Sayfa 7 / 17 İlkİlk ... 34567891011 ... SonSon
Toplam 245 mesajın 91-105 arasındakiler

Konu: Sırdaş...

Buraya tıklayarak yazıları büyültebilirsiniz Buraya tıklayarak yazıları küçültebilirsiniz
  1. #91
    Yasaklı Üye
    SSaaFFee Avatarı

    Üyelik Tarihi
    02.10-2012
    Son Giriş
    21.11-2012
    Saat
    19:20
    Yaşadığı Yer
    saint-denis
    Mesaj
    68

    SSaaFFee

    STAR, dünyanın en güvenli, en sağlıklı, en konforlu ve en dayanıklı tekerlekli sandalye minderi.
    Alıntı Alıntı Yapılan Kişi: dostempati Mesajı Gör
    Zombiler

    The Walking Dead adlı dizi bu sıralar AMC kanalından ayrılarak yeni yayın kanalı bulmaya çalışıyor. Bunun için de ilginç yöntemlere başvuruyor.

    Haftanın kareleri: 20-26 Ağustos - Dünya Genel - ntvmsnbc Foto Galeri

    “Başkanlık İçin Zombi” kampanyası işe yarar mı bilmiyoruz ama bu diziyi baz alarak biraz ZOMBİ’lerden söz edelim:

    “The Walking Dead bir zombi kıyametinin sonrasını anlatıyor; komadan uyandığında hastanenin ve yaşadığı kasabanın tamamen terk edilmiş olduğunu gören polis şefi Rick Grimes'in dünyası bir daha eskisi gibi olmayacaktır. Rick Grimes önderliğinde küçük bir grup insan, zombi ordularından uzakta kendilerine yeni bir ev aramak için Birleşik Devletler genelinde seyahat etmektedir.

    Atlanta’da ise küçük bir grup insan, ölümün köşe başında olduğu her an hayatta kalma mücadelesi veriyor. Gün geçtikçe hayatta kalma koşulları zorlaşıyor. Rick ve diğerleri bu korkunç yeni dünyada savaş verirken insanlıklarına sığınabilecekler mi?”

    http://tr.wikipedia.org/wiki/The_Walking_Dead_(dizi)


    Bu zombi dizisi sadece dizi olarak kalmadı. Özellikle çocuklara yönelik oyunları ile de ön plana çıktı. The Walking Dead PC oyunu’ndan sonra karakter geliştirmeye dayalı The Walking Dead sosyal oyunu da çıktı.



    Bu oyunların çocukların zihinlerinde ne gibi etkiler yaptığını anlatmayacağım. Bu konuda Oktan Keleş geçtiğimiz günlerde bir makale yayınlayarak gerekli ipuçlarını bizlere vermişti.

    Oyun İçinde Oyun / ON ALTI YILDIZ

    Burada dikkat çeken nokta şu: Son yıllarda bu zombiler oldukça ön plana çıkarılmış görünüyor. Bunun elbette çok önemli sebepleri var. Bu önümüzdeki süreçte yaşanacaklarla da alakalı.

    Hollywood yapımcıları (hepsi değil özellikle Kabala ile ilgisi olanlar) “bir şey” hayatımıza girmeden, “o şeyi” filmlerle hayatımıza sokuyorlar. Böylece insanların zihinleri ilerde yaşanacaklara hazırlanmış oluyor. Artık insanlar bu yeni “şeye” zihnen hazırlandıkları için tepki göstermiyorlar. Bu yeni “şeyi” yadırgamıyorlar. Böylece Hollywood sinema endüstrisi görevini kusursuz bir şekilde yapmış oluyor. İnsanlar, Şeytani planlar doğrultusunda hazırlanmış olan gelecekteki yaşanacaklara, psikolojik olarak hazırlanmış oluyorlar.

    Zombiler’de bunun için hayatımıza sokuldu. Ancak bu zombi’lerin hayatımıza girmesi; bizim hayrımıza, insanlığın hayrına olan bir proje değil. Şimdilik bu kadar ipucu verebilirim. Kesinlikle Şeytani bir proje.

    Bu proje’nin arka planını bilmeyen birileri, bu Şeytani projeye alet olmaktadırlar. Onlar, işin eğlencesinde (İstanbul'da Zombi Yürüyüşü / ON ALTI YILDIZ) ama bu projeleri hazırlayanlar, olayı eğlence olarak görmüyorlar. İnsanlığın hayrına olmayan sinsi bir planı devreye sokmak için, çocuklardan başlayarak tüm insanları zihnen “zombi” fikrine alıştırıyorlar.

    Aman dikkat!

    Erol Elmas
    buulkem@gmail.com

    Fotoğraflar ve yazının aslı için kaynak: Zombiler / ON ALTI YILDIZ
    türkiyede bu gösterinin seçim yerinin ne gibi bir özelliği var?
    sultan ahmet tarihi bir mekan. aynı zamanda dini sembolize eden yerlerden?..

  2. #92
    Üye
    dostempati Avatarı

    Gerçek Adı
    Kalperen C* Türkoğlu
    Üyelik Tarihi
    16.02-2009
    Son Giriş
    Saat
    Yaşadığı Yer
    kalpOder Turan * Krt
    Mesaj
    1.436

    dostempati

    Kız Kulesi Sohbetleri: Su ... Kız Kulesi Sohbetleri: Su / ON ALTI YILDIZ

    Oktan Keleş'in Derûnî Devlet-Kutsal Halı kitabında geçen Kız Kulesi sohbetlerinden bir bölüm...


    KIZ KULESİ SOHBETLERİ: SU

    Latif Baba bu hafif çisiltiyi kastederek; “Elhamdülillah, rahmet yüzümüzü okşadı.” dedi. Bunun üzerine Cemil Efendi şöyle dedi; “İnşallah safî kulların buseleri de damlacıklarda vardı.” Cemil Efendi’nin ne demek istediğini anlamamıştım. Ta ki Cemil Efendi, yağmur- rahmet konusunu anlatana kadar. Cemil Efendi anlatmaya başladı:

    “Müsaadenizle efendim, bu konudaki tebliğimi sunayım: Bir gün, yüzüme damlayan bir su damlacığını takip ettim. Yaradan’ın verdiği ruhsatla onun yolculuğuna şahit oldum. Su damlacığı buhar oldu, birçok merhaleden geçti, daha sonra görevli melekler yeni bir giysiye bürünen su buharcığının zerresini teslim aldı. Bana dönerek şöyle dedi melekler; ‘Senin takibin buraya kadar.’ Meleklere sordum; ‘Sonra nereye gidecek bu su zerresi?’ Melekler şöyle cevap verdi: ‘Bizden de büyük görevli rahmet melekleri teslim alıp, Yüce Rabbimize teslim edecekler.’ Yine sordum; ‘Peki daha sonra ne olacak?’

    Yine cevap verdi melekler:’ Rabbimiz rahmet hazinesine koyar dilerse.’ Yine sordum; ‘Ya daha sonra?’ Melekler kısa cevap verdi; ‘Gaybı Allah bilir. Biz bildirilenden başka bir şey bilmeyiz.’ MELEKLER, SENİ TENZİH EDERİZ EY RABBİMİZ. BİZİM, SENİN BİZE BİLDİRDİĞİNDEN BAŞKA BİLMEYİZ.’ Bakara/32 ayeti gereği cevap verdiler. Daha sonra yine takiplerim devam etti. Ama hep aynı yerde keşfim sona erdi efendim. Ta ki, mirim, pirim, efendim İlhami’ye sorana kadar. O da lütfetti daha ileri bilgiyi verdi bendeniz fakire.” dedi.

    Cemil Efendi gözleriyle İlhami Abi’ye bakarak; “Ruhsat var mı canım efendim?” dedi. İlhami Abi, Cemil Efendiye tebessüm ederek, “destur efendim” diyerek cevap verdi. Bu kısa sürede benim adeta canım gitti. Ya ruhsat çıkmasa, devam edilmeseydi? Cemil Efendi konuşmasına kaldığı yerden devam etti: “İnsanın gözyaşının buharı da kanun icabı göğe yükselir. Melekler analiz eder, ‘Bu gözyaşı bu âdemden nasıl çıktı?’ diye rapor yazar, ‘Allah için mi ağladı, yoksa bu yaş gülerken mi, göz pınarlarından çıktı?’ diye. Daha sonra bu raporu diğer görevli meleklere sunarlar. Onlarda Rabbimize teslim ederler. Rabbimizde kendi için dökülen gözyaşlarının buharının zerresini rahmet olarak hazinesine katar. Daha sonra da dünya seması bulutlarına rahmet olarak yükler, yağdırırmış. Nefis için gözyaşlarının buharlaşması yine semada bulutlara yüklenir. Rabbimiz için olan gözyaşı, rahmet olarak yağmur olur, ekinlere dünya arzına şifa olur: nefis için olan gözyaşı ise musibet, afet olur. Bu böylece sürüp gider. Yüce Kelâm’da buyrulduğu gibi ‘ZERRE KARŞILIĞI KAYBOLMAZ, KARŞILIĞI VERİLİR.’ Zilzâl/7-8 Özel görevli melekler bu işte memurdurlar. Tıpkı canları, ruhları teslim alan melekler gibi. Yine burada Rabbimizin rahmetinin gazabını geçmiş olduğunu görürüz. O zaman gözyaşlarımız nasıl çıkıyor, buna dikkat etmeliyiz! En azından, rapor tutanlara ve insanlığa hürmeten bu dikkati göstermeliyiz. ‘İÇİNİZDE ALLAH’A GÖNÜL HOŞLUĞU İLE ÖDÜNÇ ARZ EDECEK BİR YİĞİT YOK MU? ALLAH ONA KATLARINI VERSİN.’ Bakara/245. Arz edeceğimiz gözyaşına dikkat.


    ŞÜPHESİZ Kİ ALLAH, İNSANLARA ZERRECE ZULÜM ETMEZ. FAKAT İNSANLAR KENDİLERİNE ZULÜM EDERLER.’ Yûnus/44 Zerre kadar yaptığımız bir şey dahi, Yaradan’a, oradan da yine bize döner. Gözyaşı bile böyle rahmet, ya da azap olarak bize geri dönüyorsa, diğer hallere daha çok dikkat etmeliyiz. Yine Yüce Kelam’da buyrulduğu gibi yani: ‘KENDİ ELLERİMİZLE İŞLEDİĞİMİZDENDİR.’‘YAVRUCUĞUM YAPTIĞIN İŞ BİR HARDAL TANESİ AĞIRLIĞINDA DA OLSA KAYA İÇİNDE VEYA GÖKLERDE VEYA YERİN DİBİNDE GİZLENSE DE ALLAH ONU GETİRİR MİZANA KOYAR. ÇÜNKÜ ALLAH, EN İNCE DETAYLARI BİLİR VE HER ŞEYDEN HABERDARDIR.’ Lokman/16 ayeti gereği. O zaman zerrelerimize dikkat edelim, onlara Allah’ın rızasını yükleyelim efendilerim. Yine: “ALLAH’IN RIZASINI KAZANMAK VE İMANLARINI KÖKLEŞTİRİP TAKVİYE ETMEK İÇİN ALLAH YOLUNDA MALLARINI İNFAK EDENLERİN DURUMLARI İSE YÜKSEKÇE BİR TEPEDE BULUNAN BOL YAĞMUR ALTINDA İKİ KAT ÜRÜN VEREN BAHÇEYE BENZER. SAĞANAK DÜŞMESE BİLE AZ YAĞMURLA YİNE DE MEYVE VERİR. ŞÜPHESİZ ALLAH AMELLERİNİZİ GÖRÜR VE BİLİR.’ Bakara/265 ayeti gereği. O güzel insanların Allah için döktükleri zerreler, gözyaşları, az da olsa dünyaya rahmet, bereket olarak iner. Ya diğer zerreler? Allah yüce Kelâm’ında; ‘İÇİNİZDE KİM İSTER Kİ KENDİSİNİN HURMALIK VE ÜZÜMLÜKLERİNDEN BİR BAHÇESİ OLSUN, ALTINDAN IRMAKLAR AKSIN İÇİNDE HER TÜRLÜ ÜRÜN BULUNSUN, ÜSTÜNE İHTİYARLIK ÇÖKMÜŞ OLSUN. VE ELLERİ TUTMAZ GÜÇLERİ YETMEZ BİR TAKIM ZAYIF YAVRUCUKLARI OLSUN, DERKEN O BAHÇEYE ATEŞLİ BİR BORA İSABET EDİVERSİN DE O BAHÇE YANIVERSİN. BÖYLE FELAKETİ KİM İSTER? İŞTE ALLAH AYETLERİNİ GEREKTİĞİ ŞEKİLDE DÜŞÜNESİNİZ DİYE BÖYLE AÇIKLIYOR.’ Bakara/ 266 buyuruyor.”


    Cemil Efendi bunları söylerken, Veysel Dede’nin gözlerinden yaşlar sel gibi boşaldı. Cemil Efendi, Veysel Dede’nin gözyaşlarını kastederek, “Yolculuğunuz uğur ola, rahmet ola yine başımıza döne efendim.” diyerek dua etti. Orada bulunan herkes de “âmin” dedi. Latif Baba, anlatılanların mânâ dolu olduğunu söyleyerek: “Ne güzel keşifler ne güzel bilgiler bunlar. Yaradan, ‘her canlıyı sudan yarattım’ buyurur. Bu mânâ da bilgi de canlıdır, onu taşıyanda su damlacıklarından yaratılmıştır.” deyip susmuştu.


    Latif Baba’nın sözlerinin mânâsını yıllar sonra anladım. İzlediğim bir belgesel programında, bilgiyi depolayan bilgisayarlardan bahsediliyordu. Şöyle diyordu belgeselde konuşan bilim adamı: “Bir bilgisayar 35 ton su, 1 kilo bakır ve 700 çeşit kimyasal madde ve değişik elementler harcanarak meydana gelir.” Buraya kadar öğrendiğim bilgilerin derinliği tarifsiz bir haz yaşamama sebep oluyordu.

    Yağmurun rahmet hazinesinde olması, bir sırrının mânasının olması çok şey anlatıyordu. Bu konu üzerine Latif Baba şu ayeti okumuştu: “SÖYLEYİN BANA O İÇTİĞİNİZ SUYU, SİZ Mİ İNDİRİYORSUNUZ ONU BULUTTAN YOKSA BİZ MİYİZ İNDİREN?” Vakıa/68-69 Birkaç saniyelik sessizlikten sonra Bekçi Baba bir iç çekti ve şöyle dedi: “Ah ah, Yaradan’ın suyunu ve tüm nimetlerini insan israf ediyor!” Bunun üzerine Rıza Baba üzgün bir ifade ile “ağzına sağlık” dedi ve ekledi:


    “Oysa Yaradan her şeyi, suyu da bir ölçü ile indirir. O ölçüde insanın beşeri ihtiyaçlarını gidermesi için gerekli olan miktar vardır anlayana. Fabrikanı kur, uçağını yap, kâğıt yap, aklına ne gelirse yap, ama sen de insan olarak bir ölçüyle yap değil mi? Eline verilen miktar belli, ihtiyacında kullanırken ölçüyü kaçırma, başkalarının hakkına tecavüz etme. Başkaları kim diye sorma; herkes, her canlı değil mi?”


    İlhami Abi acı bir tebessümle şu ayetleri okudu: “KENDİSİNE BÜYÜK ŞEREF VE İTİBAR VERDİM. SONRA TAMAH EDEREK DAHA DA ARTTIRMAMI İSTER. ASLA, ÇÜNKÜ O BİZİM AYETLERİMİZE KARŞI HALA BİLDİĞİNCE İNAT EDİYOR. BEN İSE ONU DİMDİK BİR YOKUŞA SARDIRACAĞIM. ÇÜNKÜ O ŞÖYLE BİR DÜŞÜNDÜ ÖLÇTÜ BİÇTİ. KAHROLASI NASIL ÖLÇTÜ BİÇTİ? SONRA KAHROLASI NASIL BİÇTİ. SONRA BAKTI. SONRA KAŞLARINI ÇATTI VE EKŞİTEREK SURATINI ASTI. SONRA ARKASINI DÖNDÜ BÜYÜKLÜK TASLAYARAK, BU ÖTEDEN BERİ NAKLEDİLEN BİR BÜYÜDÜR. BU İNSAN SÖZÜNDEN BAŞKA BİR ŞEY DEĞİLDİR, DEDİ. BEN ONU CEHENNEME ATACAĞIM…” Müddessir/ 14-15-16-17-18-19-20-21-22-23-24-25-26

    Burada kastedilen insan Velid Bin Muğire şahsında, bu amelleri yapan tüm insanlardır. Her türlü ölçüyü sözde kendi belirler, başkalarının hakkını yer. Bu bir fabrikatördür,bir patrondur, liderdir şudur budur. Meselâ ekolojik dengeyi bozandır. Ölçüsüzce doğayı katleder; herkesin hakkı olan enerjiyi, suyu kendisi fazlasıyla kullanır.Böyle yaptığı için; ‘Sen dengeyi bozuyorsun, Yaradan var. Bu gidişin sonu kötüdür. Kuran’da, bilimde böyledir.’ diyenlere karşı kaşlarını çatar, ‘Bunlar eski malsallardır’ der.” dedi. Orada bulunanlar kafalarını sallayarak İlhami Abi’nin bu konuşmasını onayladı.


    Böyle davranan birçok insan gözümün önüne geldi. Veysel Dede sordu: “İnsanın ekolojik dengedeki yeri nedir acaba?” Latif Baba cevap verdi. “İnsanın halifeliği bir yana, insan düpedüz ekolojik dengeyi ve ölçüyü bozucudur.” Cemil Efendi destek verdi: “Haklısınız canım efendim, hem de ne bozguncu. Yüce Kelam’da: ‘İnsan bu ahlâkî dengeyi bozacak’ diye açıkça bildirilmiş.”


    Şükür Dede söze katıldı: “Bu konuda küçük bir tebliğim var.” dedi. Hazârat bunun üzerine, “buyurun efendim” dediler. Şükür Dede şunları söyledi: “Bir keşfimde bulutlarda herkesin ismini gördüm. Şöyle yazılıydı: Hasan oğlu Hüseyin’in abdest suyu miktarı, içme suyu miktarı, diğer ihtiyaçları miktarı. Yani Yaradan her şeyi kuluna bir ölçü ile kullanacağı nimetin üzerine ismini yazmış. Buna hayvancıklar ve nebat isimleri de dahil. Şimdi hal böyle iken, insanın halife vasfıyla, tüm bunları idare ve iradesiyle adaletle dağıtması gerekirken, insan acaba kimlerin hakkını yiyor? Meselâ su. Efendimiz Habibullah (sav) abdest alırken ne miktar kullanmış? Neden ‘israf etmeyin’ buyurmuşlar efendim?” Hazârat “eyvallah, efendim!” diyerek mukabele ettiler bu keşfe. Ben bu konuşmalardan sonra adeta eridim bittim.

    Derûnî Devlet-Kutsal Halı (S.57-61)

  3. #93
    Üye
    dostempati Avatarı

    Gerçek Adı
    Kalperen C* Türkoğlu
    Üyelik Tarihi
    16.02-2009
    Son Giriş
    Saat
    Yaşadığı Yer
    kalpOder Turan * Krt
    Mesaj
    1.436

    dostempati

    Sembol Savaşları ... (Ayrıntılı resim, belge ve kanıtlar için ... Sembol Savaşları / ON ALTI YILDIZ)

    The Walking Dead'cılar Mesaj Gönderdi!

    Oktan Keleş, semboller üzerinden savaşı konu eden bir yazı kaleme almıştı.
    http://www.onaltiyildiz.com/haber.php?haber_id=480

    Oktan Keleş, sembollerin filmlerde nasıl kullanıldığının ipuçlarını vermişti bizlere. “Derûnî Devlet-Kutsal Halı” Kitabında da buna benzer pek çok örnek veriliyordu. Örneğin Zülkarneyn (as)’ın boynuzlu olarak tasvir edilmesi, çift boynuzlu olarak adlandırılmasına karşı, Şeytan’ın da tasvir olarak boynuzlu çizilerek, dezenformasyon yapıldığı biliniyordu. Filmlerde de Şeytan boynuzlu olarak gösterilmektedir.

    Aşağıdaki resimde “Yüzüklerin Efendisi” filminde Gandlaf ve Şeytan karşı karşıya olarak gösterilmektedir. Dikkat edilirse, burada da Şeytan boynuzlu olarak tasvir edilmiştir.

    Yine Oktan Keleş SIRDAŞ yazı dizisinde “Türk Devlet Geleneğindeki Sembol: İç İçe Geçmiş Üç Ay Yıldız (Hilâl)” başlıklı yazısında iç içe geçmiş üç hilâl ile ilgili bilgiler veriyordu.http://www.onaltiyildiz.com/haber.php?haber_id=22

    O yazıda: “Gazi Paşa önderliğinde T.C Devleti Meclisi'ni kurmuş, Cumhuriyet'in ilanı vukuû bulmuş, ilk Meclis toplanmış, bir sene boyunca Meclis'in tüm faaliyetleri zapta geçirilmiş ve arşivi yapılmıştır.

    1923- 24 yıllarındaki Meclis'in bütün zabıtları bir kitapta toplanmıştır. TEŞKİLAT gururla bu KİTAP'a sembolünü basmıştır.” diyerek ilk Meclis’in kayıtlarının toplandığı kitabı örnek olarak göstermiş ve üzerine basılan iç içe geçmiş üç hilâl'e dikkat
    çekmişti.

    Odin, Boynuz ve Üç Hilâl

    Oktan Keleş "Derûnî Devlet-Kutsal Halı" kitabında:

    “Vikinglerin Tanrı zannettikleri ODİN tasviri... O tasviri incelerseniz, göreceksiniz ki, heybetli bir adam, başında çift kanatlı bir başlık, elinde mızrak, belinde kılıç, yanında iki tane kurt var. Zülkarneyn (as)’i düşünün, Kuran-ı Kerim’de güçlü bir komutan, dünyayı fetheden ve dünyanın her bölgesine giden, bazı kavimlerce yenilmez kabul edilen bir bilge, o kavimlerin cehaletiyle Tanrı kabul edilir. Odin de Allah’ın bir kuludur. Fin ve Norveç kültürlerinde Tanrı zannedilen Odin, Oğuz Kağan’dan başkası değildir. Tıpkı Türk mitolojisinin kahramanlarından Bügü Tekin gibi. Bügü Tekinde aynı Odin gibi, yanındaiki karga, iki kurt, sağ ve sol omzunda istihbaratçı kargalarla tasvir edilir.” demektedir.

    Dikkat edilirse Odin tasvirleri hep boynuzlu ve yanında kurt olarak tasvir edilir. Kurt bilindiği gibi Türklerin sembolü olarak bilinmektedir. Kurt'un sırrını da kitaptan öğrenmiştik.

    Odin’in sembolü ilginçtir; boynuzdan yapılmış, iç içe geçmiş üç hilâdir. Tıpkı Zülkarneyn’in çift boynuz anlamına gelmesi gibi. Odin'in başında da hep çift boyunuz vardır.

    Oktan Keleş, "Zülkarneyn’in BİLGE KAĞAN olduğunu söylemişti," demiştik. Enterasandır:

    Godfrey Higgins “Odin kelimesinin etimolojisi onun Woden, Wotan, Woutan ve Odinn kelimelerinden gelebileceğini göstermektedir. Bu kelimeler 'ağaç' veya 'rüzgar' anlamlarında kullanılmıştır.” diyor ve şu çarpıcı bilgiyi veriyor:

    “Suriye dilinde Odin, Adonis’tir. Fakat Suriye ve Puşto dillerinde (aynı şekilde Tamul dilinde) O sesi bir artikeldi. Bu durumda Odin, Dn, Dun veya Don olacaktır. Bu sefer de Don kelimesinin bilgelik veya bilgi anlamına geldiğini görüyoruz.” diyor. Yani Odin kelimesinin BİLGE anlamında olduğunu vurguluyor.

    Buradaki Dun, Don kelimeleri de ilginç. Mesela Bu kelime’nin DANimarka ile bağlantısı var mı? Veya İngilizler üst düzey profesörlere DAN derler, 'en bilgili' kişi manasında vs…

    ...

    16 Yıldız Sitesi’nin de amblemi olan bu iç içe geçmiş hilâl nasıl dezenformasyona uğratılmak mı isteniyordu?


    İç içe geçmiş üç hilâl ile ilgili dezenformasyonlarda var. Tıbbi atıkların ambleminde bu kullanılır. Bu "yaklaşmayın" anlamındadır.

    Narnia Günlükleri'nde de Cadı'nın arabasında yine Üç Hilâl vardır.

    Aşağıda Harry Potter ve Ateş Kadehi filmden bir sahne görüyorsunuz. Yine aynı sembol dikkat çekmektedir. Ortadaki 'masonik göz' dikkat çekmektedir!

    Bizim için önemli olan bu sembolün anlamını "Derûnî Devlet-Kutsal Halı" kitabından öğrenmiştik.

    Oktan Keleş, İstanbul’un altındaki şehirle ilgili bilgileri anlatırken, orada bulunan bir yapıdan söz etmişti. Türklerin ve bütün milletlerin arşivi olan bu şehirde:

    “Kubbelerin kemerinde ve bu mekânın giriş kapısının üzerinde iç içe geçmiş Üç Hilâl ve yıldız kabartması vardı. İlk TBMM’in Osmanlıca tutanaklarının ilk sayfalarında da bu amblemi görmüştüm. Bu amblemin, Türk’ün devlet yapısının sırrını taşıdığını öğrenmiştim.” demiş ve yapının nasıl olduğunun çizimlerini de yaparak, o şehirle ilgili özel bilgileri bizlere aktarmıştı.

    Şimdi gelelim iç içe geçmiş bu üç hilâl ile ilgili güncel gelişmelere:

    Bildiğiniz gibi “The Walking Dead” adlı dizi hakkında birkaç yorum yazmıştık. Zombileri konu edinen bu dizinin arka planı ile ilgili bilgileri sizlerle paylaşmıştık. Zombiler meselesi Oktan Keleş’in son kitanında "Dabbet’ül Arz" ile ilgili olarak ele alınmıştı. İnsanlık için oldukça tehlikeli projelerin ayak seslerini o kitaptan öğrenmiştik. Zombiler de bunlardan biriydi. İnsanları zombi fikrine alıştırıyordu bu dizi.

    Sıradan bir dizi değil, bir plan doğrultusunda çalışıyordu. Belli bir amacı vardı. Bir eğlence dizisi olarak görülmemeli.


    Burada bir kısa not yazmam gerekir: Oktan Keleş, bu tip projelerle ilgili olarak zaman uyarılarda bulunuyor.

    The Walking Dead dizi yapımcılarının Oktan Keleş’in çalışmalarından rahatsız oldukları çok açık. Hatta şunu söyleyebilirim: Oktan Keleş’in çalışmaları, Türkiye’den çok, yurt dışından daha çok takip ediliyor. Bu konuda zamanı gelince inşallah bir şeyler yazarız.

    "The Walking Dead" dizisinin son bölümünde (3. sezon 3. bölümün 09.42 - 09.45 ) bir sahne var: Aşağıda resmini görüyorsunuz: 16 Yıldız’ın amblemini olduğu gibi almışlar.

    Mesaj alınmıştır….


    Erol Elmas
    buulkem@gmail.com



  4. #94
    Üye
    dostempati Avatarı

    Gerçek Adı
    Kalperen C* Türkoğlu
    Üyelik Tarihi
    16.02-2009
    Son Giriş
    Saat
    Yaşadığı Yer
    kalpOder Turan * Krt
    Mesaj
    1.436

    dostempati

    Türk Tarihini Bilen, Atatürk’ü Bilir ..... ( Ayrıntılı resim, belge ve kanıtlar için... Türk Tarihini Bilen, Atatürk’ü Bilir / ON ALTI YILDIZ )

    Oktan Keleş, yine tarihi sırları açıklıyor....


    Atatürk ile ilgili olarak çok gelen bir soru var, bu yüzden bu yazıyı öne aldım.

    Atatürk Mason mu? Neden birçok fotoğrafında sağ eli göğsünde, mason nizam duruşunda?

    Kısaca açıklayayım; öncelikle Atatürk’ün bırakın mason olmasını, mason localarını kapatmasından dolayı Mahmut Esat Bozkurt’la birlikte bir numaralı hedef olduğu belgelerle sabittir. Bununla ilgili zaten her şey bilinir. Üstelik bir tv kanalında masonlarla ilgili bir program yaptığımızda bu konuları uzunca belgeleri birlikte anlattım. Arzu edenler, internet paylaşım sitelerinden bu programı izleyebilirler.

    Ben yine kısaca ilk defa bilinmeyenleri açıklayacağım bugünkü yazımda:

    Öncelikle yukarıdaki soruyu, “iyi niyetli” soran okuyucularımın delil diye gösterdiği argümanlar nedir, ona bakalım: Efendim birçok fotoğrafındaki pozlarda, Atatürk mason duruşunda, sağ eli göğsünde duruyormuş, bu Tevrat’ta geçiyormuş:

    Tevrat’ta :4: 2,3,4,5 bölümlerinin devamı olan:

    Çık.4: 6 Sonra, "Elini koynuna koy" dedi. Musa elini koynuna koydu. Çıkardığı zaman eli bir deri hastalığına yakalanmış, kar gibi bembeyaz olmuştu.


    Çık.4: 7 RAB, "Elini yine koynuna koy" dedi. Musa elini yine koynuna koydu. Çıkardığı zaman eli eski haline dönmüştü.


    Atatürk’ün bunu Tevrat öğretisi olduğu için yaptığına delil sunanların bilgisiz oldukları ortaya çıkmaktadır. Neden mi?


    Ben de Kuran’dan Neml Suresi 12. ayetten örnek veririm.


    ELİNİ KOYNUNA SOKTA KUSURSUZ BEMBEYAZ ÇIKSIN, DOKUZ MUCİZE İLE FİRAVUN VE KAVMİNE GİT ÇÜNKÜ ONLAR YOLDAN ÇIKMIŞTIR.”


    Ee şimdi ne oldu, Atatürk’ün yaptığı bu hareket, Kur’anî bir hareket oluverdi.


    Ama değerli okuyucularım; Atatürk’ün bu pozları vermesinin, o pozlarda durmasının sebebi bu da değil. Yukarıdaki mantığa göre bu bile yeterli delil olurdu, ama “sebep budur” diye kolaya kaçmayacağım. Salavat-ı Şerife getirirken, sağ el kalbe götürülür ya, bu da değil!


    Devam edelim, yine bu pozdaki duruşun; centilmenlik duruşu olduğu, dönemin kral ve dünyaca tanınmış liderlerinin emperyal duruşu olduğu vs. diye savunmaya geçenler de var. Bu anlatılanlar da kısmen doğru; araştırırsanız göreceksiniz ki, mesela Napolyon başta olmak üzere, bir çok lider benzer pozlar vermişlerdir.

    Ama hayır, sebep bu da değil, değerli dostlar.

    Öncelikle Atatürk’ü iyi anlamak için gerçek, TÜRK tarihini bilmek gerekir. Gazi Paşa, gizlenen TÜRK tarihinin içinde kamufle edilmiştir
    .


    Bunun iki sebebi var: Birincisi, tüm Türk tarihi, yeni yeni toprak altından, muradullah dairesinde çıkmakta.


    İkincisi, bilerek (ehillerce) stratejik olarak kamufle edilmesinden, ya da kısmen şeytanilerce örtbas edilmesinden.
    Atatürk, ehillerce; yıkılmış, işgal edilmiş, bölünmüş topraklarda, yeni devlet kurma görevi için, çekirdekten yetiştirilenlerden en liyakatli kişi olarak seçilmişti. Türk töresi üzerine yetiştirilme tarzına sahipti. Bu konuyu fazla açmadan, asıl soru olan;
    ATATÜRK NEDEN SAĞ EL GÖĞSÜNDE POZLAR VERMİŞTİR?” bunu açıklayayım.


    Değerli dostlar, çünkü o duruş, mason duruşu şöyle dursun, emeryal filan duruşu da değildir! O duruş; TÜRK TÖRESİNDE, (BİLGE KAĞAN) DURUŞUDUR.


    Sağ el kalbin üstünde, manası, kalbe ermek, KALP’EREN YANİ ALPEREN duruşudur. Tüm milletinin değerlerini -Yüce Yaratıcının İslam tasavvufunda da dile getirilen, “mümin kulumun kalbine sığdım” mecazı gibi- sıkıca kalbe bastırmak, kalbinin, bu değerler için attığının simgesidir.


    Bu duruşu ayakta, dik durarak ve yerde bağdaş kurarak, oturarak tüm bilge Türk Başbuğları yapmıştır. Çünkü töredir.


    İşte yakın zamanda çıkarılan BİLGE KAĞAN HEYKELLERİ. Hepsinin sağ elleri kalbindedir. Lütfen dikkat buyurun. Derûni Devlet- Kutsal Halı Kitabının yeni serisinde, gizlenen Türk metinlerindeki bu kaideleri yazdım. Belki yayınlarım. Bu ilgili bölümü önceden veriyor olmamın sebebi, sıkça bu pozun Atatürk’ün masonluk duruşu zırvası olduğundandır.

    Şimdi gelelim Ata’nın, "Oğuz Oğulları ve Tuna" şiirlerine:

    Oğuz Oğulları

    Asya’nın ortasında Oğuz oğulları
    Avrupa’nın Alplerinde Oğuz torunları
    Doğudan çıkan biz, batıda yine biz
    Nerede olsa, ne olsa kendimizi biliriz.

    Hep insanlar kendilerini bilseler,
    Bilinir o zaman ki hep biziz.
    Türk sadece bir milletin adı değil,

    Türk bütün adamların birliğidir.

    Ey birbirine diş bileyen yığınlar,

    Ey yığın yığın insan gafletleri

    Yırtılmış gözlerdeki gafletten perde,

    Dünya o zaman görecek hakikat nerede?

    Hakikat nerede?

    Tuna


    Gafil hangi üç asır, hangi on asır
    Tuna ezelden Türk diyarıdır.
    Bilinen tarihler söylememiş bunu,
    Kalkıyor örtüler, örtülen doğacak

    Dinleyin sesini doğan tarihin

    Aydınlıkta karaltılı şafak

    Yalan tarihi gömüp, doğru tarihe gidin!

    Nehirlerdir Türk’ün şaşmaz yol mühendisleri

    Her nehir Türk'ü bilir her nehri
    Tuna'nın da kıyısından gitti eski Türk
    Geçti eski Türk Tuna’yı da yararak

    Kaç defa, hangi defa?
    Sormayınız nafile.

    Bilmez tarih bile.

    Tarih çocuk güdük tarih güdük

    Sökün büyük, pek büyük.

    Sayılmaz, sayılmaz bu sökün
    O kadar çok Tuna’dan geçtiği günler Türk’ün.
    Tuna’nın yalnız üst ve alt illeri değil,
    Tuna’nın üstü de altı da yer.

    Dipdiri ve ölmez bir Türk vatanıdır.

    Tuna’nın üstünü yaptı vatan
    Türk
    Bakarak, akarak, yararak geçti
    Tunanın altını kabristan yaptı.

    Tuna’yla ruh oldu dipte yatan Türk.

    Tuna’nın sisten ve güneşten yorganı.

    Topraktan ve çakıldan yatağı ile

    Akıyor "Türk'e vatanım" diye.

    Derindir görünmez Tuna’nın dibi
    Türk coşkun Tuna gibi,
    Tuna coşkun Türk gibi.


    Tuna yalnız vatan değil, yeni ufuklara

    Türk'ü götüren eski bir Tuna
    Adam da ilk adamdır.
    Adam ile yaratıcı
    "Yaradan" dediğimiz yaratan adamdı.
    İnsanlar tazelenir, mekanlar ihtiyarlar.

    Nesiller kaynaşıyor, coğrafya küçülüyor
    Bırakılan yer göçtü.
    Bırakana göç düştü.
    Adamlar: "Haydin" dedi.
    Alpler "Hoş geldin" dedi.

    (Eminin bazılarının Atatürk’ün şiir yazdığından, bu şiirlerinden bile haberleri yoktur. İşte Ata’yı biz bu kadar tanıyoruz.)

    Ne diyor Ata, “Tuna ezelden Türk diyarıdır! Bilinen tarihler söylememiştir bunu.” Yani bilinmeyen bir tarihin olduğunu açıkça söylüyor, kalkıyor örtüler, örtülen doğacak, yani kamufle edilen hakikatler çıkacak. aydınlıkta karaltılı şafak yani merhum Barış Manço’nun 2023 Sabahı Şafakta Kayaların Oğlu
    .


    Ata’nın şiiri şöyle devam ediyor: Yalan tarihi gömüp, doğru tarihe gidinTuna ismi ile bir sır: Tuna isminin tersi ANUT’tur. Yani “Anıt.” Bu kodlama bir addır, şimdi fazla açmıyorum.


    Şimdi şiire devam edelim: Türk sadece bir milletin adı değil, bütün adamların birliğidir. Dünya o zaman görecek, hakikat nerede nerede?


    DERÛNİ DEVLET-KUTSAL HALI kitabımda da yazdığım gibi; Türk, tek olan tüm milletleri toplayacak olandır, tüm adamları.


    Orkun anıtlarına,
    Bengü Taş” denir yani “ebedî anıt.” “Devlet -i Ebed Müddet” lafı bu taşın kodundan alınmıştır. Atatürk’te bu koda atfen, “Türkiye Cumhuriyeti ilelebed payidar kalacaktır.” demiştir. Tuna isminin tersten, “anut, anıt” olmasının bir sırrı budur. Bu konu oldukça geniş olup, şimdilik fazla açmıyorum. Yani Ata boşuna şiire bu ismi vermemiştir.


    Şimdi bazı resimler sunalım;

    Genelkurmay arşivindeki Çanakkale’de 13 yaşındaki asker Türk çocuğu da mı masondu bu pozu verirken.

    Yine bazı Osmanlı padişahlarının tabloları…


    Ayrıca 5. Murat masondur. Atatürk dönemindeki şeyhülislam Musa Kazım Efendi masondur ve niceleri… Bu ayrı.

    Yine elim değmişken, Atatürk’ün bıyığı Wilhelm bıyığı falan da değildir. Güya Atatürk’ün bıyığı Kayser İkinci Wilhelm’den esinlenme imiş. Bu da ayrı safsatadır. O da yine Balbal Türk mezar taşlarında çıkan tüm heykellerde kaytan, dönen, öz be öz Türk atalarının bıyığıdır. Aşağı doğru bıyık mongol etkisidir. Balbal heykellerinde de sağ el kalpte, bir kase içinde içtenlik sunulur, bunları şimdi açmıyorum, mesele çok uzar.

    Ata, sandalyeler dururken, o çok sevdiği halısına, Türk töresindeki Bilge Kağan gibi bağdaş kurarak oturmuştur. İlginç değil mi, neden bu pozlardan söz edilmiyor? Yine Bilge Kağan’ın başsız heykelinin elinde tespih vardır.

    Ata'nın elindeki tespihler, bunlar eski Türklerin elinde de vardı yani Budizimle açıklanmaz. Bunu da belki ileride açarım...

    Bazı konuları açmayacağım dememdeki sebep; hem çalışmalarım var, hem de dezenformasyona uğramaması için. Çalışmalarım alınıp, söylemediğim şeyler yazılıyor bunun için. Zamanı gelirde nasip olursa açacağım.


    Atatürk’ün mason olma ihtimali, Abdullah Gül ve Recep Tayyip Erdoğan’ın mason olma ihtimali kadardır, yani sıfır.


    Saygılarımla.

    Oktan Keleş

    Oktankeles@gmail.com
    onaltiyildiz@gmail.com

  5. #95
    Yasaklı Üye
    SSaaFFee Avatarı

    Üyelik Tarihi
    02.10-2012
    Son Giriş
    21.11-2012
    Saat
    19:20
    Yaşadığı Yer
    saint-denis
    Mesaj
    68

    SSaaFFee

    Alıntı Alıntı Yapılan Kişi: dostempati Mesajı Gör


    Atatürk ile ilgili olarak çok gelen bir soru var, bu yüzden bu yazıyı öne aldım.

    Atatürk Mason mu? Neden birçok fotoğrafında sağ eli göğsünde, mason nizam duruşunda?
    youtube da belgeleri var.
    balıktan geldiğine inanıyor. gökten indiği sanılan kitap diyor Kur' an' a sayın, ATAmız
    Allah, dinini bazen zalimlerin eliyle yüceltir, şeklindeki sözün kaynağı nedir, neyi ifade ediyor? | Sorularla İslamiyet

    kalpleri ancak Allah ve bildirdikleri bilir.

    Atatürk müslümanmıdır?
    kendisi ateistim diyorsa.
    benim onu bi kalıba zorla sokmaya çalışmam saygısızlık olsa gerek!

    Nisa - 101 bknz.

    Mümtehine - 4

    Allah, Bazen Dinini Düşman Eliyle Güçlendirir; Bir Mü’mini, Düşmanının Eliyle Yetiştirir: “Nihayet Fir’avn ailesi onu (Hz. Mûsâ’yı, bebekliğinde) yitik olarak aldı. Çünkü o, sonunda kendileri için bir düşman ve bir tasa olacaktı. Şüphesiz Fir’avn ile Hâmân ve askerleri yanılıyorlardı.” (28/Kasas, 8)

  6. #96
    Üye
    dostempati Avatarı

    Gerçek Adı
    Kalperen C* Türkoğlu
    Üyelik Tarihi
    16.02-2009
    Son Giriş
    Saat
    Yaşadığı Yer
    kalpOder Turan * Krt
    Mesaj
    1.436

    dostempati

    Deruni Devlet Kitabında anlatılan Dabbet'ül Arz bölümüne devam:



    Sin-Ay



    1) “Kıyamet yaklaştı, ay yarıldı.” Kamer / 1

    Hz. Muhammed (sav) efendimizin mucizesidir. Tıpkı Zülkarneyn seddi gibi ahir zamana yönelik hakikati olan bir mucize. Hz. Musa (as) Kızıldeniz’i yarmıştı ve Firavun’u ordusu ile boğmuştu.

    2) Sen bil ki, Hz. Muhammed’de (sav) cinlerin firavununu ve ordusunu “ay”ı yararak hapsedip boğdu manyetik dalgalarda.

    Ahir zamanda bu yarılan yerden; manyetik hapisten yarığın açılması; “İKİNCİ YARILMASI” sebebi ile dünyaya saldırılar gerçekleşecek. Kıyametin çağı. Ahir zamanın alameti.

    3)“Sin insanı”nı inşa etmek isteyen Şeytanîler ay’ın yarılmasından sonra yeryüzünü manyetik alıcılarla doldurmak isteyecek, bu varlıklar dünyaya adeta yapışsın diye. “Sin insanı”nın çelik iskeleti bu varlıkları üzerine mıknatıs gibi çeker.

    Peygamberimizin (sav) ay’ı yarıp cinlerin farklı bir türü olan bu varlıkları ay’ın manyetik dalgalarında boğması ve yaşayanlarının bir kısmını hapsetmesi bir rahmettir.

    Yarılan bölgeye “mim vadisi” denir.


    4) Bu tür cinler Peygamberimizden önce serbesttiler. Efendimiz’den (sav) sonra ise Cin Suresi 8-10 ayetlerinde mealen geçtiği gibi “Bizler önceleri kulak hırsızlığı yapıyor, yıldızlarda oturacak yerler buluyorduk. Şimdi manyetik hapisteyiz. Şihap-ateş topunun tehdidindeyiz.” manasında Efendimiz’in onları hapsettiğini ve boğduğunu dillendirirler.

    5) Mim sırrı, eğik iğne gibidir.

    “Ayetlerimizi yalanlayanlara göklerin kapısı açılmaz. DEVE iğne deliğinden geçmedikçe cennete giremezler.”Araf / 40

    Hz. Salih’in (as) devesi mucize olarak indirilmişti ve “YERYÜZÜNDE” otlasın diyordu ayet (Araf / 73). Demek ki bir yerden gelmiş ve kesmişler; düşün! Kesenler Kudar bin Salif ve 9’lar çetesi.

    (“Sin insanı” “mim vadisi”nden deve geçirme iddiasında.)

    6)Sin-Ay Tapınağı Peygamberimiz geldikten sonra Arabistan’da yok oldu. Çünkü orada cinlere; yani Sin-Ay cinlerine tapıyorlardı.

    “Melekler derler ki; “Onlar CİNLERE tapıyorlar.”” Sebe / 41

    Sebe Melikesi’ni düşün. Ay melikesini... Yemen’de hüküm sürdü. Peki kendi neredeydi? Hz. Süleyman (as)’a teslim olduktan sonra, Hz. Süleyman’ın vefatı ile ay’a mı döndü?

    7) Şeytanî Sin’ciler (Singularityciler) yeryüzünde Sin tapınağını canlandırmak için kolları sıvadı. Gökyüzünde de ay’ı bombalıyorlar ki yarık açılsın biran önce…

    8) Dabbe Mezarlığı:Yesevî-Melamî sırrında SİN:

    Yunusum babam der ki;

    “Gel göresin bu SİNLERİ”

    Sin: Ölü gömülen gömüt, kabir, mezar, yarık.

    9) Şeytanîlerin Kabala Şifresi, Kodu ve Sözü:

    DİKKAT! Sözün sahibi Ufo çalışmaları yapan Adolf Hitler:

    “Ancak bir deve iğnenin deliğinden geçtiğinde büyük bir insan seçimle iş başına gelir. ” (Bu seçilmiş insan Deccal’dir. Çünkü insanları etkiler.)

    10) Hz. Salih’in (as) devesini kesenler SAYHA ile azaplandı.

    Sayha: Siyah, çığlık, korkunç ses.

    Ay’ın siyah yüzünün çığlığı 9’ları bekler. Ay’ın siyah yüzünü gördün mü?

    “Yarık yarık çatlamış yere andolsun.” Tarık / 12



    Oktan Keleş
    oktankeles@gmail.com

    Konuyla ilgili resim için: Sin-Ay / ON ALTI YILDIZ

  7. #97
    Üye
    dostempati Avatarı

    Gerçek Adı
    Kalperen C* Türkoğlu
    Üyelik Tarihi
    16.02-2009
    Son Giriş
    Saat
    Yaşadığı Yer
    kalpOder Turan * Krt
    Mesaj
    1.436

    dostempati

    Oktan Keleş anlatıyor: Derviş Kıyafetlerinin Anlamları - Derviş Kıyafetlerinin Anlamları / ON ALTI YILDIZ


    1. Bölüm: http://www.youtube.com/watch?v=79hBtvZQHR0

    2. Bölüm:
    http://www.youtube.com/watch?v=lKYNCtw8Yuo

    3. Bölüm:
    http://www.youtube.com/watch?v=c2LYEmuqr1Q

    4. Bölüm:
    http://www.youtube.com/watch?v=aOeDEYwGsf8

    5. Bölüm:
    http://www.youtube.com/watch?v=4btEHfW2918

    6. Bölüm:
    http://www.youtube.com/watch?v=jo4k4Pggk8Y

    7. Bölüm:
    http://www.youtube.com/watch?v=4w8qpNed5yA


    Tek Bölüm Halinde: http://www.youtube.com/watch?v=pceY_E_aFso


    NOT: Gürüntüler, cep telefonu ile çekildiği için bu şekilde çıkmıştır.

  8. #98
    Üye
    dostempati Avatarı

    Gerçek Adı
    Kalperen C* Türkoğlu
    Üyelik Tarihi
    16.02-2009
    Son Giriş
    Saat
    Yaşadığı Yer
    kalpOder Turan * Krt
    Mesaj
    1.436

    dostempati

    Oktan Keleş, Habertürk'te

    Oktan Keleş 10 Aralık 2012 Pazartesi günü Habertürk'te Pelin Çift'in sunduğu Öteki Gündem programına konuk olacak. Program saat 23.45'te başlayacak.

    Programın tek konuğu Oktan Keleş olacaktır.

    Oktan Keleş, bu programda; şimdiye kadar çözülemeyen, hatta Harvard Üniversitesi'nin dahi özel ekip kurarak çözmeye çalıştığı, "Tılsımlı Şehzade Gömleklerinin" İLK DEFA Canlı yayında çözümünü yapacak.

    Bu gömleklerin sırrı yani üzerindeki yazılar şimdiye kadar çözülemedi. Öteki Gündem programına orijinal bir şehzade gömleği getirilerek, Oktan Keleş tarafından bu gömleklerin üzerindeki yazılardan bir tanesi açıklanacaktır.

    Programda ayrıca şunlar anlatılacaktır:

    Oktan Keleş’in son kitabı olan Deruni Devlet-Kutsal Halı kitabında anlattığı; Türklerde halı ile mesaj verme, halı üzerine işlenen motiflerle geleceğe mesaj bırakma, halı motiflerinde saklanan şifreler ile önemli olayların anlatılması…

    Türklerin, yazıyı, halı motifleri ile geleceğe taşıması.

    Tılsımlı şehzade gömlekleri ve kutsal halı arasındaki bağlantı. Aslında her şehzade gömleği bir kutsal halı mı?


    2848 - Sırdaş...

    Yine bu programda İLK DEFA açıklanacak olan:

    Türklerde musiki ile kişisel tedavi.

    Burada her kişinin nasıl ayrı bir burcu, varsa aynı zamanda ayrı bir notası da var. Hatta her kişinin nasıl farklı parmak izi varsa, her kişinin de ayrı bir notası vardır. Öteki Gündem programında bunun örneği uygulanacak. Burada kişinin notası cifr/ebced ile bulunup, musiki aleti ile gösterilecektir. Sonra da o bulunan nota ile kişinin tedavisinin nasıl olduğu anlatılacak.

    Ayrıca nasıl kişilerin notası varsa, milletlerin de, hatta kâinatında ayrı bir notası vardır.

    Türklerde musiki ile tedavinin bu yönü ilk defa açıklanacak bir bilgidir.

    Türkler, musiki ile nasıl mesaj verirler. Toplum, musiki ile nasıl yönlendirilir? Bunun örnekleri…

    Bu organizasyonu, kimler, nasıl yaparlar?

    Eski Türk öğretisinin sırları nelerdir. İlmi olarak bunun izahı.

    Musikinin insan ruhu üzerindeki etkisi.

    Musiki ile nasıl hipnoz yapıyorlar? İnsan psikolojisini nasıl etkiliyorlar?

    Fareli Köyün kavalcısı örneği…Neden her sene yeni bir parça dünya çapında popüler oluyor? Bu parçalar özel mi yapılıyor?

    İnsanın akordlanması

    Milli marşlarla insanlar nasıl akordlanır? Neden Dede Korkut’un elinde kopuz vardır. Kopuzun etkisi nedir? Dede Korkut gibi olan kişiler kimlerdir? Bunların toplum üzerinde etkisi.

  9. #99
    Üye
    dostempati Avatarı

    Gerçek Adı
    Kalperen C* Türkoğlu
    Üyelik Tarihi
    16.02-2009
    Son Giriş
    Saat
    Yaşadığı Yer
    kalpOder Turan * Krt
    Mesaj
    1.436

    dostempati

    --

    Oktan Keleş Üstadımızı izlemek gurur vericiydi. Dostun kalbine de düşmanın kalbine de ok gibi saplanmak için Oktan olmak lazım. Televizyonlarda sıklıkla karşılaştığımız hiçbir delile, belgeye yer vermeden sadece kafasındakileri sanki tek gerçekmiş gibi anlatmaya çalışanlardan ne kadar da farklı ve güzel bir anlatımı vardı Oktan Keleş in. Görsel bir şölen gibiydi. Söylediği parçalar ve sesinin güzelliğiyle de bizleri duygulandırdı. Hocam Allah sizden razı olsun. Allah bizlere de ilminizden istifade edebilmeyi nasip etsin...


    ------

    Oktan Keleş, Habertük Tv'de Pelin Çift'in sunduğu Öteki Gündem programına konuk oldu.

    Öteki Gündem'in reytingi en yüksek programlarından biri oldu. Oktan Keleş yine birbirinden ilginç konuları gündeme taşıdı.

    Tılsımlı Şehzade Gömleklerini anlatırken, Atatürk'ün de bir tılsımlı gömleği olduğunu söyledi.

    Yine tılsımlar bölümünü anlatırken de Türk Bayrağı'nın bilinmeyen bir yönüne de dikkat çekti.

    Programın tekrarı Pazar günü 12.00 ile 14.00 saatleri arasında olacaktır.

    ---------------------

  10. #100
    Üye
    dostempati Avatarı

    Gerçek Adı
    Kalperen C* Türkoğlu
    Üyelik Tarihi
    16.02-2009
    Son Giriş
    Saat
    Yaşadığı Yer
    kalpOder Turan * Krt
    Mesaj
    1.436

    dostempati

    Ümmet Aranıyor ... Ümmet Aranıyor / Oktan Keleş / ON ALTI YILDIZ

    Yine Yahudi, yine zulüm. Aynı filmi sar baştan. Üstelik bir ay önce net istihbarat verdik İsrail'in saldıracağı ile ilgili. Yıllarca yazdık, çizdik, slogan attık; “kahrolsun İsrail" falan. Hatta 1989 yılında Milli Gazete’de yazdığım yazıyı bile yeniden yazdım. Biz slogan attıkça, “Aaa baktım bir şey olmuyor..." Anladım ki ümmet lazım.

    Hani kuru kuru, bize de bazen, “Türkçülük Yapıyorsun!” diyerek, “Ümmetçi Olmak Lazım!” ahkamı kesenler var ya, onlara soruyorum; "nerede bu ümmet?"

    Dün bir arayayım dedim bu ümmeti, baktım nerelerde mesela; Bush ile Suudi Yahudi kralı el ele. Bankalarında 18 trilyon doları var… Dubai diye yeni bir İslami kültür(!) merkezi var; 10 yıldızlı oteller vs. Lüks kelimesi bile fukara kalır, onların lüksü yanında. Araplar da para gani. Avrupa bankalarını finanse ediyorlar, futbol takımları satın alıyorlar. Vay vay, Arap baharı dolmasını yutmuşlar, yeni dizayn...

    Müslümanlar kutuplaşmış; İran Pers derin devleti, Yahudi’yle işbirliğinde. Mezhep çatışmaları kapıda. İslam dünyasının tv kanallarına girdim; ooo, etraf güllük gülistanlık; vur patlasın, çal oynasın! Alimler birbirine girmiş… Bunca tarikat, cemaat dünya genelinde İslam aleminde her sene toplanan zekat parası bilineni 250 milyar dolar, evet yanlış yazmadım, bilinen, nasıl mı? Hani faizsiz banka da kurdular ya faizsiz nasıl oluyorsa… Giriş çıkışlarından, finans hareketlerinin takibinden... İstihbarat raporlarına yansıyan bu. Yansımayanı Allah bilir.

    Kâbe’yi Las Vegas’a çevirdiler. Paris Hilton Mekke'de bir çanta ve aksesuar mağazası açmış. Ne diyelim, Yahudi krala da bu yakışır...

    "Bir buçuk milyar nüfuslu Müslüman dünya var." deniliyor. Eee hala Gazze sorunumuz var. Başka bir din, eğer bir buçuk milyar nüfuslu ve Müslümanların coğrafyaları onlarda olsaydı, enerjileri imkanları vs. uzaya hakim olurlardı, ama bizimkiler daha Gazze’yi koruyamıyor. Bak bak, Yahudi’nin insafına kalmışlar.

    Bizimkilere baktım; Dışişleri politikası ağlamaya endeksli. Gitmiş ağlıyor, ne küçük düşürücü bir resim… Şimdi duyar gibiyim, ağlamak insani bir meziyet… Tabii ki öyle, ama böylesi ağlamak değil. Yahudi piçi vuracak, biz hep ağlayacağız, dua edeceğiz, ee hani fiili dua? Kur’an ne diyordu? Hani samimiyet?

    Sayın Davutoğlu, ağlamayalım; İsrail’le olan gizli-açık tüm anlaşmaları gel fesh edelim! İsrailli tüm şirketlere "goodbye" diyelim. Bak herkesin gözünden kaçtı, sarıldığın acılı adamcağızın cebinde Yahudi sigarası var:

    İsrail bundan kahrolmuyor işte. Hepimiz bu ürünlere, bazı politikalardan dolayı mahkûmuz. Bunu hükümet çözer… Maalesef işte gerçekler; Obama’ya çok güveniyordunuz, şimdi yine bizim dediğimiz çıktı, "hayal kırıklığı" yaşamışlarmış. Ne komik… ABD politikalarını terk edelim. Müslüman’ın ve Gazze’nin katili bunlar. Yine Filistin hareketleri ne kadar İslami, onu da tartışalım mı? Neyse… Çin zulmüne de aynı tepkiyi gösterelim, Afganistan’a, Keşmir’e vs. ama nerede? Hep önümüze ABD çıkıyor. Sayın Başbakanın samimi arkadaşı OBAMA.

    Neyse, ümmet aramaya devam ederken, bir de bizim ülkeye bakayım dedim. Bu ümmetçiler iktidarda, ülkede ne değişmiş; aaa baktım faiz gırla gidiyor, zina suç olmaktan çıkmış, genelevlerin önünde hala güvenlik mensupları nöbette… Gelen vergi, müftü ve imamlara maaş olarak veriliyor. Hani 11 yıl önce biri vardı böyle demişti, baktım o da iktidar partisinde… Aaa gdo'lu tohum israil’den, "One Minut" deniliyor, ardından da mayınlı araziler Yahudi’ye verilmek isteniyor. NATO düşmanları en büyük NATO’cu olmuş. Kişisel hırslar, devlet yönetimine karışmış. Hz. Ömer adaleti nutukları atanlar, Allah söyletiyor, FİRAVUNLAŞMAK diyenler başköşede. Üüüüüfff ne ihaleler, gemicikler, komisyoncuklar. Yetim hakkı yenmiyordur herhalde. Ha, yine bol bol cami yapalım sloganları… Lüks otellerde sünnet düğünü yapmalar. İslami sosyete üretmeler, daha önce laik kesime ne eleştiri getiriliyorsa aynısının beterini -haşa- İslami olarak yapmalar. Mesela Uğur Dündar’a kızanlar, onun yerine kendi Uğur Dündarlarını getirmeler, Rasim Ozan’ı alkışlamalar. Koltuğa yapışmalar, ille de Başkan, ille de ben diyenler…

    Allah Allah, bir sürü mehdi de çıkmış ortaya. Mehdi enflasyonu var.

    İçki tüketiminde dünyada ilk ondayız, uyuşturucuya değinmiyorum. Bu ülkede, Jennifer Lopez 50 bin kişi hala topluyor. Tv'lerde bugün ne giysek yarışmaları, türbanlı bacılar. Unutmuşlar, en büyük modacı Azrail as’dir. "Beyazı giydirir, doğru podyum yerine, huzuru mahşere…" o kadar!

    Ya bazı İslami kanallardaki yemek tarifi programları, Allahın nimeti, çalgılı çengili yapılıyor, vay be… Pislik akan tv dizileri, acayip yarışmalar, sordum kendi kendime, "ne değişmiş İslami açıdan?" Ha, vardır bir bildikleri(!)

    Neyse ümmete baktım, aradığım yerlerde bulamadım, sonra çare ne diye düşündüm; tek çare TÜRK BİRLİĞİ, sonra TÜRK İSLAM BİRLİĞİ, sonra İSLAM BİRLİĞİ sonra İNSANLIK BİRLİĞİ, TÜRK ADAMLAR BİRLİĞİDİR.

    Hayali ümmetçiliği bırakın, gerçek ümmeti kurmak istiyorsanız TÜRK SANCAĞI ALTINDA BİRLEŞİN! ÜMİTSİZLİK YOK, KOKUŞMUŞLUĞUN farkına varacağız ki uyanalım, rahmet olsun, ALLAHIN VAADİ YAKINDIR, O KUTLU ZAMAN YAKLAŞIYOR. Tüm dünya Adaletle dolacak. Mazlumun hesabı sorulacak.

    Son sözüm: İsrail yok olacaksın, Şaron’un piçi, Allah nurunu tamamlayacak.

    Saygılarımla.


    Oktan Keleş
    oktankeles@gmail.com
    onaltiyildiz@gmail.com
    21.11.2012

  11. #101
    Üye
    dostempati Avatarı

    Gerçek Adı
    Kalperen C* Türkoğlu
    Üyelik Tarihi
    16.02-2009
    Son Giriş
    Saat
    Yaşadığı Yer
    kalpOder Turan * Krt
    Mesaj
    1.436

    dostempati

    ÜÇ ADEM(*) ... İlhami Abi Sohbetleri / ON ALTI YILDIZ

    Bir ara o masaya gözüm takıldı. Masadaki adam kafeden gelen musıkînin ses notasına uygun, ahenkli bir sesle:

    -Düşünmekle bazı şeyler olmaz. Gel, otur dedi.

    Allah Allah... Bana mı dedi diye dikkat kesildim Bu sefer üflediği nargilenin dumanı, bir an benim ismim olan harfleri yazdı ve dağıldı. Gözlerime inanamadım.Deli oldum galiba dedim veya halusinasyon görüyordum. Masadaki iyi giyimli kırk yaşlarında olan adam, yine ahenkli bir sesle:

    -DELİ olmak için önce insan olmak gerekir dedi.

    Hayretim bir kat daha artmıştı. İçimi nasıl okumuştu bu adam? Nasıl anlamıştı düşüncelerimi? Öfkelenme emareleri hissediyordum kendimde: Ben insan değil miydim? Ama şaşkınlığım öylesine fazlaydı ki, öfkemi bastırıyordu.

    Tekrar bana:

    -Bazı şeyler düşünerek değil, “yaşayarak” olur dedi.

    Ona karşı bir merak ve onu çözme ihtirası baş gösterdi içimde ve oturabilir miyim dedim.

    hafif bir tebessümle

    -Oturman için daha ne yapalım ? dedi.

    Teşekkür ettim, oturdum. Garson geldi.

    -Ne alırsınız ?

    -Çay dedim. Ona olan merakım dışa yansımasın diye de biraz umursamaz bir tavırla

    -Aslında fark etmez - biraz bekledikten sonra - Merhaba! deyiverdim.

    Başını sallayarak mukabele etti. Beklemeye devam ettim, bir şeyler söyler miydi? O ise susuyordu. Çayım geldi. Şekerlerini atıp karıştırdım. Bekliyordum. Masaya oturmadan önce geveze mi, beni rahatsız eder mi diye düşünürken şimdi de içimden; acaba susar mı, ya konuşmazsa diye endişe etmeye başlamıştım. Garip bir durumdu. Olmazsa konuyu ben açayım dedim. Şu deli meselesini. İnsan olmak deli olmak için, derken neyi kast etmişti; ne manâya geliyordu bunlar? Hem de bana bir atıfta mı bulunmuştu? Bunların bahanesiyle sorarım dedim ki, bana bir mânâlı bakışla:

    -Delikanlı, insanlık bir olgudur. O olgudan kim bir lokma yerse, alırsa ve üzerine sürerse ve onunla boyanırsa o zaman insan olur. Bazıları o boyaya kendilerini olduğu gibi batırır. O olgudan başka hiçbir şey onlarda gözükmez dedi.

    Ben de

    -Hepimiz insanız. Öyleyse o olguyu taşıyoruz dedim.

    Şöyle emin tarzda

    -Yoo..dedi.

    Ben de biraz muhalefet havasında

    -Nasıl yoo..İnsan değil miyiz? Bu kadar dolaşanlar, insan değiller mi?

    -Hayır. Çoğu Birinci Âdem;

    azı İkinci Âdem;

    çok azı da Üçüncü Âdem; İNSAN yani dedi.

    Kafam karıştı. Ne demek Birinci Âdem, İkinci Âdem, Üçüncü Âdem insan? Hepimiz Âdem oğlu Âdem değil miyiz diye düşündüm içimden.

    Yine içimi okuyarak:

    -Yaratılış itibariyle hepimiz Âdemoğluyuz; ama öyle kalmaz bu iş.

    -Ne demek yani dedim.

    -Dinle dedi:

    Birinci Âdem, Yüce Yaradan’ ın bir halife yaratacağım dediği ve yarattığı anda hiçbir şey bilmeyen Suret Âdem.

    İkinci Âdem ona eşyayı öğrettiği isimlerini öğrettiği; yani onu ilimle, bilgiyle donattığı âdem.

    Üçüncü Âdem İnsan ise kendisini davet ettiği, kendisine gelme -dönme teklifini yaptığı Âdem.

    İşte bu: Âdem İnsan.

    Birinci Âdem, tüm yaratılmış insanların ortak adı. İşte senin söylediğin Hepimiz, Âdemoğlu âdem değil miyiz’ in karşılığı, bu Âdem.

    Bu manâda evet.İkinci Âdem bilgili. İnsanlık öğelerini taşıyan, vasıflarını bilen. İnsan olma yolunda. Üçüncü Âdem; yani İNSAN; Yaradan’ına, Onun gönderdiği bineğe binip giden Âdemoğlu. Gördün mü Âdemler içinde Âdem olanı. İşte melekler bu Âdeme; Üçüncü Âdeme: insana secde etti ve eder. Eşref-i mahlukât rütbesi bu insandadır.

    ...

    (*)Oktan Keleş'in "Bir Meczubun Rüyası" Kitabından

  12. #102
    Üye
    dostempati Avatarı

    Gerçek Adı
    Kalperen C* Türkoğlu
    Üyelik Tarihi
    16.02-2009
    Son Giriş
    Saat
    Yaşadığı Yer
    kalpOder Turan * Krt
    Mesaj
    1.436

    dostempati

    AŞK BİNEĞİ ... İlhami Abi Sohbetleri / ON ALTI YILDIZ

    Onu, yarattığı bütün varlığa zerrelere, moleküllere, atomlara kuantumlara –her ne düşünürsen oraya- gönderdi.

    Gönderdi ki kulları AŞK’ı bulup ona binip gelsinler ve yüceliğini bilsinler, görsünler

    - Binek dedin. Ne bineği o? Yaradan bize binek mi göndermiş kendine gidelim diye?

    - Tabii. Bizler bile sevdiğimiz bizi bulsun, bize gelsin diye sebepler, ayaklarına arabalar, vasıtalar göndeririz. Bize gelsin diye Rabbimiz de binek göndermiştir. Ne büyük lütuf değil mi?

    - Tamam da ne bineği imiş o?

    Büyük bir hazla gözlerimin içine bakarak vurgulayıcı bir tavırla:

    - AŞK bineği dedi.

    - Aşk mı?

    - Evet AŞK.

    - Aşk bir binek mi?

    - Evet; bir bakıma.

    Yaradan, “Gizli bir hazineydim bilinmek istedim” lütfuyla, bilinmek için Aşkı yarattı. Onu, yarattığı bütün varlığa zerrelere, moleküllere, atomlara, kuantumlara -her ne düşünürsen oraya- gönderdi. Gönderdi ki kulları AŞK’ı bulup ona binip gelsinler ve yüceliğini bilsinler, görsünler diye.

    İşte insan bu Aşk’a ulaşmış Âdemdir

    - Hiç öbürleriyle bir olur mu?

    - Haklısın dedim.

    Bu arada bu sohbet, yavaş yavaş muhabbete dönüyordu. İlgimi, daha çok da merakımı cezbediyordu. Bu durum sanki beni bu şahsa daha da yakınlaştırıyor ve yıllardan beri kafama takılan soruların cevaplarını elinde bulunduruyormuş gibi beni daha da muhabbetine çekiyordu. Ancak bu adam kimdi,neyin nesiydi? İsmini bile bilmiyordum.

    - Affedersiniz dedim. Tam isminiz nedir diye soracaktım ki,

    - İLHAMİ dedi.

    - İlhami Abi, ben de Âdem. Memnun oldum dedim.

    - Hangi Âdem dedi, hangisi?

    Bu soru bende ilk kızgınlığımdan eser bırakmadığı gibi muhtevasıyla çok ciddi bir soru olarak beni düşünceye sevk etti.

    - İnşallah, Üçüncü Âdem oluruz dedim.

    - Ya... Gördün mü. İlkin, masaya oturmadan önce “Deli olmak için insan olmak lazım dediğimde içinden kızmıştın.Oysa şimdi kendinin insan olma konusunda tereddüdün ve var olma yolunda da temennin var. Bazı gerçeklerin algılanınca kabul edilmesi kolay oluyor değil mi?

    - Evet ama ben bazı dinî ve felsefî kitaplarda insanı; faydalı üretim ve işlerle insanlığa, çevreye, mahlukâta faydalı olan diye biliyordum,dedim

    Bana bakarak:

    - Onlar insanlığın alâmetleri,vasıfları; yani bilgilerini kullanma öğeleri..Yani İkinci Âdem.

    Eşyanın, isimlerin, öğrenmiş olduğu bilgisini kullanan Âdem.

    Üçüncü Âdem ise bu bilgi ve becerilerini Aşkla uygulayan, sevgiyle mahlukâta yararlı olan, o binekle dolaşıp Yaradan’ ına ulaşan,
    Bir, bilgi ve beceriyi uygulamak vardır. Bir de aşkla, sevgiyle bilgiyi, beceriyi uygulamak vardır.

    Atomlardaki, moleküllerdeki sırları, aşkları bulmak; yani bilim- ilimle uğraşıp Yaradan’ının isimlerini orada görüp okumak, okuduktan sonraki şifreyi çözüp manayı anlamak…

    - Ne var o moleküllerde, atomlarda? Şifre ne ki? dedim.

    - İşte oradaki şifre:

    AŞK. Ey kulum, bin ve bana gel daveti var.

    Anladın mı?

    - Evet galiba anladım. Nereye bakarsak bakalım, Yaradan’ ın imzası var. Zerrede de mikro âlemde de, makro âlemde de dedim.

    İlhami Abi nargileden bir nefes çekip:

    - İşte o imza, Aşkla atılmış tek imza. Allah kainatı, her şeyi Aşkla, sevgiyle yarattı ve o imzayı attı. İşte o imzayı okuyanlar, Âdem- insanlar gibi.

    Demek ki dedim büyük gönül insanları o imzayı okumuşlar.

    Aklıma Mevlânâ geldi.

    Hak’tan aldı halka verdi, değil mi İlhami Abi.

    - Hayır, Âdem dedi.

    Mevlânâ insanlıktan aldı, insanlığa verdi.

    - Nasıl yani.

    - İnsanlıktan aldı dememdeki maksat şu. İnsanlık bir olgu dedik ya, Âdem.

    Allah insanlığı da bir deryâ, deniz, bir olgu olarak yarattı.

    Elini o denize sokup başkalarına dağıtanlara da “Hak adamı” “Aşk, gönül insanı” dedi. İşte Mevlâna, bu insanlık olgusundan Hakla aldı; halka, insanlığa verdi.

    - Doğru ya dedim. Nasıl olsa o olguyu yaratan da Hak; yani insanlık olgusunu. Yine ondan almış dağıtmış. Kafamda bazı şeyler daha da oturdu.
    Daha çaydan bir yudum bile almamıştım. Ama çay hâlâ sıcaktı. Soğumamış, hayret dedim. Kafedeki musıkî, bahçeler, güller, renkler bana apayrı bir haz veriyordu. Bir ara İlhami Abi’nin yüzüne baktım. Sanki renkten renge giriyordu. Kimdi bu şahıs? Yoksa bir velî mi,yoksa Hızır mı? Ama yok ya. Olamaz! Hiç velî kravatlı olur mu? Yırtık, yamalı elbisesi olmalı.Hem bunun yaşı da genç. Pîr-i fanî değil; saçı sakalı birbirine karışmamış.O zaman kimdi?

    ŞEYTANIN AMELİ

    Suretinden dolayı kimseyi Hızır, kimseyi de rezil bilme!

    - Surete takılma, içeri gir dedi.

    Ne demekti şimdi bu?

    Hemen sordum:

    - Ne demek şimdi bu.

    Gözlerini kısarak bana hafif bir tebessümle:

    - O, dedi şeytanın ameli.

    - Nasıl yani dedim.

    - Şeytan da Âdem’e secde emri geldiğinde Âdemi balçık, toprak, çamur gördü de suretine aldandı. Ona secde etmedi. Yani secdeden kasıt; üstünlüğünü kabul etmedi.Oysaki o suretin içinde öyle cevherler vardı ki, onu göremedi. Göremedi de Rabbin dergâh- ı izzetinden kovuldu. Hem de bu hareket onu ebedî cehennemlik yaptı. Âdemin suretine takılmasaydı da içindeki ruhu, bilgileri, eşref-i mahlukâtı, mahlukâtın en şereflisini görseydi-en azından görmeye çalışsaydı- başına bu hal gelmez ve bu isyanıyla,bu kötü amelle kıyamete kadar örnek teşkil etmezdi. Tıpkı içinden benim için geçirdiğin gibi. Bir daha surete takılma!

    - Nasıl yani dedim. Devam etti:

    - Hızır mı, velî mi diye düşündün benim için. Ama suretim, kıyafetim, yaşım, tipimden kaybettim zihninde. Pîr-i fanî gibi saçım, sakalım birbirine girmiş değildi. Üstüm, başım, kılığım yerindeydi. Yaşım da çocuk yaşı gibi değil mi? Kırk yaşlarında; bundan ne olur ki...Oysa bendeki bilgileri dinledikçe suretimi unutuverdin. Hep düşüncelere daldın. Suret yok oldu, içeri girdin.

    Unutma! Her insan “eşref-i mahlukât” adayı. Hani demin dedik ya Üçüncü Âdem diye. Üçüncü Âdeme ulaşmış bir insanla karşılaşabilirsin. Suretine bakarak mı karar vereceksin bu insan nasıl diye? Neyini esas alacaksın? Sarığını mı, cübbesini mi,; yoksa sakalını mı, yaşını mı?

    Hiçbirini evlat. Hindularda da sarık, sakal, yaş var. Görsen suretini selâm veresin gelir; ama içinde iman yok. Cevherine bakacaksın

    - Nasıl göreceğim ki dedim.

    - Akıl gözünü, gönül gözünü açarak dedi.

    - Nasıl açarım ki... Kolay mı?

    - Akıl gözünü açmak kolay. Her insana suretinden, içinde bulunduğu “Hal ve Ahvâl”den, mertebesinden değil sırf insan olduğu için yaklaşmak, saygı gösterip muamele etmek, akıl gözü açık insanların metodudur. Gönül gözünü ise sonra söyleriz. Unutma, kapına yırtık pırtık elbiseli sana göre, seviyene göre, bilgine göre düşük bir insan gelir veya bir yerlerde rastlarsan, suretinden dolayı onu ne hakir gör ne de aksine kendisine saygı göster. Ona saygıyı sadece insan olduğu için göster, sadece cevheri için.

    Sen görmesen de bir gören var.

    En azından her insanda cevher olabileceği durumunu hatırla.Hatırla da onun için cevherine, içine, ruhuna Yaradan’ının hatırına saygı göster.

    Kafandan düşüncelerinin enerjisini ona göre tanzim et.

    - Ne demek bu düşünce enerjisi? Açar mısın?

    - Karşındaki ahvâlini, durumunu bilmediğin bir insan hakkındaki zan ve düşüncelerin. O düşünceler yanlışa ve şeytanın sevineceği haneye bir çarpı attırır.İşte o kötü enerjiyi yayma! O enerjiyle şeytanlar beslenir. O enerjinin çıkardığı seslerle dans ederler dedi.

    - Allah Allah dedim.Düşüncelerimizden enerji mi çıkıyormuş… Peki ne düşüneceğiz böyle bir hal karşısında?
    Gözümün içine bakarak

    - Hayırdır inşallah diye geçir içinden. Geçir ki deminki enerjinin tam tersi bir enerji çıksın ve o enerjiyle Melekler neşelensin, çıkardığı seslerle onlar hamd ü senalar etsinler. Etsinler ki Rabbimiz meleklerin bu dualarıyla karşı tarafın niyetini ahvâlini - dilerse hem zahirî hem batinî- sana versin dedi.

    - Enerjiyi biraz açar mısın dedim.

    - Bu enerji senin bildiğin enerji, değil; ama böyle tarif ettim anlayasın diye.

    Çok ilgimi çekti ve mantıklı geldi.

    - Yaa diyerek devam etti.

    Suretinden dolayı kimseyi Hızır, kimseyi de rezil bilme!

    Buna hakkın yok.

    Şeytanın yaptığı amel buydu işte.

    Surete bakıp Âdemi hor gördü, hakir gördü, küçük gördü

    ve ebedî cehennemlik oldu.

    Bir düşün: Ya insanın insanı hakir görmesi… Âdemin Âdemi hakir, küçük ve hor görmesi şeytanın ameli değil mi? Kainat bile eşref-i mahlukâtı tanıyor, biliyor.Bunu zahirâtta da; yani müşahede âlemi dediğimiz bu âlemde de net görürüz.

    Delili; ay, yıldızlar, güneş, insanın hizmetindeki nebatât, denizler, hayvanlar... Hayvanlara dikkat et! Bak, en yırtıcıları bile eğitiliyor; çünkü onlar bizim insan olduğumuzu, onlardan üstün olduğumuzu peşinen kabul ediyorlar ve eğitilip emre tabi oluyorlar.Başka hiçbir mahlukât birbirini eğitemez, insan hariç. O, mahlukâta söz geçiriyor. Hiçbir hayvan insanı eğitemez. Her şey bizler için. Eşref-i mahlukâtı efendi kabul etmiş, hizmet ediyorlar ilahi emirle. İşte bu hakikati gören insan, ancak DELİ olur.

    Deli olmak için önce insan olmak gerekir dedim. Çünkü Rabbimizin bize bu kadar lütfuna ve bizi mahlukâtın, yarattıklarının en üstünü yapmasına ve diğer yarattıklarını da bizim hizmetimize vermesine karşın bunca kötülüğü, haksızlığı, zulmü insanın insana yaptığını görünce Deli olunmaz mı? Düşün; güneş, koca güneş her birimiz için doğup batıyor. Doğup batıyor. Doğup batıyor.

    (*)Oktan Keleş'in "Bir Meczubun Rüyası" Kitabından

  13. #103
    Üye
    dostempati Avatarı

    Gerçek Adı
    Kalperen C* Türkoğlu
    Üyelik Tarihi
    16.02-2009
    Son Giriş
    Saat
    Yaşadığı Yer
    kalpOder Turan * Krt
    Mesaj
    1.436

    dostempati

    El Ceziretül Dizaynı Kürdi ... El Ceziretül Dizaynı Kürdi / ON ALTI YILDIZ

    İmralı görüşmeleri ne anlama geliyor? Tabiî ki terörü –sözde- bitirme adımı denilebilir. Fakat şu anda görülen tablo, verilen beyanatlar, bunun böyle olmadığını gösteriyor.

    Başbakan’ın, “idam cezasında ve dokunulmazlıkların kalkması konusunda çok farklı davranacağız,” demesinden sonra iki hafta geçti ki biranda tezat teşkil eden icraatlar vuku buldu. Bizi şaşırtmadı. “NATO’nun Libya’da işi ne?” diye bağırdığından iki gün sonraki icraatı belliydi. Önce “One Minute” deyip, sonra da mayınlı arazileri İsrail şirketine ihale etmesini de unutmadık. Önce; “terör örgütü ile biz görüşmüyoruz,” deyip, arkasından da “görüşüyoruz” demesi gibi sözler… Artık karşımızda güvenilirliğini yitirmiş bir imaj var.

    Fakat bu sefer mesele çok ciddi. İdam, dokunulmazlıkların kaldırılması derken biranda vaziyet bu hale geldi. Peki nedir bu vaziyet? Seçim yatırımı mı? Hayır! Neden mi? Çünkü gizli süren bir Oslo görüşmeleri vardı ve deşifre oldu. Deşifre olmasa büyük bir başarı olacaktı. İhanete uğradı istihbaratımız. İhanetçiler içte ve dışta belli. Yani deşifre olmasa kimse seçimden bahsetmezdi. Hakan Fidan MİT için milli bir fırsattır. Bunu istemeyen kimdi? İsrail. İlk defa yabancı bir savunma bakanı, Hakan Fidan’ın MİT’in başına gelmesine karşı olduğunu deklare etti. Hakan Fidan’ı içte istemeyen malum cenahta belli. Her fırsatta İsrail’den yana tavır alan bir cenah. Başbakan’ın Hakan Fidan’a sahip çıkması önemlidir.

    “İmralı görüşmeleri birden bire başladı,” demek pek inandırıcı gelmez, en azından bana inandırıcı gelmez. Bakın bir kaç hafta önceye gidelim, ülkede neler oldu: Başbakan'ın ofisinde dinleme cihazları bulundu. Bülent Arınç dağa çıkmaktan bahsetti. Neymiş, “Diyarbakır cezaevinde işkenceden sebep” dağa çıkanları haklı gösterdi. Şimdi o nesilden kimse var mı? Yeni nesil teröristler Diyarbakır cezaevinden mi çıkmışlar? Her işkence gören dağa çıksa, ben de dağa çıkarım. O zaman ben de işkence görüyorum; böyle birinin başbakan yardımcısı olmasından dolayı ben de psikolojik olarak işkence görüyorum. Kendisi de dağa çıkarmış… Tabii ben bunu iyi tanırım, bu çıksa çıksa; Uludağ’a ya da Abant’a çıkar.

    Hani Kürt sorunu deniyor ya tüm bu meseleye. O zaman bakalım Kürt meselesi ile ilgili ülkede ne oldu? Yeni bir Kürt İslamcı parti kuruldu.

    Kamuoyunda; “dindar Kürtlerin AKP’ye verdikleri oyların bu partiye kanalize olacağı” yazıldı, çizildi, söylendi. BDP’li Altan Tan; “bu çok güzel,” dedi ve ekledi ; “Kürt partileri bir renktir,” dedi. Peki bu parti, Kürt İslam partisi terminolojisi kullandığına göre, bazı sembolleri olmak durumunda. Mesela sembollerden biri, Said-i Kürdi, yani Said-i Nursi. Doğudaki bir propaganda, Said-i Nursi’nin bir sözü dikkat! Öncelikle bir yazıyı paylaşalım; “Sorularla Risale” sitesinden aldım bu yazıyı: “Ey Asuriler ve Keyaniler'in cihangirlik zamanında pişdar kahraman askerleri olan Arslan Kürtler...” Asuriler, aslen Kuzey Irak’ta yaşayan Kürtleşmiş halk. Keldaniler ise Katolik kilisesine bağlı Süryaniler. Bunların papalığa bağlı merkezleri, patrikleri ise bugünkü Irakta’dır. Saddam’ın eski bakanı Tarık Aziz de Keldanidir. Said-i Nursi Kürt aşiretleri için bu sözleri söylemiştir. Daha geniş bilgi “Sorularla Risale” sitesinde yer alıyor. Ben kısaca aldım.

    Şimdi Said-i Nursi kendi soyunu övmüştür yani Kürtleri. Bunda bir şey yoktur. Bizde Kahraman Oğuzları ve Türk milletini överiz. Bu ırkçılık değildir. Bir âlim diye sayılan, tanınan biri, “Kürtler aslan” deyince bir sıkıntı olmuyor da, biz; “aslan Oğuzlar, Türkler” deyince birileri alerji oluyor. Neyse konumuz bu değil. Devam edelim; ne diyor Said-i Nursi; “cihangirlik zamanında pişdar yani öncü aslan Kürtler ve doğu Hıristiyanları.” Şimdi soru şu: O zaman için söylenmiş bir sözse, Kürtler maalesef hep isyan, başkaldırma, terörle anılan yapılara öncülük etmiştir. Tabiî ki bu işlere kalkışmayan Kürtleri tenzih ederiz, ancak realite bu. Bugün için bu söz, Doğu’da bazı grupların ağzında propaganda halini almıştır. Yani “yeni bir hareketin öncülüğünü Kürtler yapacak,” diyen bazı gruplar var ki bunlar bu sözü Said-i Nursi’nin bu sözlerine bağlıyorlar. Şimdi devam edelim, hiç şüphesiz ki aslı Kürt olan Said-i Nursi’yi bugün Arap yapma hatta Türk yapma çabaları vardır. Bununla da yetinilmeyip, ahir zaman mehdisi yapmışlardır. Prof Ahmet Akkündüz “şecere araştırıyorum,” diyerek, “buldum!” diyor, “200 yıl kopukluk var, az kaldı, oda geliyor,” diyor nereden, “Musul’dan, Irak’ın Kuzeyi’nden,” diyerek, bunlarla da yetinmiyor bir akademisyene ve din adamına yakışmayacak şu cümleyi kamuoyuna deklare ediyor: “İki kere, ikinin dört ettiği gibi mehdi Said-i Nursi’dir.” Şimdi bu kadar kesin konuşana sorarlar; hoca, itikaden Kuran’dan delilin mi var, mehdi olduğuna dair ve kesin konuşmak doğru mu? Her ne kadar “beni bağlıyor,” desende, sen; kimi, neyi, hangi misyonu temsil ediyorsun? Üstelik beklenen mehdi gelmiş, ölmüş, tüm dünya İslâm olmuş, ama bundan kimsenin haberi yok! Gerçekten komik ifadeler. Ama bununla da yetinmiyor hoca; seyyid ve şerif olduğunu ilân ediyor. Yani Said-i Nursi Kürt değilmiş, dolayısıyla Arap olmuş oluyor. Üstelik merhumun kendi “ben mehdi de değilim, seyyid de” demesine rağmen. Çok enteresan. Şimdi seyyid asıllı falan ırk yok mu demeyin, kısa kısa geçiyorum. Seyyidlik, şeriflik nedir bilirim, konu bu değil, maksadım asla polemik değil. Bir hayalet yani görülmeyen bir tabloyu anlatmak babında kısa kısa geçiyorum. Ahmet Akkündüz’ün ki Şecere ifşa etmek değil, şecere düzmektir. Eski defterlerde aynı isimlerden yüzlerce bulursunuz, lakapları ile ve kayıtlı soylara bağlarsınız. İsim ve lakap benzerlikleri bu şecerelerde çok olur. Al sana düzmece bir şecere. Şecere dediğin şey düzmekle bir araya getirilen belge değil, tek kâğıt üzerinde veya levha üzerinde tüm soyun yazılıdır ki, dünyada böyle şecere çok azdır. Araplarda atların bile şeceresi vardır. Soy şecereleri aşiret ve kabile kültüründe mevcut. Eski nüfus defterlerinden şecere düzülerek şecere aranmaz, tek nüsha konur ortaya. Neyse konu bu da değil.

    Osmanlıda -özellikle son dönemlerinde- askerden ve vergiden muaf tutulan seyyidlik şecereleri verilmiştir parayla. Yani birçok sahte seyyid türemesinin sebebi budur. Bunlar bile şecere değil seyyid olduğuna dair belgedirler. Yani birinin Osmanlı’nın özellikle son dönemlerinde seyyidlik tescil belgesi varsa ondan olan tüm evlatlar; “babamız, dedemiz seyyiddi, bizde seyidiz,” diyorlar. Gerçek seyyidleri tenzih ederiz. Yanlış bilinen o kadar çok konu var ki…

    Peki Said-i Nursi kendini Kürt olarak tanımlarken ve üstelik yıllarca nurcular tarafından “kürdi lakabı Cumhuriyette yasaktı onun için Nursi lakabını kullandı,” derlerken bir anda tüm söylemler uçtu. Seyyid olsa, Arap olsa, Kürt olsa veya Türk olsa ne fark eder? Ama oyuna dikkat, ısrarla yüzde yüz Kürt olan Kürtlerce sembol kişiyi resmen Kürt değil denmesinin mantığı ne? Mesela bir çok Kürt asıllı âlim, yazar Ahmet Akkündüz’e reddiye yaptılar, “hayır, Said-i Nursi Kürttür, mehdi değildir, seyyid de değildir,” diyerek ki, bende aynen buna katılıyorum. Ölmüş bir insanı, üstelik kendi beyanatları varken, neden başka gösterme çabası var. Ahmet Akkündüz’ün bu deklaresinin zamanlamasını ilginç bulan çok nurcu olduğunu da biliyorum. Neyse, bu mesele kendilerini bağlar, ben anlatacağım konu itibari ile değiniyorum.

    Şimdi devam edelim konumuza; birde uzun zamandan beri bir tv kanalı Türk medyasına girmeye çalışıyor, El Cezire. Arap baharının en büyük oyuncularından biri bu kanal, üstelik Mossad ve Cia bağlantıları ortaya çıkmış bir kanal. Dışişleri Bakanımız El Cezire’nin biran önce Türk medyasına girmesini ve bölgeye hizmet vermesini istese de Başbakan’ın mesafeli duruşu doğru bir tutumdur. Zira El Cezire’nin yayın yaptığı Arap coğrafyasındaki halk hareketlenmelerindeki dizayn ve çabaları bilinmektedir. Halkın etnik ve mezhepsel zaaflarını çok güzel kaşır ve kızıştırır. Medya gücü ve arkasındaki hocaları ile. Mesela bir örnek; Suriye’den bize top düşünce, Türkiye olarak karşılık verdik, olması gereken buydu. Cezire: “flaş flaş Suriye’de 35 kişi öldü Türk topuyla,” diyerek tüm Arap coğrafyasına 5 dakikada bir haber yaptı, araştırın bakın internette… Bu kadar bilgi yeter, şimdi gelelim işin aslına:

    Anayasa çalışmaları var, uzlaşılmayan maddeler belli. Şimdi İmralı’daki Ermeni, vatandaşlık tanımını şart koşuyormuş. Terör bitiyor ayağı ile oldubittiye getirilecek vatandaşlık tanımına dikkat. PKK, İmralı’daki Ermeni’den ibaret değil ki. PKK fahişedir, en az 20 ülkenin fahişesidir, başta ABD olmak üzere. Bunlarla işi çözmeden nasıl biter bu PKK? Aslında çözüm basitte, yapacak adam lazım, 2 F-16’ya bakar. Bunlar iç siyasete yönelik ikinci Habur vakası başlangıcıdır. Şimdi kış geldi, PKK deliklerde. “Eylem yok,” diyerek bunu bile başarı görenler var. Bunlar hep palavra. Yine Oslo deşifre olunca, Başbakan çok kötü duruma düştü, toparlamak için güya şeffaf yapıyor, birde milletin nabzı ölçülüyor. Tabii millet beklemede, haberleri yok. Yine Van’da kiliseyi açtılar; Hıristiyan Süryani ve Hıristiyan Kürtlere mevzi kazandırıldı. Diyalog falan filanları ile. Şeytaniler; Kürt halkının Marksist Leninist militan ve ideolojisi ile ancak bu kadar hamle yapacağını gördü. Şimdi Kürt İslâm kartına zemin hazırlatılıyor. İşte ibare; “aslan Kürtler.” Uzlaşı için Doğu’daki Katolik Süryaniler bazında propaganda neydi, bu lafı kim söylüyor, Said-i Nursi kim? Kürtlerin içinden çıkmış mehdi kim? Şecereleri tanzim edip gönderiyor Barzani, Akkündüz’ün ifadesi ile “oradan geliyor.” Adres belli.

    Seyyidlere Doğu ve Kürt vatandaşlarımız büyük bir önem verir ve saygı gösterir. Herkes gibi suiistimale açık bir konu bu konu. Mehdilikte öyle, Said-i Nursi mehdi ise emri uygulanmalı mantığı yani bir şeylere öncü olacaklar belli. Oysa Said-i Nursi hiçbir zaman bölücü olmamıştır, birleştiricilikten yana tavır almasına rağmen İngilizler, Mossad, Cia ve Vatikan Said-i Nursi’nin ölüsünü bile rahat bırakmıyorlar. Şimdi bu seyyidlik, mehdilik doneleri sadece Doğu’dan oy almaz, dindar kitlelerden de destek bulacaktır. Aman dikkat, Kürtlere de; “başınıza yeni çorap ördürmeyin,” diyorum.

    Zazalar üzerinde de bir oyun mevcut, ille de “Zazalar Kürt’tür,” diye propagandalar var. Oysa yakından uzaktan Kürtlükle alakaları bile yok. İleride bununla ilgili bir şeyler yazacağım.

    Yine Alevi kardeşlerimize yönelik alt yapı çalışmaları yapılıyor. Cengiz Çandar; “PKK’nın genlerinde Alevilik var.” diyerek demeç verdi. Çok tehlikeli biçimde Aleviler ile PKK özdeşleştirilmek istenmekte. Tüm Alevileri buna tepki koymaya çağırıyorum.

    Patriotlar, Suriye meselesi İran gerilimi, Ezidiler yani Yezidiler falanlar… Yezidi dediğimizde tepki çekiyorduk. “Olur mu, bunlar bizim memleketin köklü aileleri,” diyorlardı. Şimdi kendileri itiraf edince, bize özür yağdı. Ezidi olabilinir veya bir başka inanç, başka ırk. Mesele bunu bilerek gizleyip, başka bir misyon adına kriptoluk yapmak, bizim itirazımız bunlara. Dindar Kürdün Yezidilikle, Zerdüştlükle ne alakası var? Zaten alaka kuramadıklarından din faktörü planlarını uyguluyorlar. Etnitisenin sözde büyük itilaf meselesi sözde Kürt meselesi içte kutuplaşmış ortam. Türkiye yanlış dış politika yüzünden ilk defa mezhepsel kimlikle anılıyor: Buna yıllardır zemin hazırlanıyor. Yani tam bir İngiliz, Cia, Mossad, El Ceziretül dizaynı...

    Umutsuzluk yok,Türk Devleti her şeyin farkında.

    Saygılarımla.

    Oktan Keleş
    oktankeles@gmail.com
    onaltiyildiz@gmail.com

  14. #104
    Üye
    dostempati Avatarı

    Gerçek Adı
    Kalperen C* Türkoğlu
    Üyelik Tarihi
    16.02-2009
    Son Giriş
    Saat
    Yaşadığı Yer
    kalpOder Turan * Krt
    Mesaj
    1.436

    dostempati

    Osmanlı nerde savaştıysa Zenci Musa orada



    Belki de tarih, uzun yürüyüşünü bu adanmışlarla sürdürür. Zenci Musa da o inanmış, adanmış ruhlardan biridir. Hayatı baştan ayağa bir fedakârlık..

    Güncelleme: 14:00, 02 Şubat 2013 Cumartesi


    Tarih her zaman büyük kralları, güçlü komutanları, zeki taktikleri, usta stratejileri anlatmaz bize. Anlatılanların içinde en çok da yüreğinden, idealinden, adanmışlığından başka hiçbir şeyi olmayan kahramanların sımsıcak öyküleri sarıp sarmalar. Tek başına tarihi omuzlayan kavi omuzlar… Ömrünü inandığı değerler uğruna harcamaktan sakınmayan yiğitler… Ve ömürlerini feda ettikleri yolda hiçbir kazanç beklemeyen iman erleri… Belki de tarih, uzun yürüyüşünü bu adanmışlarla sürdürür. Ve geriye bir tek bu yiğitlerin yüreğimizde bıraktığı o namütenahi rüzgârlar kalır. İnsanlığa verdikleri o ulvi ders kalır geride. Ve sert dünyaya verdikleri ruh…

    Zenci Musa da o inanmış, adanmış ruhlardan biridir. Hayatı baştan ayağa bir fedakârlık… Aslen Sudanlı. Girit’te doğmuş. Dedesi tarafından Kahire’de yetiştirilmiş. Tam bir Osmanlı terkibi. Belki de Zenci Musa’yı Zenci Musa yapan o iksir bu terkiptir. Yetiştiği dönem ne yazık ki Osmanlı’nın ölüm kalım mücadelesi verdiği zamanlardır. Koca çınar yüzlerce cephede savaşmak zorunda kalmış ve adeta kurumaya yüz tutmuştur. Musa, Libya’da Osmanlı ordusu ve Şeyh Sunusi’nin İtalyanlara karşı verdikleri mücadeleyi duyar ve Kahire’den Libya’ya gider. İşte bundan sonra vatan için, din için, haysiyet için vereceği savaş hiç bitmez; ta ki ölünceye değin. Osmanlı nerede savaşıyorsa Zenci Musa da oradadır.

    O, sonuna kadar hak ettiği bir şeyi bile elinin tersiyle itebiliyor

    Zenci Musa Libya’da Kuşçubaşı Eşref’le tanışır ve birbirlerinden neredeyse hiç ayrılmazlar. Kuşçubaşı’nın emir eridir. Kuşçubaşı’yı adeta baba beller. Libya’daki mücadeleden sonra Batı Trakya Cumhuriyeti’nin kurulduğu ve Edirne’nin tekrar alındığı savaşın en öndeki kahramanlarındandır. Baş döndürücü bir hızla her yerde görünen, savaşan bir akıncı gibidir. Mehmed Akif, “Eşref Bey'in emir eri Zenci Musa/ İsa Peygambere omuzlarını ödünç verir/ Ve Peygamber bu sayede göğe tırmanabilir” diyerek anlatmaktadır Sudanlı Musa’yı.

    Musa, Kuşçubaşı’yla birlikte gizli bir görev için Arabistan’a gider. Üçyüzbin Osmanlı altınının Yemen’de Tevfik Paşa’ya teslim edilmesi gereklidir. Kuşçubaşı ve askerleri Hayber’de İngiliz/Bedevi askerleri tarafından kıstırılır. Eşref Bey İngilizlere esir düşer. O karmaşada Zenci Musa altınları kaçırarak yerine ulaştırır. Ulaştırır ama aynı zamanda Eşref’in esir edilmesi nedeniyle birbirlerinden ayrı düşerler. Yıllar boyu süren cephe arkadaşlığı, kardeşliği sona erer. Bir daha da görüşemezler.

    Musa, Birinci Dünya Savaşı’nın sona ermesiyle İstanbul’a gelir. Anadolu’daki istiklal mücadelesine destek için buradadır. Parası pulu, kalacak yeri yoktur. Devlet erkânından paşalar O’na emeklilik teklif ederler. O, “ben bu yoksul, garip milletten emekli maaşı alamam” diyerek reddeder. O kalacak yeri olmayan Sudanlı Musa’nın bu cevabı aslında çok manidardır. Bu ruha ne de çok muhtacız. Şimdi herkesin gözü makamda mevkide. Acaba bir koltuk kapabilir miyim hesabında insanlar. O, sonuna kadar hak ettiği bir şeyi bile elinin tersiyle itebiliyor. Daha sonra Karaköy Gümrüğünde kahyalık teklif edilir. “Ben kâhyalık yapmam. Onu yaşlı bir Müslüman yapsın. Ben hamallık yapsam da olur.” Karaköy Gümrüğünde hem hamallık yapar, hem de geceleri Anadolu’ya silah kaçırılmasını sağlar.

    İngiliz küstahlığına bir Müslüman şamarı

    İngiliz komutan General Harrington bir gün gümrükte gezerken Zenci Musa’yı gösterirler. Hani İngilizlerden üçyüzbin altın kaçırmıştı ya. Komutan, “bizimle çalışırsan seni altına boğarım” diyerek Musa’ya bir teklif yapar. Musa ise şu cevabı verir: “Her teklif herkese yapılmaz. Bu teklif beni rencide eder. Benim devletim Osmanlıdır. Bayrağım ay yıldızlı bayraktır. Komutanım Eşref Bey’dir. Bu iş bitmedi. Sizinle mücadelemiz devam edecek.” Evet, tarihî bir cevap, hiç akıldan çıkarılmayacak… Bir iman eri ancak böyle bir şey söyleyebilir. İngiliz küstahlığına bir Müslüman şamarı.

    Bunca mücadele, bunca koşuşturmacada Musa’nın güçlü bünyesi zayıf düşer. Verem olur. Bir sanatoryuma yatırılma teklifini dahi kabul etmez. “Benim yerime orada daha muhtaç Müslümanlara bakılsın” der. Bavulunu alıp Özbekler Tekkesi’ne yerleşir. Bir süre sonra burada vefat eder. Bavulundan bir Mushaf’ı Şerif, Osmanlı haritası, Eşref Bey’in fotoğrafı ve kefen bezi çıkar.

    Sudanlı Zenci Musa Trablusgarp’ta, Balkan Cephesinde, Çanakkale’de, Kudüs’te, Yemen’de ve Anadolu’da İstiklal Harbinde canhıraş bir gayret ve emekle mücadele etmiştir. Kuşçubaşı Eşref O’nun ölümünü duyduğunda şunu söylemiştir: “Ben Malta’dan kurtulup, Milli Mücadele’nin bayrağını açanlardan biri olmak şerefine mazhar olduğum günlerde, Musa o benim Arabım, veremden ölmüş.”

    Selam olsun Zenci Musa’ya!...

    Muaz Ergü yazdı

    Osmanlı nerde savaştıysa Zenci Musa orada | Müstesna Güzeller | Dünya Bizim

    Zenci Musa / ON ALTI YILDIZ

  15. #105
    Üye
    dostempati Avatarı

    Gerçek Adı
    Kalperen C* Türkoğlu
    Üyelik Tarihi
    16.02-2009
    Son Giriş
    Saat
    Yaşadığı Yer
    kalpOder Turan * Krt
    Mesaj
    1.436

    dostempati

    Panthera: hafif, agresif ve zarif aktif tekerlekli sandalye...
    --

    Oktan Keleş'in 3 Şubat 2013 günü İzmir'de yaptığı söyleşi: Oktan Keleş'in İzmir Sohbeti / ON ALTI YILDIZ

    -----------




Sayfa 7 / 17 İlkİlk ... 34567891011 ... SonSon