Sayfa 1 / 17 1234511 ... SonSon
Toplam 246 mesajın 1-15 arasındakiler

Konu: Sırdaş...

Buraya tıklayarak yazıları büyültebilirsiniz Buraya tıklayarak yazıları küçültebilirsiniz
  1. #1
    Üye
    dostempati Avatarı

    Gerçek Adı
    Kalperen C* Türkoğlu
    Üyelik Tarihi
    16.02-2009
    Son Giriş
    Saat
    Yaşadığı Yer
    kalpOder Turan * Krt
    Mesaj
    1.437

    dostempati Sırdaş...

    STAR, dünyanın en güvenli, en sağlıklı, en konforlu ve en dayanıklı tekerlekli sandalye minderi.
    DÜNYADAKİ GİZLİ SAVAŞLAR: OKTAN KELEŞ'İN RÖPORTAJI

    İstanbul Yerebatan sarayında alınan kararlar ile 11 Eylül yapıldı. Bu iddia çok konuşulacak. Mana alemi nedir. Hz Hızır olaylara müdahale eder mi ?Önümüzdeki dönemde insanlığı neler bekliyor. Rica-ül Gayp alemi nedir. Bu soruları araştırmacı yazar Oktan Keleş'e sorduk.İkinci kitap'ta yine bir takım sırlı olayları açıklayacağını söyleyen Oktan Keleş artık bilgilenme zamanına girdiğimizi belirtiyor.

    Şubat ayında El Selam 98 adlı Mısır yolcu gemisinin 1500 kişiye mezar olması herkese Titanik olayını hatırlattı. Bu olayı bir önceden yazdığı kitabında bahseden Oktan Keleş yazdığı kitap'ta birçok kehanetlerde de bulunuyor.2005 kasımında kitabı bitiren Keleş'in Bir Meczubun rüyası adlı kitabını Ocak 2006 yılında 40 kandil yayınlarından çıkartmış. Bir ay sonrada İkinci titanik faciası dediği olay meydana gelmiş.Kitap Aralık 15 satışa sunulmasının ardından Şubat 12 de gemi faciası olmuş.Kitapı bir sene öncesinde hazırladığını söyleyen Oktan Keleş şu şıralar ikinci kitabını çıkartma hazırlığında. Keleş ile gizli ilimlerden, Rical-ül gayb ve gelecek zamanda meydana çıkacak olayları konuştuk.

    BAKİ GÜNAY/NETPANO.COM 11 Eylül Kararları İstanbul'da Alındı | netpano.com - Haber sitesi


    Tasavvuf ve gizli ilimler ile ilginiz nerden kaynaklanıyor.?

    Çocukluğumdan bu yana tasavvuf kültürünü yaşayan yerlerde büyüdüğüm için devamlı bu konular ile uğraştım.Birçok hocalardan'da bu konularda özel dersler alarak kendimi geliştirdim.

    Kitap'ta olağandışı olaylar var. Bunlar rüya mıdır yoksa yaşanmış olaylar mıdır?

    Ben kitabımın önsözünde de bunu yazdım isteyen bunu bir rüya olarak alsın isteyen de bunu yaşanmış hadiseler alarak alsın diyorum. Kitabın ismini de Bir meczubun rüyası koyduk inananlar için bir gerçek inanmayanlar için ise rüya olarak düşünülebilinir. Ben kitaptaki tüm olayları birebir yaşadım.

    Meczup herkesin bildiğin bir anlamımı var yoksa tasavvuf kültüründeki bir anlayışımı var ?

    Tasavvuf kültüründeki meczup kavramını kullandım. Ama dediğim gibi herkesin anlayışı farklı olabilir.

    Kitapta olağandışı olaylar var. Özellikle Tayy-ı mekan bir yerden bir yere ışınlanma ?

    Batı dünyasında tayy-ı mekan ve fizik olaylarını araştıran birimler var. Bu konuları araştırmak içinde her yıl büyük bütçe ayırıyorlar.Bu sadece İslama özgü bir durum değil. Bilmeyenler için şunu söylemek te yarar var. Allah insanı en güzel şekilde yarattı. Bugün yazdığınız bir mesaj göze görünmeden bir yerden başka yere transfer ediliyorsa, aradan bir vasıta olmadan canlı yayın yapılabiliniyorsa bunlar niye olmasın. Şimdiki bu olayları 100 sene önce söylence herkes deli saçması diyebilirdi. Ama bugün artık normal. Dünyadaki bazı devletler bunları ortaya çıkartmak için hala uğraşıyorlar.Bu hadiseleri batı medeniyeti de inkar etmediği için hala araştırma safhasında

    Batı medeniyeti gizli ilimler ile mi uğraşıyor?

    Evet. Dünya yönetimleri şu an bu ilimlerin üzerine oturtularak yönetilmekte. Birçok gizli servis parapsikoloji ve gizli ilimler üzerine çalışmalar yapmakta. Bununla ilgilenen örgütler Dünya üzerindeki her türlü çalışmayı incelemekte.Bunlarla uğraşan kişileri de toplayıp birçok deneyler yaptırıyorlar. Metafizik olaylar ile denemeler yapıyorlar. Mevlana'nın dediği gibi Baş gözü ile görülebilinecek bir bilim dalı var. Buna mana alemi de denilebilinir. Bunu çok fazla deşifre etmek istemiyorum. Gelecek yıllarda bu konuların gündeme geleceğini söylemek ile yetineyim. Birçok ülkede bu tür sansasyon olayların olacağına Allahın izni ile eminim.

    Bunlar ile ilgili bir örnek var mı hiç

    Bunlarla ilgili örneklerimi ikinci kitabımda yazdım. Ama bir örnek vermek gerekirse şunu söyleyeyim. İnsanların beyinleri ile çok oynamalar var.Bizde gizli ilimler diye söylenen batıda ışınlanma olarak söylenen olayını da çok demode olduğu için kullanmak istemiyorum.Bu konularla MOSSAD'ın ve Batılı birkaç ülkenin istihbarat servisinin uğraştığını biliyorum.


    Hiç örnek yok mu verebileceğiniz

    O zaman şu örneği vereyim..Dünyada herkes analizciler stratejisiler birçok düşünce atıyor ortaya.İşte bir ülkenin asıl amacı petrol için buraya geldi diyor. Kimide olayların daha derinine giderek ABD'nin asıl amacının petrol değil Dünya hakimiyetini kurmak olduğunu söylüyor. Benim bildiğim ise bunların hepsinin zahir de görünen olaylar olduğudur. İşin aslında temelinde üç tane unsur var. Birincisi Şeytaniler dediğimiz grub, ikincisi haçlı konseyi üçüncüsü de hilaliler dediğimiz grup arasında meydana gelen olaylardır. Şimdi dünyadaki tüm olaylar bu iki akımdan meydana gelmektedir. Şeytaniler başta olmak üzere

    Şeytaniler kimdir ?

    Herkesin duyduğu evanjelistler, kara örgütler vb örgütler değildir. En temelde bulunan bir kuruluştur. Bunlar Tevrat ve kabbala üzerine dünyayı ele geçirmeye çalışan tarihten bu yana yaşayan bir örgüttür.Zahirde gördüğümüz birçok olay bunların bir parçasıdır aslında.ABD'nin Irak'a gelişi şimdide işte İran'ı vuracak mı vurmayacak mı tartışmaları hep bunların bir çalışmasıdır.Asıl sebep kainat kurulduğundan bu yana olan Hak ve Batılın savaşıdır.Şeytaniler denilen grup birçok medyayı yönetmektedir. Kabbalacılar bunların bir alt birimidir.

    Şeytaniler ile kimler var?

    Bunlarla birlikte Haçlı konseyi bulunuyor. Bunlarda gizli bir cemiyettir. Zamanında Haçlı ordularını da bu konsey yönetmiştir. Yeryüzündeki tüm siyasi olayların gelişimi bunlar yapmaktadır.

    Hilaliler diye bahsettiğiniz grup kimdir ?

    Hak tarafını temsil eden bir mensubiyettir bu. Hilal bildiğiniz gibi islamın simgesidir

    Şeytanilerin yapılanmaları nasılsıdır?

    Şeytanilerin kurdurduğu bir ülke vardır dünyada

    Hangi ülkedir bu ?

    İsrail'dir.

    Nasıl yani ?

    Bakın vaat edilmiş toprakları ülkü haline getirilmiş ülke kimdir.İsrail'dir bildiğimiz gibi.İsrail'in dini kitabında sözde Tanrı onlara vaat edilmiş toprakla vermiştir. Ve bu bir büyük bir savaş sonucu olacaktır. Yani Armegeddon. İsrail'deki bir takım kimseler ise bunu beklemektense biz bir savaş çıkaralım ve vaat edilmiş toprakları alalım demektedir.

    Amaç ne peki şeytanilerin?

    Dünya hakimiyetidir tek amaç.Kendi içlerinde bir takım mistik yerlerde kararlar alıp uygulamaya sokarlar bunları

    Mistik yerlerden kast ettiğiniz nedir ?

    Çok gizemli, metafizik ilmini de kullanarak yaparlar bu işleri.bunların yapılanması şöyledir. Birincileri şeytaniler ikincisi hahamlar üçüncüsü kabalacılar dördüncü Mossad beşincisi Siyonistler altıncısı da İsrail'dir. Bunların diğer Musevilerden farklı bir anlayışları bulunmaktadır. Tanrının vaat etiği günü beklemeyecekler. Kendileri Tanrı rolüne sahip olmak istiyorlar. Böylece Dünyayı ele geçirmek istiyorlar. Bir takım hahamları kullanıyorlar. Hahamlarda tevratın farklı efsaneleri ile hareket ediyorlar.Tanrıyı kıyamete zorlamak isteyen görüşlere sahipler. Bunların amaçlarından biri de dünyayı psikolojik olarak ele geçirmek için çalışıyorlar. İşte bugün sihir, büyü ile yapılan programların finansörleri bunlardır.Bu tür zihniyetli kişilerin gözünde kendilerinden olmayan herkes hayvan ve köledir zaten. Diğer bir faktör ise Mossad'dır. Mossad gizli servis olmanın çok ötesindedir. Görevi dünya krallığını ve İsrail egemenliğini kurmak amacı ile kurulmuştur.

    MOSSAD kabala şeriatı mı yönetiyor ?

    Evet. Mossad kabaladan aldığı direktifler ile yönetilir. Diğer faktör ise Siyonistlerdir. Onlar sadece siyon ırkından gelen kişilerdir. Elit halkı oluşturur. İsrail'de tüm söylediklerimizin bir yapılanmasıdır.İsrail bir elbise ve kılıftır.Çünkü bunların bir devlete ihtiyacı vardır.Bunu kurmadan önce kendi aralarında ve haçlılar ile çok büyük savaşlar yapmışlardı. Fakat sonunda İsrail devletinin yaptıkları çalışmalar için uluslar arası alanda bir elbise olarak kullanmaktalar. Meselenin özü budur.

    İsrail şeytani güçlerin dünyaya yansıması mı yani?

    Evet kesinlikle. İsrail herhangi bir devlet değildir.Ben bunu koyu İslamcılık veya şeriatçılık ile kast ederek söylemiyorum. Gerçek manada bu böyle. Şimdi düşünün uluslar arası platforma birisi şeytan ülkesi olarak çıksa kim kabul eder veya dinler. Ama İsrail ile bir elbise bulunmuştur. İsrail de kendi metinlerinden ve şeriatında hüküm sürmek ister.

    İsrail'in kuruluş amacı nedir Peki?

    İşte kendi kutsal kitaplarında vaat edilen kutsal toprakları ele geçirmektir. Bununda büyük bir bölümü Türkiye'dedir.Güneydoğu bölgesindedir. Bu görünen devlete de uluslararası alanda korumacı bir devlet gerekmektedir.Bu da ABD'dir.ABD büyük İsrail veya küçük İsrail'dir. Fakat şeytanilere de bir gölge devlet gerekmektedir. O da İsrail'dir. İsrail şeytanilerin elindedir.

    Peki gölge devlet kim İsrail'in yanında?

    İsrail vaat edilmiş kutsal toprakları ele geçirmek için çalışıyorlar. Gerekirse savaşırız diyorlar. İsrail-Arap ordusunu ikinci derecede kale alırlar. Çünkü orduları yok. Onların karşısında direnecek bir güç olarak görmezler. Fakat Türkiye'de onların iddia ettiği topraklar bizdedir. Bunlar da biz ile direkt karşı karşıya gelebilecek nitelikte değildirler. Cesaretleri yoktur. Daha çok politikaları saman altında su yürütmek üzerinedir. O yüzden buradaki gölge devleti Kürdistan'dır. Gölge devletin amacı tamamı ile İsrail'e hizmet etmek amacı ile kurdurulmuştur. İşte ABD ve AB bölgede kürt devletini kurdurmak istiyor bu tür iddialarının temelinde de şeytaniler bulunmaktadır. Kürdistan'ın kuruluşunda İsrail büyük faaliyet içindedir. Birçok kürdü İsrail vatandaşı olarak göstermektedirler. Barzani ailesi hakkında da bu tür iddialar ortaya atılmıştı.Evet onlar yakında yok olacaktır.

    Neden?

    Çünkü İsrail kuracağı Kürdistan için kendi kadroları ile gelecektir. Kürtlerin Yahudiliğin bir kolu olarak gösterme faaliyetleri içersindeler. Zaten Yahudileşmiş Kürtler ile çalışacaklardır. İsrail, bir de asla misyonerlik yapmaz. Kendi dinlerine bir insan sokmak gibi bir dertleri yoktur. Çünkü İsrailoğullarına göre kendi ırkından olmayan tüm insanlar hayvan ve köle olarak görülmektedir.

    Bir de haçlı konseyinden bahsettiniz nedir O ?

    Bunlarda Hz.İsa'nın dinini yeryüzüne hakim kılmak için uğraşmaktadırlar. Ama asıl Hıristiyanlık yerine kendilerinin uydurduğu Hıristiyanlığı yaymak istemektedirler. Getirmek istedikleri anlayış Bugünkü Katolik ve proteston anlayışı bile değildir.

    Evenjalist bir düşüncemi?

    Hayır bunlar en tepedekiler. Benim anlattığımda zahirde gözükmeyenlerdir. Örneğin Bunların da amaçları yeryüzündeki amaçları hz isayı yeryüzüne hakim kılmak istiyorlar. Çok çeşitli yerlerde adamları vardır. Bunun yanı sıra Vatikan'ı da kontrol etmek isterler.Vatikan'da kendi başına hareket etmesine rağmen o da haçlı konseyinin içinde yer alır. Bunların aralarında devamlı bir rekabet söz konusudur.

    Şimdi papanın bunlarla ilişkisi nedir ?

    Bir konuyu es geçtik şeytanilerin en büyük hedeflerinden birisi de vatikanı da tamamı ile el geçirmektir.

    Şu anda ele geçirilmedi mi peki?

    Benim kanaatimce bugünkü papa Hıristiyan bile değil. Ben Yahudi olduğunu iddia ediyorum.Şeytanilerin amacı yeryüzünde egemenliği sağlamak, haçlı konseyin amacı da kendi getirdikleri sahte İsalarını yeryüzüne hakim kılma projeleri vardır. Bu konuda da bir projeler bitmiştir.

    Nasıl bir proje?

    Somut bir isa adını verdikleri birisini çıkarıp. Kitleleri arkasına takmak istiyorlar. Haçlı konseyinin de kollamacı bir devlete ihtiyacı vardır. Özellikle vatikanın amaçlarından birisi de bizansı hortlatmak ve eski Bizans topraklarını ele geçirmek niyeti vardır.Onların amaçı da İstanbul ve Türkiye'nin topraklarını almaktır. Onları dan kollamacı bir devlete ihtiyaçları vardır. O da Birleşmiş devletlere karşı AB dir.

    Peki AB'nin gölge devleti kimdir?

    Onlar Türk ordusu ile direkt karşı karşıya gelme cesaretleri yoktur. Gölge devlet Ermenistan'dır.Burada hem Kürtistan ın ve Ermenistan'ın haritalarına bakın ikisinin de gözleri Bizim topraklarımızda sanki veren var gibi. Bu topraklar için kendi aralarında hep mücadele yapmaktadırlar. Bütün bunlar bölgedeki sistemler hep insanlar içindir. Üstte görünen ABD işgali veya kürdistanın haritasının hep amaçları bunun içindir. Bunlarla mücadele edenler ise Hilalilerdir.Bunların oyunlarını bozarlar hep.

    Buna verebileceğiniz bir örnek var mı?

    Evet şeytanilerin 1996 yılında İstanbul toplantısını örnek verebiliriz.Yerebatan sarnıç'ındaki medusa heykelinin yanında yapılan toplantısında bir karar aldılar.Yeryüzünde bir insan modeli yaratılacak. İslami bir insan modeli oluşturulacak ve hafızalara kazınacak. Dünyayı yeni bir İslam motifi sunma kararı aldılar. Bu proje genelge olarak sunuldu. İslam'a öyle bir tip yapacaklardı herkes bu tipler ile Müslümanlardan iğreneceklerdir.

    Peki niye medusa ve niye İstanbul?

    Bu karar alındığı zaman mekanizma çalıştı. Bu emir kabalacı hahamlar ile Mossad ve Siyonistlere ulaştırıldı. Dünyada bunların para finansörleri ve sahip oldukları medya ve film sektörü,tıp dünyası ile uygulamaya başladılar. Bundan 10 yıl önce.Öyle bir senaryo ortaya çıktı ki adı da ‘Usame Bin Ladin' oldu.Sarıklı ve sakallı bir tip çıkardılar herkesin karşısına.Müslüman denilince herkesin aklına bu gelmeye başladı. Bunu yaparken çocuktan başlıyorlar ise yedikleri yiyeceklere kadar bunun için uğraşıyorlar. İslam eşittir terörist algısını herkese yapmaya çalışıyorlar. Benim anlatmak istediğim kişinin isminden ziyade taşıdığı misyon adına konuşmak istiyorum ben.11 eylülde bunun için yapılmıştır zaten. Müslümanlar teröristtir imajı gerçekleştirilmiştir.

    Bunları ABD mi yaptı?

    Hayır bunları tamamı ile şeytaniler diye adlandırdığımız grup yaptı. ABD zaten bunların elindedir. Şeytaniler oturup bir sürü karar almıyorlar. Oturup iki tane karar alıyorlar ve onlar uygulamaya başlanıyor. 11 eylül kararı İstanbul da alınmıştı zaten. Haçlıların inecek bir isası var peki bunların deccal olarak ortaya koyacakları neyi olacak diye düşünürken bu proje ortaya çıktı. Kulelerin yıkılması İstanbul da alındı. Projelerinden birisi de şu idi. İnsanlığı ele geçirmek. Beklenen deccalı bunlar yetiştiriyorlardı. Şeytanilerin amacı dünya efendisi olarak adlandırdıkları kişiyi yani deccalı getirmek istemekteler. 2000 senesinde bu kişi öldürüldü. Bu kişi çocukluktan bu yana yetiştirildi. Dünyayı bilmiyordu. Farklı bir boyutta bilgiler yüklendi ona. Kavramlara farklı yaklaşıyordu. 2000 senesinde 5-6 yaşlarındayken bu çocuğu Hz Hızır öldürdü. Hilallilerin bunda parmağı vardı. 2000 senesinde bu plan güme gitti.

  2. #2
    Yasaklı Üye
    saww Avatarı

    Üyelik Tarihi
    11.01-2011
    Son Giriş
    17.09-2012
    Saat
    14:38
    Mesaj
    2.171

    saww

    Şeytaniler...
    Melakiler kimdir?
    Bunada cevabı varmıdır?

    O yazıyıda bekliyorum. Melaki devlet makalesi

  3. #3
    Üye
    dostempati Avatarı

    Gerçek Adı
    Kalperen C* Türkoğlu
    Üyelik Tarihi
    16.02-2009
    Son Giriş
    Saat
    Yaşadığı Yer
    kalpOder Turan * Krt
    Mesaj
    1.437

    dostempati

    DÜNYADAKİ GİZLİ SAVAŞLAR: OKTAN KELEŞ'İN RÖPORTAJI (2. Bölüm)

    Şimdi hangi konular üzerinde çalışıyorlar.

    2000 senesindeki olayın bitmesi üzerine bu şeytani dediğimiz gruplar gen teknolojisi üzerinde çalışmalar yapmaya başladı. Bu konuda daha sonra birileri tarafından sızdırıldı. Onlar da koyun kopyalama olayları yapıyoruz dediler. İşin aslı ırkı manada genler ile bir insan yaratmak idi amaç. Çünkü bunların ellerinde çok ünlü bilim adamları var. Hatta daha da iddia edeyim Nobel ödülü alan bilginler acaba o adamların orijinali mi. Birçok bilim adamı bunların elinde bir odada çalıştırılıyor.Bunların amacı kalpsiz bir insan yapmak.Yani duygusuz bir insan yapmaya çalışıyor. Kalbi olmayan insanlar yapmaya çalışıyor.

    Peki karşı taraf bu çocuğu kimin öldürdüğünü biliyor mu ?

    Onlara göre de karşı tarafta bulunan Hz Hızır onlara göre kötü birisi. Şeytan. Dünyada şu anda üç savaş var. Her şey rical-ül gaybın karıştığı işler ile yapılmakta. Her şey Allahın nizamı ile gerçekleşmektedir.

    Peki bu bilgiyi siz nerden biliyorsunuz.

    Şimdi bunlar belki bazıları için deli saçması gelebilir ama ben bunların toplantısını medusa başının yanında gördüm.Bunu kimiler rüya veya deli saçması olarak görebilir.Herkes kendine göre karar versin. Bunların hepsini de ben iddia ediyorum.

    Ricaül gayb ve gayp erenlerine günümüzde deli saçması olarak görülüyor.

    Evet bunu da bilinçli olarak yapıyorlar zaten.

    İstanbul'un önemi nedir ?

    Benim bu bilgiyi söylemem hilaliler, hak tarafı, kimselerin çalışmaları devam ediyor. İstanbul vaat edilmiş topraklarının giriş noktasıdır.Dünyada Mekke nin zahiri temsilcidir.Mekke manevi bir başkent İstanbul ise başlı başına bir başkenttir. Şeytaniler İstanbul'u aldıkları vakit Mekke yi almış gibi olurlar. Türk ordusunu da son zamanlarda yapılan yıpratma davalarında da bu sistem gelmektedir.Hıristiyanlık gözü ile yaklaşırsanız kutsal toprakları burada. Megola iddiaları burada. Şu günlerde birçok global toplantı burada yapılıyor. Çünkü global birçok olaylar yavaş yavaş İstanbul da yapılmaktadır. Kültür başkenti olması için uğraşıyorlar. İstanbul'u ele geçirilirse Türkiye'yi ele geçirirler zaten. Zamanında da birçok İslam kentinin başkenti İstanbul du.

    Medusa toplantılarını biraz açar mısınız ?

    Medusa toplantıları senede bir defa yapılır. Bunların elinde bir kitap vardır. Şeytanilerin kitabında sayfayı acarlar ve konuşma sırasında sonu söylerler. Yaptıkları başarılı işleri kendilerine göre kitapta işaretlerler ve durumlarını konuşurlar. 11 eylül oyunları onları ileriye atmıştır. Bunlar 7 kişi gelirler. Biri kitabı tutar.İki kelimelik bir söz söyleyip herkes ayrılırlar.

    İstanbul ile ilgili başka neler var ilginç

    Bugün patrikhane gizli gizli tüneller kazmaktadır. Haliçe doğru kazılan eski Bizans tünelleri bulunmaktadır.Patrikhanenin de Vatikan'a yaptığı hazırlıkları vardır. Medusa Bizans daha ortada yokken yine burada eski toplantılara sahne olmuştur. Bu toplantılar yapıldığı vakit ilginçtir. İstanbul'da uluslararası çapta toplantılar yapılır ve çok ünlü kişiler gelir.Bill Gates, NATO Habitat Türkiye gelir veya başka birileri.Bunların gelme anlarında toplantılar yapılır. Bu toplantılarda sonuçlar alırlar. Bunların daha önce bir devletleri yoktu İsrail ortaya çıkması ile bunlar dünyada bir devlet görünümüne girdiler. Uluslararası platformda söz sahibi oldular. Bu bir kılıftı zaten. Yahudiler hep hacı ve misyonerleri öne sürerler. Kendilerinin en önemli sorunu olarak ta Filistin ile toprak sorunun gösterirler. Yani İslam ile bir sorunları olmadığını göstermek isterler hep. Bunlar şimdi metafizik alanını da kullandıkları için hep bir çatışma yaşanır.

    Havas ilmi ile mi olayı.

    Biz ona sema ilmi diyoruz. Gizli ilimler veya mistik vb havas ilmi ile bu güçler kimsenin ilgilenmesini istemezler. Bu konular ile ilgilenenlere de deli saçması olarak bakarlar.

    Havas öğrenmeli mi ?

    Her kişi bu ilmi istese de öğrenemez zaten. Sema ilmidir. Bu metafiziksel varlıkların Bilinen bilimlerin dışında bir ucu Allah'ın ilmi- ledun bilgisine dayanan bir ilimdir. Havasın yarısını kişi çalışarak öğrenir.Diğer ledun kısmı ise elde edilmez Allah tarafından verilir.

    Havas ilmini öğrenmek gerek mi?

    Her müslümanın böyle bir bilim dalı olduğunu bilmesi gerek. Eski mistik semboller metinler ahir zamanda bir imtihan aracı olarak kullanılacaktır. Bunu karşı tarafta kullanacaktır.Bu manada bir metafizik bir ilimdir.Bir insanın teknolojik gelişmelerden haberi olmasa nasıl tedbir alabilir. Müslümanlar bunlardan bilgi sahibi olurlarsa kendilerini geliştirirler.

    Bunları öğrenenler neye vakıf oluyorlar.

    Bazı bilgileri yutmuyoruz. Türbelerde ne olduğu belli olmayan insanlar dolaşıyor. Besinlerimize ne olduğu belli olmayan bir şeyler atılıyor. Örnek vermek gerekirse birileri size kanserojen yapan maddeler üzerinize atıyor. Eğer sizin enferuj gözlükleriniz yoksa bunlara maruz kalırsınız. Eğer var ise. Kendinizi kenara çekersiniz. Müslüman da kendin dışındaki diğer insanları da düşündüğü için korumak için diğer insanları da yanına çekerek herkesi bu saldırılardan korur.Havas ilmi işte aynen buna benziyor.

    Yani görünmeyen saldırılara mı maruz kalıyoruz ?

    Öyle bir şey yapılarak hissedilerek yapılıyor ki. Gülerek güldürülerek bu topraklardaki insanların maneviyatlarını alıyorlar. Artı İstanbul'un siluetini değiştirmek istiyorlar. İstanbul'da Newyork'taki gibi yüksek binalar yapmaktadırlar. Bir dönem camilerin türbe ve alemlerini kim kırıyor. Mezarları kimler yıkıyorlar. Bunların arkasında manevi değerleri yok etmek isteyenler var.

    Hilalliler kimdir

    Hilal malumunuz İslam temsil etmektedir. Haçlı sembolü haçın altında görev yapar. Şeytanilerde İsrail yıldızının altında toplanmışlardır. Melami birliği ricaül gayb birliğinin içindedirler. Bunlar şeytaniler ile metafizik boyutlarda ve zahir alemde de devam eder. Bu devletler boyutuna da şu sıralar inmektedir. İnsanları ele geçirmek demek ülkeleri ele geçirmek demektir. Bir insanın beynini ele geçirdiniz mi iş bitmiştir zaten. Savaş ortadan artık kalktı cephe artık her yerde olabiliyor. Şimdi Afganistan'da veya Irakta savaş var. Oradaki ölenlerin rakamına bakınız birde Afrika'da açlıktan ölenlerin rakamlara bakın. Bunların hepsi bir savaştır. Türkiye'de yılda 20 bin kişi trafikten ölüyor. Ama biz PKK terörü için 30 bin şehit verdik. Dünyada savaş devam ediyor.

    Büyük Ortadoğu projesi nedir

    Bu projenin adı devletler arasındaki ismidir Büyük Ortadoğu projesi ismi.BOP adı altında bir program yapıyorlar.Büyük İsrail projesinin karşısındaki en büyük engel Türkiye'dir. Bu proje Türkiye'yi tamamı ile bölmek amacı ile işletilecektir. Türk ordusunun neye hizmet ettiğini bilmemiz gerek. Ordumuzu yıpratmağa çalışanlarının amaçı da budur. Türk ordusu Bölgenin en büyük ordusudur. Türkiye'den direkt güneydoğuyu alamazsın. Kardeşi kardeşe kırdırarak iç savaş çıkartarak bölgeye gelip yerleşmek isteyenler var.Onlar silahını dahi kullanmadan buraya gelebilirler. Ermenistan ve Kürdistan da bu amaçla kurulmuştur. Biri şeytanilerin biri de haçlıların kurdurttuğu devletçiklerdir.

    Ne gibi kavram yıpratmaları oluyor.

    Bakın birileri çıkıp şehitlik kavramını yıpratıyor. Türkiye şehitlik ve gazilik kavramı ile bir bütündür. Var ise bu kavram ile vardır. Eğer bunları yok sayarsanız Türkiye büyük tehlikeye girer. Eğer Çanakkale o zamanlar geçilseydi bugün ne orta doğudan ne fellucadan ne Bağdat'tan bahsedilecekti. Dünyanın en büyük projesi idi.Çanakkale savaşı bugünkü İslam aleminin varlık sebebidir. Çanakkale geçilseydi Ne Türkiye ne ırak ne Suudi Arabistan olacaktı. Çanakkale savaşında kırklar ve yediler de vardı.Onlarda bir fiil Çanakkale de savaştı. Rica-ül gayb erenlerinin hepside oradaydı. Hatta Efendimiz Peygamberimiz de oradaydı.

    Çanakkale'de başka sırlar varmı

    Evet. Müttefikler Çanakkale'den geçmek niyetleri yoktu. Daha çok Trakya üzerinden gelmek istiyorlardı. Ama Tüm Avrupa donanmasını boğazın girişinde toplayanda Hızır As dır.İç karışık çıkartmak istemişlerdir. Allah onları oraya mezarlarını kazmasını istedi. Ricaül gayp erenlerinin çok büyük marifeti vardır. 100 sene öncesinde Mehter marşlarımızda dile gelen kırklar, yediler kavramları maasef birileri tarafından bilinçli olarak bizim dilimizden çıkarılmıştır. Osmanlıda bunların duası edilmeden sefere çıkarılmazdı. Şimdi aynı oyun şehitlik ve gazilik kavramları için oynanmaktadır. Şehitlere ölü dememek gerek onlara hala canlı ve dirilerdir. Bunlar ordunun kökünde vardır.Ordunun paşaları Bektaşi duaları ile kılıç kuşanırlardı. Mustafa kemalde bu dualar ile kılıç kuşanmıştır.

    Rica-ül gay Erenleri kimdir

    Eskiden ABDAL adlı kavramlar vardı.Bunlar daha sonra aptal anlamına bilerek sokuldular. İsmi bir zamanlar abdest alınarak alınan Abdal kavramı bilinçli olarak aptal anlamına çevrildi. Daha sonra Budela kelimesi budala olmuş. Rica-ül gayp erenlerinin manaları ortadan kaldırmak istenmiştir. Bunlar kesinlikle Allah dostlarıdır. Ayette söylediği gibi.'Ben gören gözü duyan kulağımdır'. Der ayet ile sabittir.Demek her sözü duyan ve işitenler var. Allah dostları Allahın planının yapan memurlarıdır. Demek ki dağların arkasında ve gizli yerlerde konuşulanları duyan Allah dostları var.

    Yani Dünya üzerinde görünmeyen bir savaş mı yaşanıyor
    Rica-ül gayb bir savaş içindedir. Mekke manevi başkent bütün meselelerde İstanbul üzerine oynamaktadır. Vaat edilmiş topraklara ulaşmak için İstanbul almak zorundadırlar ama veren yok ki. Eski tarihlerde add kavmi vardı kendileri gitti adları kaldı şu anda insanlar her şeye adi kelimesini getiriyorlar bugünün belli toplumları da yarın bu şekilde yok olacaktır.Biz İsrail düşmanı değiliz biz insanlığa düşman olanla düşmanız Bu sistem şudur aslında. Derler ya kırklar ,yediler belli gecelerde toplanırlar.Bunu anlattığınız zaman bunun delillerini de anlatmanız gerekmektedir.Allah meleklerden de üstün nurani insanlar yarattığını söylemektedir. Öyle melekler onlara gıpta ederler der. Biz insan-ı kamilden bahsediyoruz. Dünya üzerindeki meleklerin yaptığı bazı görevler vardır. Allah Kuranı kerimde bahsettiği Bedir savaşında görev yapan meleklerden bahseder. Kuran her çağı kapsar ve meleklerin görevleri her zaman devam etmektedir.Yani Allah için yapılan her savaşlarda meleklerin bu şeklide yardımı devam etmektedir.Savaşlarda korkmayın,Allah sizden yardımını kesmez diyor ayetler.Allah yolunda savaşanlar yalnız değildir denilir. Sizle savaşanlar ile savaşın denmez. Siz de Allah yolunda savaşın denilir.Rica-ül gayp Allah'ın planının bir parçasıdır.Kimisi bu hayatın içindedir. Kimi ise hayatın başka birimindedir.

    Şehitler içinde geçerli mi bu ?

    Evet şehitler mesela. Hayat sadece bizim nefes aldığımız alanın adı değildir. Farklı alem ve boyutlarda Allah dostları vardır.Bakın mesela cep telefonları buradan tüm Dünya ülkeleri ile konuşabiliyor uzay mekiğindeki astronot ile insan konuşuyorsa teknik olarak Allah dostları bunlardan daha ötesini yapabilir.Gönül gözü açık olan insanlar Aklın sınırını zorlayan birçok iş yapabilir

    Dünyadaki her gelişme bir plan içinde mi oluyor

    Evet.Dünyada daha önce iki kutuplu bir sistem vardı.Bunlarda şeytanilerin bir planı idi. İki sistem vardı ve bunlar birbirleri ile çatıştırılıyordu. Komünizm çöktü emperyalizm kaldı sanki şu anda tek olarak. Ama ikisini de yapan aynı sistem mühendisleri idi.İnsanlara bunu denettirdiler.Birçok insan bu sistemler için öldü ve hayatlarını verdi. Bunlar kimin için hayatlarını verdiler. Söyle bir uzaya çıksak ve Dünyaya baksak nasıl bir senaryo biçilmiş görebiliriz. Biz de bu sistemde yaşadığımız için birçok olayı göremiyoruz. Bu senaryonun dışına çıkan Allah dostları rica-ül gayb ve erenler zahir alemin ötesine çıkabilirler.Onlar içindeyken dışardan bakarlar.Önemli olan bir sistem içindeyken batıl olan sistemi çökertebilmektir. Hak ile batılın savaşı devam etmektedir. Dünyada son rica-ül- gayp kişisi kalmadan da kıyamet kopmaz.

    Dünya dışına çıkalım dediniz.Peki Uzayda yaşam var mı?

    Kuran da semalardan bahsedildiğine göre bizim onlar ile yer gibi bir ilişkimiz vardır.bunu çözmüş veliler vardır. Uzayda da varlıklar vardır. Kuran 7 yer 7 gökten bahseder.Ve ikisi arasındaki dabbelerden bahseder Allah .Biz sema olarak bildiğimiz toprak gibi bir ilişkimiz vardır. İnsan şimdi yerdedir. Bir günde gök'ü çözecektir. Kainatın her yerinde hayat vardır. Bizler gibi insanlardan bahsetmiyorum. Nitekim Aziz Mahmut Hüdai ve Erzurumlu İbrahim hakkı gibi veliler uzaydaki varlıklar hakkında bilgiler vermişlerdir.Orda sizin gibi Mehmetler ve Ahmetler çoktur denilmektedir. İnsan gökyüzü ile alakalıdır. Kainat ve insan gibidir.Mesela cinler vardır.İnsan gibi şuura vakıftırlar. Cinlerin dünya ile ilişkileri olduğunu nerden biliyoruz. Biz kendi kafamızdaki bir cine kavramı çıkarmıştır. Hayat sahibi varlıklardır.

    ABD'nin uzay araştırmalarının amacı ne peki ?

    Şimdi bakın NASA marsa gitmektedir.Başka gezegenlere de gitmektedir.Jüpiter'in uydusu ve başka gezegenlerde su da var.Suyun olduğunu olduğu yerde hayat ta vardır. Tırtılda bir canlıdır insanda. Suyun olduğu yerlerde farklı canlılar söz konusudur.NASA, uzayda bir hayatın olabileceğini keşfettiler.Şeytanilerin amacı kainata ve Dünyaya sahip olmaktadır. Bunu yaparken kıyameti koparacaklar ve var olan insan neslini kırıp kendilerinin planına boyun eğecek yeni bir insan nesli ortaya çıkarmak isteyecekler. Daha sonrada uzay krallığını kurmak isteyecekler. Nükleer patlamalar, virüslü hastalıklar ve buzların erimesi ile insanları kırma planları vardır.

    Zamanda yolculuk mümkün mü peki ?

    Zamanda yolculuk mümkündür. Bu bilgileri de birtakım ülkeler saklıyorlar. Zamanda yolculuğun sırlarına ulaşmak için hala çalışmaktalar. ABD uzay bütçesinin büyük bir bölümü buna gitmektedir. Bunun varlığını önce keşif etmek daha sonrada müdahale etmek istiyorlar. Kuranı kerimde ayette bahseder .Zülkayneyn in yaptığı duvardan bahseder. Zülkarneyn o dönemden bu günlere müdahale etmiştir. Yecuc mecus kavminin yollarını kapatmıştı. Geçici süre haps olunmuştur. Hapis olmasaydı Dünya tarihi acaba böyle mi gelişecekti. Unutmayalım ki Allah indindeki zaman hep şimdiki zamandır. Geleceği ve gaybı Allah bilir ama Allah Kuran'da diyor ki ben ben istersem o kulumun gören gözü işiten kulağı olurum diyor. Ama her sır da deşifre edilmez. Allah Dünyayı başıboş bırakmamıştır. En büyük plan yapıcı da Allahtır. Herkesin bir planı var ise Allah'ında bir planı vardır.

    Zamana müdahale her zaman var yani

    Evet. Kehf suresini düşünelim. Hz Hızır Gelecek zamana yaptığı müdahaleleri okuruz orda


    Teşekkürler

    Röportaj: Baki Günay Netpano.com

  4. #4
    Yasaklı Üye
    saww Avatarı

    Üyelik Tarihi
    11.01-2011
    Son Giriş
    17.09-2012
    Saat
    14:38
    Mesaj
    2.171

    saww

    Alıntı Alıntı Yapılan Kişi: dostempati Mesajı Gör
    Türk ordusunun neye hizmet ettiğini bilmemiz gerek. Ordumuzu yıpratmağa çalışanlarının amaçı da budur. Türk ordusu Bölgenin en büyük ordusudur. Türkiye'den direkt güneydoğuyu alamazsın. Kardeşi kardeşe kırdırarak iç savaş çıkartarak bölgeye gelip yerleşmek isteyenler var.Onlar silahını dahi kullanmadan buraya gelebilirler. Ermenistan ve Kürdistan da bu amaçla kurulmuştur.
    Bolca çelişkili bir yazı olmuş.
    Türk ordusu yazarın haclı dediği bir AB (NATO) oluşumunun parçasıdır.. Gerekirse islam ülkesine saldırmak için hazırdır.
    Haclılarla birlik olupda islama saldıran bir ordu nasıl olurda hilali ordu olur?

    Yanlış tespitler. Şehitler çanakkalede kaldı. Allah gani rahmet eylesin.
    Allah için savaşanlar ancak şehit mertebesine erenlerdir.

  5. #5
    Üye
    dostempati Avatarı

    Gerçek Adı
    Kalperen C* Türkoğlu
    Üyelik Tarihi
    16.02-2009
    Son Giriş
    Saat
    Yaşadığı Yer
    kalpOder Turan * Krt
    Mesaj
    1.437

    dostempati

    OKTAN KELEŞ SON KİTABINI ANLATIYOR Netpano.com | Oktan Keleş Son Kitabını Anlatıyor

    Fanatik bir okuyucu kitlesine sahip olan Oktan Keleş, yazdığı her köşe yazısında metafizik istihbarat ile elde ettiği bilgilerini okuyucularına sunuyor ve bir anda gündeme oturuyor. Kitaplarında kendisine bilgiler veren İlhami Abi isminde ki şahsın kim olduğu sorusuna, "İlham müessesini temsil eden bir kişi" diye cevap verse de çoğu kişi İlhami abinin Hızır As olduğu düşüncesinde birleşmekte.

    Son kitabı olan "Melekler Ağlarken" de bir Allah dostu olan Latif Baba nedense daha ön plana çıkmış. Bunun sebebini ise Latif Babanın okuyucu tarafından daha somut olarak algılanması diye açıklıyor. Yazdığı her kitap ile bir anda gündeme gelen Oktan Keleş, bu son kitabında gündemde olan pek çok konuyu ele almış ve bununla ilgili çok önemli açıklamalar yapıyor. Kendi evinde gerçekleştirdiğimiz bu son röportajımızda evindeki özel odasında pek çok sırları konuştuk.

    G. Osmancık: Sayın Oktan bey, sizinle Milli gazete için yaptığımız "Bir Meczubun Rüyası" isimli kitabınız ile ilgili röportajdan sonra çok fazla sayıda mail aldık. Ve okuyanlar hep şu soruyu soruyorlar. "Gerçekten Oktan Bey Hızır (a.s) ile görüşüyor mu?"

    O.Keleş: Bu bana da çok sık sorulan bir sorudur, bende buna perdeli bir cevap vermek istiyorum. İsteyen herkes onunla görüşebilir. Ayrıca bu bir üstünlük de değildir.

    G: OSMANCIK: Hızır (a.s) kimlerle istişare eder?

    O. KELEŞ: Bir kere o, nasibullah dairesinde olan herkesle istişare edebilir. Fakat genelde ilim âşıkları ile istişare eder.
    Kuranı Kerimde ondan "Katımızdan kendisine ilim verdiğimiz Salih bir kulumuz" diye bahseder. Onu darda kalanlara para veren biri olarak değil de, ilmi, ruhi bir daire içinde her türlü manevi gıda veren bir zat olarak düşünmek lazımdır.

    Hızır (a.s) İlmin öncüsü ve de Rica-ül Gaybın başıdır. Onun için kimileri yaşıyor, kimileride yaşamıyor derler ama ehli bu işleri bilir. Ahir zamanda Hızır (a.s).çok büyük bir fonksiyonu olacaktır. Ahir, yani son zaman büyük savaşlara gebedir. Son savaşların en önemli kumandanlarından biri de Hızır (a.s) dır. İlmi olsun, zahiri veya batini olsun birçok şeyin kumandanı o olacaktır.

    G.OSMANCIK: Kitapta bilgiler veren bir İlhami abi bir de Latif baba var. Ama bu son kitabınızda Latif babayı daha ön plana çıkarmışsınız, bunun sebebi nedir? İlhami abi kimdir, Latif baba kimdir?

    O. KELEŞ: Tabi bu tür zatlar çoktur, hepsine de selam olsun. İlhami abi malumunuz, ilham müessesinin başı malum kişidir. Ehil olanlar anlar, bilir. Latif baba ise evliyaullahtan biri. Zahiri olarak herkesin çok net görebildiği biri, fakat batında çok daha görevi var. Yani somut biri, kıyamete kadar da var olacak biri.

    G. OSMANCIK: Kitabınızda başlık yaptığınız bir konu var "İlm-iMuhammediye" İlm-i Muhammediyede ne vardır desek?

    O. KELEŞ: Her sır derim, en önemlisi AŞK.

    Bu Allah Resulünün daha yeryüzüne inmeden önce Allah'ın ilminde olduğu haldir. Daha yaratılış âlemine ayak basmamış, dolayısı ile o haller içindeki ilmin genelidir. Ne zamanki Allah Resulü nuru ile yaratıldı İlm-i Muhammediye'nin bütün sırları ona verildi. Bütün ilimlerle o ilim verildi. Ve ruh üflendikten sonra bu Aşk-ı Muhammediye ye döndü.

    G. OSMANCIK: Benim çok merak ettim bir konu var. Mitolojide var olan bir sürü tanrılar ve varlıklar var. Mesela tanrıların tanrısı Zeus, Eros, Afrodit gibi, gerçekten bu varlıklar eski zamanlarda yaşadılar mı? Yoksa bunlar hayal ürünümüdür?

    O. KELEŞ: Hayal ürünü dediğimiz şeyler de yaratılmıştır. Kâinatta her şey yaratılmıştır. "O" yaratır, sen oraya ulaşırsın. İnsan bir şey yaratabilir mi. Haşa, yaratan sadece "O", biz sadece ona ulaşırız. İnsanoğlundan önce yeryüzünde cinler hüküm sürmekte idi. İşte onların değişik bir suretleri oldu. Onlar Efendimiz (s.a.v) gelene kadar semadan bilgi alırlardı. Geniş yetkileri vardı. Eski kavimlerde mitolojik kayıtlara geçtiler. Bize de hikâye olarak ulaştı.

    Kuranda Allah, "Onlar cinlere tapıyorlardı, onları tanrı yaptılar" diyor.

    "Var mıydı" sorusun cevabı, "Olmasaydı biz düşünemezdik".

    G. OSMANCIK: Bu güne kadar hiç kimsenin açıklamadığı bir konudan bahsediyorsunuz. Bu çok konuşulacak bir iddia olacak.

    "Hz Âdem ile Havanın ikizleri asla birbirleri ile evlenmedi" diyorsunuz. Bunu biraz açıklar mısınız?

    O. KELEŞ: Her şeyi en iyi Rabbimiz bilir, bu sözleri de o yine o doğruluyor. Bu keşif çok ses getirdi. Allah abes ile iştigal etmez.

    Diyoruz ki "İslam da kardeş kardeşe evlenilmez". Peki o zaman Allah buna nasıl ruhsat vermiştir. Buna şöyle cevap veriyorlar. "Bir kereye mahsus olmak üzere müsaade etmiştir". Allah'ın Adetullahı neyse Konunullahı öyle devam eder.

    Âdem (a.s) ikizleri olmuştu. Sonra tekrar ikizleri oldu çapraz evlilik yaptı deniyor. İster çapraz olsun, ister düz olsun bu kardeş kardeşe evlenmektir.

    Bu olay şöyle gerçekleşti.

    Şimdi kendi menisinden zürriyetinden bir çift ikizleri oldu. Daha sonra bir başka ikizleri oldu ama bu Âdem (a.s) menisinden değil. Aslında Havva anamızın ismi de gerçekte Nefise'dir. Biz öyle biliriz. Delili ne dediğimizde, nefisle tanışması cennette olmuştur çünkü. Biz böyle biliyoruz. Kuranda Allah diyor ki "Ey İsa, senin durumun aynı Âdemin durumu gibidir". İsa (a.s) babası yoktur.

    İsa (a.s) Cebrail (a.s) vasıtası ile Meryem (a.s) ruhu üflenmiştir. Onun için diyor ki, senin durumun aynı Âdem gibidir.

    O zaman Nefise anamıza da aynı şekilde ruh üfüremez mi? bir başka ayette ise "Hepiniz Âdemin çocuklarısınız, onun soyundansınız" diyor. Mutlaka meniyle gelecek diye bir kaide yok. İlk çocukları kendi menisinden oluyor, daha sonraki çocukları çok sonraki nesillerden gelecek olan zürriyetinden onun menisine ait olmayan ruhani bir şekilde yerleştiriliyor. Yani hiçbir zaman kardeş kardeşe evlenmemişlerdir.

    G. OSMANCIK: Yeniçerilerin başlıklarının Hızıri bir sistemle keşfini yazıyorsunuz bunu açıklar mısınız?

    O. KELEŞ: Şimdi Osmanlıda Yeniçerilere baktığınızda heybetli, bıyıklı, ellerinde kılıçlı suretler görürsünüz ama başlarında çok değişik başlıkları vardır. Yarım metreye yakın bir başlık takarlar. Bu Hızır (a.s) Hızıri bir bilgi olarak karşıdaki düşmana askerleri heybetli göstermek için sunduğu bir sistemdir. Türk ırkı orta boyludur. Bu uzun boylu daha kuvvetlidir anlamına gelmez. Zaten 16 tane İmparatorluk kuran bir milletin ne olduğu ortadadır. Ama yarım metre uzunluğunda olan bu başlılar askerleri nasıl heybetli gösterdiğini düşünebiliyor musunuz? 1. 60 boyundaki bir insanın yarım metre uzunluğunda bir başlık taktığını düşün. Boyu 2. 10 olur. Bu düşmanı nasıl etkiler biliyor musunuz? İnsanın ilk objeye takıldığı an vardır. Hızır (a.s)böyle bir bilgi ile bunu hazırlatmıştır. Zaten Osmanlı ordusu Ehlullahın cirit attığı bir orduydu.

    G.OSMANCIK: Osmanlı ordusunun buna benzer başka savaş taktikleri var mıydı?

    O KELEŞ: Elbette,mesela Osmanlı ordusunda "Deli Oğlanlar Ocağı" vardı. Bunlar Saçları kazıtılmış, elinde gürzleri olan cüsseli erkekler. Düşman daha onları gördüğü anda morali bozuluyor. Osmanlı Türk'tü. Türk demek ordu demektir. Osmanlıda birçok sırlar vardır.

    Mesela "Meczuplar Ocağı" diye orduda bir birim var. Onlar ilk saflarda yer alırlar. Düşman onu gördüğü zaman bir anda psikolojik olarak morali bozulur. Bunların başlarında da bir pirleri var. Bunlar öyle hareketler yaparlar ki yapılan bütün planları bozarlar. Ama her yaptıkları hareket bir hikmete isabet eder. Mesela Kanice Kalesi müdafaasında Meczuplar ocağından birkaç kişi geliyor ve orduyu allak bullak ediyor. Hiçbir strateji uygulayamıyorlar. Mesela Fatihin gizli kayıtlarında İstanbul muhasarası gerçekleşiyor. Fatih Sultan ile birlikte meczuplar surlara saldırıyorlar. Koskoca Sultan ama onlara söz geçiremiyor. Çünkü onların pirleri başkadır. Onlar başkasından emir alırlar. Daha İstanbul fethedilmemiş ama onlar çoktan içeri girmişler, nasıl girmişler orası beli değil. Onların yaptıklarına akıl sır ermez.
    Onlara akıl ermiyor diye Meczupları da inkâr etmenin bir anlamı yok.

    G. OSMANCIK: İstanbul'un meşhur meczupları var. Onların akıl düzeyleri çok mu yüksek, yoksa iradelerini mi kullanamıyorlar. Allaha bağlı olarak mı çalışıyorlar. Çünkü onlar dünya aklı ile amel etmiyorlar.

    O. KELEŞ: Onların akılları öyle yüksektir ki, Aistayn yanlarında deli kalır. Onlar Evrensel akılla hareket etmiyorlar. Manayı, hikmeti görüyorlar. Onlarında kendi aralarında mertebeleri var. Kimileri iradelerini gördüklerine hâkim kılıyorlar, kimileri kılamıyorlar. Kimileri sadece görüyorlar. Onlar o âlemde yaşıyorlar suretleri bu âlemde. Onun için o âlemde yaşadıklarını bu âlemde anlatamıyorlar. Manevi âlemde savaşlar oluyor. Nasıl zahiri âlemde savaşlar oluyorsa orada da oluyor. İşte biz gözümüzle gördüğümüze inanırız. İşte onlar sizin gerçek mana âlemindeki halinizi görürler. Meczupların emareleri hareketlerinden dolayı velilerden daha önce tanınan kişilerdir.

    Mesela kapalı çarşıda bir cüce vardır. Orada sık sık esnafla sohbet eder. Yine bir gün orada esnaf deprem ile ilgili konuşmalar yapıyor. Çarşının depremde yıkılacağından bahsediyorlar.

    "Ne korkuyorsunuz" dedi "Burada Süleymaniye'nin toprağı var" "Süleymaniye yıkılmadıkça burası yıkılmaz". Biz bunu araştırdık. Sonra bir gün televizyonda Süleymaniye yapılırken temelinden çıkan toprağın bugün ki kapalı çarşının temeline atıldığını söylüyordu. Yani onun temelinde Süleymaniye'nin toprağı olduğunu ima ediyordu.

    G.OSMANCIK: Yine kitabınızda 7 ile ilgili bir konu var. Bildiğim kadar ile İstanbul da ilk kurulduğu zaman 7 tepe üzerine kurulmuştu. Nedir bu yedilerin sırrı? Yedi İstanbul'un uğurumu?

    O. KELEŞ: İslam'da uğurlu ve uğursuz diye bir şey yoktur. Ama İstanbul yedilerin şehridir. Rical-i Gayb âleminde. Buna da zahiri anlamda birçok deliller vardır. İlk İslam ordularının başında MESLEME r.a vardı. MESLEME ismi yedi harftir. Ve ordu İstanbul'a geldiğinde Arap Cami İslam'ın ilk camisidir. Miladi 717 yılında yapılmıştır. Caminin 70 tane penceresi vardır. Bir rivayete göre de İstanbul'un 7 bin yıl önce kurulduğu söylenir. İstanbul 7 tepe üzerine kurulmuştur. Burası Yedilerin şehridir. Yediler, Rical-i gaybın bir makamıdır. İstanbul da yedilere adanmış bir şehir olarak kabul görür. Zahirde İslam'ın başkentliğini yapmış. Şu an ise batını başkenti. Mekke zahiri başkenttir. Kutsal bir başkenttir. Ama İstanbul İslamiyet'in ve insaniyetin başkentidir. İstanbul'un Mehdi (a.s) açısından da farklı bir önemi vardır.

    G.OSMANCIK: Kitabınızda çok konu var ama bunları açıklamayalım, okuyucular biraz merak etsinler. Biraz da güncel konulardan sormak istiyorum. Mesela yeni seçilen Amerika Başbakanı Barrak Obama İslam âlemine bir ümit mi oldu? Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?

    O.KELEŞ: Biliyorsunuz Barak Obama zenci değildir. Ne siyah ne de beyazdır, melezdir. Barak Obama bir umut değildir. Gizli bir Kabalatik teşkilat olan GİZA teşkilatı tarafından sahneye çıkarılmış bir oyuncudur. ABD nin derin devlet işlevini devam ettirecek biridir. Amerika'da Güney Kuzey savaşları niye yapılmıştır? Köleliği kaldırmak için. Oysaki asıl gerçeği şuydu. Şeytan siyahtı. Şeytani ritüeller siyah elbiseler ve karanlık ortamlarda yapılır. Onun için şeytani şahsiyetlere siyahlar prensi denir. Yani siyah şeytanın rengidir. O zaman Afrika'dan getirilen zencilerde şeytanın çocuklarıdır. GİZA teşkilatının başka bir yanı da şudur. Osiris rahipleri, Amon RA tapınağının sözde tanrısı Aman RA, rahiplerini güneşte tutar, rahipler o çöl sıcağında kavrulur derileri siyahlaşır, yaşayanları rahip olarak seçerler. O zaman bunlar efendilerini temsil ediyorlardı ve onlar köle olamazlardı. O zaman bunlar kölelikten kurtarılarak gerçek efendilerine hizmet edeceklerdi. İşte ABD deki zencilere uyuşturucu, cinayet, silah kaçakçılığı, kötülükler vs tüm kötü fiilleri gerçekleştirmesi için planlar yapıldı. Her türlü şeytanın kötü işleri bunlara yaptırıldı. Bunu da yapan GİZA adlı bir teşkilattır. Yani masum kölelikten kurtulan zenciler böyle bir misyon yüklendiler. Şeytani olan her şeye alet oldular. Şimdi gelelim Obama'ya.

    Bu bir Amerika devrimi değildir. Bu ABD de şeytanilerin eski Mısır kabalasında olduğu gibi bir Kabalatik büyüden başka bir şey değildir. Şimdi bu adam bir kötülük yapsa işte zenci bir lider umut bağladınız işte gördünüz diyecekler.

    Tevrat'ta Danyel 2. bölüm: 44. bab da şöyle denir. Unutmayın Obama'da 44. başkandır. "Kralların günlerinde, göklerin Allahı ebediyen harap olmayacak bir krallık kuracak ve onun hâkimiyeti başka bir kavme bırakılmayacak. Ve bu krallıkların hepsini o parçalayacak ve dur o bitirecek ve kendisi ebediyen duracaktır".

    İncil'de Matta 24/ 44 bölüm "Bunun için sizde hazır olun çünkü insanoğlu ummadığınız bir saatte gelecektir. Mesih çöldedir derlerse gitmeyin.
    O doğudan batıya her tarafta görülen ŞİMŞEK gibi olacaktır. Barak ŞİMŞEK demektir.

    O, ebedi geldi böyle yaptı. Bu şeytaniliklerini unutturmak için yapılmış bir illizyon dan başka bir şey değildir.

    G. OSMANCIK: Fransada bir deney (CERN) Big Bang olayı yapıldı. Mutlaka bunun altında yatan başka bir sebep vardı. Sizce metafizik istihbarat olarak aldığınız bilgilere göre bunun amacı neydi?

    O.KELEŞ: Bunun yüzyılımıza uyarlaması şudur. Allahın yokluğunu ispat etmek. Çünkü gelişim programı teknolojiyle birlikte sistematik olarak buna ayarlanmış. Biliyorsunuz ki çağımızda tanrısızlık, ateizm bu gün çok daha fazla büyümüştür. Bilim şunun içi yapılır. Kuran bunu diyorsa, Allah bunu diyorsa karşısında bilim bunu diyor. Televizyonlarda görüyorsunuz. Kişiye ayet okuyorlar, prof olan kişi diyor ki "Ama bilim böyle diyor". Allahsız bir bilim olabilir mi? Yaratan O. Sen onun yarattığı şeyler hakkında deney yapıyorsun, onu dışarıda tutuyorsun.

    Yani ana tema şudur "kâinatın oluşumunu bir tanrıya bağlamamak". "İşte bizde aynısını yapabiliyoruz" demek. Ama yapamayacaklar başlarına iş açacaklar.

    G. OSMANCIK: Son yazınızda çok enteresan bir konudan bahsediyorsunuz. Bu yazınız inanılmaz yorum aldı. Diyorsunuz ki "Dünyayı sarsan bu kriz bir tertip bir oyun mu"?

    O.KELEŞ: Evet bu konuda detaylı bir yazı yazdım merak edenler Netpano.com sitesinden okuyabilirler.

    GÜZİN OSMANCIK

  6. #6
    Üye
    dostempati Avatarı

    Gerçek Adı
    Kalperen C* Türkoğlu
    Üyelik Tarihi
    16.02-2009
    Son Giriş
    Saat
    Yaşadığı Yer
    kalpOder Turan * Krt
    Mesaj
    1.437

    dostempati

    MELAMİ SAVAŞLARI Netpano.com | Melami Savaşları Devam Ediyor

    İstanbul metro tünellerinde oynanan esrarengiz oyun ve Haçlı koalisyonu.

    Yerebatan Sarnıcında tüyler ürperten esrarengiz toplantı.

    Hz. Hızır'ın 2000 yılında öldürdüğü çocuk.

    Deccal ve Yeni Dünya Düzencilerinin beklenen kralı.

    Rical-i gayb erenleri ve Melami Birliği.

    Bu çete farklı. Çalınan şey ise korkunç: Çocuk Ruhu.

    Bu yeni enerji ile birlikte dünya artık asla aynı dünya olmayacak. Şifre Güneydoğuda.

    Kehf suresi ve İstanbul.

    Boğazın kızı asırlardır beklenen çeyizini açıyor ve

    Bir Meczubun Rüyası devam ediyor.

    Güzin Osmancık Oktan Keleş'in son kitabı 'melami savaşları' ile ilgili ilginç bir röportaj yaptı.
    İstanbul'un manevi önemi, Hilaliler ve şeytaniler hakkında bilgilerin bulundugu kitap'ın mesajları ne?
    "Melami Savaşları" yine çok ses getirdi.
    Oktan Keleş'in « Bir Meczubun Rüyası »isimli kitabının ardından çıkan yeni kitabı okuyanları hayretlere düşürüyor.
    Bir çok sır kapılarının aralandığı bu kitapta insan düşünüyor, olaylar karşısında tefekkür ediyor ve yazarın açıklamalarıyla kendisine yeni ufuklar açılıyor.
    Okuyucusunu şaşırtmayı seven Oktan Keleş kitabında yazdığı olaylarla insanları uyudukları uykudan uyandırmayı, sonra kendini sorgulamayı ve sonra kendi iç dünyasına döndürmeyi çok güzel başarıyor.
    Yani Oktan keleş kişinin kendisini keşfetmesinde ki ilk ateşi tetiklemeyi çok iyi beceriyor. Kendisi ile yaptığımız bu söyleşide kitabı
    « Melami Savaşları » ve İnsan olmanın gerçeğini konuşup düşüncelerini aldık.

    G.OSMANCIK: "Bir Meczubun rüyası" ndan sonra nihayet beklenen kitabınız "Melami Savaşları"çıktı. Sizden bu kitap hakkında biraz bilgi alabilir miyim?.

    O.KELEŞ: Şimdi ilk kıtabımız "Bir Meczubun Rüyası" daha çok insanın kainatla, yaratıcısının ona vermiş olduğu iradenin doğrultusunda ne, neden, niçin sorularını sorduğu, o sorulara cevaplar bulduğu tasavvuf ağırlıklı, insanın ruhunu, nefsini kendine tanıtan bir eserdi.
    "Melami savaşları" ise biraz realitik ve güncel konularıda işin içine aldığından dolayı yine tasavvufi öğretilerden kopmamış, dolayısıyla insanı adeta tefekküre zorlayan bir kitap.

    G. OSMANCIK: Anlattığınız her zahiri olayın birde batıni yönünü ele almışsınız. Bu da insanda her olayın arkasında bir hikmet arama mesajı veriyor.
    Nasip, kısmet hikâyesini defalarca okudum.
    Kitapta geçen olaylar gerçekten rüya mı, kurgu mu, yoksa gerçek mi.
    Bana göre gerçek size göre nedir?

    O.KELEŞ: Kainatta bildiğiniz gibi görülen hadisenin bir arka planı, bir batılı vardır.
    Dolayısıyla zahiri olaylara sebepler aradığımız zaman çoğu zaman yanılma oranımız yüksektir.
    Kainatı, yaratıcıyı ve insanın kendini düşünmesi dahi insanı kendi iç alemde ve dış aleminde yolculuklara taşıyacaktır.
    Bu kitapta onuda irdeledik. "Kimilerine göre gerçek, kimilerine göre rüya, kimilerine göre kurgu.
    Bunu ben siz aziz muhterem okuyuculara bırakıyorum.
    " Siz bir şıkkı seçtiniz. Cevabı arifler kendileri bulsun.

    G.OSMANCIK: kitapta Adem ve İlhami abi isminde kahramanlar var.
    Bu ilham alan veya ilham getiren bir abimi? Belki de ilham müessesinin sembolü.
    Burada en büyük sır İNSAN.
    İnsanın kendini bilmesi Rabbini bilmesi, bütün kainatı bilmesidir.İnsan nasıl kendini bilecek.

    O.KELEŞ: Bize hayat verilmesindeki sebeplerin en başında Rabbimiz tarafından bize bizi bildirmek amacının olduğunu görüyoruz.
    "Ben gizli bir hazineydim, bilinmek istedim."
    Aslında işi tersten okuduğumuz zaman iş öyle değil.
    Allahû Tealâ zaten kendisi kendini yüceltecek kadar büyük.
    Biz ne kadar Rabbülalemini yüceltmeye kalksak, haşa aslı şudur, "Siz benim ilmimde gizli bir hazineydiniz, ben sizi size bildirmek istedim „ demek istiyor.
    Dolayısıyla bu bakış açısıyla baktığımız zaman insan, Rabbi tarafından kendinin sırrına ulaşmak için dünyaya gönderilmiş.
    Bu sırra vakıf olabilmek nefsini bilen, Rabbini bilendir olması doğrultusunda kendini okumalı, ilk ayet öyle değilmi?
    Ikra'bismi Rabbikellezî halak (halaka).
    Halakal insâne min alak(alakın). "Rabbinin adıyla oku."
    Bu âyeti kerime Allah Resulune geldiği zaman birçok alim bunu şöyle yorumluyor.
    Peygamber Efendimiz (S.A.V) Kur'an-ı biliyorduda işte onu okuyacaktı, neyi okuyacağım diye sormadı.

    G. OSMANCIK: İnsanı yücelten nedir?

    O. KELEŞ: Hz. Ali (r.d) bir kelimesi var "Yüksekliği aradım onu alçaklıkda buldum" diyor.
    Demekki insan kendini yüceltmeyecek, kendinde gördüğü sırla Rahmanı yüceltecek.
    Her insan kendinde bir sırra vakıf olur.
    Her insanın kendi sırrı vardır.
    Yani insan kotlamasındaki "Eşrefi Mahluk „ rütbesindeki kodlardaki sırdan bahsediyorum.
    Benim ayrıdır, Ahmet'in ayrıdır, Mehmet'in ayrıdır.
    Ama herkesin kendine has bir sırrı vardır.
    O sırrı bulmak Allah'ın kendindeki kotlamış olduğu sırrı bulup "Evet işte Rabbim bana bu sırrı nasip etmiş ben şimdi rabbimin bu sırrı ile Rabbimi yücelteceğim." diyerek hareket etmesi gerekir.

    G.OSMANCIK: Kitabınızda Adem'den bahsederken "Sen kaçıncı Adem'in halindensin" diyorsunuz. Kaçtane Adem varki?

    O.KELEŞ: İnsan nefs boyutlarında yaratılmış.
    Emmare, Levvame, Mülhime, Mutmaine, Radiye, Mardiye vs. Hz Adem ilk yaratıldığında Fatır Suresinin 11. âyetinde bahsedildiği gibi topraktan yaratılıyor.
    Rabbi tarafından bir suret veriliyor, hiçbirşey bilmiyor, eşyanın hakikati bildirilmemiş.
    Buna birinci Adem diyoruz.
    İkinci Adem Bakara süresindeki eşyanın hakikatini, isimlerini bilen ilim sahibi biri. Bu Adem meleklere dahi hocalık yapabilir. İşte o konuma gelen, evliya diye tabir ettiğimiz yüce insanlar var.
    Üçüncü Adem'e gelincede şimdi birinci Adem sıfır noktasında, ikinci Adem alimleşmiş, üçüncü Adem'se işte o alimliği ile Rabbine ulaşması gereken Adem.
    Dolayısıyla tekrar o bilgiyi ve kendine verilmiş tüm cevheri kendi iradesiyle yok edip ilk Ademe yani ölü konumuna Rabbine teslim konumunda dönmesi gereken Adem.
    İşte 3 Ademi bu boyuttan irdeledik ve sorduk sen hangi Ademsin.
    Hepimiz soralım "Biz hakikaten kaçıncı Ademiz „?

    G.OSMANCIK:Kitapta ki ilhami abi ilham alan birimi?

    O.KELEŞ: Allahû Tealâ arıya dahi ilham ettiğini buyuruyor, demekki insanda bu müsseseyi açık tutmuş.
    Bazıları yanlış algılasada bu böyle, şimdi İlhami abiye kainattaki bazı ilimlerin kodları Allah tarafından verilmiş, Hızır A.s temsil eden bir zat görünümünde fakat kendinin Hızır olduğunu hiçbir zaman söylemiyor.

    G OSMANCIK: Hızır (a.s) nasıl biri?

    O. KELEŞ: Herkesin bir Hızırı vardır.
    Bazen bir ot bile insanı o müşeade haline yakınlaştırıyorsa o Hızırı olabiliyor. Tefekkür ise kitapta irdelediğim gibi düşünce boyutundan çok daha yüksek bir hadise.
    Rahmana ulaşan bir kapı yol.
    Mesala santranç oynarken de düşünüyorsunuz, veya şeytan dahi yapacağı hileleri düşünüyor.
    Düşünmek aslında fazla önemli bir cevher değil ama tefekkür çok farklı birşey.

    G.OSMANCIK: diyorsunuz ki her insan düşünür ama tefekkür farklıdır, Yaşadığımız her olayda bir hikmet aramak mı tefekkür.

    O.KELEŞ: Tabiki. İnsan şöyle düşünebilir mi?
    üzerine ne konsa Allah'tan izinsiz konmaz, yaprak izinsiz düşmeyeceğine göre bir âyet hükmüyle, gelen müsibette ondan izinsiz değildir.
    Dolayısıyla insan o zaman şöyle tefekkür edebilir.
    Bir âyette Yüce Allah "Yaptığınız herşey kendinizin işlediğiniz olaydan dolayıdır, nefsinizi bana ortak etmeyin » buyuruyor.
    Dolayısıyla biz bunun hikmetini arayacağız, sabretmeye çalışacağız, sabır makamı, rıza makamı, bunun boyutları var.

    G.OSMANCIK: Yine kitabınızda diyorsunuz ki; "Her milletin bir notası vardır ».

    O.KELEŞ: Evet kainat ses ahengi ile yaratılmıştır.
    "Ben sizin Rabbimiz değilmiyim" âyeti gereğiyle işaret buyurduğu gibi yaradanın sesinin ruhlar alemindeki yankılanmasından dolayıdır ki, müziki çıkmış, o sesi arıyor müzik aletleri, insanlar vs..
    "Her milletin, her kavminde bir notası vardır." dolayısıyla bizim Anadolu coğrafyasında köklerimizden gelen Osmanlıyıda içine alan kendimize has bir müziğimiz var.
    Tarihimizde şöyle de geçer; akıl hastlarını, ruh hastalarını çeşitli müziki aletleri ile iyi etmeye çalışan 250 ye yakın makamla teskin etmeye, şifa buldurmaya çalışan müesseseler kurmuş ecdadımız.
    Bugün bilimsel anlamdada bilim bunu kabul etmiş.
    Bizim demek istediğimiz insanların notasıyla oynanırsa, dolayısıyla köklerinden, örfünden adetinden, geleneklerinden ve Allah'a ulaşmasından bir kablonun bir frekansın kesilmesi gibi kesilir.

    G.OSMANCIK: Kainatın bir notası var mıdır?

    O.KELEŞ: Bir bilim adamı geçenlerde açıklama yapıyor, bütün sesleri özel bir cihazda toplamışlar, kainatın ortak notası FA diyorlar.
    Yani bilimsel olarak kesinlikle ispat edilmiş.

    G.OSMANCIK: Kitabınızda hep anlatmak istediğiniz birşey var. Hilaliler ve şer güçleri.
    Onlarıda sınıflara ayırmışsınız.
    Şer güçleri dediğimiz zaman ne anlıyoruz? onların karşısında Allah'ın orduları Hilaliler var Hilaliler dediğimiz zaman içine kimler giriyor?

    O.KELEŞ: Hilaliler Türk İslam coğrafyasındaki gönüllü müslümanlardır. Hilalilerden kastım Allah için dünyanın her yerinde aşikar veya gizli hizmet veren insanlardır.
    Melami birliğide Hilaliler içindeki melami birliğinin ismi.
    Melametten kendini kamufle etmeden, gizlemeden geliyor.
    Melami tarikatı ile hiçbir alakası yok.

    G.OSMANCIK: Günümüzdede böyle kişiler varmı.

    O.KELEŞ: Elbette, zaten kıyamete kadar da olacak.
    İslamın akedemikselleştirilmesi şeytanın doktrinidir.
    Meczup dediğimiz zaman cezbeye gelen, Allah'ın yarattığının karşısında aklını yitirmiş, aslında aklını yitirmiş deli olmuş manasında değil, klasik tanımlarda öyle zannediliyor.

    G.OSMANCIK: Lugatta din yoluyla aklını yitiren kişi olarak geçiyor galiba.

    O.KELEŞ: İşte genel tabir aklını yitirmek.
    Aslında meczup dediğimiz zaman cezbenin gelmesi, Allah için titremesi ki bununla ilgili ayet var "O müminler ki Allah'ı zikredince kalpleri titrer." Der. Meczuplar aslında süper zekalı insanlardır.
    O kadar süper zekalıdırki, insanlara ders verirler.
    Bu şeytani bir zeka değildir. Zeka kavramını irdeleyelim.
    Allah'ın metodlarına uyarak o kristal akla, o zekaya ulaşmış kişilerdir.
    Şimdi böyle olunca meczup size bir kelime söylüyor onun bilgisi vesilesi ile çok aşağıda kaldı sizi tenzih ederim.
    Aşağıda kalınca insanlar çıkış noktası olmayınca diyorki bu deli, halbuki asıl deli sensin anlamıyorsun onu çünkü boyutunda değilsin.
    Zaman zaman o meczuplar aşağıya iniyorlar.
    İşte aklı nerde eşref saati belli olmuyor.
    Zaman zaman düzeliyor, zaman zaman karıştırıyor diyorlar.

    G.OSMANCIK: Birde olayın şer cephesi var. Bunlar kimlerdir?

    O.KELEŞ: Tabi o şeytaniler dedim, hahamlar o zurnanın son deliği yani şeytanilerin adamları bunlar, şeytaniler şuanda yeryüzünde ispatlıdır.
    En üst kara tarikat örgütüdür. Şeytanla birebir temasta olan kitledir bu. Onların karşısında da Allah'ın velileri vardır

    G.OSMANCIK: Hilalilerin içinde Hızır (a.s)rolü çok büyük Bu konuyu biraz açabilirmiyiz.

    O.KELEŞ: Hızır (a.s) hayat alemi ile iki alemin arasında bulunan, ilmin temsilcisi, Kehf süresindeki ayetleri ile ilişkilendiriyoruz.
    Musa (a.s) diyor ki "İsrailoğullarının en bilgilisi benim." Allah'u Teala diyor ki "Hayır, senden daha bilgilisi var.
    " İşte o peygambere öğretmenlik yapan bir bilge.
    Musa (a.s) Ululazim peygamberlerden.
    Dolayısıyla ona öğretmenlik yapan şahısta Hızır (a.s).
    Ama ledün ilminin padişahı olan Hızır (a.s)ı Musa (a.s) anlamıyor.
    Kendisine 3 şans veriliyor 3 ünü de kaybediyor.
    Çünkü Musa (a.s)ın elinde şeriat ilmi var, peygamberlik ilmi var Oysa Ledün ilminde ise sizin gördüğünüz herşeyin tersi var.
    Allahtan aleme bir yanısımadır ki Kehf suresinde Hızır (a.s) "Bunları ben yapmadımki Allahın bana verdiği bilgiyle onun istediği ölçüde yaptım" diyor.

    G.OSMANCIK: Bundan şunu anlıyoruz: olayların en son haline yani neticesine bakmalıyız.

    O.KELEŞ: H.z Mevlana şunu söylüyor "Akıllı adam işin sonunu gören insandır"
    Yani aslında her olayın sonunu beklemek doğruda, sonunu görmek uzak değil gaybi bir mesele değil.
    Arif adam odurki ektiği tohumdan ne çıkacağınıda bilir.
    Elma ektiği zaman armut çıkmaz.

  7. #7
    Yasaklı Üye
    saww Avatarı

    Üyelik Tarihi
    11.01-2011
    Son Giriş
    17.09-2012
    Saat
    14:38
    Mesaj
    2.171

    saww

    Alıntı Alıntı Yapılan Kişi: dostempati Mesajı Gör
    Mustafa kemalde bu dualar ile kılıç kuşanmıştır.
    ??...

    Halifelik kalkmış! Kaldırılmış... Ayosofya camilikten çıkarılmış! Kılık kıyafet yasağı getirilmiş!..

    Yazar şimdi bunu ledun la kamufle edicekse ben almıyayım alanada mani olmayayım.
    Herkezin aklı kendine...

  8. #8
    Üye
    dostempati Avatarı

    Gerçek Adı
    Kalperen C* Türkoğlu
    Üyelik Tarihi
    16.02-2009
    Son Giriş
    Saat
    Yaşadığı Yer
    kalpOder Turan * Krt
    Mesaj
    1.437

    dostempati

    MELAMİ SAVAŞLARI (2. bölüm)

    G.OSMANCIK: Yüce Allah Şeriat ilmi ile Ledun ilmi diye iki ayrı ilim mi vermiş?

    O.KELEŞ: İki ilim olduğunu nasıl izah edebiliriz.
    Belki milyonlarca ilmi var.
    Ledün ilmini tarif ederken veliler çalışarak elde edemeyecekleri bir ilim ama belli bir noktaya kadar çalışacaksın sonra elini uzatacaksın, Allahın elini uzatması ile Ledun ilmi alınır.
    Yani Allah bizati verir seçtiği kuluna. Ama size verdiği ayrıdır, bana verdiği ayrıdır, Ahmed'e, Mehmed'e verdiği ayrıdır.
    Yani ilimler o kadar fazladır ki biz sadece şeriat kapısından gireriz, sonra tarikat kapısından sonra işte hakikat, marifet vs..
    Yani bir çatı gibi, bir tanesi eksik olduğunda yağmur yağar.

    G.OSMANCIK: Ledun ilmi çok sırlı bir ilimdir, kimlere verilir?

    O. KELEŞ: Tabiki sır ehline veriliyor.
    Ariflerin bir sözü vardır "Öküzün boynuna inci kolye takılmaz, kıymetini bilmez" diyor.
    Allah tabiki kime vereceğini bilir.

    G.OSMANCIK: İstanbul'un bir şifresi var diyorsunuz, nedir İstanbul'un şifresi?

    O.KELEŞ: İstanbul'un şifresi İstanbul'da gizlidir.
    İstanbul'un ilk ismi biliyorsunuz"Konstantine"dir.
    Daha önceleri
    Bizanstion,
    Konstantion
    İstanbul'un yazılışları aynıdır. Konstan –Stan. Satan baş şeytandır.

    G.O: İkinci Titanik vakkası dediğimiz sıcak sularda ki gemi faciası önceden bildiniz.
    Bu istibarat kaynağınız nedir ?

    O.KELEŞ: Alahın izniyle şunu ifade edelim.
    Bunun gaybı bilmekle falan alakası yok, medyumlukla, cincilikle bunlardan uzağız biliyorsunuz.
    Şöyle düşünebiliriz, dünya istihbaratçıları vardır.
    İlhami abiler gibi vs..
    Onlar Allahın veli kullarına bildirirler bir şekilde.
    Veli kullar da insanlara.

  9. #9
    Üye
    dostempati Avatarı

    Gerçek Adı
    Kalperen C* Türkoğlu
    Üyelik Tarihi
    16.02-2009
    Son Giriş
    Saat
    Yaşadığı Yer
    kalpOder Turan * Krt
    Mesaj
    1.437

    dostempati

    Karakuş Ukab ve Kuş Ölümleri
    Karakuş Ukab ve Kuş Ölümleri / Oktan Keleş / ON ALTI YILDIZ


    Semboller üzerinden savaş...

    Ukab bilindiği gibi Peygamber Efendimiz’in (SAV) sancağının ismidir. Siyah bir sancaktır. İstanbul’da Topkapı Saray’ında kutsal emanetler hazinesinde koruma altındadır. Ukab, zamanla aşınmış olup, Topkapı Sarayı’nda gümüş bir sandıkta saklanmaktadır. Bu sancak ile alakalı uzun uzun bilgiler vermeyeceğim. Bu konuda yayınlanan kaynaklara bakılabilir.

    Ukab sancağının konumuzla ilgili bağlantısını anlatmak için bu kısa girişi yazdım. Birçoklarının bilmediği bir bilgiyi sizlerle paylaşmak istiyorum.

    Ukab ismi karakuş anlamına gelmektedir. Siyah kuş, kara kartal gibi adlandırmalar da yapılmaktadır. Acaba Efendimiz’in (SAV) sancağına neden karakuş ismi verilmiştir? Bunun sırrı, hikmeti Melâmî öğretilerinde mevcuttur. Bu konuda fazla detaya girmeyeceğim…

    Şimdi gelelim Ukab’ın son günlerde dünyada meydana gelen toplu kuş ölümleri ile ilgili bağlantısına: Geçtiğimiz günlerde, dünyanın pek çok bölgesinde toplu kuş ölümleri görüldü. Fakat bu ölümlerle ilgili dikkat çekmesi gereken ve gözden kaçmaması gereken bir husus var: Bu toplu ölümlerin, kuş ölümlerinin olmasının yanında hepsinin de SİYAH olması. Ölen kuşların ortak noktası KARAKUŞ olmalarıydı.

    Eee, bunda ne var denilebilir… Bu anlattıklarımızı bunu söyleyenlere değil, bu konuları ciddiye alanlara yazıyorum. Bu konuları ciddiye alanların, tefekkür hazinesi çalıştırmaları için kısa bazı bilgiler vereceğim:

    Dünyadaki düzeni bozmaya çalışan, insanlığı ve dünyayı felakete sürüklemeye uğraşan örgütlerin en tepesinde ŞEYTANİLER bulunmaktadır. Bu şeytani örgütün alt yapılanmalarında masonlar vs. bulunmaktadır. Aslında bazı olayların perde arkasını anlatırken, bu şeytani örgütler, çoğu olayı tüm dünyanın gözleri önünde yaparlar. Bunu da nasıl yaparlar; insanların bilgi eksikliğinden yararlanırlar.

    Her şeye sıradan bakmaya, normal karşılamaya alışmış insanlık, yapılan bu sembol savaşlarını çoğu zaman anlayamaz, idrak edemez. Birçok hadise aslında bir anlamda sembol savaşlarıdır. Bu sembol savaşlarını inşallah başka bir yazımızda daha da detaylı ele alırız.

    Sembol savaşları çok ciddi bir konudur. Dünyanın gözü önünde, semboller kullanılarak (sembol, manaların suretteki görünümleridir.) çeşitli mesajlar verilir. İyiler ve kötüler semboller üzerinden savaşırlar. Şeytaniler ve Hilâliler arasında da sembol savaşları olur. Bu bir anlamda bir satranç oyunudur.

    KARA KUŞ ÖLÜMLERİ BİR SEMBOL SAVAŞIYDI. Bu şeytanilerin bir mesajıydı. Ahir zaman Mehdi çağının Hz. Peygamber’in (SAV) sancağının açılmasının beklenen çağı olduğundan dolayı, ŞEYTANİLERİN elektromanyetik ve metafizik yönlendirmeleri ile karakuşları öldürmeleri o SANCAĞA olan düşmanlıklarının bir karşılığıydı.

    Kendilerince şu mesajı veriyorlardı: Ukab’ınızı (karakuşunuzu) siz daha açmadan kapatıyoruz, öldürüyoruz.

    Bu anlattığım konunun çok daha detayı var. Bu metafizik alandaki sembolleri ancak işin ehilleri anlar. Bu anlattıklarımıza, yani sembol savaşlarına komplo diyenler, böyle bir şey yok, diyenler elbette olacaktır. Bunların bir kısmı bilerek, bir kısmı da bilmeyerek böyle söyleyeceklerdir.

    Biz, bir gizli savaş tekniğinden söz ediyoruz. Tekrar söylüyorum, biz bu anlatılanları, bu meseleyi ciddiye alanlara açıklıyorum.
    Ukab (karakuş) SANCAĞIN ismidir. Dünyadaki karakuş ölümlerini, havai fişek vs. gibi sebeplere bağlamaları ise meseleyi bilmeyenleri yönlendirmek içindir.

    Biz, bu sembol savaşının farkındayız. Bildiklerimiz belli bir ölçü içersinde anlatmaya gayret ediyoruz.

    Bu sembol savaşları, Hollyowod filmlerinde de ŞEYTANİLERİN planı olarak yer almaktadır. Meseleyi daha iyi anlamanız için birkaç örnek verelim:

    Meselâ, “Yüzüklerin Efendisi Filmini” ele alalım. Bu film de sembol savaşlarını içermektedir. Yüzüklerin Efendisi Filmi ile Yüzüklerin Efendisi Kitabı arasında çok farklılıklar vardır. Film’e birçok sembol eklenmiştir.

    Dediğim gibi, Yüzüklerin Efendisi Filminde birçok sahne sembol içerikler taşımaktadır. O an izlerken fark edemiyoruz bu sembollerin bazılarını. Bu sembolleri genellikle göz göremez, daha doğrusu görülür ama şuuraltında kalır. Mesaj direk şuur altına verilir. (Meşhur 25. Kare meselesi… 25. kare ile ilgili bilgi edinilirse, konu daha kolay anlaşılır.)

    Sembol savaşları bir mesaj dilidir. Bu mesajları da ehilleri okur

    . Son toplu kuş ölümleri belki çoğu insana sıradan gelmiştir, ya da basit sebeplere bağlanmıştır mesele. Ancak bu ölümlerin arkasında başka bir şey olduğunu anlayanlar da vardır.

    Filmleri yapan şeytaniler, kendilerinin farkında olmadıkları bazı sahnelere HİLÂLİLER’de müdahale etmektedirler.

    Yüzüklerin Efendisi’nden bahsettik. Oradaki Şeytanilerin ve Hilâlilerin sembollerinden/mesajlarından örnekler verelim:

    Şeytaniler, filmde bir sahnede karakuşları, “çok kötü” olarak göstermektedirler:


    Not: (Konuyla ilgili fotoğraflar ilgili linkte bulunmaktadır.)

  10. #10
    Üye
    AYBAROGLU Avatarı

    Üyelik Tarihi
    22.11-2008
    Son Giriş
    30.03-2015
    Saat
    19:29
    Yaşadığı Yer
    İstanbul
    Mesaj
    364

    AYBAROGLU

    bilmiyorum gizlenen Türk tarihini okudun mu orada Osmanlı İmparatorluğunun nasıl doğduğunu ve Osman Beyin gerçekte kim olduğunu dile getirir gıybet etmek gibi olmasın geçenlerde sitesine yorum yaptım yaptığı haberin daha önce bir kişi tarafından söylendiğini yazdım silmişler nefsini tam yenemiş galiba yazar ben merkezli düşünmeyeceksin bu işlerde...

  11. #11
    Üye
    dostempati Avatarı

    Gerçek Adı
    Kalperen C* Türkoğlu
    Üyelik Tarihi
    16.02-2009
    Son Giriş
    Saat
    Yaşadığı Yer
    kalpOder Turan * Krt
    Mesaj
    1.437

    dostempati

    Washington'daki ALLAH Yazılı Bina Kimlere Mesaj Veriyor ?

    Washington'daki ALLAH Yazılı Bina Kimlere Mesaj Veriyor ? / Oktan Keleş / ON ALTI YILDIZ


    Dünyayı etkileyen Davinci şifresi isimli kitaptan ve flimden sonra İsrail'de benzer bir etkiyi uyandırması üzerine Süleyman'ın Krallığı üzerine

    Dan Brown'a kitap yazmasını istedi. Tabii film de onu takip edecek..

    Ayrıca Washington'un mimarisine yukarıdan bakıldığı vakit görülebilen siyonist masonların yaptığı semboller, mimariler anıtlar vs. de var. Bunları fazla deşifre etmeye gerek yok.

    Benim de söylemek istediğim eğer mimariyle sembol savaşı Washington'da savaş unsuruysa ben de ilk defa netpano okurları için bu savaşa farklı bir boyut verecek durumu açıklıyorum

    Washingtonda ünlü üçgenin kenarında bulunan binalara gökyüzünden bakılınca ALLAH ismini çok açık olarak görebilirsiniz. Bunun görmek içinde google earth programı ile Washington semalarında dolaşmanızı öneriyorum.

    Kısacası Masonların, Şeytanilerin ve Haçlıların bir planı varsa Allahın izni ile Hilalilerin de yani Allahın'da bir planı vardır.


    Aşagıdaki bilgilerde şehri kimlerin ne amaçla ve hangi geometrik düzen içersinde kurduğu apaçık görülüyor.

    Ama yazarımızın dediği gibi ilk defa piramitin köşesindeki Allah yazısını Netpano açıklıyor. Muhtemelen şehri kuran Masonların da farketmediği bu durum, onların planlarına verilebilecek en iyi cevap niteliğinde.

    EK-BİLGİ

    Göz ve piramit olayını Türk mason yayın organı Tesviye 64'üncü sayısında bakın nasıl açıklanıyor.

    Piramit içindeki göz sembolünü Amerikan doları üzerinde görmekteyiz. Aslında bu sembol Amerikan Birleşik Devletleri Devlet Mührü'nde bulunmaktadır. İlk bakışta, Amerika Birleşik Devletleri'nin kurucularının birçoğunun Mason oldukları için bu sembolün kullanıldığı akla gelmektedir. Ancak, Masonik Yazar S. Brent Morris bunun böyle olmadığını, bu düşüncenin komplo teorisyenleri tarafından Masonlar aleyhine kullanıldığını ifade ediyor. Onlara göre, diyor, ABD Devlet Mühüründeki sembol Masonların dünyayı yönettiklerini veya "Yeni Dünya Düzeni" ni dünyaya dayattıklarını gösteren şeytani bir işarettir.

    (İlgili fotoğraflar yukarıdaki linkte bulunmaktadır)

  12. #12
    Üye
    dostempati Avatarı

    Gerçek Adı
    Kalperen C* Türkoğlu
    Üyelik Tarihi
    16.02-2009
    Son Giriş
    Saat
    Yaşadığı Yer
    kalpOder Turan * Krt
    Mesaj
    1.437

    dostempati

    ABDÜLHAMİD HAN'IN BÜYÜK SIRRI

    Sırdaş 9. Bölüm :Abdülhamid Han'ın Büyük Sırrı / ON ALTI YILDIZ


    Türk Devlet Geleneğindeki Sembol: İç İçe Geçmiş Üç Ay Yıldız (Hilâl)

    Sultan'a bir zarf verilir. Zarfı açan Sultan, içindeki kâğıdı çıkarır. Kâğıdın üzerine çizilmiş; iç içe geçmiş üç hilâlî görür ama bu şekle bir anlam veremez. Bu iç içe geçmiş üç hilâlîn, ne manaya geldiğini düşünür, ancak bir neticeye varamaz. İlk önce aklına, Teşkilât-ı Mahsusa veya İttihat ve Terakki Cemiyeti gelir. Bu şeklin, onlarla bağlantılı olup olmadığını düşünür. Sultan'ın bu konular üzerinde fikir yürüttüğünü, biz Derviş'ten öğreniyoruz:

    Derviş, olayı bize şöyle nakleder: "Sultan beni çağırdı. Huzura vardığımda, Sultan'ı biraz düşünceli gördüm. Usulünce selâmımı verdim. Hareketlerinden aceleci bir tavrı olduğu hemen anlaşılıyordu. Hızlı bir şekilde selâmımı alıp, 'gel derviş' dedi. Elindeki kâğıdı göstererek; 'bu ne ola ki, bir anlam veremedim?' Dedi. Zarftan çıkan kağıtta, sadece bir sembol vardı. Sultan bana; ' bu yeni bir mesaj mı, yoksa tehdit mi, bir fikrin var mı?' Diye sordu.

    Biraz tereddüt ve endişe ile Sultan'ın elindeki kağıda baktım. Gördüğüm sembol beni çok rahatlattı. Çünkü gördüğüm bu sembol, Türk Devlet geleneğinin bir nişanesiydi. Benim bildiğim; Bu sembolün kökeni, Hoca Ahmed Yesevi Sultan'a kadar gidiyordu. Muhakkak öncesi de vardı. Bu sembol, Türk Devleti'nin dünya hakimiyetini simgeliyordu. Türk Devleti'ni, dünya hakimi yapmak için; bu uğurda kendini adayanlara verilen ve manası anlatılan bir semboldü bu.

    Sultan'a durumu izah ettim. Sultan beni dikkatlice dinledi. Sonra şöyle dedi: 'Neden ben bunu şimdiye kadar bilmiyordum? Bunu eğer daha evvel bana söyleseydiniz, Osmanlı Devlet Arması yerine bu sembolü kullanırdık' deyince, Sultan'a şöyle cevap verdim:
    'Sultanım, bu sembol; bir Türk Devleti'nin arması olamaz! Sadece bir Türk Devleti'ni temsil edemez! Çünkü bu sembol, bütün Türk Devletleri'nin, ortak kuruluş ve beka felsefesinin sembolüdür. Dünya Türk hakimiyetini sembolize eder. Yani bir devlete mal edilemez. Büyük Bir Seçici Kurul'un yüzyıllar boyu süregelen bir geleneğinin izlerini taşır. Ahmed Yesevi ile yeniden bir anlam kazanan bu sembol, Gizli Kurul'un sembolüdür.'

    Bunun üzerine Sultan, 'iyi ama neden bana daha önce söylemediniz?' Diye sorar.

    Derviş ise; 'Efendim, demek ki nasip ve zaman bugüneymiş. Bu sırrı sizin bilmeniz bugün istenmiş. Bu sırrı sizin dedelerinizin çoğu öğrenemeden bu dünyadan göçtü gitti.' Sultan tekrar şaşkınlıkla ve biraz da kızarak sordu;

    'Ne yani, dedelerim de bilmiyorlar mıydı? Koskoca İmparatorluğun Padişahları da bunu bilmiyorlar mıydı? Kim bu teşkilat?'

    Derviş, büyük bir saygıyla cevap verir: 'Sultanım, bu teşkilat; Türk tarihi var olduğundan beri var. Benim bildiğim, en son Hoca Ahmet Yesevi'nin duasıyla, Anadolu'yu yeniden Türk hakimiyetine almak için, bu teşkilat faaliyete geçerek tekrar can buldu. Bunlar, herhangi bir Türk Devleti, yeryüzünde hakim konuma gelene kadar faaliyet gösterirler. Örneğin, Fatih devrinde, Kanuni devrinde bu yapı uyumaya geçmiştir. Çünkü istenilen hedefe ulaşılmıştır. Ne zaman ki Türk Devletleri zaafa uğrar, endişe hasıl olur, beka sorunu yaşar, bu yapı o zaman tekrar uykudan uyanır, faaliyete geçer. Dünyanın her yanına anında kök salar...'

    Sultan, Dervişe dönerek, 'bu sembolün bana gönderilmesi, yeni bir devletin alameti mi?' Diye sorar. Derviş bunu üzerine; 'İnşallah Efendim' der ve Sultan'a, sembol ve bu yapıyla ile ilgili derünî bilgiler verir. Padişah gönderilen sembolden ve Derviş ile olan konuşmalarından şu sonucu çıkarmıştır; 'öyleyse bugün uyuyan bu yapı uyanmış ve harekete geçmiştir.' Sultan derin düşüncelere dalar ve aklına kendine daha önce söylenen şu kelimeler gelir: 'Seni tahta padişah olarak oturtmuyoruz. Seni buraya yeni kurulacak Cihan Devleti'nin temellerini atman, Osmanlı'nın yıkılışını uzatman ve dünyayı oyalaman için Hakan olarak oturtuyoruz…'

    Padişah Derviş'e şunları söyler; 'bizler de zannederdik ki; bu saltanat, bu taht, bize babalarımızdan, atalarımızdan emanet edildi. Oysa ki, şimdi anlıyoruz ki, bu taht atalarımızdan emanet edilmemiş. Demek ki gerçekten bizi tahta oturtanlar varmış…'"
    (Konun ayrıntısı başka bir yazı dizimizde anlatılacaktır.)

    Yıllar sonra, Abdülhamid Han'ın büyük katkıları ile teşkilatın önü açılmış, birçok büyük tarihi olaydan sonra, Gazi Paşa önderliğinde T.C Devleti Meclisi'ni kurmuş, Cumhuriyet'in ilanı vukuu bulmuş, ilk Meclis toplanmış, bir sene boyunca Meclis'in tüm faaliyetleri zapta geçirilmiş ve arşivi yapılmıştır.

    1923- 24 yıllarındaki Meclis'in bütün zabıtları bir kitapta toplanmıştır. TEŞKİLAT gururla bu KİTAP'A sembolünü basmıştır.

    Aşağıda bu kitabın, içinden ve dışından fotoğrafları görüyorsunuz...

    (Fotoğraflar ilgili linkte bulunmaktadır)

    Oktan Keleş

  13. #13
    Üye
    dostempati Avatarı

    Gerçek Adı
    Kalperen C* Türkoğlu
    Üyelik Tarihi
    16.02-2009
    Son Giriş
    Saat
    Yaşadığı Yer
    kalpOder Turan * Krt
    Mesaj
    1.437

    dostempati

    BU BİR ROMANDIR

    Bu Bir Romandır / Oktan Keleş / ON ALTI YILDIZ

    Bu roman, ASA’dan sonra çıkacak olan yeni kitabımızdan bir bölüm. Sizlere hediye olarak sunuyoruz.

    Aslında bu anlatacaklarımız büyük bir tiyatro. Ama sizler, roman diye okuyun. Dünyada meydana gelen gelişmelerle ilgili senaryo yazan küresel güçler; işi iyice roman havasına sokarak ve aynı zamanda en büyük tiyatro oyuncularına taş çıkartacak şekilde oyunlarını sergilemeye başladılar:

    Oyunun Adı: Ladin öldürüldü!

    ABD Başkanı Obama ve kurmayları, Ladin’in öldürülme operasyonunu izlerlerken; biraz endişe biraz da gururlu bir havaları vardı. Ve nihayet operasyonun başarıyla bittiğini tüm dünya medyasına ilan ederek, Ladin’in öldürüldüğünü ifşa ediyorlardı.

    Bu muhteşem tiyatroyu, tüm dünya şüpheyle izledi. Bronz çocuk Obama, kameralar karşısında Ladin’in öldürüldüğünü dünyaya ilan ettikten kısa süre sonra operasyonla ilgili tiyatro oyununu, komedi havasına sokacak peş peşe açıklamalar geldi:

    1- Ladin, eşini canlı kalkan yaptı, karısının arkasına sığındı.

    2- Kısa süreli bir çatışma yaşandı.

    3-Öyle bir çatışmaydı ki operasyonda Amerika’nın bir helikopteri düştü.

    4-Ladin, direndiği için çatışmada vurularak öldürüldü.

    5-Cesed, Amerikan uçak gemisine getirilerek, İslami usullere uygun şekilde törenle denize atıldı.

    6- Bu operasyon, sözde Pakistan Harp Akademileri Karargâhının yanında olmuştu.

    Yine operasyonla ilgili ABD kaynaklı açıklamalarda şu ayrıntılar da verildi: Güya, Ladin’in Pakistan’da kaldığı evin aynısı, Amerika’da bir yere tatbikat yapılması amacıyla inşa edilmişti. Bu inşa edilen mekânda defalarca operasyon için hazırlık yapılmıştı.

    Obama, Ladin’in öldürüldüğünü başta ABD kamuoyu olmak üzere, dünya kamuoyuna duyurduktan sonra, Amerikan halkı çılgınlarca sokaklara koşarak bu olayı kutladılar. Ne tiyatro ne tiyatro…

    Daha sonra ABD kamuoyuna ilk verilen demeçler, düzeltilmeye başlanmıştı. Güya Ladin, karısının arkasına saklanmamış, çatışmamış, silahsızmış. Yine güya, Amerikalı askerlerce infaz edilmişmiş ve üzerinden 500 euro, bir telefon ve telefon numaraları çıkmış.

    Operasyondan şüphelenen dünya kamuoyu, operasyonun kanıtı olarak, Obama’dan ceset görüntülerini istemiştir. Bunun üzerine Obama, görüntülerin çok berbat olduğunu, dünya kamuoyunun ve belli bir kesimin tahrike kapılmasını istemediklerini, bu yüzden yayınlamayacaklarını beyan etmiştir.

    Çok komik değil mi? Sayın Obama, fotoğrafların dünyanın psikolojisini bozacağından bahsediyor. Irak’ta yapmış oldukları rezaletleri unutmuş olmalı: Irak’ta Amerikalı conilerin ve kadın askerlerin; Müslüman esirleri çırılçıplak soyup, boyunlarına zincir takıp, ayrıntılı pozlar verdirdiklerini. Ebu Garip, Guantamano ve daha başka yerlerde yüzlerce örnek verilebilir yaptıkları işkencelerle ilgili. Onlar dünya halkının psikolojisini bozmuyor mu bay Obama?
    Ladin operasyonu ile ilgili bu komediye eminim ki daha da devam edilecektir. Hem de şu başlıklarla:

    Bir sır daha meydana çıktı… Tesadüfler gizli bir şeyi daha meydana çıkardı… Yeni bir ayrıntı daha meydana çıktı vs vs. Dedik ya komedi diye. Dünya kamuoyunu meşgul etmeye programlı bir tiyatro oyunu bu.

    Operasyondan sonra Amerikalı bir yetkili ne demişti: "Böyle bir operasyonu ancak Amerikalılar yapar," diye. Sözde seçkin timleri ile gurur duyuyorlarmış… Amerikalı yetkilinin sözünü düzeltmek yine bize düştü. Dünyada böyle tiyatroyu ancak Amerikalılar yapar. Seçkin birliklere gelince, verilen bilgiler gerçekten anlatıldığı gibiyse, silahsız kadın ve çocukların bulunduğu yerde korumasız bir adamı, hiçbir direnişle karşılaşmadan öldürmek…Bu müthiş bir operasyonsa, bunu bizim mahallenin Bekçi Murtaza Amcası bile yapar… Dedik ya bu bir komedi diye.

    Şimdi biz bu tiyatroyu gerçeğine uygun olarak – birazcık- değiştirelim. Tamamını düzeltirsek maalesef bu tiyatro komedi olmaktan çıkacak. Dram olacak. Ama ne yapalım; Pişekar ve rahmetli İsmail Dümbüllü’nün orta oyununu aratacak bu tiyatroyu gerçeğine uygun düzeltmek elzemdir. Çünkü söz konusu Türkiye ve İslam dünyasıdır.

    (Romanın devamı ve fotoğraflar ilgili linkte bulunmaktadır.)

  14. #14
    Üye
    dostempati Avatarı

    Gerçek Adı
    Kalperen C* Türkoğlu
    Üyelik Tarihi
    16.02-2009
    Son Giriş
    Saat
    Yaşadığı Yer
    kalpOder Turan * Krt
    Mesaj
    1.437

    dostempati

    Bu Bir Romandır (2.bölüm)

    Sahne 1:

    Obama ve kurmayları operasyonu canlı izlerlerken, yanlarındaki bilgisayarın üstünde bir resim duruyor buzlanmış bir şekilde. Obama ve kurmaylarının endişeli ve korku dolu mimikleriyle operasyonu izledikleri dünyaya sunuluyordu. Bu sahneyi daha sonra şöyle betimlemişlerdi: Operasyon sırasında hop oturup hop kalkıyorlardı… Oysa endişelenmelerinin ve korku dolu mimik ifadelerinin sebebi; bilgisayarın üzerinde duran buzlandırılmış o resmin ta kendisiydi.

    Şimdi asıl film başlıyor: Motor…

    İyi seyirler…

    6 Şubat 2009. Yer Afganistan. Kandahar’ın güneyinde, geçit vermez dağların yakınında küçük bir Afgan köyü. Gizli sığınakta, hastalığı ilerlemiş, daha önce bir Amerikan operasyonundan aldığı kısmi yaralar ve fiziki koşulların zorluğundan dolayı yatan ağır hasta bir adam var.

    Sadece üç kişinin bildiği, sıkı korunan ‘bu adam’ hayatını kaybediyor. Üç saatlik bir yerden getirilen doktorun teşhisi; zehirlenmeye bağlı diğer hastalıkların nüksetmesi. Hastanın ölümünü bu sebeplere bağlıyordu doktor.

    Bu ölü, sıradan bir ölü değildi. Ölen bu adam, 11 Eylül olaylarının müsebbibi olarak gösterilen Usama Bin Ladin’di. Amerika’nın sahneye çıkardığı ve onun üzerinden milyonlarca Müslüman’ın vampir gibi kanını emdiği daha sonra da kontrolünden çıkan; zaman zaman izini bulup, zaman zaman kaybettiği Usama Bin Ladin’di bu. Ladin’in en güvendiği üç adamı, bu ölümü beklemelerine rağmen şok içerisindeydiler. Ölmesi halinde, Ladin’in vasiyeti; naaşının doğduğu topraklara götürülmesiydi. Düşmanlarının elinin değmeyeceği şekilde Arabistan’a götürülüp defnedilecekti El–Kaide tarafından. Gelişmeler doğrultusunda aylar, belki de yıllar sonra vaziyete göre bu gerçekler ve mezar yeri dünyaya duyurulacaktı. Plan böyleydi…
    Mesele naaşı Arabistan’a götürmekti. Gizlice planlar yapıldı. Bu zorlu bir işti. Çünkü bütün bölge; CIA, MOSSAD ve diğer gizli istihbarat elemanlarınca kontrol altındaydı. Üstelik tüm bu birimlerle çalışan yerel muhbirler de işin cabası.

    Şubat ayında, Afganistan’ın Kandahar bölgesinin soğuk hava koşulları ve zorlu coğrafi konumu malumdu. Bu iş için üç kişi görevlendirilmişti. Naaşın Arabistan’a götürülürken, takip edileceği güzergah çok zorluydu. Önce İran üzerinden götürülmesi düşünüldü. İran gizli istihbaratı ile temasa geçildi. Durum çok gizli bir şekilde Ahmedi Nejat’a iletildi.

    Ahmedi Nejat’ın önünde iki seçenek vardı: Cenazeye sahip çıkıp, İran topraklarına getirip, bir müddet gizleyip, vasiyetin yerine getirilmesini sağlamak. Böylelikle tarihi bir fırsat eline geçmiş olacaktı. Neydi o fırsat? Şia olan İran, selefi ve Sünni cenahta sayılan El–Kaide liderinin cenazesine sahip çıkmakla Amerika’nın ve Siyonistlerin İslam dünyasında arzu ettikleri ve bu arzularını yerine getirmek için envai çeşit plan uyguladıkları Şii-Sünni savaşının, yani mezhep savaşlarının önüne geçecekti. Bu da İran’ı İslam dünyası nezdinde çok farklı bir konuma oturtacaktı. Ancak bu çok riskli bir durumdu. En ufak istihbarı zaaf ve bilgi sızması durumunda; Amerika, İsrail ve müttefikleri İran’ı, dünyayı kana bulayan terör örgütü El–Kaide’nin arkasında olmakla suçlayacaktılar. Böylece ellerine, İran’a müdahale için somut bir delil verilmiş olacaktı.

    İkinci seçenekse, İran bu bilgiyi hiç duymamış gibi yapacaktı. Öyle de yaptı. Hiç duymamış oldu. El–Kaide’nin, sır muhafızları, cenazeyi taşıyan kişiler, naaşı Kuzey Irak’tan, gizlice o güzergah üzerinden Irak’taki elemanlarının desteğini de alarak Arabistan’a götürme seçeneğini böylelikle devreye sokacaklardı. Çünkü başka çareleri de yoktu. Afganistan’dan hava yoluyla götüremezlerdi. Hava alanları ya tahrip edilmiş ya da abluka altına alınmıştı.

    Karadan Kuzey Irak’a girildi. Zorlu bir yolculuktu ve hava koşulları çok sertti. Bu arada naaşın bozulmaması için de zamanla yarışılıyordu. Plan basit gibi görünüyordu. Kuzey Irak’ın sınırlarından hemen çıkılıp, Irak’ın içlerine, oradan da bir şekilde, hava yoluyla hatırlı bir ailenin desteğiyle naaş Arabistan’a götürülecekti.

    Şifreli bir mesajla Irak’taki El-Kaide üyesi olan bir kişi durumdan haberdar edilmiş ve plan uygulama safhasına geçmişti. İşte ne olduysa bundan sonra oldu. Barzani’ye bağlı peşmergeler, sık sık El-Kaide’ye ve bölgedeki muhalif gruplara operasyonlar yapıyordu. Bu operasyonları da CIA destekli yapıyorlardı. Bu operasyonların birinde peşmergeler, üzerinde şifreli mesaj bulunan El-Kaide üyesini öldürmüşlerdi.

    O bölgede ele geçen bütün mesajlar veya istihbari bilgiler; peşmergeler marifetiyle Amerikan işbirlikçisi, Irak’taki milyonlarca Müslüman’ın tecavüze uğramasının ve kanının akmasının ortağı olan Barzani’ye direkt iletiliyordu. Barzani’de bu bilgileri; CIA, Mossad ve diğer batılı istihbarat örgütleriyle paylaşıyordu.

    Şifreli mesajın basit bir kriptosu vardı. Barzani bundan haberdar olunca, sevincinden ne yapacağını bilemedi. Öğrendiği bu olayı önce kimseyle paylaşmadı. Topraklarında bulunan Ladin’in cenazesini ne yapıp, ne edip ele geçirmeliydi. Böylelikle, Ladin’in cesedini, efendisi Amerika’ya bir hediye olarak sunacak, efendisinin gözünde sağlam bir yer edinecekti.

    Cenazeyi ele geçirmek için Peşmergeye bağlı bazı güvendiği birimlere, bölgede operasyon yaptırdı. Fakat başarılı olamamıştı. Cenazenin yeri bilinmiyordu. Mesajın sahibi de ölü ele geçtiğinden dolayı, cesedin yerinin tespiti mümkün görünmüyordu. Fakat bildiği bir şey vardı:Cenaze Kuzey Irak topraklarındaydı ve geçiş güzergahındaydı.

    Barzani, peşmerge birliklerini topyekün alarma da geçirmiyordu. Çünkü bölgede bu şüphe çeker ve planı farklı şekilde fiyaskoyla sonuçlanabilirdi. Kuzey Irak topraklarına kısmen hakim olan başka bir terör örgütü PKK’nın kendisine bağlı muhbiri ve sadık adamıyla irtibata bizzat kendi geçerek, bu konuda yardım istedi. Bu arada Barzani, Irak’ta çok yönlü çalışan muhbir-ajan bir El-Kaide üyesiyle temasa geçti. Bu cenazenin kendisine teslimi için Amerikan hükümetinin, Ladin’in yerini ispiyon edecek kişiye vaat ettiği 25 milyon doların 4 katını teklif ederek, 100 milyon dolar karşılığında cenazenin kendisine teslimini istedi. El-Kaide’nin adamı bu teklife yanaşmadı.

    Bu arada zaman daralıyor, cenazeyi taşıyan sır muhafızları, gece hareket ediyordu. Barzani bu durumu, efendisi Amerika’ya rapor etmemişti. Çünkü bu işi kendisi başarıp, efendisine sürpriz yapacaktı. Tabi başarılı olamazsa, Amerika’ya bu işi de rapor etmekten çekinmeyecekti. Bu bile, efendisine büyük bir hizmetti.

    Barzani'ye, bağlı PKK’nın önde gelen adamından beklediği haber nihayet gelmişti. Cenazeyi taşıyanların yeri PKK bölgesinde tespit edilmiş ve Barzani’ye rapor edilmişti. Barzani bunun üzerine seçilmiş peşmerge ve yine seçilmiş PKK timleriyle uzun süreli bir çatışma ve operasyondan sonra cenazeyi ele geçirmişlerdi. Uzun süreli dedik; üç kişilik El-Kaide sır muhafızları cenazeyi tuzaklamışlar, ele geçmesi durumunda, cenazeyi ve kendilerini havaya uçuracaklardı. Bu da cenazenin tanınmaz hale geleceği anlamını taşıyordu, bu işlerine gelmezdi. Bu yüzden üç kişilik El-Kaide sır muhafızı; sözde seçkin peşmerge ve PKK timlerine, hem ağır zayiatlar verdirmiş, hem de kök söktürmüştü. Ancak, bir şekilde cenaze Barzani'nin eline geçmiş bulunuyordu. Ceset, gizlice Barzani’nin Erbil’deki karargahına getirildi.

    Cenazeyi ele geçiren peşmerge ve PKK timleri bu naaşın Ladin’e ait olduğunu bilmiyorlardı. Nihayet cenaze bir sandığın içinde Barzani’nin Erbil’deki karargâhındaydı. Barzani tarifsiz bir sevinç içindeydi. Cenazeyi altın bir tepsi içersinde efendisine, değerli bir hazine gibi sunacaktı. O gece Erbil’de kilitli odanın önünde nöbet tutan 7 peşmerge, bilgi sızdırma riskine karşılık, cenaze CIA elemanlarına teslim edildikten hemen sonra Barzani tarafından infaz ettirilmişti. Bu işi bilen ve operasyona katılan PKK muhbiri de CIA tarafından örgüt içersinde PKK’nın elemanlarınca bir bahaneyle infaz edilmişti. Böylelikle bu işi bilen CIA ve sadece Barzani’ydi. Barzani bir kez daha efendisine sadakatini göstermişti.

    Şimdi filme bir ara veriyoruz…

  15. #15
    Üye
    dostempati Avatarı

    Gerçek Adı
    Kalperen C* Türkoğlu
    Üyelik Tarihi
    16.02-2009
    Son Giriş
    Saat
    Yaşadığı Yer
    kalpOder Turan * Krt
    Mesaj
    1.437

    dostempati

    Panthera: hafif, agresif ve zarif aktif tekerlekli sandalye...
    Bu Bir Romandır (son bölüm)

    Ara bitti…


    Cenaze gizlice Amerika’nın bölgedeki uçak gemisine götürülmüştü. Cesed, geminin özel bir bölümünde derin bir dondurucunun içinde (bir nevi morgunda) bozulmadan muhafaza ediliyordu. Ta ki, Obama’nın ve Amerika’nın Ortadoğu’da isyanlarla başlattığı planına kadar. Obama öyle bir plan yapmalıydı ki; Amerikan kamuoyunda düşen prestijini hem yukarı çıkarmalı, hem de Amerika’nın büyük Ortadoğu projesindeki hamlesini iyi yapmalıydı.

    Öyle bir hamle olmalıydı ki, her zaman yaptıkları gibi bir taşla en az on kuş vurmalıydılar. Buzdolabından çıkardıkları cenaze ile Afganistan’ı işgal sebebi ortadan kalkacaktı. Böylece kahraman Afgan halkına yenildiklerini, dünyaya belli etmeyeceklerdi. Siyaseten zaten ölmüş olan Ladin’in fiziki olarak da öldürüldüğü, ilan edilecekti.

    Böylelikle Ortadoğu ayaklanmaları ile ilgili yeni bir vizyon, yeni bir senaryo yazılacaktı.

    Türkiye’yle tarihi ve köklü ilişkileri olan Pakistan, nükleer güç sahibi olan Müslüman bir ülkeydi. O zaman bu cenazeyi kullanarak; öyle bir hamle yapmalıydılar ki, Pakistan'ın etkinliği ortadan kaldırmalı, operasyonu oraya taşıyıp, Çin ve Rusya’nın stratejisine çomak sokmalıydılar.

    Yine El-Kaide’ye Pakistan’ı hedef göstermeli ve terörü Müslümanların arasında yayarak, Ortadoğu'da ve İslam dünyasında; Şii-Sünni çatışmasını ve savaşını derinleştirip, başlatmalıydılar.

    El-Kaide’ye de, batıyı hedef gösterip, batıda ses getirecek terör eylemlerine intikam adı altında zorlayacaklardır...

    Obama ve ABD, buzdolabından çıkarmış olduğu bu cesetle, dünyayı yeni bir formata sokacaktı.

    Obama ve ABD; İslam dünyasına yeni bir senaryo çizecek, demokrasi kartıyla bölge ülkelerini kontrol etme adına, halifelik müessesesini kurmaya çalışacaktı. Kendi yönlendireceği halifelik konusunda da Vatikan’la anlaşmıştı. Bu yüzden, Papa şu cümleleri sarf etti: İslam dünyasına halifelik tekrar gelmeli, bir muhatabımız olmalı.

    Bu çok aşamalı bir plandı. Bunun için model olarak da Türkiye düşünülmeliydi. Küresel güçlerin, yaşlı bir halifeye de ihtiyaçları vardı. Neden yaşlı? Çünkü ömrü kısa olmalıydı ki, bu halifelik planı da beş-on sene sürsün. Halifenin ölümüyle, duruma göre bu müesseseyi de rafa kaldırsınlar.

    Terörle kendi büyüttükleri canavarı, bir simgeyi, yok ederlerken ölüsünden de faydalanmalıydılar. Büyük Türkiye’nin konjonktürel yükselişini engellemek için bir çok planın, Türkiye merkezli olmasını hedefliyorlar. Bu yüzden halifelik konusunu sık sık gündeme getiriyorlar.

    PKK’yı kart olarak ellerinde tutuyorlar. Türkiye seçim atmosferinde, saçma projelerle, sanal gündemlerle ve kaoslarla oyalanmaya çalışılıyor. Bunlar da, bu büyük planın bir parçası gibi gözüküyor.

    Filmin finali:

    Pakistan’da, sanal bir şekilde, göstermelik bir operasyon gerçekleştirdiler. Amerika’da benzerini inşa ettikleri mekânda aynı çatışmaları defalarca yapıp filme aldılar. Peki Pakistan’daki çatışmada ölen Ladin kimdi?

    Amerika’nın, daha önceden 'Ladin’i öldürdük' dediği dublörlerinden biriydi. Pakistan’da yaralananlar da eşi ve çocukları değildi. Kendi çocuklarından birkaç tanesini kaçırmışlardı. Bu çocuklardan bazılarının, Amerika’da ilaçla beyni yıkanıp, bir çok konuşmaları, CIA’nın isteği doğrultusunda filme alındı ki, duruma göre bu filmler piyasaya sürülecekti.

    Kanıt olarak resim sunamıyorlar: Çünkü buzdolabından çıkan cesede kurşun sıkıp yayınlamaları, tıpkı sahte Ladin fotomontaj resimleri gibi belli olacaktı. Makyaj yapılmış ve parçalanmış sahte cesedin resimlerini de ileride kanıt olarak sunabilirler.

    Ama bütün bu planları boşa çıkartan, komedi filmini dram haline getiren ayrıntı şuydu: Obama’nın bilgisayarının üzerinde duran resim, bütün bu planları bozuyordu. Obama’nın ve kurmaylarının endişesine sebep olan buzlu resmin sırrı şuydu:

    Barzani’nin hesaba katmadığı bir şey olmuştu: Cenazenin başında nöbet tutan peşmergelerden biri, o gece merak edip sandukanın kapağını kaldırmış, kefenlenmiş olan mevtanın yüzünü açmış ve dehşete düşmüştü. Karşısındaki kefenli ceset, Ladin’e aitti. Yanındaki cep telefonuyla bu anı ölümsüzleştirmiş, yani cesedin fotoğrafını çekmişti. Ertesi gün, infaz edildiğinde küçük bir ayrıntı, Barzani ve Amerika’nın başını yiyecekti.

    O peşmerge, Türk ordu istihbaratından “Yüzbaşı Turan” kod adlı subayımıza muhbirlik yapıyordu. Peşmerge infaz edilmeden önce, telefonu şerefli Türk Ordusu’nun elindeydi. Obama, dünyaya bu tiyatroyu oynatırken, işte o resim, özel bir faksla kendisine gönderilmişti. (Obama ve CIA bu gönderilen resmi laboratuarda hemen incelettiler sahte olmadığını anlayınca şok geçirdiler.)

    Şöyle demişti Obama: Bush gibi bipledik… (Hatırlarsanız Bush, Saddam'ı 'bipledik' demişti. Obama'da aynı sözü Ladin için kullandı.)

    Büyük Türk Devleti tarafından da kendisi 'biplenmiştir.' Bu tiyatro oyununu, dünyada bitiren Yüce Türk Devleti olmuştur. Obama’nın ve Amerika’nın, şer güçlerin unuttuğu şuydu: Bölgede Türk Devleti'nin haberi olmadan kuş uçmazdı.

    Böylelikle "çuvalın" intikamı da alınmış oldu.

    Türk Ordusu'na, Türk Devleti'ne ve Yüce Türk Milleti'ne yapılan saldırıların sebeplerinden biri de Büyük Türkiye’nin cihan devleti olacağından duyulan korkudur.

    Ama korkunun ecele faydası yoktur!

    Allah’ın izniyle, Türkiye CİHAN DEVLETİ OLACAKTIR!


    Saygılarımla.

    Oktan Keleş




Sayfa 1 / 17 1234511 ... SonSon