk ve taatte sarf etseniz, o gençlik manen baki kalacak ve edebi bir gençlik kazanmasına vesile olacak.

    Dünyada gençliğe muhabbet, yani ibadette gençlik kuvvetini sarf etmenin neticesi: dar-ı saadette edebi bir gençliktir.

    Yalnızca Allah'a dayanıp güvenmek

    Ey insan! Eğer yalnız Ona abd olsan, bütün mahlukat üstünde bir mevki kazanırsın. Eğer ubudiyetten istinkaf etsen, aciz mahlukata zelil bir abd olursun.

    Her kim kendisini Allah'a malederse, bütün eşya onun lehinde olur. Ve kim Allah'a mal olmasa, bütün eşya onun aleyhinde olur. Allah'a mal olmak ise, bütün eşyayı terk ve her şeyin Ondan olduğunu ve Ona rücu edeceğini bilmekle olur

    Dost istersen ALLAH yeter
    Yar" istersen KUR'AN yeter
    Mal istersen kanaat yeter
    Düşman istersen nefis yeter
    Nasihat istersen ölüm yeter....(Bediüzzaman Said Nursi)

    'senin iktidarın kısa, bekan az, hayatın mahdud, ömrünün günleri ma'dud ve herşeyin fanidir. öyle ise şu kısa fani ömrünü fani şeylere sarfetme ki , fani olmasın'
    bediüzzaman

    Sırf dünya için mi yaradılmışsın ki bütün vaktini ona sarfediyorsun..??"

    "İman hem nurdur hem kuvvettir..Hakiki imanı elde eden adam kainata meydan okuyabilir.."

    "BismiLLah her hayrın başıdır..Biz dahi başta onla başlarız.."

    bediüzzaman

    Insan bir yolcudur. Sen burada misafirsin. Ve buradan da diger bir yere
    gideceksin. Misafir olan kimse, beraberce getiremedigi birseye kalbini baglamaz.
    Bu menzilden ayrildigin gibi, bu sehirden de çikacaksin. Ve keza, bu fani
    dünyadan da çikacaksin. Öyle ise aziz olarak çikmaya çalis. (Bediüzzaman)

  2. #2
    Üye
    ibo3535 Avatarı

    Gerçek Adı
    İBRAHİM
    Üyelik Tarihi
    28.04-2011
    Son Giriş
    06.04-2015
    Saat
    19:28
    Yaşadığı Yer
    izmir
    Mesaj
    383

    ibo3535

    Allah ramet eylesin ne güzel sözler yazmış allah ondan razı olsun

  3. #3
    Üye
    dostempati Avatarı

    Gerçek Adı
    KALPEREN C* TÜRKOĞLU
    Üyelik Tarihi
    16.02-2009
    Son Giriş
    Saat
    Yaşadığı Yer
    TURAN * TÜRK BİRLİĞİ * KRT
    Mesaj
    794

    dostempati

    Bediüzzaman büyük bir İslam alimidir. Allah ın davasını dava edinmiş ve gece gündüz davası için mücadele etmiştir.

    Allah ın davasına hizmet edenlerden Yüce Rabbim razı olsun...amin...

  4. #4
    Üye
    AYBAROGLU Avatarı

    Üyelik Tarihi
    22.11-2008
    Son Giriş
    30.03-2015
    Saat
    19:29
    Yaşadığı Yer
    İstanbul
    Mesaj
    364

    AYBAROGLU

    Gençlik Rehberi benim için ilaç olmuştur hele bizim gibilere umutsuzluk lügatımızda yoktur Mevla herşeyin sahibidir herkese gereğinden fazla yük yüklememiştir...

  5. #5
    Üye
    dostempati Avatarı

    Gerçek Adı
    KALPEREN C* TÜRKOĞLU
    Üyelik Tarihi
    16.02-2009
    Son Giriş
    Saat
    Yaşadığı Yer
    TURAN * TÜRK BİRLİĞİ * KRT
    Mesaj
    794

    dostempati

    YİRMİ BEŞİNCİ LEM'A
    HASTALAR RİSALESİ
    Yirmi Beş Devâdır
    Hastalara bir merhem, bir teselli, mânevî bir reçete, bir iyâdetü'l-marîz (hasta ziyareti) ve geçmiş olsun makamında yazılmıştır.

    İHTAR VE İTİZAR: Bu mânevî reçete, bütün yazdıklarımızın fevkinde (üstünde) bir sür'atle telif edildiği gibi, hem umuma muhalif olarak, tashihata (düzeltmeye) ve dikkate vakit bulmayarak, telifi gibi gayet sür'atle, ancak bir defa nazardan geçirildi. Demek, müsvedde-i evvel hükmünde müşevveş (düzensiz) kalmıştır. Kalbe fıtrî bir surette gelen hâtırâtı san'atla ve dikkatle bozmamak için, yeniden tetkikata lüzum görmedik. Okuyan zatlar, hususan hastalar, bazı nâhoş ibarelerden veyahut ağır kelimelerden ve ifadelerden sıkılıp gücenmesinler, bana da dua etsinler.


    "O kimseler ki, başlarına bir musibet geldiğinde 'Biz Allah'ın kullarıyız; dönüşümüz de ancak Onadır' derler."
    Bakara Sûresi, 2:156

    "Beni yediren ve içiren Odur. Hastalandığımda bana şifa veren de Odur."
    Şuarâ Sûresi, 26:79-80.
    ŞU LEM'ADA, nev-i beşerin ( insan gruplarının) on kısmından bir kısmını teşkil eden musibetzede ve hastalara hakikî bir teselli ve nâfi (faydalı) bir merhem olabilecek Yirmi Beş Devâyı icmâlen (özetle) beyan ediyoruz (açıklıyoruz).


    Bediüzzaman Said Nursi

  6. #6
    Üye
    dostempati Avatarı

    Gerçek Adı
    KALPEREN C* TÜRKOĞLU
    Üyelik Tarihi
    16.02-2009
    Son Giriş
    Saat
    Yaşadığı Yer
    TURAN * TÜRK BİRLİĞİ * KRT
    Mesaj
    794

    dostempati

    25. Lem'a

    BİRİNCİ DEVÂ

    Ey biçare hasta! Merak etme, sabret. Senin hastalığın sana dert değil, belki bir nevi dermandır. Çünkü ömür bir sermayedir, gidiyor. Meyvesi bulunmazsa zayi olur. Hem rahat ve gafletle olsa, pek çabuk gidiyor. Hastalık, senin o sermayeni büyük kârlarla meyvedar ediyor. Hem ömrün çabuk geçmesine meydan vermiyor, tutuyor, uzun ediyor-tâ meyveleri verdikten sonra bırakıp gitsin. İşte, ömrün hastalıkla uzun olmasına işareten bu darbımesel dillerde destandır ki,
    "Musibet zamanı çok uzundur; safâ zamanı pek kısa oluyor."


    Bediüzzaman Said Nursi

  7. #7
    Üye
    dostempati Avatarı

    Gerçek Adı
    KALPEREN C* TÜRKOĞLU
    Üyelik Tarihi
    16.02-2009
    Son Giriş
    Saat
    Yaşadığı Yer
    TURAN * TÜRK BİRLİĞİ * KRT
    Mesaj
    794

    dostempati

    25. Lem'a

    İKİNCİ DEVÂ

    Ey sabırsız hasta! Sabret, belki şükret. Senin bu hastalığın, ömür dakikalarını birer saat ibadet hükmüne getirebilir. Çünkü ibadet iki kısımdır. Biri müsbet ibadettir ki, namaz, niyaz gibi malûm ibadetlerdir. Diğeri menfi ibadetlerdir ki, hastalıklar, musibetler vasıtasıyla musibetzede aczini, zaafını hisseder, Hâlık-ı Rahîmine iltica eder, ( merhamet sahibi yaratıcısına yönelir) yalvarır. Hâlis, riyâsız, mânevî bir ibadete mazhar olur.

    Evet, hastalıkla geçen bir ömür, Allah'tan şekvâ (şikayet) etmemek şartıyla, mü'min için ibadet sayıldığına rivâyât-ı sahiha vardır. ( Doğru Hadis rivayetleri - el-Elbânî, Sahîhu Câmii's-Sağîr, 256.) Hattâ bazı sâbir (sabreden) ve şâkir (şükreden) hastaların bir dakikalık hastalığı, bir saat ibadet hükmüne geçtiği ve bazı kâmillerin bir dakikası bir gün ibadet hükmüne geçtiği, rivâyât-ı sahiha ve keşfiyat-ı sadıka (doğru keşifler) ile sabittir. Senin bir dakika ömrünü bin dakika hükmüne getirip, sana uzun ömrü kazandıran hastalıktan teşekkî (şikayet) değil, teşekkür et.


    Bediüzzaman Said Nursi

  8. #8
    Üye
    ibo3535 Avatarı

    Gerçek Adı
    İBRAHİM
    Üyelik Tarihi
    28.04-2011
    Son Giriş
    06.04-2015
    Saat
    19:28
    Yaşadığı Yer
    izmir
    Mesaj
    383

    ibo3535

    Allah razı olsun büyük üstadan

  9. #9
    Üye
    dostempati Avatarı

    Gerçek Adı
    KALPEREN C* TÜRKOĞLU
    Üyelik Tarihi
    16.02-2009
    Son Giriş
    Saat
    Yaşadığı Yer
    TURAN * TÜRK BİRLİĞİ * KRT
    Mesaj
    794

    dostempati

    25. Lem'a

    ÜÇÜNCÜ DEVÂ

    Ey tahammülsüz hasta! İnsan bu dünyaya keyif sürmek ve lezzet almak için gelmediğine, mütemadiyen gelenlerin gitmesi ve gençlerin ihtiyarlaşması ve mütemadiyen zeval (yok olma) ve firakta (ayrılıkta) yuvarlanması şahittir. Hem insan, zîhayatın ( hayat sahibi) en mükemmeli, en yükseği ve cihazatça en zengini, belki zîhayatların sultanı hükmünde iken, geçmiş lezzetleri ve gelecek belâları düşünmek vasıtasıyla, hayvana nisbeten en ednâ (aşağı) bir derecede, ancak kederli, meşakkatli bir hayat geçiriyor. Demek insan bu dünyaya yalnız güzel yaşamak için ve rahatla ve safâ ile ömür geçirmek için gelmemiştir. Belki azîm (büyük) bir sermaye elinde bulunan insan, burada ticaret ile, ebedî, daimî bir hayatın saadetine çalışmak için gelmiştir. Onun eline verilen sermaye de ömürdür.

    Eğer hastalık olmazsa, sıhhat ve âfiyet gaflet verir, dünyayı hoş gösterir, âhireti unutturur. Kabri ve ölümü hatırına getirmek istemiyor. Sermaye-i ömrünü bâd-ı hava (nefis rüzgarı) boş yere sarf ettiriyor. Hastalık ise, birden gözünü açtırır. Vücuduna ve cesedine der ki: "Lâyemut (ölümsüz) değilsin, başıboş değilsin, bir vazifen var. Gururu bırak, seni Yaratanı düşün, kabre gideceğini bil, öyle hazırlan."

    İşte hastalık bu nokta-i nazardan hiç aldatmaz bir nâsih (nasihatçı) ve ikaz edici bir mürşiddir. Ondan şekvâ değil, belki bu cihette ona teşekkür etmek, eğer fazla ağır gelse sabır istemek gerektir.


    Bediüzzaman Said Nursi

  10. #10
    Üye
    ibo3535 Avatarı

    Gerçek Adı
    İBRAHİM
    Üyelik Tarihi
    28.04-2011
    Son Giriş
    06.04-2015
    Saat
    19:28
    Yaşadığı Yer
    izmir
    Mesaj
    383

    ibo3535

    Ne zaman saadet asrını düşünsek,
    Arkadaşlarından,
    O güzîde ashabından biri ağlar gönlümüzde.
    Önce sen ağlarsın.
    Abdullah bin Mesud’a
    “Bana Ku’ran oku” demiştin.
    “Ya Rasulallah! Kur’an sana indirilmişken
    Sana mı Kur’an okuyayım” demişti.
    “O’nu başkasından dinlemeyi de severim” buyurmuştun
    İbn-i Mesud, Nisa suresini okumuş,
    Bir ayete gelmişti:
    “Her ümmetten birer şahit,
    Onların üzerine de Habibim
    Seni bir şahit olarak getirdiğimiz zaman
    Onların hali nice olur”
    “Şimdi yeter” demiştin.
    İbn-i Mesud gözlerini kaldırıp bakmıştı sana,
    Gözyaşların mübarek sakalına inmişti.
    Bir defasında ashabına Kur’an okuyordun
    ‘Sakının o ateşten ki o’nun yakıtı insanlar ve taşlardır’diyordun.
    Önünde oturan siyahi bir adam yüksek sesle ağlamaya başlamıştı
    O ağlayışa Cibril inmişti semadan
    Ya Resuallah huzurunda ağlayan bu zat kimdir ? demişti,
    Sende Habeşli biri demiş ve o’nu övmüştün
    Cebrail ise şu müjdeyi vermişti ; Allah buyuruyorki ;
    ‘İzzet ve Celalime Arş üzerindeki Hakimiyyetime Yemin Ederimki,
    dünyada Benim korkumdan ağlayan bir kulun gözünü Cennette çok güldürüceğim’
    ne zaman saadet asr-ı’nı düşünsek arkadaşlarından o güzide ashabından biri,
    hesap gününden korkar gönlümüzde
    Şeddat bin Evs korkar yatağına girdiğinde sağına soluna döner durur uyuyamaz.
    ‘Allahım’ der.Cehennem ateşi uykumu kaçırdı.
    Sonra kalkar sabaha kadar namaz kılar,
    Ebu’d Derda düşer gönlümüze,
    ‘Keşke ailemin koçları olaydım da kendilerine misafir geldiğin de beni yedirselerdi’ der,
    İmran bin Husayn düşer gönlümüze ‘Keşke bir tepede kül olaydım da fırtınalı bir günde rüzgar savursaydı’ der
    Ne zaman saadet asr-ı’nı düşünsek arkadaşlarından o güzide ashabından biri, Peygamber sevgisini öğretir bize
    Ashabından biri Sana gelmişti ,
    Ya Resulallah demişti, ‘seni öyle seviyorum ki aklıma geldiğinde gelip seni görmesem canım çıkacak gibi oluyorum, sonra ahireti düşünüyorum cennete girsem bile Seninle birlikte olamıyacağım aşşağı mevkilerde kalıcam buda zoruma gidiyor istiyorum ki ahirette de yanında olayım’ Kaynakwh webhatti.com:
    Sende ‘Kişi sevdiğiyle beraberdir’ buyurmuştun,
    Abdurrahman bin Sad anlatıyor ya Resulallah
    Diyorki ;
    ‘Bir gün Ömerin oğlu Abdullah ile otururken ayağı kasılıp kaldı
    ayağına ne oldu dedim şuradan itibaren sinir toplandı dedi,
    Bende dedim ki En çok sevdiğin insanın adını anda iyileşsin’
    Ya Muhammed dedi ve hemen ayağını uzattı,
    Ya Resulallah Sen abdest aldığın da ashab-ı güzin efendilerimiz koşarak abdest suyunu alır yüzlerine sürerlermiş
    Bir defasında sormuşsun:
    -‘Niçin böyle yapıyorsunuz ?’
    -‘bereket ve hayır umuyoruz’ demişler, Sende buyurmuşsun ki ; ‘Allah ve Resulu’nun sevgilisi olmak isteyen doğru söylesin emanete riayet etsin komşusunu incitmesin’
    Ne zaman saadet asr-ı’nı düşünsek arkadaşlarından o güzide ashabından biri hamd eder Allah’a şükrü öğretir bize
    Ebu Eyyub El-Ensari ona öğrettiğin kelimeleri söyler
    ‘Allah’tan başka ilah yoktur, Mülk ve saltanat O’nundur Hamd O’nun hakkıdır, O’nun ortağı yoktur.

  11. #11
    Üye
    dostempati Avatarı

    Gerçek Adı
    KALPEREN C* TÜRKOĞLU
    Üyelik Tarihi
    16.02-2009
    Son Giriş
    Saat
    Yaşadığı Yer
    TURAN * TÜRK BİRLİĞİ * KRT
    Mesaj
    794

    dostempati

    25. Lem'a

    DÖRDÜNCÜ DEVÂ

    Ey şekvâcı (şikayetçi) hasta! Senin hakkın şekvâ değil, şükürdür, sabırdır. Çünkü senin vücudun ve âzâ ve cihazatın, senin mülkün değildir. Sen onları yapmamışsın, başka tezgâhlardan satın almamışsın. Demek başkasının mülküdür. Onların mâliki, mülkünde istediği gibi tasarruf eder.

    Yirmi Altıncı Sözde denildiği gibi, meselâ gayet zengin, gayet mâhir bir san'atkâr, güzel san'atını, kıymettar servetini göstermek için, miskin bir adama modellik vazifesini gördürmek maksadıyla, bir ücrete mukabil, bir saatçik zamanda, murassâ (kıymetli taşlarla süslenmiş) ve gayet san'atlı diktiği bir gömleği, bir hulleyi (elbise) o fakire giydirir. Onun üstünde işler ve vaziyetler verir. Harika envâ-ı san'atını (sanatının çeşitleri) göstermek için keser, değiştirir, uzaltır, kısaltır. Acaba şu ücretli miskin adam, o zâta dese: "Bana zahmet veriyorsun, eğilip kalkmakla verdiğin vaziyetten bana sıkıntı veriyorsun. Beni güzelleştiren bu gömleği kesip kısaltmakla güzelliğimi bozuyorsun" demeye hak kazanabilir mi? "Merhametsizlik, insafsızlık ettin" diyebilir mi?

    İşte, aynen bu misal gibi, Sâni-i Zülcelâl (Celal ve yücelik sahibi sanatkar Allah) sana, ey hasta, göz, kulak, akıl, kalb gibi nuranî duygularla murassâ olarak giydirdiği cisim gömleğini, Esmâ-i Hüsnâsının (güzel isimlerinin) nakışlarını göstermek için, çok hâlât (haller) içinde seni çevirir ve çok vaziyetlerde seni değiştirir. Sen açlıkla onun Rezzâk (rızık veren) ismini tanıdığın gibi, Şâfî (şifa veren) ismini de hastalığında bil. Elemler, musibetler bir kısım esmâsının ahkâmını (isimlerinin hükümlerini) gösterdikleri için, onlarda hikmetten lem'alar (parıltılar) ve rahmetten şuâlar (ışıklar) ve o şuâât içinde çok güzellikler bulunuyor. Eğer perde açılsa, tevahhuş (korku) ve nefret ettiğin hastalık perdesi arkasında sevimli, güzel mânâları bulursun.


    Bediüzzaman Said Nursi

  12. #12
    Üye
    dostempati Avatarı

    Gerçek Adı
    KALPEREN C* TÜRKOĞLU
    Üyelik Tarihi
    16.02-2009
    Son Giriş
    Saat
    Yaşadığı Yer
    TURAN * TÜRK BİRLİĞİ * KRT
    Mesaj
    794

    dostempati

    25. Lem'a

    BEŞİNCİ DEVÂ

    Ey maraza (hastalığa) müptelâ hasta! Bu zamanda tecrübemle kanaatim gelmiştir ki,
    hastalık bazılara bir ihsan-ı İlâhîdir, bir hediye-i Rahmânîdir. Bu sekiz dokuz senedir, liyakatsiz olduğum halde, bazı genç zatlar hastalık münasebetiyle dua için benimle görüştüler. Dikkat ettim ki: Hangi hastalıklı genci gördüm; sair gençlere nisbeten âhiretini düşünmeye başlıyor. Gençlik sarhoşluğu yok. Gaflet içindeki hayvânî hevesattan (isteklerden) bir derece kendini kurtarıyor. Ben de bakıyordum, onların tahammül dahilindeki hastalıklarını bir ihsan-ı İlâhî olduğunu ihtar ederdim. Derdim ki:

    "Kardeşim, senin bu hastalığının aleyhinde değilim. Hastalık için sana karşı bir şefkat hissedip acımıyorum ki, dua edeyim. Hastalık seni tam uyandırıncaya kadar sabra çalış. Ve hastalık vazifesini bitirdikten sonra, Hâlık-ı Rahîm inşaallah sana şifa verir."

    Hem derdim: "Senin bir kısım emsalin sıhhat belâsıyla gaflete düşüp, namazı terk edip, kabri düşünmeyip, Allah'ı unutup, bir saatlik hayat-ı dünyeviyenin zâhirî (dış görüntüsü) keyfiyle hadsiz bir hayat-ı ebediyesini sarsar, zedeler, belki de harap eder. Sen hastalık gözüyle, herhalde gideceğin bir menzilin olan kabrini ve daha arkasında uhrevî menzilleri görürsün ve onlara göre davranıyorsun. Demek senin için hastalık bir sıhhattir; bir kısım emsalindeki sıhhat bir hastalıktır."


    Bediüzzaman Said Nursi

  13. #13
    Üye
    dostempati Avatarı

    Gerçek Adı
    KALPEREN C* TÜRKOĞLU
    Üyelik Tarihi
    16.02-2009
    Son Giriş
    Saat
    Yaşadığı Yer
    TURAN * TÜRK BİRLİĞİ * KRT
    Mesaj
    794

    dostempati

    ALTINCI DEVÂ

    Ey elemden teşekkî eden hasta! Senden soruyorum: Geçmiş ömrünü düşün ve o ömürde geçmiş lezzetli safâ günleri ve belâ ve elemli vakitlerini tahattur et (hatırla) . Herhalde ya oh, ya ah diyeceksin. Yani, ya "Elhamdü lillâh, şükür," veyahut "Vâ hasretâ, vâ esefâ!" kalbin ve lisanın diyecek.

    Dikkat et, sana "Oh, elhamdü lillâh, şükür" dediren, senin başından geçmiş elemler, musibetlerin düşünmesi, bir mânevî lezzeti deşiyor ki, senin kalbin şükreder. Çünkü elemin zevâli lezzettir. O elemler, o musibetler, zevâliyle ruhta bir lezzet irsiyet bırakmış ki, düşünmekle deşilse, ruhtan bir lezzet akıyor, şükürler takattur ediyor(damlıyor).

    Sana "Vâ esefâ, vâ hasretâ!" dedirten, eski zamanda geçirdiğin lezzetli ve safâlı o hallerdir ki, zevalleriyle senin ruhunda daimî bir elem irsiyet bırakıp, ne vakit düşünsen o elem yine deşiliyor, esef ve hasret akıtıyor.

    Madem bir günlük gayr-ı meşru lezzet bazan bir sene mânevî elem çektiriyor. Ve muvakkat bir günlük hastalıkla gelen elem, çok günler mânevî lezzet, sevapla beraber, zevâlindeki halâs ve kurtulmaktan gelen mânevî lezzet vardır. Senin başındaki şimdilik bu muvakkat hastalığın neticesi ve içyüzündeki sevabı düşün. "Bu da geçer, yâ Hû" de, şekvâ yerinde şükret.


    Bediüzzaman Said Nursi

  14. #14
    Üye
    hüseyin19 Avatarı

    Gerçek Adı
    HÜSEYİN
    Üyelik Tarihi
    24.03-2010
    Son Giriş
    07.02-2012
    Saat
    11:33
    Yaşadığı Yer
    ŞANLIURFA / CEYLANPINAR
    Mesaj
    1.095
    Blog Mesajları
    126

    hüseyin19

    üstadın hastalı risalesi, bela, musibet ve hastalığa uğramıışların el kitabı olmalıdır. müthiş güzel.

  15. #15
    Üye
    ibo3535 Avatarı

    Gerçek Adı
    İBRAHİM
    Üyelik Tarihi
    28.04-2011
    Son Giriş
    06.04-2015
    Saat
    19:28
    Yaşadığı Yer
    izmir
    Mesaj
    383

    ibo3535

    İMC Medikal: Akülü Sandalyeler, Manuel Sandalyeler, Akülü Engelli Araçları, Ayağa Kaldıran Sandalyeler, Walker ve Yürüteçler, Koltuk Değneği ve Bastonlar, Klozet Oturakları, Yedek Parça ve Aksesuarlar
    Meyra Türkiye: Tekerlekli sandalye vb. tüm ürünler Almanya satış fiyatı ile Türkiye'de.
    Panthera: hafif, agresif ve zarif aktif tekerlekli sandalye...
    Bence ümmü mektunu hayatını okusunlar nasıl bi sahibiymiş ve neler yapmış sonrada düşünsünler bol bol

    Abdullah İbni Ümmi Mektum, Peygamber’imizin ilk eşi Hz Hatice vâlidemizin dayısı Kays İbni Zâide’nin oğludur Annesinin adı Âtike binti Abdullah’tı
    Cennetle müjdelenen ilk ama sahabi Abdullah İbni Ümmü mektum Kendisi annesine nispetle ‘Ümmi Mektum’un oğlu’ anlamında İbni Ümmi Mektum ismiyle meşhur olmuştur Çocukken gözlerini kaybetmiş olduğunu şu mukaddes sohbetten öğrenmekteyiz: Hz Enes’in rivayet ettiğine göre, bir defasında Hz Cebrail, Peygamber’imizin huzuruna geldiğinde İbni Ümmi Mektum da orada bulunmaktaydı Cebrail, “Gözünü ne zaman kaybettin?” diye sorunca o da “Çocukken” cevabını vermiştir Bunun üzerine Cebrail kendisine şu müjdeyi vermiştir: “Allah, buyuruyor ki: ‘Ben bir kulumun gözünü aldığım zaman ona cenneti mükâfat olarak veririm’ Bu hadis-i kudsi sâyesinde Abdullah İbni Ümmi Mektum, dünyada iken cennet müjdesini almış oluyordu Bir Kur’an âşığı olan Abdullah, Peygamber’imizin huzurunda bulunmak, O’nun manevî atmosferinden istifade etmek ve O’ndan Kur’an’dan âyetler öğrenmek için, sık sık Resulullah’ın yanına giderdi Bir gün Abdullah, bu niyetlerle Peygamber’imizin huzuruna gelir Bu esnada da Resulullah, belki içlerinden birkaçı imana gelir ümidiyle Kureyş müşriklerinin ileri gelenlerine canla başla İslâm’ı anlatmaktaydı Abdullah, meclise gelerek Peygamber’imize hitaben, “Yâ Resulallah, bana Kur’an okut Allah’ın sana öğrettiğinden bana da öğret” dedi


    Resulullah, müşriklerin üzerinde daha fazla durma gereği duyduğundan, O’nunla yeterince ilgilenemedi Abdullah, arzusunu birkaç defa tekrar etti Resulullah, ona aldırmayıp yüzünü buruşturup döndü, sözünün kesilmesini istemedi ve misafirlerle sohbet etmeye devam etti Fakat çok sürmedi, tam sözünü bitirip kalkacağı sırada İlâhî ikaz geldi: “Yanına âmâ geldi diye yüzünü ekşitip döndü! Nereden bileceksin, belki de o günahlarından arınacaktı! Yahut o öğüt alacak ve o öğüt kendisine fayda verecekti! Öğüde ihtiyaç duymayan kimseye gelince sen ona yöneliyorsun Onun inkâr ve isyan pisliği içinde kalmasından sen mesul değilsin! Sana koşarak gelen ve Allah’tan korkan kimseyi ise ihmal ediyorsun! Sakın! O Kur’an bir öğüttür” (Abese Sûresi; 1, 10)

    Bu hadiseden sonra Resulullah, Abdullah’a daha çok iltifat ve ikramda bulunmuştur Ne zaman onu görse, o hadiseyi hatırlatarak, “Ey Rabb’imin beni ikazına sebep olan kardeşim, merhaba!” diye onun gönlünü alırdı Abdullah, ilk Müslümanlardan olduğu gibi, ilk muhacirlerden olma şerefine de nail olmuştu Peygamber’imizden önce, Medine’ye Musab b Umeyr ile ilk hicret edenlerdendi Peygamber’imizden Kur’an âyetlerini ezberleyen ve bu şekilde hafız olan Abdullah, Musab ile birlikte Medineli Müslümanlara Kur’an öğretmiştir Görme özürlü olmasına rağmen, Hz Peygamber onu Bilal ve Ebû Mahzûre ile birlikte Mescid-i Nebevî’de müezzinlikle görevlendirmiştir Hz Bilal-i Habeşî olmadığı zaman Eb’u Mahzûre, o da bulunmadığı zaman Abdullah ezan okurdu Ramazan aylarında ise sahurun bittiğini ilan etmek için ayrıca ezan okurdu Abdullah Bunun için Resulullah müminlere “Bilal ezanı gece okuyor, İbni Ümmi Mektum ezan okuyuncaya kadar yiyip içiniz” buyurmuştur

    Abdullah (ra) dinde çok hassastı Mesela cihadın fazileti ile ilgili âyetler indiğinde, sanki bu âyetlerin kendisini muhatap kıldığı kaygısı ile bir gün Peygamber’imize gözyaşları ile gelerek: “Ya Resulallah! Vallahi, cihat etmeye imkânım olsa, ederdim!” diyerek Rabb’ine yönelmiş ve “Ya Rab; Özrümü beyân eden âyet indir! Özrümü beyân eden âyet indir!” diye yalvarmıştır Peygamber’imizin kâtibi, Zeyd İbni Sâbit bu hadiseyi şöyle rivayet etmektedir: “İbni Ümmü Mektum, Resulullah (sas) bana vahyi yazdırırken gelmiş ve bu sözleri söylemişti Bu sırada Resulullah’ın dizinin bir kısmı dizimin üzerine geliyordu Birden dizi ağırlaşmaya başladı Vahiy başlamıştı Dizim ezilecekti zannettim Biraz sonra hafifledi Bana dönerek, “Zeyd, yazdığını oku!” buyurdu Okudum: “Müminlerin savaşa katılmayıp oturanlarla, malları ve canlarıyla Allah yolunda cihat edenler bir değildir” Resulullah ilâve etti ve yazmamı söyledi: “Özürlü olanlar hariç” (Nisâ; 4, 95, 96)

    Hakkında ayet inerek muaf tutulmasına rağmen, cihada katıldı ve sancak taşıdı Ancak, Resulullah döneminde her sefere katılamazdı Çünkü Efendimiz onu Medine’de vekil bırakarak, imamlığı ona veriyordu İslâm Peygamberi ona, toplam on üç kez Medine’de vekillik, “kaim-i makam”lık vermiştir İslâm’da özürlülerle ilgili çeşitli hükümlerin belirlenmesi, onun sâyesinde mümkün olmuştur Veda Hutbesi’ni cemaate yüksek sesle tekrarlamıştır Hz Abdullah, Hz Ömer’in halifelik döneminde İran’ın fethinde bulundu ve şehid oldu(Miladî 636)




Sayfa 1 / 12 1234511 ... SonSon