Sayfa 8 / 17 İlkİlk ... 456789101112 ... SonSon
Toplam 246 mesajın 106-120 arasındakiler

Konu: Sırdaş...

Buraya tıklayarak yazıları büyültebilirsiniz Buraya tıklayarak yazıları küçültebilirsiniz
  1. #106
    Üye
    dostempati Avatarı

    Gerçek Adı
    Kalperen C* Türkoğlu
    Üyelik Tarihi
    16.02-2009
    Son Giriş
    Saat
    Yaşadığı Yer
    kalpOder Turan * Krt
    Mesaj
    1.440

    dostempati

    STAR, dünyanın en güvenli, en sağlıklı, en konforlu ve en dayanıklı tekerlekli sandalye minderi.
    Yahudi Papa, Habeşli Köle

    2006’da yazmıştım (Yeni Dünya Düzencileri, İstanbul ve Papa / Oktan Keleş / ON ALTI YILDIZ ) “Bu Papa Hıristiyan değil, Yahudi’dir, Şeytanîlerin Avrupa’yı ve Vatikan’ı ele geçirme projesidir.” diye. Basında yer aldığında, “hadi yav” denmişti. İnanamamışlardı, tıpkı “Kod Çukur” gibi, tıpkı 2006 da Esad’ın bugünkü halini yazdığımda da aynı tepkiler gösterilmişti. Yazdıklarımızın sonradan birebir çıkması üzerine, şaşıralanlar oluyordu. Bizi takip eden gönüldaşlarımız ise zaten yazdıklarımızı iyi biliyorlar.

    Avrupa’da bir çok lider Yahudi asıllı olmuştu: Nicolas Sarkozy, Angela Dorothea Merkel, David Cameron vs. ama merkez Vatikan’dı. Onun da başı Yahudi olmalıydı. işte bu Benedikt denen Şeytan, ustaca, sinsice birazda ittifakla Vatikan’a sokuldu. Zaten Vatikan, Şeytan’ın yazlık dinlendiği merkezidir. Varlığını TÜRK VE İSLAM DÜŞMANLIĞINA borçludur. Tüm Papalar Şeytan’dır. Küfür tek millettir! Ha Yahudi ha Hıristiyan fark etmez. Sadece bazen stratejik anlamda farkeder.

    Bu Papa’nın rutin bir Papa olmadığını yazdım, Tv’lerde anlattım ama bazı Vatikan uzantıları, bana eleştiri getirerek; “Yahu bunlarda Allah'ın kulu, ehli kitap falan filan” dediler. Her fırsatta Peygamberimize (sav) hakaret eden Papa ve Vatikan değil miydi? Bu Papa, “ittifak ile Papalığa getirildi,” dedik. Ama bu ittifakın planları tutmadı. Büyük bir mücadele sürdü. Vatikan’ın Türkiye masası havarileri, her ne kadar Vatikan’ı aklamaya çalışsa da başaramadılar. Bir çok belge TÜRK DEVLETİ’NİN ELİNE GEÇTİ. BU BELGELER YERİ GELDİKÇE YAYINLANIR, kim bilir?

    “Yok efendim, çocuklara cinsel istismar skandalından gitti.” demeleri tutmayınca, belgeler sızdırıldığını itiraf ettiler. Biz ne demiştik daha bu olaylar yokken; o belgeler Yüce Türk Devletinin elinde. Cinsel istismar neden inandırıcı değil: Çünkü bunların tarih boyunca yapmış oldukları sapıklılıklar, Batı tarafından olağan görüle gelmiştir. Mesela bundan önceki Papa eşcinseldi. Bunu kendi Kardinalleri, Polonya’da kiliselerde dillendiriyorlardı ve broşür bastırmışlardı. Vatikan sapık yuvası. Ama bitmedi…

    “Bu Papa Yahudi,” dedik. Dikkat, daha önce aynı yıllarda hem yazdım hem Tv’lerde anlattım: Peygamberimiz (sav) Kâbe’yi yıkmak isteyen Habeşli zenci bir köleden bahseder. Hadis-i Şerif’te, Peygamberimiz (sav ) “Kâbe’yi yıkma eyleminde bulunan zenci köleyi gördüğünü,” söyleyerek, “Allah’ın gazabı üzerine olsun.” diyordu. Gözlerinden yaş aktığı da sahabelerce rivayet edilmişti. Evet Şeytanîlerin yegane amacı; Kâbe’yi yıkmak. “İlk yapıldığı günden beri Kâbe dört köşedir,” demiştik yazılarımızda. “Şeytan -güya kendince- Kâbe’yi ikiye böldü, üçgen piramit yaptı,” dedik. (Ayrıntılar ASA Kitabımızın 124-144. Sayfalarında var.) Kâbe’yi üçgen yapmaya çalışarak içine göz oturtma gayesi ile mesajı verilmek isteniyor. Nasıl mı? Dubai menşeli turistlik eşyalarda, Kâbe maketleri, üçgen şeffaf bir camın içerisine oturtulmuş bir şekilde satılıyor. Yani Üçgen gözün içine Kâbe’yi koymuşlar. Bu tasarımlar, tüm dünyaya hızla yayılıyor. İlk görünüşte, “basit bir hediyelik eşya,” derler. Zaten bu demeler var ya, neyse…


    Yine Yahudi Suudi Kral’ı; Kâbe’yi modern Ebrehe’nin filleri ile çevrelemiş durumda. Yeni Mekke: İki Film Birden / ON ALTI YILDIZ Yeni Mekke-2 / Oktan Keleş / ON ALTI YILDIZ

    Yeniden gök delenler inşa ediyor. O gökdelenler, bir deprem olsa, yıkılsa veya bir sabotaj olup yıkılsa, neyin üzerine düşecek, nereyi yıkacak? İşbirliğini görün!

    Şimdi bu Hadis-i Şerif’i ele alarak o yıllarda dedim ki; Kofi Annan’ı Habeşli zenci köle, kral yapma operasyonu var ama tutmayacak! Bronzlaşma Büyüsü yazımda (Obama ve Bronzlaşmanın Sırrı / Oktan Keleş / ON ALTI YILDIZ) Obama’nın iç yüzünü yazdığımda da yine “Habeşli kral için uygun ortam aranıyor,” diye söyledim. Tabi yine bu yazdıklarımıza da zamanında; “haha hihi,” diyenler şimdi biraz işe uyanmışlar ki, her yazdığımız Allah'ın izni ile çıktığından, mail atıyorlar: “Nereden biliyordun? diye.

    Şimdi bu Papa’nın ardından, yeni Papa olacak kişi için “Zenci Papa” adayı konuşuluyor. Hatta en güçlü aday deniliyor. Tabii gelmesi kesin değil. Nedeni ise detaylı olduğundan vaktinizi fazla almamak için yazmıyorum. Yahudi Şeytani Papa 16. Benedikt'in armasına lütfen dikkat edin.

    16. Benedikt'in Arması

    Sol tarafta bir zenci kral var. İşte plan bu. Kâbe’yi yıkacak olan, Peygamberimizin (sav) hadislerinde haber verdiği; zenci kral, Habeşli kölenin sembolü. Papa Benedikt bu misyona hizmet etti, kendinden sonra gelecek olan Kâbe’yi yıkma hedefi olan zenci krala. Kabala’da da böyle bir kral bekleniyor.Yani bu Papa’nın görevi zenci kralı getirmekti ama güzel bir tokat yedi, ayrıntıya girmiyorum. Allahın’da bir planı var. Papa’nın ayağı neden kırıldı ve bununla ilgili haberin neden üstü hemen örtüldü?


    Evet Papa Benedikt’in armasına dikkat: Mektup taşıyan ayı neyin sembolü acaba? Borsada ayı neyin sembolüdür? Ekonomik operasyon haberi. Yine “Kod 39 Vatikan” yazımda ne yazmıştım: Kod 39: Yeni Hedef Vatikan mı ? / Oktan Keleş / ON ALTI YILDIZ O yazıdan bir yıl sonra, yazımın senaryolaştırılmış hali “Melekler ve Şeytanlar” -Da Vinci Şifresi Yazarı tarafından- bizim yazımızdan çok sonra film olarak dünya sahnesine kondu.

    Yine röportajlarda sordular, “nasıl oluyor bu?” diye, neyse o yazıdaki ekonomik tarafı tekrar okumanızı tavsiye ederim. Yine o yazımda Vatikan’a bir nükleer bombası atmalarını konu etmiştim. Bir paranın üzerinde gök taşı sembolünü göstermiştim.



    Kendi bastıkları para. Ne oldu? Rusya’ya gök taşı düştü, aynı ışık gibi. Bak bak, ayı neyin sembolü: Rusya’nın. Ortodoks Rusya’nın üzerine düşen sakın bir füze olmasın? Neyin mesajı, biz biliyoruz. Zamanı geldi mi yazarız.


    Ham meyve yenmez dostlar. “Şimdi yaz,” diyenleri duyar gibiyim. Sabır. Açmıyorum. Yine armadaki istiridye neden 9 bölümlü? Neyse, anlayan anladı. Rehavet yok, düşmanı takiplikte gevşeklik yok. Artık büyük bir bilinç oluştu. Bu önemliydi. Şimdi bu bilinçten korkuyorlar ve uyanışın engellenmesi için çırpınıyorlar.

    UYUYANLARI uyandırmak, herkesin görevi. Arkası gelir.

    Bir şiir:
    Vatikan el attı Fransa’ya,
    Neresini patlatsa, ses çıkar dünyaya.

    Saygılarımla.

    Oktan Keleş

    oktankeles@gmail.com
    onaltiyildiz@gmail.com

    Not: inşallah sizlere yani Onaltıyıldız takipçilerine yakında yeni kitapla alakalı müjde ve sürpriz yapacağım.

    Ayrıntılı fotoğraf, belge ve kanıtlar için : Yahudi Papa, Habeşli Köle / ON ALTI YILDIZ

  2. #107
    Üye
    dostempati Avatarı

    Gerçek Adı
    Kalperen C* Türkoğlu
    Üyelik Tarihi
    16.02-2009
    Son Giriş
    Saat
    Yaşadığı Yer
    kalpOder Turan * Krt
    Mesaj
    1.440

    dostempati

    Türklük Sırları-1

    Türk kimdir? Konumu ne olursa olsun hiç kimse Türklüğe hakaret edemez!

    20 Şubat 2013 08:54

    Tarihçiler der ki, “Türkler tarih sahnesine Hunlarla ve Hunların muhteşem devlet sistemi ile çıkmıştır. Daha önce bir devlet yapısı bilinmemektedir.” Oysa daha önceden Türklerin yapısı olmasaydı, Hunlar böyle bir devlet yapısına kolay kolay ulaşamazdı. Yani tarih var oldu olalı Türkler de vardı.

    “Âdem (as)’ın yeryüzüne indirilişinin ikinci bin yılı idi. Âdem (as)’ın torunları, Âdem (as)’ın talimatıyla yeryüzüne dağılmaya başlamışlardı. Âdem (as)’ın 19. Nesilden torunu TURK de Adem (as)’ın vasiyet ettiği topraklara maiyeti ile birlikte gitmişti. Gitmeden evvel de dedesi Hz. Âdem’in mezarını son bir kez daha ziyaret etmişti. Turk’un maiyeti ile birlikte gittiği topraklar, bugün coğrafî olarak değişikliklerine uğramış olan İstanbul’dur. Şehirdi demiyoruz çünkü İstanbul’u TURK kuracaktır. O dönemde yeryüzünde fitneler alevlenmeye başlamıştı. Âdem ve eşi ile yeryüzüne indirilen, Âdemoğlunun düşmanı Şeytân fitneyi alevlendiriyordu. Ne acıdır ki, Şeytân’ın kendisi Allah’a düşmanlığını ilân etmemiştir ama Âdemoğullarını Yaratıcı’ya düşman hâle getirecektir.“ŞEYTÂN APAÇIK SİZİN DÜŞMANINIZDIR.” Bakara, 208. ayet ve Yâsîn, 60. ayet Şeytân daha önce yeryüzüne indirilmiş cinlerle ve kendine tâbi olan Âdemoğulları ile ordular hazırlamaktadır. Şeytân, Âdemoğullarını çoktan Allah yolundan saptırmaya ve insanları bölmeye başlamıştır. Öyle bir ordu kurmuştur ki, Şeytân ve cinlerden süvarileri vardır: “Şeytân’ın süvarileri.” İsrâ/64 Şeytan yeryüzüne, Âdem yüzünden indirilişini bir türlü hazmedememiştir. Yeryüzünü ele geçirip, Âdemoğullarını köle edip, yok etmek Şeytan’ın en büyük emelidir. Bunun için strateji planları hazırlamıştır. Âdemoğullarını Yaratıcı’ya başkaldırtmak için bir kez daha saldıracaktır. Bu saldırış sonda olmayacaktır. Ta ki kıyamete kadar devam edecektir. “O SİZİN APAÇIK DÜŞMANINIZDIR.” İsrâ/53

    Turk’un bu topraklara (İstanbul’a) gelişi yüzyıl kadar olmuştur. Turk’un bir oğlu olmuş ve o da 40 yaşlarına gelmiştir. Bu oğul diğer oğullarından farklıdır. Diğerlerine benzemez, erdemli, salih ve bilge bir kişidir. Diğer kardeşleri çok cesur ve sadıktırlar.Ama bu oğlunun farklı meziyetleri vardır. Turk, bu oğlunun adını rüyasında gördüğü gibi İSTANBUL koymuştur. Bu isim zamanla bulundukları toprağın ve şehrin ismi olacaktır. Bu oğlun ismi, daha sonra Yaratıcı’dan ilim alan ve dünya zamanlarında değişik zamanlarda Yaratıcı’nın muradıyla icraatlarda bulunacak ‘HIZIR’ diye anılacak olan isimdir.

    İstanbul ismi de tarih boyunca çeşitli değişikliklere uğrayacak, son çağın sonlarında (ahir zamanda), ilk ismi gibi anılacaktır. Turk, oğlu İstanbul’u dedesi Âdem’in topraklarına, oralarda olup bitenlerden haber almak için göndermişti. Bir yıl sonra İstanbul, görevini tamamlayıp, babası Turk’un yanına dönmüştü. Turk, şehrini geçen zaman içinde hızla imar etti. Bu şehir, yemyeşil ormanları, tepeleri, tatlı suyun tuzlu suya karıştığı nehirleri, denizleri, adacıkları, el değmemiş tabiat güzelliği ile oldukça göz kamaştıran bir şehirdi.

    Şehrin yüksek tepelerinden birine bir mabet inşa edilmişti. Bu yapı, Turk kavminin hem ibadethanesi hem de toplanma yeriydi. Yapının mimarisi yaygan bir piramidi andırsa da, aslında piramit değildi. Yeryüzünde ilk yapı Kâbe dört köşeli olduğu için, bu yapıya saygılarından bu tür bir imaret yapmışlardı. Yani Kâbe’ye benzemeyen bir yapı. Daha sonra bu yapılar, Âdemoğullarınca değişikliğe uğratılarak yeryüzünün muhtelif bölgelerinde yapılacaktır. Âdem (as) Kâbe’yi Allah’tan aldığı bilgi ile dört köşe inşa ettiğinde, İblis buna karşılık kendi mabedi olan üçgen piramidi yapmıştı. Fakat Turk’un piramide benzeyen yapısı piramit değildi. İnsanlar belki böyle yakıştıracaktı. İblis, Âdemoğullarına dünya zamanı içinde 60 tane dev mabet piramit yaptıracaktı. Mısır piramitleri gibi… Ama Turk’un yapısı kesinlikle piramit değildi. Turk’un soyu da, dünya zamanları içinde ataları Turk’un yapısına benzer yapılar yapacaktı. İstanbul, babası Turk ile işte tepeden görülen bu mabedin aşağısında buluşmuştu. Turk’un elinde ÂSÂ vardı. İstanbul, âsânın ucundan tutmuştu. Bu bir edepti. Turk, oğlunun konuşması için âsâsını hafifçe oynattı. (Âsâ, ilmi temsil eder. Bu hareketin anlamı; ilime sıkıca tutunuyoruz çünkü bu Yaradan’ın buyruğu demektir.) Bunun üzerine İstanbul söze Yaratıcı’yı anarak başladı:

    “Şeytan, bin yıldır saklandığı delikten çıkmış, atamız ve peygamberimiz Âdem’in vefatını fırsat bilmiş, cinlerden ve kendi ırkından süvarileri olan atlı ve yaya büyük bir ordu kurmuş.” Turk sordu: “Topluluğunda Âdemoğlu var mı?” İstanbul üzgün bir ses tonu ile, “Maalesef…” der. Bunun üzerine Turk kaşlarını çatarak, “Anlamıyorum. Şeytan, dedemiz Âdem’i cennetten çıkaralı, yeryüzünde meşakkat çektirmeye başlayalı daha iki bin yıl olmadı. Nasıl olur da Âdemoğulları Şeytan ile işbirliği yaparlar?” dedi. İstanbul, gördüklerini anlatmaya devam etti: “Dahası, Şeytan, yeryüzündeki ilk mescide (Kâbe’ye) göz dikmiş. O mukaddes evi ortadan kaldırmak ve ahalisini yok etmek istediğini ilân etmiş durumdadır. O beldenin halkı akrabalarımız Âdemoğulları güçsüz ve çaresiz. Sizlere selâmları var. Atamız Âdem (as)’ın sizi ve maiyetinizi boşuna vasiyetle buralara göndermediklerini, mutlaka bir hikmetinin olabileceği ümidini taşıyorlar. Çünkü atamız Âdem’e, Allah buyruğu sahifelere (suhuflar) uyan son topluluk olarak görüyorlar. Bu birliği koruyan tek topluluk biziz. Diğer topluluklar bölünmüş, aralarında bazıları Şeytan ile işbirliği yapmış.” ‘ŞEYTAN İÇİNİZDEN BİRÇOK TOPLULUĞU YOLDAN ÇIKARDI.’ Yâsîn/62 Turk bir kez daha kızgınlıkla başını sallayarak, “Yazık, artık Âdemoğlu kötülüğe davet eder olmuş.” ‘İNSAN KÖTÜLÜĞE DAVET EDİYOR.’ İsrâ/11 dedi.

    Bu konuşmalardan sonra Turk, oğlu İstanbul’a dönerek, “Akşam ibadetinde, mabette toplanalım. ‘Aksakallılar Meclisi’ toplansın. Durumu muhakeme edelim.” dedi. İstanbul, başını saygıyla öne eğdi ve tepedeki mabede doğru yol tuttu. Akşam olmuş, topluca Allah’a ibadet, secde edilmişti. Haberi alan Aksakallılar, mabedin özel bölümünde toplanmışlardı. Turk ile beraber Aksakallılar Meclisi 16 kişiydiler. Hepsi bilge ve âsâ sahibi kişilerdi. Turk’un önderliğinde, Yaratıcı anılarak toplantı başladı. Huzura İstanbul’un çağrılması ve edindiği bilgileri paylaşması kararlaştırıldı. İstanbul huzura geldi ve olup bitenleri anlattı. Zaman zaman Aksakallılar heyeti İstanbul’a sorular sorardı. Bu sorulardan biri de şöyleydi:

    “Şeytan nasıl bir ordu kurmuş, orduyu nasıl dizayn etmiş?” (Ordu kavramı zaten biliniyordu. Zira, Allah’ın melekler ordusu kavramını bilmeyen yoktu. Fakat bu farklı bir durumdu. Çünkü bu Allah’ın değil, Şeytan’ın kurduğu ordu idi. ‘MELEK ORDULARI YARDIMA GELECEK.’ Al-i İmrân/125. ‘GÖKLERİN VE YERİN ORDULARI ALLAHIN’DIR.’ Fetih/7

    İstanbul, edindiği bilgileri anlatmaya devam etti. Şeytan, sağ kolu olarak, ordu komutanlığına İsrail’i getirmişti. İsrail, Şeytan ile işbirliği yapan, onun ordusuna katılan ve ilahlık iddia eden yeryüzündeki ilk Âdemoğlunun ismidir. Onun soyu daha sonra İsrail oğulları diye anılacaktır. Allah, bu soya merhametinden dolayı defalarca peygamber gönderecektir. Bu soy, yeryüzünde fitne ve fesat çıkaracaktır. ‘ONLARIN KÜFRÜ ARTACAK, KİN, NEFRET ATEŞİ BÜYÜYECEKTİR. HER NE ZAMAN HARP İÇİN BİR YANGIN TUTUŞTURDULARSA, ALLAH ONU SÖNDÜRDÜ. ONLAR SADECE FESAT İÇİN KOŞARLAR, ALLAH İSE BOZGUNCULARI SEVMEZ.’ Mâide/64

    İstanbul konuşmasına devam etti: “Şeytan, ordusundaki Şeytanilere çeşitli isimler, rütbeler vermiş. Onları sözde tanrılaştırmış.” (İstanbul’un bahsettiği isimler, rütbeler, daha sonra mitoloji tanrıları olarak kabul edilen cinlerden başkası değildi. Herkül gibi.)
    Heyet, İstanbul’un anlattıklarını dinledi. Heyetten biri şöyle dedi: “Melekler Mukaddes
    Yeri ve bizleri korumaz mı?” Turk, bu soruya cevap verdi: “Yüce Yaratıcı, insana en büyük rütbeyi verdi. İrade Âdemoğullarında. Yapılacak bir şey varsa, Âdemoğlu yapacak. Devir Âdemoğullarının devridir. Âdemoğlu önderlik yapacak, melekler ancak o zaman destek olacaktır. Yoksa Âdemoğulları hiçbir şey yapmayıp, melekler mi iş görecek?” ‘ONLAR İLLEDE BULUTTAN GÖLGELİKLER İÇİNDE ALLAH’IN MELEKLERLE KENDİLERİNE GELİVERMESİNİ VE İŞLERİNİ BİTİRİVERMESİNİ Mİ BEKLİYORLAR?’ Bakara/210

    Biri söze atıldı ve sordu: “İyi ama bunun için hiçbir bilgimiz yok. Peygamberimiz ve dedemiz Âdem’in bizlere getirdiği Yaratıcı buyruğu sahifelerde (suhuflar) Şeytan’a karşı bireysel anlamda savunma öğretileri var. Topluca, ordu, savaş düzeni hakkında bir şey yok ki!” Heyet üyelerinden başka biri söz aldı: “Yüce buyrukları tekrar tekrar inceleyelim.” Bu teklif üzerine suhufları tekrar inceleme kararı aldılar. Sahifelerin muhafaza edildiği mabedin özel bölümünden Yaratıcı’nın adını anarak sahifeleri çıkardılar. İstanbul anlattıklarını bitirdikten sonra Ak Sakallılar’ın huzurundan ayrıldı.


    Kutsal suhuflar çıkarıldıktan sonra iyice tetkik edildi. Fakat suhuflarda aranan ilim ve bilgi yoktu. Suhuflar, tekrar dualarla yerine, yani muhafazalığa konuldu. Aksakallılar Meclisi, tekrar aralarında tartışmaya başladı. Heyetin on beş kişisi ‘hilâl’ şeklinde yarım daire pozisyonunda, Turk ise hilâlin ağzının açık bulunan kısmında yer almış bir vaziyetteydi. Âsâlar ellerinde ‘divan’ durdular. Adeta ‘Ay Yıldızı’ andıran bir oturum idi ki, esas gaye de budur, yani Ay Yıldız şeklinde durmak. İçlerinden birisi şöyle dedi:

    “Elimizde, Şeytan’ın hazırladığı orduya karşı koyacak ne ilmimiz var ne de bilgimiz. Yeni bir peygamber beklemekten başka çaremiz yok gibi.” (Suhuflarda yeni peygamber geleceğine dair bilgi vardı ama zamanı bildirilmemişti.) Bir diğer bilge Aksakallı şöyle dedi: “Hayır, peygamber bekleyemeyiz. Çünkü peygamberin ne zaman geleceği belli değil. Suhuflardaki alâmetler de çok açık değil. Şeytan ordusunu hazır etmiş durumda, biz beklersek, geç kalmış oluruz, bu da bizim için riskli olur. Yeni bir peygamber gelse idi şimdi gelirdi. Demek ki Yüce Yaratıcı henüz murad buyurmadı.” Bir diğer Aksakallı söz aldı ve şöyle dedi: “Bilgelerin rüyalarına başvuralım. Belki gerekli ilmi bu şekilde elde edebiliriz.”

    Turk cevap verdi: “Hayır. Rüya ilmini hemen herkes bilir oldu. Şeytan’a bu bilgiler sızabilir.” Aksakallılar Heyeti, ne yapacakları konusunda kararsız kalmıştı. Ne yapacaklarını, nasıl davranacaklarını, bu yeni durum karşısında nasıl bir ilim kullanacaklarını bilemiyorlardı. Birbirlerine bakmaya başladılar. Herkesin yüzünde bir endişe vardı. Şeytan’ın ordusuna karşı koyabilmek içim ilme ihtiyaçları vardı. Ama bu konuda ne ilimleri ne de bilgileri vardı. Çünkü insanlık yeryüzünde ilk defa böyle bir durum ile karşılaşıyordu.

    Hilâl ve Yıldız şeklinde dizilmiş Aksakallılar Meclisi, enine boyuna iyice tartıştılar ama bu tartışmaların sonucunda bir neticeye varamadılar. Neden Ay? Çünkü hilâl, kâinatın ilk yaratılış safhasında bir başlangıç ölçüsüdür. Özel hadiseler ve özel ibadetler için başlangıç sembolüdür. ‘SANA HİLÂL ŞEKLİNDE DOĞAN AYDAN SORARLAR. DE Kİ: İNSANLAR VE ÖZELLİKLE HAC İÇİN VAKİT ÖLÇÜLERİDİR.’ Bakara/189

    Bu ayetten sonraki ayet ise ilk savaş müsaadesi olan ayettir. ‘SİZE KARŞI SAVAŞ AÇANLARA SİZ DE ALLAH YOLUNDA SAVAŞ AÇIN.’ Bakara/190 Tıpkı Şeytan’ın ordu kurup insanlığa savaş ilan ettiği zaman Turk’un da buna karşı Allah yolunda ilk kez savaşması gibi. Neden Yıldız? Yıldız neyi temsil eder? ‘BATAN YILDIZA YEMİN OLSUN Kİ.’ Necm/1

    Oktan Keleş

    (Deruni Devlet-Kutsal-Halı Kitabından.)

    Türklük Sırları-1 / ON ALTI YILDIZ

  3. #108
    Üye
    dostempati Avatarı

    Gerçek Adı
    Kalperen C* Türkoğlu
    Üyelik Tarihi
    16.02-2009
    Son Giriş
    Saat
    Yaşadığı Yer
    kalpOder Turan * Krt
    Mesaj
    1.440

    dostempati

    Türklük Sırları-2

    Evet, dünya tarihi var olduğundan beri, Turk gibi lider vasfındakiler, kimi zaman peygamberler, kimi zaman Allah dostları, yıldızlar gibi bir doğup bir kaybolmuşlardır. Yıldız bu insanların makamının temsilidir. Bu bilgilere, Turk ve ahalisi de, dede peygamberleri Âdem (as)’den beri vakıftı.

    İleride Ay-Yıldız, yeryüzünde Allah adına kurulan ve Allah adına, Allah yolunda savaşan ilk ordunun yani Türk ordusunun bayrağı olacaktır. Turk ve ‘On Altılar’, başka bir deyişle Aksakallılar Meclisi saatlerdir tartışmalarına rağmen bir çözüm bulamamışlardı.O esnada beklenmedik bir şey oldu: Gökyüzünde Ay ve Yıldız, tıpkı Aksakallılar Meclisi’nin dizilişi gibi bir araya geldi. Hilâl ve Yıldız buluştu…

    Yeryüzünde, kardeşi tarafından Allah yolunda öldürülen Âdem (as)’ın oğlu Âlim’in kanlı elbisesi, emanet olarak Turk ahalisinde muhafaza ediliyordu. Bu emanet, mabedin bir köşesinde şeffaf cam şeklinde kristal bir fanusta korunuyordu. İşte gökteki Ay- Yıldız, bu fanusun üzerine yansıdı. Bilgeler, bunu bir işaret olarak anladı.Haklıydılar da. İşte Türk bayrağının oluşumunun gerçek kökeni bu şekildedir:

    Kanlı elbiseye vuran Ay-Yıldız…

    (“Korkma sönmez bu şafaklarda yüzen Al Sancak” sırrı.)

    Yüce Allah, Âdem (as)’ın çocuklarından kurban ister. Birininki kabul olur. Diğeri kıskançlıktan kardeşini şehit eder. Allah yolunda yeryüzünde ilk şehit, öldürülen bu kişidir.

    İşte tam bu esnada, İstanbul, Aksakallılar Meclisi’nin huzuruna tekrar gelmek için izin istedi. Böyle bir izin isteme de ilk defa oluyordu. Zira daha evvel hep Meclis, gerekli gördüğü kişileri huzura çağırırdı. Ama şimdi İstanbul, kendisi huzura gelmek için izin istemişti. Turk ve Meclis, bunu bir işaret sayarak, İstanbul’u huzura kabul ettiler. Yeryüzünde ilklerin yaşandığı bir dönemdi ve bu durum da bir ilkti. Huzura gelen İstanbul’a söz verdiler. İstanbul şunları anlattı:

    “Muhterem bilgeler, gece sizlerin huzurundan ayrıldıktan sonra Mabedin bir köşesinde uyudum. Rüya değildi gördüklerim. Bana büyük bir melek gelerek bir tas içerisinde şerbet verip, ‘Bu Allah katından bir ilimdir. Her bilgenin üzerinde başka bir bilge vardır. Sen onlardan ilki ve birisin.’ dedi. Uyandığımda birçok ilimle donatıldım.” ‘ALLAH KATINDAN İLİM VERDİĞİMİZ GAYBA DAİR KULLARIMIZDAN BİR KUL.’ Kehf/65

    İşte bu hadise, Türk bayrağının doğuşu ile yeryüzünde daha sonraları ‘ilm-i ledün’ diye de anılacak ilmin bir kul’a verilmesiydi. Yani peygamber olmadığı ilk devirde, ihtiyaç olan, peygamber olmayanlara verilen ilim, ilk o gün verilmişti. İlm-i ledün sırrı,vahyin gelmediği zamanlarda, Yaratıcı’nın katından rahmet ilmidir. Bu durum karşısında Aksakallılar, biraz şaşkın biraz da temkinliydiler. Zira bu bir ilkti. Bektaş Baba’nın anlattıklarını pür dikkat dinliyordum. Bektaş Baba anlatmaya devam etti:

    Aksakallılar Meclis’i, İstanbul’un biraz daha bilgi vermesi konusunda karara vardılar. Bunun üzerine İstanbul, söz alıp konuştu. Bilgeler, anlatılanlardan sonra kendi aralarında fikir beyan etmeye başladılar. İçlerinden birisi şöyle dedi: “Atamız ve peygamberimiz Âdem Hazretleri böyle bir ilimden neden söz etmediler? Sahifelerde de söz edilmemiş.” Bir diğer Aksakallı bilge şöyle cevap verdi: “Yaratıcı bizi hep ilim öğrenmeye teşvik ediyor. Birçok ağaç ve hayvan hakkında suhuflarda bilgi yok. Hayvanlar hayatlarını idame ettirirken avlanmayı yani yeni koşulları öğreniyor. Bizler de doğayı ve yaratılmışları gözlemleyerek birçok yeni şeyler öğreniyoruz. Demek ki, Yaratıcı, ilme teşvik ederek, yeni bilgiler öğrenmemizi murat etmiş. Allah, hayatın içine ilim ve bilgilerini gizlemiş. Bizler ise, bize bahşedilen akılla bunları gizlendikleri yerden çıkararak bilgilerimizi, ilimlerimizi arttıracağız. Öyleyse İstanbul’a verilen kutlu ilimde ona, gizlenildiği yerden bahşedilmiş.”

    Meclis, uzun tartışmalardan sonra, İstanbul’un ilmini sınamaya karar verdi. İstanbul’dan şöyle bir istekte bulundular: “Sana verilen ilmin gücünü bize göster.” Bu talep üzerine İstanbul, “Bu ilim çok yönlü, sadece akılla izah edilemez. Ama kalbinizin mutmain olması için, size Şeytan’ın ordusunun bir alâmetini getireceğim.” dedi. Bilgelerden birisi şöyle dedi: “Onların yanına gitmen en az on güneş doğumu ve batımı sürer. Buna vaktimiz yok.” İstanbul ise, “Yanılıyorsunuz.” diyerek bir anda herkesin gözleri önünde ortadan kayboldu. Meclis, İstanbul’un birdenbire yok olması ile hayretler içerisinde kaldı. Biraz sonra İstanbul tekrar Meclis’te belirdi. Elinde bir bez parçasına benzeyen bir nesne ile geri dönmüştü. İstanbul’un yaptığı şeyi, Şeytan ve cinler yapmaktaydı. Yani görünmez olmak. Ama bir Âdemoğlu ilk defa böyle bir şey yapıyordu. Bilgeler sordu: “Nereye kayboldun, o elinde getirdiğin şey nedir?” İstanbul cevap verdi: “Gizlice Şeytan ve ordusunun karargâhına gittim. Bu elimde getirdiğim nesne, onların ordusunun nişanı.” Bilgelerden biri sordu: “Bu getirdiğin şey nedir? Bu üzerinde kuru kafa olan alâmet nedir?” İstanbul soruya şöyle cevap verdi: “Bu bez ipektir. Onların bayrağının üzerindeki bu kuru kafa resmi de, Şeytan’ın ordusunun işareti.” (Şeytan ilk bayrağını ipekten yaptırmıştı. İpeğin üzerine de insanın kuru kafa şeklindeki resmini koymuştu.) ’ATEŞ ONLARIN YÜZLERİNİ YALAR, YAKAR. ONUN İÇİNDE ONLAR, YÜZÜNÜN ETLERİ SIYRILMIŞ OLARAK SIRITARAK DİŞLERİ İLE KALIRLAR.’ Mu’minûn/104

    (Bu ayette, Şeytan’a uyan cehennem ehlinin başlarına gelecek olanlar anlatılır. Şeytan, bu halden, yani insanoğlunun uğradığı bu azaptan zevk aldığı için, kuru kafayı kendine sembol yapmıştır.)

    İstanbul, Şeytan’ın ordusunun bayrağını açtı. 4,5 metre kadar olan ipek bayrağın, ipeği göz kamaştırmaktaydı. İnsanın gözünü alan bu parlaklığın bir sebebi de, ipeğin kenarlarının altınla süslü olmasıydı. Bakanın gözleri kamaşmaktaydı. Bu bayrakta adeta kibir boy gösteriyordu. Anlaşılan Şeytan, ordusuna yaptıklarını süslü göstermişti. ‘HANİ, ŞEYTAN ONLARA YAPTIKLARI İŞİ GÜZEL, SÜSLÜ GÖSTERMİŞTİ DE ŞÖYLE DEMİŞTİ: ‘BUGÜN İNSANLARDAN SİZE GALİP GELECEK KİMSE YOKTUR.’ Enfâl/48

    İsrail’in de içinde bulunduğu Şeytan’ın ordusu, altınlarla, ipeklerle Şeytan tarafından süslendirilmişti. Artık onlar tam bir sapkınlık içerisindeydi. ‘BİZ AHİRETE İMAN ETMEYENLERE YAPTIKLARI İŞLERİ SÜSLEDİK. O YÜZDEN ONLAR KÖRELMİŞ OLARAK BOCALARLAR.’ Neml/4

    Bu ayet aslında Şeytan’ın da, taraftarlarının da kötüyü güzel görerek aldandığını, Şeytan’ın aldatayım derken, bir kez daha kendinin aldandığını ifade eder.’ Turk, İstanbul’un anlattıklarını dinledikten sonra, Şeytan’ın ipekten, altından olan bayrağını işaret ederek, “Mademki bu, melânet Şeytan’ın fikri, bizler de Şeytan’ın fikri ve eli değmiş bu bez parçası gibi kibir ve süslü görünen şeylerden kaçınmalıyız. Peygamberimiz Hz. Âdem, dedelerimize, ‘Şeytan’ın yaptığının tersini yapın’ diye nasihat etmişti.” dedi.

    (O günden sonra altın ve ipek erkeklere bu yüzden men edildi. Daha sonraki yıllarda Şeytan ve ordularından elde edilen bol ipek ve altın ganimet, imhasındansa, erkeklere süslü görünmesi gayesiyle kadınlara dağıtılacaktı. Bütün peygamberler ve Hz. Muhammed (sav )de, ümmetinin erkeklerine ipek ve altının –süslenmek gayesi ile- haram edildiğini buyurmuşlardı. Hz. Muhammed (sav); ipeği sağ eline, altını sol eline alarak şöyle buyurdu: “Bu ikisi ümmetimin erkeklerine haramdır.” (Tirmizi) Yine bir gün Hz. Muhammed (sav), adamın birinin elinde altın yüzük görmüş ve adama, “Onu derhal çıkar at! Herhangi biriniz, tutuşturulmuş bir ateş parçasını eline almaya yeltenir mi?” demişti (Müslim).

    İpek ve altın, İblis’in kibriyle ve süslü olarak gösterdiği ve Allah’a karşı olan savaşta kullanmayı teşvik ettiği metalardır. Efendimiz (sav)’in hadisinde, “Tutuşmuş ateş parçası ele alınır mı?” sözüyle, dumansız ateşten İblis ve cehennem ateşinden yüzleri yanıp, kuru kafa haline gelmiş cehennem ehlinin amelleri anlaşılmaktadır. Daha sonraları kuru kafa sembolü, Şeytanî tüm oluşumların sembolü olacaktır. İstanbul şöyle dedi: “Gökten bir taş düşecek (meteor). O taşı bulup, onunla, bana öğretilen ilimle savaş aleti yapacağız.”

    Bilgeler, olup bitenler karşısında, İstanbul’a tam yetki verdiler. İstanbul’a verilen ilime tabi olacaklarını belirttiler. Tüm Türk ülkelerinde oynanan ‘Kökbörü’ oyunu biraz sonra anlatacaklarımızın hatırasıdır. Türklerde beyaz at yani kırat törenlerde kullanılır. Bu, kıratın seçkinliğine saygıdır. Ancak Türk hakanları savaşta asla beyaz at kullanmazlardı. Çünkü herkesin atı siyahken seninki beyaz ise hedef olursun. Fatih Sultan Mehmet İstanbul’un fethinde, törenlerde kullanmak için Macaristan’dan beyaz at getirtmişti.

    Gecenin ilerleyen vaktinde, zifiri karanlığı delen bir aydınlık her yeri gündüz gibi yaptı. Gözün gördüğü son tepenin ilerisine, bir gök taşı (meteor) düştü. Düşen taşın parlaklığı ve dumanları çok net görülüyordu. “BATTIĞI ZAMAN YILDIZA AND OLSUN Kİ.” Necm/1 “YEMİN OLSUN O GÖĞE VE TARIK’A. TARIK NEDİR BİLDİN Mİ? O, KARANLIĞI DELEN YILDIZDIR. HİÇBİR KİMSE YOKTUR Kİ, BAŞINDA BİR GÖZETLEYİCİ OLMASIN.” Tarık/1-2-3-4

    O yıldızdan bir parça düşmüştü. İstanbul, bir an evvel göktaşının bulunduğu yere gitmek için yanına iki genç aldı ve atlarının hazır olmasını istedi. Göktaşının aydınlattığı gecede üç at hazır edilmişti. Bu durum aynı zamanda atların savaşlarda kullanılmasının da ilkiydi. Üç atlı, göktaşının düştüğü yere doğru hareket ettiler. Göktaşının düştüğü yerden dumanlar yükseliyordu. Yerde çatlaklar ve çukur oluşmuştu. Üç atlı, tepeye doğru dörtnala at koşturuyordu.

    Şeytan ve İsrail durumun farkındaydılar. Şeytan’ın süvarileri de çoktan tepeye doğru yönelmişlerdi. Âdete İstanbul’un atlıları ile yarış ediyorlardı. Müthiş bir mücadele başlamıştı.*

    Atlar bir saate yakın soluksuz, göktaşının düştüğü alana doğru koşmuştu. Vardıklarında yerler sıcaktı. Atların ayaklarından kıvılcımlar çıkıyordu.

    'NEFES NEFESE KOŞAN ATLARA. NALLARINDAN KIVILCIM SAÇANLARA…’ Âdiyât/1-2 Bir çıkılmaz alana gelindi. Atların çıkması mümkün değildi. Vadiler, dar geçitler çıkmaz bir yola dönüşüyordu sanki. Adeta bir labirent içinde gibiydiler, dönüp dolaşıp aynı yere geliyorlardı. İsrail ve yoldaşı cinler, tepenin farklı bir yerinden göktaşının bulunduğu alana doğru yaklaşıyorlardı. Göktaşına daha yakın görünüyorlardı. İstanbul attan indi, yanındaki iki genç de aynısını yaptı. İstanbul secdeye kapandı, dua etmeye başladı. Sanki bu duaya kuşlarda eşlik ediyordu. ‘AND OLSUN Kİ, BİZ DAVUT’A TARAFIMIZDAN ÜSTÜNLÜK VERDİK. EY DAĞLAR, DAVUT’UN ZİKRİNE KATILIN. EY KUŞLAR SİZDE ÖTEREK BU YAKARIŞA KATILIN DEDİK. ONA DEMİRİ DE YUMUŞATTIK.’ Sebe/10

    İsrail ve yandaşları dağdan yuvarlanmaya başladılar. Dağların hareketiyle açılan yoldan İstanbul ve arkadaşları geçip, düşen meteorun özünden alıp, yanlarında getirdikleri sepete koydular. Hızla geri döndüler. Şeytan, daha savaşa başlamadan ilk uğraşı kaybetmişti. İstanbul ve yanındakiler, On Altılar Meclisi’nin yanına dönmüşlerdi. Hemen yanlarında getirdikleri madeni İstanbul, kendisine verilen ilim ile eritip, ateşte döğüp kılıç yaptı. ‘AND OLSUN Kİ DEMİRİ BİZ İNDİRDİK’. Hadîd/25 Üç kılıç yapıldı. Birinin üzerine İstanbul özel yazılar yazdı ki, bu yazıların sırrı ahir zamana kadar kalacaktır. (Âsa Kitabı, Kod Mehdi s. 491) Bu kılıç uzun zaman sonra Davud (as) tarafından işlenecektir. Diğer iki kılıç, bir kılıç haline getirildi ki, bu kılıca da Zülfikâr denilecektir. Zülfikâr’ın çift ağızlı olması, iki kılıcın üst üste çakılmasındandır ki, bunlar yeryüzüne ait madenlerden yapılmadı. Zülfikâr’ı daha sonra Hz. Muhammed (sav) bizzat eliyle Allah’ın Aslanı’nın eline verecektir. ‘Ali gibi yiğit, Zülfikâr gibi kılıç yeryüzünde yoktur.’ denilecektir. İstanbul’un yaptığı bu kılıçlar cinlere de tesirliydi.

    Yaradan, ‘cin ve şeytanlara gökyüzünden şahaplar yani ateş topları (meteorlar) attığını’ Yüce Kuran’da buyuruyordu. Demek ki tesirliydi. Bu madenle yapılan kılıçlar,
    onlara azap veriyordu.

    İstanbul, ledün ilmi ile zırh yaptı. Tıpkı Davud (as) gibi. ‘ÖLÇÜLÜ BEDENİ ÖRTECEK ZIRHLAR YAPMAYI ÖĞRETTİK.’ Sebe/11 Bundan sonra On Altılar, İstanbul ve Türk kavmi; Şeytan’ın, İsrail ve cinlerden oluşan ordusunu yapılan savaşta perişan etmişlerdir. Şeytan ve cinler, o savaştan sonra dağlara, ormanlara kaçıp dağıldılar. İşte o gün bugündür, bu savaşın rövanşını almak için Şeytan ve Şeytanîler, İsrail soyu ve yandaşları, Şeytanî cinler, fırsat buldukları anlarda saldırmışlardır. Ahir zamanda, Allah adına kurulmuş ilk ordu olan Türk Ordusu ile son savaşa, rövanşa hazırlanmaktadırlar.” dedi Bektaş Baba.

    Bektaş Baba’nın anlattığı bu derûnî bilgileri, sabaha kadar dinledim. Anlattıklarının gerisi hem dehşet doluydu, hem de umut verici idi.

    Oktan Keleş

    ( Deruni Devlet Kutsal Halı Kitabından )

    Türklük Sırları-2 / ON ALTI YILDIZ

  4. #109
    Üye
    dostempati Avatarı

    Gerçek Adı
    Kalperen C* Türkoğlu
    Üyelik Tarihi
    16.02-2009
    Son Giriş
    Saat
    Yaşadığı Yer
    kalpOder Turan * Krt
    Mesaj
    1.440

    dostempati

    Türk Bayrağı'nın Doğuşu ve İstiklal Marşı

    İstiklal Marşı'nın kabulünün 92. Yıldönümü...

    13 Mart 2013 09:06

    Evet, dünya tarihi var olduğundan beri, Turk gibi lider vasfındakiler, kimi zaman peygamberler, kimi zaman Allah dostları, yıldızlar gibi bir doğup bir kaybolmuşlardır. Yıldız bu insanların makamının temsilidir. Bu bilgilere, Turk ve ahalisi de, dede peygamberleri Âdem (as)’den beri vakıftı.

    İleride Ay-Yıldız, yeryüzünde Allah adına kurulan ve Allah adına, Allah yolunda savaşan ilk ordunun yani Türk ordusunun bayrağı olacaktır. Turk ve ‘On Altılar’, başka bir deyişle Aksakallılar Meclisi saatlerdir tartışmalarına rağmen bir çözüm bulamamışlardı.O esnada beklenmedik bir şey oldu: Gökyüzünde Ay ve Yıldız, tıpkı Aksakallılar Meclisi’nin dizilişi gibi bir araya geldi. Hilâl ve Yıldız buluştu…

    Yeryüzünde, kardeşi tarafından Allah yolunda öldürülen Âdem (as)’ın oğlu Âlim’in kanlı elbisesi, emanet olarak Turk ahalisinde muhafaza ediliyordu. Bu emanet, mabedin bir köşesinde şeffaf cam şeklinde kristal bir fanusta korunuyordu. İşte gökteki Ay- Yıldız, bu fanusun üzerine yansıdı. Bilgeler, bunu bir işaret olarak anladı.Haklıydılar da. İşte Türk bayrağının oluşumunun gerçek kökeni bu şekildedir:

    Kanlı elbiseye vuran Ay-Yıldız…

    (“Korkma sönmez bu şafaklarda yüzen Al Sancak” sırrı.)

    İlhami Abi ile bir gün bu konuyu konuşurken şunları söylemişti: “Tıpkı Âdem (as)’ın şehit oğlunun bulunduğu fanusa yansıyan Ay-Yıldız gibi, ahir zamanda, uzaydan çekilecek resimlerde de aynısı gökte görülecek. Samanyolu’nun içinde Hilâl ve Yıldız net olarak, bir alâmet olarak görülecek.” demişti.

    Turan Bey bana İstiklal Marşı’nın sırrından da söz etti: Tüm bu yaşadıklarımızın ve yaşanacakların İstiklal Marşı’nın 10 kıtasında saklı olduğunu söylemiş ve tamamını bana açıklamıştı. Ben sadece birkaç örnek vermek istiyorum:

    Meselâ Korkma: Türk Milletine “korkma” diye başlıyor İstiklal Marşımız. “Sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak” derken ahir zamanda olacak bir olaydan söz ediyor. Bir ocak kalana kadar yeryüzünde Türk öğretisinin kalacağını açıkça vurguluyor. Bu öğretinin, “benim milletimindir ancak” diyerek Türk milletinde olduğunu ifade ediyor.

    “Nazlı hilâlden” bahsediyor, zaman zaman kaosa sürüklenen milletin sembolünden ve onun uğruna dökülen kanlardan. “Kahraman ırkımızdan” bahsediyor. “Hakk’ın devamlı yanındadır” diyor, milletimiz. “Hangi çılgın bana zincir vuracakmış, şaşarım?” derken, esaretten bahsederken esaretin her türlüsünü söylüyor: Bu çağa uyarlaması; çip takmadan tutun da, illüzyonist bilinç kıyametine kadardır.

    “Yırtarım dağları” derken Ergenekon’dan bahsediyor, ergen; sarp yokuş demek. Her türlüsünü aşıp, Ergenekon’dan çıkarım diyor. “Garbın afakını sarmışsa çelik zırhlı duvar.” Batının yarattığı tek dişi kalmış canavar sistemlerin bizi korkutamayacaklarını, çelik duvar ise Zülkarneyn’in set yaptığı duvarı anlatıyor.

    İmanlı oldu mu o seddi kimse aşamaz. “Yurduna alçak zihniyetlileri sokma.” Zihnine de bu zihniyetleri sokma. “Hakk’ın sana vaat ettiklerini hatırlatır.” Yecüc de Deccal de çıkacaktır, sen akıllı ol demektedir. “Toprağın altında binlerce şehit var.” Allah yolunda ilk şehit olan Âdem (as)’ın oğlusun, ifadesini kullanmıştır.

    “Kim bu cennet vatan uğruna olmaz ki feda.” Bu cennet tabiri ile cennet ile vatan birbirine bağlıdır. Bu cennet uğruna feda olmayanlar bugün bunu sesli dile getirmektedirler. Cennet için feda olmayanlar bellidir, düşmanını bil demektir. “Taşım” derken Turk’un sırrından bahsetmekte. “Arşa başım değecek” derken, “Allah Arşa istiva eder” ayetine atıfta bulunarak Allah’a ulaşma gayretini anlatmaktadır.

    Bayrak; Türk için tüm öğretilerin, tüm kutsal değerlerin sembolü. Türk’ün, onu dalgalandırmak için yapamayacağı şey yoktur. “Ezanlar ki dinin temeli” dediğimiz anda Fatih Camii’nde ezan-ı Muhammedi okunmaya başlamıştı: Allahuekber, Allahuekber…

    İstiklal Marşı’nın sırrı o kadar uzun ki, kitap konusu, ama şimdilik ipuçlarını verdiğimi zannediyorum.

    Oktan Keleş

    (Deruni Devlet-Kutsal-Halı Kitabından.)

    Türk Bayrağı'nın Doğuşu ve İstiklal Marşı / ON ALTI YILDIZ

  5. #110
    Üye
    dostempati Avatarı

    Gerçek Adı
    Kalperen C* Türkoğlu
    Üyelik Tarihi
    16.02-2009
    Son Giriş
    Saat
    Yaşadığı Yer
    kalpOder Turan * Krt
    Mesaj
    1.440

    dostempati

    Gökyüzünde Ay Yıldız Uyumu

    Gökyüzünde ortaya çıkan ay ve yıldızın görüntüsü, Türk bayrağını anımsattı.

    18 Mart 2013 11:26

    Hilal şeklindeki ay ile hemen yanında ortaya çıkan yıldız, Türk bayrağındaki gibi bir görüntü oluşturdu.

    18 Mart Çanakkale Zaferi öncesinde meydana gelen ay ve yıldız uyumu muhteşem manzara oluşturdu.

    İstanbul'dan çıplak gözle rahatlıkla izlenen ay ve yıldızı uyumu vatandaşlar tarafından hayranlıkla izlendi.

    Fotoğraf için:

    Gökyüzünde Ay Yıldız Uyumu / ON ALTI YILDIZ

    Gökyüzünde ay yıldız uyumu en son haber

  6. #111
    Yasaklı Üye
    bebish_5 Avatarı

    Üyelik Tarihi
    14.01-2013
    Son Giriş
    30.06-2014
    Saat
    16:26
    Yaşadığı Yer
    Adıyaman / Semsûr
    Mesaj
    1.252

    bebish_5

    ay yildizu 2343 - Sırdaş...

    hmmm gerçekten öyle..

  7. #112
    Üye
    dostempati Avatarı

    Gerçek Adı
    Kalperen C* Türkoğlu
    Üyelik Tarihi
    16.02-2009
    Son Giriş
    Saat
    Yaşadığı Yer
    kalpOder Turan * Krt
    Mesaj
    1.440

    dostempati

    Sinemalarda Yüzyılın Komedisi

    İsrail-ABD-AKP-PKK el ele oyunda. Ama buradaki dörtlü yanlış milletle oyuna girmişlerdir. Bu milletin adı yüce Türk milletidir.

    İsrail özür dilemedi. Erdoğan’a telefonda özür anlamında “üzgün” olduğunu söylemiş. Özür böyle olmaz. Milletler arenasında BM’de tekrarı ile yapılır. Bunların Hepsi Danışıklı dövüş. Netenyahu’nun başucunda Obama olduğu halde telefon ediliyor. Açık ki ABD dizaynı ile alelacele bir oyun sahnelendi.

    Diyarbakır’daki rezaleti güya millete böyle perdeleyecekler. Obama emrediyor, BOP Eş Başkanı sadece görevini yapıyor.

    İsrail’in İran’a karşı güvenliğini garantileme görevi, ABD’nin kaybettiği mevzileri kazanma stratejisi, hepsi o kadar. Biz yazacağımızı yazdık, “Başlıksız Yazı”mızda Başlıksız Yazı / ON ALTI YILDIZ Bu numaraları, bu Millet yemez. Suç işlenmiştir. Günü geldiğinde, yüce Türk devleti bunu yargılayacaktır.

    Türkiye, PKK- AKP işbirliği ile kurulmadı ki, yine onların işbirlikçileri ile yıkılsın. TBMM Başkanı Cemil Çiçek açıklama yaptı: “PKK’nın muhatabı hükümettir.” Diye. Çiçek: Öcalan'ın çağrısının muhatabı hükümettir en son haber Bunu biz dediğimizde eleştirenler, şimdi özür yağdırıyor. Bir takım “itler” bizlere mail yazıp, çok olduğumuzu söylüyorlarmış. İt ürür, kervan yürür.

    İsrail-ABD-AKP-PKK el ele oyunda. Ama buradaki dörtlü, yanlış milletle oyuna girmişlerdir. Bu milletin adı yüce Türk milletidir. Sabredin, ne diyorsak bir bir çıkmıştır.

    “Türk Milletine Savaş” Türk Milletine Savaş / ON ALTI YILDIZ yazımı yazdığımda, yine bazı itler, “hadi ya kim savaşıyor?” dedilerdi. Eeee şimdi barıştan kim söz ediyor? Yazdıklarım sitenin arşivinde duruyor. 16 Temmuz 2011 yılında yazmıştım.1.5 Yıl evvel.

    Türkiye olduğu gibi kalacak, ama bu vatan üzerinde oyun oynayanlar, göreceksiniz, hangi ülkelerden sığınma hakkı isteyecekler? Yaşayıp göreceğiz. Bu yazdığımı da çerçeveletip duvara asın, elbet günü gelecek inşallah!

    Gündemle alakalı bu günleri çok önceden zaten yazdık.

    Ne diyor İstiklal Marşımız:

    Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak.

    Küçük bir soru: Bebek katilinin -sözde- bildirgesi daha Türkiye'de okunmadan, hangi kraliçe tarafından imzalanıp, bizzat Erdoğan'a verilmiştir? Buna da kulp bulunur şimdi.

    Saygılarımla.

    Oktan Keleş
    oktankeles@gmail.com
    onaltiyildiz@gmail.com

    Sinemalarda Yüzyılın Komedisi / ON ALTI YILDIZ

  8. #113
    Üye
    dostempati Avatarı

    Gerçek Adı
    Kalperen C* Türkoğlu
    Üyelik Tarihi
    16.02-2009
    Son Giriş
    Saat
    Yaşadığı Yer
    kalpOder Turan * Krt
    Mesaj
    1.440

    dostempati

    C Planı mı Başladı?

    Tanrılılar ve Tanrısızlar savaşı mı başlıyor?

    9 Nisan 2013 16:02

    Soğuk savaş döneminde dünya iki kutba ayrılmıştı. Bir tarafta ABD, diğer tarafta ise Sovyetler Birliği vardı. Ülkeler -genelde- bu iki kutup arasında kamplaştılar. 1989 Yılında Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla ABD tek kutup olarak öne çıktı.

    Şimdi acaba dünyanın tekrar iki kutba ayrılması için mi uğraş veriliyor? K. Kore’nin gerilimi tırmandırması acaba bu yeni planla mı alakalı?

    Oktan Keleş 2008 yılında yayınladığı “Melekler Ağlarken” kitabının son sayfasında önümüzdeki dönemler için müthiş bir ip ucu vermişti.

    Dünyanın tekrar iki kutba ayrılması öngörülüyordu. Bir tarafta Tanrılılar, diğer tarafta da Tanrısızlar. Plan Şuydu:


    C PLANI


    Yeni Dünya Düzencileri “C PLANI'NI” devreye sokacaklardır.


    * Rusya yeniden bir kutup seçilmeli.

    * Dünya iki kutuplu olmalı.

    * Daha sonra Rusya, AB, ABD ve küresel güçler birleşip Tanrı ve Tanrısızlar Savaşı’nı tetiklemektir.

    * Burada Tanrılılar kutbunda Hıristiyan, Musevi ve Müslümanlar; Tanrısızlar kutbunda ise Çin ve Hindistan yer alacaktır.

    * Müslümanlara bu davada ileri uç askerlik yaptırılacak ve bu savaşta Hıristiyanlar ve Museviler egemenliklerini kurup İslam’ı da böylelikle eritmek -sözde- isteyeceklerdir.


    Kod: Tanrı öldü.


    Büyük Orta Doğu projesi Tanrılılar arası savaşı;

    C Planı Tanrısızlarla Tanrılılar arası savaşı temsil ediyor.

    Şimdiden uyanık olmak, bu doktrini iyi algılamak gerekir.”


    Evet, böyle diyordu Oktan Keleş 2008 yılında.

    Çin’in ve Hindistan’ın yükselişi ile K.Kore’nin gerilimi bu kadar tırmandırması ister istemez akla C Planı’nı getiriyor. C Planı kuşkusuz uzun vadeli bir plan gibi görünüyor ancak gerilimin bu kadar tırmandırılmasını acaba işaret fişeği olarak mı görmek gerekir?


    Erol Elmas

    buulkem@gmail.com

    C Planı mı Başladı? / ON ALTI YILDIZ

  9. #114
    Üye
    dostempati Avatarı

    Gerçek Adı
    Kalperen C* Türkoğlu
    Üyelik Tarihi
    16.02-2009
    Son Giriş
    Saat
    Yaşadığı Yer
    kalpOder Turan * Krt
    Mesaj
    1.440

    dostempati

    Oktan Keleş Cine5'te

    Oktan Keleş 18 Nisan Perşembe Saat 15.05'te Cine5'te yayınlanacak "Sırada ne var?" programına katılacaktır.

    "Hayatın içinde yaşananlar, yaşamın içindeki hayatlar ile öne çıkan konular ve isimler... Tarafsız, cesur, sorgulayıcı ve gerçeklerin peşinde olanların yeni adresi Sırada Ne Var..." sloganı ile başlayan programın Perşembe günkü konuğu Oktan Keleş olacaktır.

    Saat 15.05 ile 17.00 saatlari arasında yayınlanacak olan programda, Oktan Keleş; Batıl inançlar, ilizyonlar ve sihirlerden bahsedecektir.

    Oktan Keleş Cine5'te / ON ALTI YILDIZ

  10. #115
    Üye
    dostempati Avatarı

    Gerçek Adı
    Kalperen C* Türkoğlu
    Üyelik Tarihi
    16.02-2009
    Son Giriş
    Saat
    Yaşadığı Yer
    kalpOder Turan * Krt
    Mesaj
    1.440

    dostempati

    Oktan Keleş'in Cine5'teki Programı / ON ALTI YILDIZ

    Oktan Hocamızın Cine5 teki programını yukarıdaki linkten izleyebilirsiniz. Oktan Hocamızın programını canlı olarak izlemek bana da nasip oldu. Allah düşmanlarının sihiri bir araç olarak kullanmaları ve insanları sihir üzerinden etkilemeye çalışmaları ayrıntılarıyla, sebep ve sonuçlarıyla, delil ve belgeler eşliğinde anlatıldı. Sihire karşı neler yapmalıyızın cevabı da yukarıdaki linkte.

    Oktan Hocam Allah sizden razı olsun, ilminizden yararlanabilmeyi bize de nasip eylesin...amin...

  11. #116
    Üye
    dostempati Avatarı

    Gerçek Adı
    Kalperen C* Türkoğlu
    Üyelik Tarihi
    16.02-2009
    Son Giriş
    Saat
    Yaşadığı Yer
    kalpOder Turan * Krt
    Mesaj
    1.440

    dostempati

    Dijital Nazar ve Yürüyen Mobeseler (Esrar-ı Google-1)


    Google’ın yasallaşmasını beklediği, ileri seviyede teknoloji içeren bilgisayarlar. Google kullanıcılarına has; sadece onlar kullanabilir. Lens bilgisayar teknolojisi malum. Yaşadığımız şu günlerde, özel lens olarak üretilen, uzağı yakın eden, dürbün özellikli bilgisayarlar ve gözle yönlendirilen cep telefonları dünya pazarına sürülüyor. Şimdi ele geçirdiğimiz bilgi ise, çok korkunç gibi görülse de, teknolojinin bugün geldiği noktada artık sıradan sayılabilir.

    Bizim bu yazımızda anlatacaklarımız yukarıdaki teknolojilerle ilgili değil. Bu anlatacaklarımızın yanında yukarıdaki gelişmeler sıradan sayılır.

    Dünya medyasında ilk defa yer alacak olan bu bilgi oldukça ürkütücü sonuçlar doğurabilecek yeni bir buluş.

    Şimdi aşağıdaki habere dikkatinizi çekmek istiyorum:


    Cep Telefonu 40 Yaşında

    “Mühendis Martin Cooper'ın cep telefonuyla yaptığı ilk konuşmanın üzerinden tam 40 yıl geçti.

    Motorola şirketinde görevli Cooper, New York'un 6. Caddesi'nde Motorola DynaTAC model telefonla 3 Nisan 1973'te ilk kez ''alo'' dedi.

    Cooper'ın (85) 22 santimetre büyüklüğündeki cep telefonu 1 kilogramdan ağır ve 20 dakika konuşma süresine sahipti. Telefon, 10 saatte şarj edilebiliyordu.

    Ekibiyle Ulusal Mühendislik Akademisi'nin dağıttığı Draper Prize ödülüne layık görülen mucit Cooper, geçen yıl teknoloji dergisi The Verge'e yaptığı açıklamada, cep telefonuyla ilk olarak en büyük rakibi Bell Laboratuvarları'ndan Joel Engel'ı aradığını belirtmişti.” Cep telefonu 40 yaşında - Sabah - 17 Nisan 2013

    Cep telefonu ilk defa 1973 yılında kullanılmış. Peki acaba dünya piyasasına ne zaman sürüldü?

    Hep söyledik, teknolojik bir icat ilk bulunduğunda hemen piyasaya sürmezler. İlk önce çeşitli amaçlar için kullanılır. Bilgi sızması ve pazarın oluştuğu konjonktürel ortamlarda, seri üretimlerle insanlıkla buluşturulur.

    Bundan 15-20 sene önceki, “Takoz” diye adlandırılan ilk cep telefonlarını hatırlayın. O dönemki insanlara “Benim telefonum gözle hareket ediyor.” denseydi, insana gülerlerdi.

    Ama artık teknolojik olarak o da gerçekleşti:
    Yeni Galaxy'ye gözle kontrol geliyor CNNTurk.com

    Ama bugün piyasada bu sızma dediğimiz unsurlar insanlık için bilgisine sunulur ki sebebi şerlilerin planlarına bir sekte olması içindir. Ama unutulmamalı ki, “Allah çalışana verir.”

    Şimdi gelelim asıl konumuza:


    Google’ın Yeni Projesi “Kara Tabletler”

    “Kara Tabletler” dediğimize bakmayın. Piyasada ki birçok tablet kara, siyah. Bizim kara dememize sebep, projenin kara olması.

    Ürettikleri örnek bilgisayar özellikleri, özel bir kristal mercekle, lazer prensibiyle çalışan; mor ötesi ve kızıl ötesi ışınları algılayan bu mercek, insanın göz retinasını şifreleyerek çalışıyor. Yani bir kere şifrelenen bilgisayarı bir başka kimse açamayacak; sadece gözün sahibi açacak. Bunu şöyle kısmen düşünseniz de aynı teknolojiden bahsetmiyoruz. (Göz tanıma program şifreleri ile açılan kapılar vs.) Burada insanın göz retinasına müdahale söz konusu, özel mercek teknolojisiyle. Retina milyonlarca hücre içerir. Bunların bir kısmı renkleri bir başka kısmı ise siyah ve beyazı yansıtır. Kırmızı bir “ZAR” gibidir. “Retina” bu kırmızılıktan, kızıllıktan ismini alır.



    Çalışma sistemi kabaca şöyle:

    Bilgisayarın karşısına oturuyorsunuz. Merceği devreye sokuyorsunuz. Belirlenen sürede, gözünüzle merceğe bakıyorsunuz. Mercek, göz retinasına yolladığı belli frekanstaki ışınları, retina bilginizle geri alıyor. Aynı anda, retinaya müdahale etmiş oluyor. İşte fark burada başlıyor. Kullanıcının göz retinasına yapılan bu müdahale, göze bir enerji yüklüyor. (Bu enerjiyi zihninizde siz şekillendirin.) Süresi şu an bilinmiyor. Belki 1 saat belki 1 gün etkisi sürecek bir enerji (negatif anlamda). Artık o göz, bakışları ile başka cihazları bozabilecek, etkileyebilecek bir konuma geliyor.

    İlk 100 bin kişi tasarlanıyor. Şimdi düşünün: İlk 100 bin kişi bu noktada, topluca; adeta hipnoz gibi negatif bir göz enerjisine sahip. Bu durum, Kur’an’daki şu ayetleri ne kadar andırıyor değil mi…

    * “Allah, gözlerin hain bakışını ve kalplerin gizlediğini bilir.” Mümin / 19

    * “O inkar edenler Zikr’i işittikleri zaman, neredeyse seni gözleriyle devirivereceklerdi…” Kalem / 51


    Ayetlerde “gözleri” ifadesi çoğul olarak kullanılıyor. Toplu bir bakış. Bir seans adeta. 100 bin kişi, 200 bin göz. Bunu 1 milyon kişi ile de yapabilirler.

    “Dijital nazar” deyip geçmeyin. Yine elektronik ve dijital cihazların yaydığı radyasyon, insanlık dahil herşeyi etkilediği, bilimsel olarak kabul edilmiştir. Uyuşukluk, halsizlik ve uyku hali en masum yan tesirleridir. Şimdi, 100 bin kişinin topluca, göz retinasından yüklenmiş negatif enerjiyi bir yere yönlendirmeleri ile ne olur, siz düşünün...


    Kırmızı Gözler

    Bir de bu kullanıcılara felsefi bir akım, bir ekol meydana getirsinler. “Google kırmızı gözler toplu ayini” gibi. “Hadi canım sende” diyenleri duyuyor gibiyim. Biz zaten düşünenlere yazdık. Acaba mı diyenlere… Eski kadim bilgilerden, nazar gözler.

    Peygamber Efendimiz’in (sallallahu aleyhi ve sellem) zamanında Esed oğullarından nazarı değen bir kimse var idi. Üç gün bir şey yemez, sonra çadırın bir tarafını kaldırıp oradan geçen bir deveye bakıp, (Bunun gibi bir deve hiç görmedim) der demez, deve yere düşer hastalanırdı. Müşrikler, bu adamı bulup Peygamber Efendimiz’i nazarla öldürmesini istediler. Cenab-ı Hak da Resulullah’ı (sallallahu aleyhi ve sellem) bunun nazarından korumuştur. (Dinimiz İslam)

    Bu bilgisayar gözler, bir göze bağlı olacak. Bir tek o sizin gördüklerinizi görecek. Yürüyen mobeseler. Benim gözüm bir kamera oluyor. Birkaç işlemden sonra, siz nereye bakıyorsanız, tekrar bilgisayara, merceğe döndüğünüzde , uydu teknolojisi ile sizin gördüğünüzü, o kişi görecek.

    Bu bilgisayar toplumun hangi kesimine satılacak; felsefi olarak ekol oluşturularak mı, yasa ile mi, ödül ile mi, bu kampanyaya gönüllü katılanlara mı; onu zaman gösterir. Ama bildiğimiz, şu anda bu teknoloji var.


    Retinaya Kayıt

    Plak kayıt sistemi. Taş plak teknolojisi 1800’lerin sonunda, kum ve ziftten yapılan ve plak adını taş gibi olmasından almış bir teknolojidir. Yani zift ve kum, plağı taş şekline sokmuştur. Zaten kumun ana maddesi de taş olmasından, bu ibare kullanılır. Konumuz ile ilgili olan kısımsa, bir maddeye bir sesin, bir dalganın haps edilmesinin ispatıdır; yani kayıt. Daha sonra, kasetlerdeki ince zar gibi şeritlere sesin kaydolması da malum. Aynı şekilde görüntülerin de. Şimdilerde CD teknolojisi de aynı prensiple çalışmakta. Nano teknolojiyle, lenslere bilgisayar işlevini yüklemekleri de malum. Şimdi ise üzerine kaydolunan nesne gözün retinasıdır. Yani “bu olmaz” demeyin. Bu, bugün mevcuttur. Cinayet olaylarında kullanılan bilimsel bir yöntem var: İnsan öldüğü zaman, göz bebeklerinde, görmüş olduğu son görüntü hapsoluyor. Bilim adamları bunu ispatladılar ve bazı olayların açığa çıkmasında bu metottan faydalanıyorlar. Bizden söylemesi.


    Gözdeki Sırlar

    * İnsan vücudunun anten olma özelliği; verici olma özelliği, bugün bazı cihazlarda kullanılmakta ve aynı zamanda, insan enerjisi yürüdükçe dinamo, batarya görevi görmektedir.

    * Gören beyindir. Ama sebep? Sebep gözdür. Yani gözün işlevi. Dolayısıyla bakan, gören gözdür. Beyin ise algılayandır.

    * Şimdi, negatif teknolojik NAZAR oluştuğunda, bunu önleyecek ne olabilir? İpucu olarak, saat ve bilgisayarlarda bulunan atom taşlarını (rubinler) düşünün. Evet, cevap ne olabilir? Bunlar henüz teknolojide başlangıçlar. İleriki günlerde gelişmelerden haberdar edeceğiz.

    Bütün bu projelerin başında Ray Kurzweil ve ekibi var; yani Singularityciler.(Singularitycilerin Scientology ile alakası yoktur. Singularity ayrıdır Scientology ayrıdır. Kavramları karıştırmayalım.) Şimdi bir soru: Bu kayıt sistemine görsellik de eklenirse; yani retinaya çok güzel bir cennet veya cehennem filmi kayıt edilirse, Peygamberimizin Deccal hadislerindeki sır meydana çıkmaz mı? “Deccal cennet ve cehennemi gösterecektir.” Yani irademiz dışında, biri gözlerimize sözde cennet ve cehennemi getirmiş olsa, bu yeni durum Hasan Sabbah’ın ruhuna Fatiha okutur mu okutmaz mı? Müslümanların artık Deccal, Dabbe, Yecüc Mecüc, Zülkarneyn, Mehdi ve buna benzer bir çok bilgilerini yenilemeleri gerekmektedir.

    Soru: Google niçin yüzük üretiyor?

    Saygılarımla.

    Oktan Keleş


    oktankeles@gmail.com

    onaltiyildiz@gmail.com

    Dijital Nazar ve Yürüyen Mobeseler (Esrar-ı Google-1) / ON ALTI YILDIZ

  12. #117
    Üye
    dostempati Avatarı

    Gerçek Adı
    Kalperen C* Türkoğlu
    Üyelik Tarihi
    16.02-2009
    Son Giriş
    Saat
    Yaşadığı Yer
    kalpOder Turan * Krt
    Mesaj
    1.440

    dostempati

    Oktan Keleş Habertürk ' te

    Oktan Keleş 10 Mayıs 2013 Cuma günü Habertürk'te Pelin Çift'in sunduğu "Öteki Gündem" programına konuk olacak. Program saat 23.30'da başlayacak.

    Oktan Keleş, bu programda; toplumsal ilizyonlar, büyü, nazar vs. gibi konuları detaylı bir şekilde anlatacaktır.

    İlizyonlarla toplumlar nasıl yönlendiriliyor? Yabancı istihbarat örgütleri medyumları(!) nasıl kullanıyor?

    Şeytani simgeler nasıl bütün evlere ve işyerlerine giriyor?

    İnsanlar büyü ile nasıl kandırılıp, sömürülüyor?

    İslam'da büyü ve nazar?

    Büyüden ve nazardan korunmanın yolları?

    Oktan Keleş, Habertürk'te / ON ALTI YILDIZ

  13. #118
    Üye
    dostempati Avatarı

    Gerçek Adı
    Kalperen C* Türkoğlu
    Üyelik Tarihi
    16.02-2009
    Son Giriş
    Saat
    Yaşadığı Yer
    kalpOder Turan * Krt
    Mesaj
    1.440

    dostempati

    Mukaddes Emanetlere Saygısızlık

    Bugün Topkapı Saray’ında Hırka-i Saadet Dairesi'nde bulunan Mukaddes Emanetlere karşı yapılan saygısızlık gönlümüzü incitiyor. Geçtiğimiz günlerde bizzat gittim gördüm. Başkasından duyma vs. değil. Gördüklerim karşısında da çok üzüldüm.

    Kurallar varsa neden uyulmuyor? Hiç mi görevli/yetkili yok!

    Mukaddes Emanetlerin bulunduğu bölüme girenleri görünce: “Bu kadar da olmaz!” dedim. Turistler, hiçbir sınırlamaya tabi olmadan, şortla, terlikle, göbeklerini açık bırakan kıyafetlerle içeri giriyorlar. Kur’an okunuyor, Mukaddes Emanetler karşımızda duruyor ve turistler ellerini kollarını sallayarak, yarı çıplak bir vaziyette o bölüme alınıyorlar. Başka bölümlere bir şey demem ama orası bizim için “özel” bir yer, her elini kolunu sallayan, istediği gibi oraya giremez! Girmemeli!

    Dünyanın hiçbir yerinde kutsal mekânlara bu tür kıyafetlerle girilemez. Ne Vatikan'daki ne Roma'daki kiliselere ne de Kudüs'e böyle açık saçık kıyafetlerle girilmesine izin verilir.

    Dünyanın birçok yerinde kutsal yerlere girilirken giyime özen gösterilir.

    St. Petersburg'da kilise ve dini hüviyeti olan yerlere, müzelere girişte kıyafete ilişkin sıkı kurallar var. Mesela kadınların omuzları açık olursa, içeri almıyorlar.

    İtalya'da kiliselere şort, mini etek ve kolsuz bluz ile girmek yasak. Mini etek dışında, şort ve atlet yasağı erkekler için de geçerli.


    Ya bizim Topkapı’daki Mukaddes Emanetler bölümüne gelenler? Bana kimse hikâye anlatmasın, ben orada dakikalarca durdum, ne kıyafetlerle girenleri gördüm. Kurallar var da uygulanmıyorsa, o ayrı bir facia.

    Emanetlere karşı yapılan bu saygısızlıktan utandım. Güya muhafazakâr bir idaremiz var.

    Özellikle o bölüm için özel kurallar koyacaksın. Elin turisti lakayt bir şekilde benim mukaddes bildiğim yere öyle giremez. Zorla da gezdirmiyoruz. Koy kuralı ve uygula!

    Nasıl gelmişti Mukaddes Emanetler bize, bakın size onun hikâyesini anlatayım:

    Yavuz Selim Şam'da. Niyeti Mısır'ı fethetmek... Yıl 1517. Amacı Sina çölünü aşarak Mısır'a varmak. Çölü koca bir ordu ile geçmek, akıl alacak iş değil.
    Paşalar korka korka fikirlerini padişaha arz ediyorlar;

    “Şevketlim Sina çölünde kum, sıcak, susuzluk var. Biz bu çölü ancak 9 günde geçebiliriz. Helak oluruz,” diyorlar.

    Yavuz, onları dinlemiyor. Sürüyor atını uçsuz bucaksız Sina çölüne. Koca ordu çölde. Güneş yükselmeye başlıyor, hava sıcak... Ordu çölde yol alıyor. Padişah Yavuz Sultan Selim birden atını durdurup, hemen atından yere atlıyor. Sımsıcak çöllerde dört elli yürümeye başlıyor. Kumandanlar, vezirler, askerler şaşırıp kalıyorlar. Padişah dört elli yürüyordu. Bu hal, üç dört kilometre böyle devam ediyor. Yavuz’un gözlerinden yaşlar geliyor. Bir müddet sonra sıcak kumlar üzerinden doğrulup, atına biniyor. Yola devam ediliyor. Çöl dokuz günde geçiliyor. Ne telefat var, ne susayan var, ne acıkan var. Mısır'a varıldı, Mısır fethedildi.

    Fetihten sonra İstanbul'a dönüldü. Aradan üç ay geçti. Vezirler, padişahın sakin bir zamanında sordular: “Şevketlim Sina çölünde 3 - 5 km dört elli yürüdünüz. Sonra oturdunuz dua ettiniz, ağladınız. Atınıza bindiniz, yolumuza devam ettik. Bu hadiseyi biz anlayamadık. Bizlere lütfeder misiniz,” dediler.

    Yavuz diz çöktü, ağlamaya başladı.

    "Ne gördüm paşalarım bilir misiniz, yalın ayak başı açık Resulü Ekrem efendimiz önde yürüyordu. Hicabımdan dört ayak yürümek mecburiyetinde kaldım. Sonra kayboldu.” dedi ve tekrar ağlamaya başladı.

    Yavuz Sultan Selim, Mısır seferinden döndüğü zaman sancağı şerif, ve diğer mukaddes emanetler için daire yaptırıp, kırk hafız tayin ederek her gün orada hatim indirilmesini emretmişti.

    Şimdi biz ne yapıyoruz, o Mukaddes Emanetleri, insanların don ile gezmelerine göz yumuyoruz.

    Gönlüm razı değil! Bu revaya sebep olanlardan da razı değilim!

    Erol Elmas

    buulkem@gmail.com

    NOT: Son ziyaretimde Hz. Osman'ın Kayı Boyu damgalı kılıcını göremedim. Gören var mı?

    Mukaddes Emanetlere Saygısızlık / Erol Elmas / ON ALTI YILDIZ

    03.05.2013

  14. #119
    Üye
    dostempati Avatarı

    Gerçek Adı
    Kalperen C* Türkoğlu
    Üyelik Tarihi
    16.02-2009
    Son Giriş
    Saat
    Yaşadığı Yer
    kalpOder Turan * Krt
    Mesaj
    1.440

    dostempati

    16 Yıldız Ne Yazdıysa O

    Sürpriz Yok, 16 Yıldız Ne Yazdıysa O
    :

    Oktan Keleş 26 Şubat 2011'de yazmıştı:

    Sürpriz Yok, Piri Reis’in Haritasının Rotasına Devam. / ON ALTI YILDIZ

    -Bu ülkelerde yeni bir orta sınıf oluşturulurken, model olarak TÜRKİYE gösteriliyor. Türkiye’deki demokrasi ve ılımlı (!) İslam örnek gösteriliyor. Uyanık olmak lazım. Yarın planlar ilerledi mi, Türk halkına da, Orta Doğu halklarının ayaklanmalarını MODEL olarak gösterirler.

    (Batı Medyasının haberlerine bugün bakın nasıl da MODEL gösteriyorlar: Atılan başlıklara lütfen bakın. Türk Baharı diyorlar...(Anlamayanlara not: Türk Baharını16 Yıldız değil, BATI MEDYASI SÖYLÜYOR.)

    Yabancı ajansların Gezi Parkı fotoğrafları en son haber

    Guardian: Taksim'deki Tahrir Medyanı 01 Haziran 2013 09:09)

    - Orta Doğu’da orta sınıf oluşturulurken (kapitalizmin solu) model olarak alınır. Anlayan anladı. Bunu yaparken de, Türkiye’de de iktidarda, kendilerine uygun iktidar değişikliği hevesi olacaktır. Orta sınıf iktidar, demokratik sosyal haklar sloganlarına dikkat!

    ...

    Yine Erol Elmas'ın SOSYAL MEDYA ÖRGÜTLENMESİ ile ilgili "İnternet İsyan Raporu" tüm güncelliğini korumaktadır.

    İnternet İsyan Raporu / ON ALTI YILDIZ

    Sosyal Medya devrede: http://www.hurriyet.com.tr/gundem/23410792.asp

    Bazılarına bu yaşananlar sürpriz gelebilir, 16 Yıldız'ı okumuyorlarsa...

    AMA bu karmaşa arasında Kapitülasyonlar, Petrol Yasası’yla Geri Döndü! / ON ALTI YILDIZ UNUTMAYALIM!


    16 Yıldız Ne Yazdıysa O / ON ALTI YILDIZ

  15. #120
    Üye
    dostempati Avatarı

    Gerçek Adı
    Kalperen C* Türkoğlu
    Üyelik Tarihi
    16.02-2009
    Son Giriş
    Saat
    Yaşadığı Yer
    kalpOder Turan * Krt
    Mesaj
    1.440

    dostempati

    Panthera: hafif, agresif ve zarif aktif tekerlekli sandalye...
    Şeytanilerin Yeni Planı: Önleyici Darbe Konsepti

    Bu Bir Masaldır.

    Kaoslarda, hayır ya da şer, herkes kendi planlarını uygulamaya çalışır. Bu yazının zamanı değildi ama elim değmişken yazayım:

    BOP Şeytani planının, ana caddeler dışında kalan karanlık sokağı, bugüne kadar kimse tarafından yazılmadı. Yazılamazdı çünkü öyle bir siyasi kutuplaşma gerçekleşti ki, büyük bir akıl tutulması ve basiretsizlik zuhur etti. Zaten istenilen buydu. Tam bir kaotik körlük. Ne zaman bakmaya, görmeye çalışılsa yine aynı tarafgirlik, akıl tutulması. Hakikatin görülmesi şöyle dursun, kokusunun bile hissedilmesine büyük bir perde oluyor bu tutulma. Bugün, bu körlüğü yaşayan akademisyenler bile günlük siyasi söylemlerle, milleti daha da kendi tarafgirlikleri ile kutuplaştırıyorlar. Büyük bir akıl blokesi yemiş, algılarının başkaları tarafından yönlendirilmesi konusunda teslim olmuşlara bu yazım, avama değil!

    Küçük bir örnek, Esad, zalim değil mi? Başbakan ve eşi “canım Esad kardeşim” diyerek sarıldığında bu adam evliya mıydı? Biz, o zaman Esad’ı telin ederken, birileri çıkıp; “sıfır sorunu hazmedemiyorsunuz” diye keyifle okuduğum yorumlar yazıyorlardı. Keyifle okumamdan kasıt, yorumların bizi yönlendiremeyeceğini ve edepli her yoruma saygı duyduğumuzu vurgulamak içindir.

    Bir sürü yazdık, çizdik. Yazılar olduğu gibi duruyor. Uyardık, haklı çıktık. Uzun uzun örnek vermeyeceğim ama şunu özellikle düşünen beyinlere sunuyorum: Bugünün tam tersi, ABD'nin bölge planı konjonktürel olsaydı ve Esad’ın desteklenmesi gerekseydi? Hazır Başbakan’da “canım Esad kardeşim” deyip Bakanlar Kurulunu Şam’da toplamışken, bugün muhalif diye desteklenenlere, bugün Esad’a, Esad zalim, katil diyenler o zaman ne diyecektiler? “Esad haklı, adam kendisine yönelen terörü bastırıyor, haklı bu kadar kan dökmede, muhalifler aynen bizim PKK gibi… ” Siz düşünün. İşte değerli On Altı Yıldız takipçileri, bir çoğunun bilemeyeceği, zaten bilmesinin de mümkün olmadığı bazı bilgilerin, zaten her yerde öğrenilemeyeceği için halk ve yanlış yorumlayan millet haklıdır.

    Burada dikkat çektiğim konu şu: Planları yapanlar, operasyon yapacakları toplumun algılarını bir kişiye yönlendirirler. O biri kimse, fark etmez; şu, bu. Millet onun hareket, tavır ve söylemlerini algılar. Eğer Esad’a kötü denirse algılamayı teslim etmiş kesim; “evet Esad kötü” der. “İyi derse,” “evet iyi” der. Bu konu sadece Esad için değil, genelde böyledir. Anlaşılsın diye bu örneği verdim. Bir düşünün, Başbakan “Esad kardeşim, yanındayız” deseydi bugün kimler Esad’a ne derdi? Cevabı siz düşünün. Tabi diyen güç sahibi olunca, yani iktidar olunca iş görür, yoksa muhalefetin, yani güç elinde olmayanın da tersini söylemesi kaçınılmaz olacağı için işte istenilen dizayn gerçekleşir, yani kutuplaşma.

    Şimdi devam edelim:

    Ortadoğu Projesi hazırlandığında, Pentagon, CİA ve müttefikleri ancak bu müttefikleri hani bizim gibi ülkelerden olan müttefikler olarak söylemiyorum. Bunlar, gerçek küresel Şeytaniler. Bu Şeytaniler, binlerce deneme yanılma vs. ile bir plan sahneye koyarlar. Biri alt olsa, diğerini uygulamaya koyarlar. Ama bazen bilerek kendi planlarını da alt ederler, stratejileri gereği. Operasyon yapacakları tarafı umutlandırsın, kendilerine güven versin vs. diye. Arap Baharı planında, devrilecek ülke yönetimleri belliydi. Tüm Arap coğrafyası değil. Uzun vadede Suriye bölünmeyecekti ama Arap baharı illa ki oraya sıçrayacaktı. Bunun bir sürü sebebi var; Sadece Rusya, Çin ve İran deyip, ilkokul çocuğunun bile bileceği bu söylemi tekrara gerek yok.

    Şeytaniler uzun vadede Esad’ın devrilmemesi üzerine planlar kurdu, ama Arap baharının oraya sıçrayacağını aptallar bile bilirdi. Bunun için de tavşana kaç, tazıya tut planını devreye sokuyorlar. Mezhepsel taraflar netleşince de, Suriye’ye ABD planı doğrultusunda, düşmanca tavır alan ülke, bu rolünü aşarsa, uyarılacaktı. Yaşananları bir düşünün, bunlar olmadı mı? Başbakan son ABD gezisinde, ABD’ye Suriye’ye müdahale talebi ile gitti, kendi beyanatı var, gidince ABD ne dedi “Dur bakalım, elindeki veriler bizde mevcut değil, Cenevre sözleşmesini işleteceğiz” dedi. Başbakan ne dedi? “Fikrim değişti ve gelişti.” Peki fikrini kim değiştirdi ve geliştirdi? ABD. Yani planı bizzat kuran. (Ah birde milleti fikrini değiştirse) neyse. Yani ABD baktı ki Suriye’ye müdahale olacak, veya Suriye’nin düşme riski arttı, hemen uyarı verdi, yani tavşanın hemen yakalanmasını istemiyor, kovalanmasını istiyor. İşte bizim stratejik derinciler, bu derinliğe inemedikleri gibi… neyse…. İleride inşallah burayı belki yazarım.

    Devam edelim;

    Bunlar, hemen Esad devrilecek planına göre politika yaptılar. Çünkü dost dediklerine güvendiler. Ama güvendikleri dostları da, Esad kadar zalimdi. Fark etmediler herhalde. ABD, AB neden muhaliflere silah ambargosu yaptı? Tam Esad güçleniyor; pat bir açıklama Fransa’dan “silah ambargosu kalksın.” Tabi bu açıklama plandaşlarının sesi olarak seslendiriliyor. Bakıyorlar Esad sallanıyor, pat İngiltere açıklama yapıyor, “Türkiye yanlış yapıyor,” diye. Hâlbuki Türkiye’ye gazı da onlar veriyor. Duruma göre, Esad bir hamle yapıyor, pat Angelina Jolie mülteci kampında dünya kamu oyunu gıdıklıyor. Esad hamleyi arttırınca, pat İsrail Golan tepelerine hava saldırısı yapıp, durumu dengeliyor. Muhalifler hamle yapıyor, pat Rusya hemen ABD ile telefonda vs vs. Bizimkilerde “az kaldı, yarın zafer bak cart curt…” Kusura bakmayın… Bu cart curt lafından. Yav bu kadar mı basiretsizlik olur? Yoksa bu işin işinde başka işler mi vaaaaar?

    Şimdi gelelim yazının başlığının içeriğine;

    Kerry neden bir ayda üç kez Türkiye’ye geldi? Bizimkiler nasıl da onore oldu değil mi? Peki biz ne dedik; “inanmayın bunlaraaaa, inanmayınnn.” Ne oldu, Kerry dün “Türkiye’de 2.sınıf demokrasi var” deyince, Davutoğlu çılgına döndü, cevap verdi. Yine bizim bazı kesimler; “bak, gördün mü Davutoğlu nasıl da lafı gediğine koydu, yine cart yine cart curt.”

    Avrupa, ABD ve bölge ülkeleri mesaj gönderiyor; “Türkiye’deki olaylardan endişeliyiz, itidale çağırıyoruz” diye. Yav bunun uluslararası arenada anlamını bilmiyor musunuz? Büyük kaos planı devrede! Ama hükümetin hatasından faydalanarak bunu yapıyorlar. Önce halkla başlatırlar. Zaten onlara bu başlangıç yeterdir. Polisi kendi halkına karşı kışkırtanlar kim? Gözden kaçtı, bir polis otosundan göstericiler kaleşnikof çıkarıp, medyanın gözü önünde sergilediler! Kaleşnikof soru işareti? Dünya medyasındaki fotoğrafların altındaki başlıklara baksanıza!
    Sonra Emniyet'i suçlayanlar başladı; liberaller, Nagehan Alçı gibiler, polisten tasfiye edilenler bunu yapıyor olmasın YAZISI… Anlayın ki bu bir operasyon başlangıcıdır Emniyet'e. Şimdi Emniyette kötü oldu değil mi? Ayıp ayıp.

    Ben büyük resimden bahsediyorum. Polis hatasızdır demiyorum. Neyse, yazımıza devam edelim:

    Plan şudur; büyük bir kaos, halk hareketi, yayılıyor. Anket yapmışlar ve asker darbe yapsın diyenler, oranlar var. SAKIN MİLLET DARBE İSTİYOR ANLAMI ÇIKMASIN, BAŞKA BİRŞEY ANLATMAYA ÇALIŞIYORUM ANLAYANA! Ama en önemlisi, ABD Şeytanının işte karanlık sokak dediğim planı, ÖNLEYİCİ DARBE PLANI. Nedir o, şimdi 12 Eylül nesli, darbeyi görenleri bir önceki yazımda belirttim. Siyasette ve hayatta; kimi iş adamı, kimi işçi, kimi emekli ve hepsinin bir sosyal standardı var.

    Dikkat, Bahçeli “müdahil olmayız,” derken bir takım tecrübelerle bunu yapıyor ama siyaset kabuğuna çekilmek değildir. Neyse, şimdi konu bu değil. Zaten bu bile anlatacaklarıma delil. Dün tv’ler de “darbe olur mu?” tartışmaları vardı. Kimi, “daha olgunlaşmadı,” kimi “yok olmaz,” kimi “belli olmaz.” dediler. Şu muhabbetlere bakın. Şimdi halk yani o kuşak diyor ki darbe olursa olgunlaşmayı ya da kan gövdeyi götürmeden, asker müdahale etsin. 12 Eylül'de olduğu gibi beklemesin. İşte zurnanın zırt dediği yer budur ki, ABD’nin Ortadoğu planındaki "zırt" planı da budur. şimdi ABD Türkiye’yi itidale çağırmıyor mu, ikinci sınıf demokrasi var, diyerek plandaşlarıyla dünyaya duyurmuyor mu? Bunlar size bir şey ifade etmiyor mu?
    11 Eylül hadiselerinde, ABD, terörü önleyici konseptlerini ilan etmemiş miydi?

    Bu konsepte, uygulamaya koyacağı ülkeleri bekliyor, oyuna gelmeyin. Türkiye’de askerler ceza evinde. Şimdi polislere operasyon olacak gibi! Ee iktidarın mağduriyeti kalmadı. Yok eskiden şöyleydi böyleydi. 10 yıldır iktidardasın. Bu söylemler, psikolojik olarak kimseyi tatmin etmez. Dış politikan çökmüş, PKK ile anlaşmalar meydana dökülmüş, riskli bir çok durum oluşmuş, tencere tava, boş hava lafıyla geçiştirmek, nedir bu?
    Bir tatlı söz bu işi çözecektir, yani tüm Şeytani planları boşa çıkaracaktır.

    80 milyonun kaderi bir kişinin diline bağlıysa bu da hoş değil ya. Ama bu durum o kişinin samimiyetini test etmeye yeter. ABD konjoktürel olarak ülkenin bu kaosundan, yeni bir darbe türü kulaklara üflerse? Ama bu öyle 12 Eylül gibi değil, Başbakan haricinde herkes, ama herkesin uzlaşacağı ve halkın da bunu alkışlayacağı bir durum planlıyorsa. Çünkü ikna olacak manzaralar var; halk diyecek ki; “az daha kan gövdeyi götürecekti ki, Allah’a çok şükür, ülkenin sağduyulu kesimleri, yöneticileri, her kurumu bunu engelledi.” (ABD'nin Planı.)

    Ne kadar örgüt falanlar filanlar bu eylemlerde varsa ki, olması da kaçınılmaz, ama halk da meydanlarda. Bunu iyi tahlil etmek lazım. Halkın isteklerine kulak verin! Alkışlıyorum milletimi, halkımı.

    Bu benim meczupça endişemdir, paylaştım sadece. Belki hepsi de hayal. Seçimlere dikkat. Bir önceki yazımı çok seviyorum. Ve bunları da benden başka yazacak meczup yoktur. Daha soru gelmesin yazabileceklerimin en anlaşılabilecek hali ve her kesime dostane paylaşımımdı bunlar.

    YAŞASIN TÜRKİYE CUMHURİYETİ.

    NOT:
    Kitabımdan 10 gün geri kaldım. Yakında, On Altı Yıldız’da kitapla ilgili sürpriz müjdeyi yayınlayacağız, inşallah.

    Saygılar, selamlar.

    Oktan Keleş

    oktankeles@gmail.com

    onaltiyildiz@gmail.com


    Önleyici Darbe Konsepti / ON ALTI YILDIZ




Sayfa 8 / 17 İlkİlk ... 456789101112 ... SonSon