1-4 Aralık 2016 tarihinde Engelsiz Yaşam Fuarı
Sayfa 5 / 17 İlkİlk 12345678915 ... SonSon
Toplam 245 mesajın 61-75 arasındakiler

Konu: Sırdaş...

Buraya tıklayarak yazıları büyültebilirsiniz Buraya tıklayarak yazıları küçültebilirsiniz
  1. #61
    Üye
    dostempati Avatarı

    Gerçek Adı
    Kalperen C* Türkoğlu
    Üyelik Tarihi
    16.02-2009
    Son Giriş
    Saat
    Yaşadığı Yer
    kalpOder Turan * Krt
    Mesaj
    1.435

    dostempati

    STAR, dünyanın en güvenli, en sağlıklı, en konforlu ve en dayanıklı tekerlekli sandalye minderi.
    İyilik Duvarı’na Tuğla Koyanlar / ON ALTI YILDIZ

    İyilik Duvarı’na Tuğla Koyanlar


    Bugün sizlere bir hikâye anlatacağım. Bakmayın hikâye dediğime, yaşanmış bir olay. Hem de içimizi titreten, gözyaşlarımızın süzülmesine sebep olan bir hikaye.

    *

    Latif Baba, Oktan Keleş’in kitabında ne diyordu:

    “Bu âlem dünyadaki fiillerin yansıdığı meydandır. Dünyada yapılan bütün iyilikler ve kötülükler ve mahlukâtın aldığı hâl buraya yansır. Görmüş olduğun yaratıklar insansı şeytanlar, cinler, şeytanın askerleri ve diğer insanların yansıması. O görmüş olduğun duvar da "iyilik duvarı." Dünyada insanların yapmış olduğu bütün iyilikler bu duvara bir taş koymaktadır.

    Kötüler de yaptıkları her kötülükten sonra bu duvarı kısmen ya yıkarlar ya delik deşik ederler. Dünyada yapmış oldukları kötülüklerden dolayı görmüş olduğun korkunç yüzlü o mahlukâtın buradaki hakikatleri ve yüz esmaları çirkindir, tiksindiricidir.

    Latif Baba’nın bu izahıyla, yıllar önce İlhami Abi’nin söylemiş olduğu şu sözü hatırladım:

    “İyilik duvarına bir tuğla da biz koyalım.”

    *

    İşte ben de bugün, elimden geldiğince, “iyilik duvarına tuğla koymuş” bir güzel insanın ibretlik hikâyesini anlatacağım:

    Ben bunu geçenlerde hattat Yusuf Coşkun Benefşe’den dinledim. Olayın birinci şahidi o.

    Yusuf Bey’in annesi Zincirlikuyu mezarlığında meftun. Yusuf Bey hemen her Cuma annesinin mezarını ziyaret eder, Kur’an okur ve dua eder. Annesinin ve civardaki mezarların da bakımını yapar, çiçekleri sular…

    Geçenlerde Yusuf Ağabey yine annesinin mezarının başında dua ederken, birden etrafta bağrışmalar olmuş. Yusuf Bey bu bağırış ve ağlama seslerini duyunca, 40-50 metre ötede 5-6 kişinin koşturmalarını görmüş. Mezarlık görevlileri de etrafta koşmaya başlamışlar.

    Yusuf Bey’de, “acaba birine bir şey mi oldu?” endişesi ile olayın olduğu yere gitmiş.

    Görmüş olduğu manzara şu:

    Yıllar evvel defnedilmiş bir kişinin mezarı açılmış. Açılan mezarda kefen dahi bozulmamış, hafif sararmış… Cesed ise hiç bozulmamış…Orada yatan, o mübarek insanın bu halini görenler ağlamaya başlamışlar.

    Tıpkı Münir Derman'ın Kabir Taşında yazdığı gibiymiş durum:

    "Bir gövde borcum var toprağa Verdim borcumu.

    Ruhumun toprağa borcu yok benim.

    Arama toprakda beni, ben başka yerdeyim.

    Toprağım temizdi, temiz teslim ettim borcumu."


    Yusuf Abi daha sonra şunları anlattı:

    Mezarı açtıran kişiler orada yatan kişinin evlatları imiş. Maksatları babalarını Anadolu Yakası’nda, evlerine yakın bir mezara defnetmekmiş. Zincirlikuyu Avrupa Yakasında kaldığı için sıklıkla ziyaret edemiyorlarmış. Onlarda ailece karar alarak, babalarının naaşını Anadolu Yakası’na taşımaya düşünmüşler. Mezarı bu yüzden açtırmışlar. Açınca da babalarının o tertemiz vücudu ile karşılaşmışlar.

    İşte bu olaya şahid olan aile ve mezarlık görevlileri, bu manzara karşısında gözyaşlarına hâkim olamamışlar…

    Yusuf Abi’de bu kişiye merak eder sorar; “kimdi, nasıl biriydi ki Allah bu insanın cesedini çürütmedi?”

    Evlatlarından aldığı cevap şu:

    “Babamız doktordu. Bütün hastaların imdadına koşardı. Maaşı dışında kimseden ücret almaz, hastalarına şefkatle yaklaşırdı. Onlara evlatları gibi hizmet ederdi. Çok hastanın duasını aldı…”

    İşte iyilik duvarına ömrü boyunca tuğla koyan bir kişinin ibretlik hikâyesi. Terazinin iyilik kefesinin ağır basması için uğraşmış bir müminin örnek hikayesi...

    Yusuf Abi’nin de ricası ile aile mezara hiç dokunmuyor ve tekrar üstünü kapatıyorlar…

    Her meslek grubu yaptığı hizmetleri bu aşkla yapsa…Hele doktorlar…Hastaların duasını almak varken, “sizin ilaç şirketinin ilacından şu kadar yazacağım, bana ne veriyorsunuz?” diyenler yok mu? Hastanın umutsuzluğundan faydalananlar, yok mu? Az da olsa var. Hastanın duasını almak varken, “ahını” almak niye?

    İşte iki doktor arasındaki fark; mezarda da ahrette de belli olur…

    Ne demişler; “halka hizmet, Hakk’a hizmettir.”

    Allah, cümlemizi razı olduğu kullarından eylesin inşaallah.

    Cumanız mübarek olsun.

    Erol Derman
    buulkem@gmail.com

  2. #62
    Üye
    dostempati Avatarı

    Gerçek Adı
    Kalperen C* Türkoğlu
    Üyelik Tarihi
    16.02-2009
    Son Giriş
    Saat
    Yaşadığı Yer
    kalpOder Turan * Krt
    Mesaj
    1.435

    dostempati

    Türk Milletini Kandırmayın / ON ALTI YILDIZ

    Türk Milletini Kandırmayın


    Defalarca yazdım, çizdim; “PKK vs. bahane edilerek Türkiye, Suriye bataklığına çekilmeye çalışılıyor” diye. Hatta “Esad’a bir suikast düzenlenip, bunu da Türkiye’nin üzerine atabilirler” dedim. Bir ay geçmedi, Esad’ın Sarayı’nda üst düzey bir generale suikast düzenlendi. Hedefin Esad olduğu ve suikastın arkasında Türkiye’nin olduğu ima edildi. Medyada bu olay yeterince yer aldı.

    Türk Hükümeti açıktan Suriye’yi düşman tanımlaması ile itham etti. Bu arada özellikle yabancı basında Türkiye’nin Suriye’deki rejim karşıtlarını desteklediği gündeme getirildi. İçeride de yandaş medya günlerce, “Esad’ın askerleri şöyle yapıyor, böyle yapıyor” diye manşetler attı.

    Şimdi gelinen noktada, tüm bunların ABD’nin propagandası olduğu açıkça meydana çıktı. Aynı yandaş ve ufuksuz medya, uçağımız düştüğünden beri “aman savaşmayalım, kazanımlar gider, hatta ekonomi batar” gibi analizleri yayınlamaya başladı. Sizi gidi düzenbazlar, rahatınız kaçacak değil mi? Biz, “savaşa girmeyelim” dediğimizde tepki gösterenler olmuştu. Şimdi ne oldu? Türk Ordusu dimdik ayakta değil mi? Çok şükür…

    Şimdi konuya dönelim; Sayın Başbakan bağırıp çağırıyor, sonra hepsi fos çıkıyor. Yani dış politika açısından. Yoksa kendi Milletine bağırıp çağırdığı zaman, derhal gereği yapılıyor. Mesela dış politika ile ilgili Sayın Başbakan ne söylemişti: “ NATO’nun Libya’da ne işi var?” İki gün sonra da tam tersi söylemde bulunmuş; “ NATO orada (Libya’da) gerekli” demişti. “Mavi Marmara’nın hesabı sorulacak” demişti aradan uzun zaman geçti, tık yok! Üstelik son 1,5 yıldır üst düzey ihaleler İsrail asıllı iş adamlarına veriliyor. Bu konu Meclis’te araştırılsın, hatta bu konuda gensoru verilsin. Kimse kimseyi kandırmasın. Araştırılsın bakalım, İsrailli iş adamları adına hangi firmalar ihaleleri alıyor?

    Devam edelim, Peygamberime (sav) hakaret eden, Danimarka Başkanı Rasmussen’in adaylığına karşı çıkan Türkiye, önerilen paketi kabul ederek Rasmussen’in adaylığına destek verdi. Böylece Rasmussen, NATO’nun yeni Genel Sekreteri oldu vs vs.

    Şimdi analizimize gelelim:

    Uçağımız düşürülmeden önce gündemde ne vardı? Kandil’e girmek değil mi? Ne oldu? Şimdi Kandil konuşuluyor mu? Nasıl da ciddi bir gündem saptırması oldu değil mi? Peki Kandil’e girmemizi kim istemiyor? ABD ve İsrail. Orada Kürt devleti kurdurtmak isteyen Şeytanlar yıllardır o bölgede değiller mi? Neden müttefiklik, stratejik ortaklığın gereğini yerine getirmezler de sadece istihbarat verirler(miş). Stratejik ortaklık, müttefiklik, istihbarat paylaşımı vs. bunların hepsi boş sözler.

    Erdoğan ABD’ye gitti, yine Dağlıca basıldı. Ardından da askeri uçağımız düşürüldü. Tesadüf mü bu? Ya da açılım zırvalarına engel için mi yapıldı? Hadi canım biz de inandık.

    Yandaş, Vatikan, İsrail ve ABD’nin ajan gazetecilerinin analizlerine dikkat edin. Sanki hepsi bir elden çıkmış gibi: Efendim Suriye tek başına değil. Arkasında Acem oyunu, İran varmış. Bütün bunlar hep İran’ın işi imiş. Rusya ve Çin bu işin arkasında gölge güçmüş. Yani ne demek istiyorlar ki bu ajan gazeteciler: “İran vurulmalı!” Peki, İran’ı kim vurmak istiyor? İsrail ve ABD.

    Şimdi asıl oyunun, kimin oyunu olduğu netleşiyor mu?..

    Bir başka açıdan da bakarsak; Türkiye’nin Rusya ile enerji başta olmak üzere silah alımı gibi birçok alanda yakınlaşması oldu bu sıralar. Bu kimin işine gelmez? ABD’nin… Peki o zaman ne yapılmalıydı? Tıpkı Soğuk Savaş yıllarında, “Sovyetler gelecek” tehlikesi gösterilerek, Şeytani her plan uygulandı değil mi? Şimdi aynı filmi bir kez daha sahneye koyuyorlar: “Bu işin arkasında Rusya var” hikâyesi ile. Peki Rusya yok mu bu işin içinde? Yani Rusya Suriye’nin hamisi değil mi? Tabii ki hamisi. Rusya’nın Ortadoğu’daki son kalesi Suriye’dir. Peki İran’ın bu olay işine gelmez mi? Gelmez olur mu? Suriye, Lübnan ve kısmen Filistin İran’ın ileri oyun alanlarıdır. Bunlar çok doğal. Tıpkı Balkanların, Kafkasların bizim ileri kalelerimiz olduğu gibi.

    İşte Şeytani plan bunun üzerine, bu gerçeklik üzerine kurulu. Bu işin arkasında; İran, Rusya var, daha geride ise Çin. Ama bu işin arkasında İran ve Rusya var, diyenler nedense hiç İsrail’i ve Amerika’yı dillendirmiyorlar? Neden mi, çünkü onların senaryolarına göre kalem oynatıyorlar da ondan. Bir de şöyle diyorlar saf saf: ABD bizim stratejik ortağımız, müttefikimiz, hiç öyle şey yapar mı? Yani bize kazık atar mı?

    İşte düşman yıllardır içimizde, bunun artık farkına varmalıyız. Muavenet’i vuran ABD değil miydi? O gemimizin müttefikinizce vurulmasını unuttunuz değil mi? Başımıza çuval geçiren stratejik ortağınız değil miydi? Hem müttefikinizin hangi yanlışlıkla(!) yaptıklarını sayalım ki? Siz hepsini unutmuşsunuzdur. ABD herhalde size özel bir unutkanlık hapı veriyor ki, hiç hatırlamıyorsunuz?

    Şimdi asıl oyun ne, onu yazalım:

    Oyun şu: Uçağımızın düşürülmesini İsrail ve ABD yapmıştır. Birinci sebep:
    Türkiye’nin elini zayıflatmak ve başta İran’ı ve Rusya’yı hedef göstererek, İran’a müdahalede için zihinleri iyice hazırlamak ve işi bir adım daha ileri götürmek için gerekçeler hazırlamaktır.

    İkinci sebep: Rusya’yı hedef göstererek, Türkiye’nin Rusya’ya fazla yaklaşmasını engellemektir. Açık bir mesaj verilmiştir.

    Bu olaylar olunca, Fransa sevinç çığlıkları atmıştır. Fransız medyasında şunlar denilmiştir: “Nihayet NATO, Suriye’ye müdahale etme gerekçesini yakaladı.” Buna benzer açıklamalar ABD medyasında da dillendirildi. Bu ne demek peki:

    Uçağımız düştüğünden beri, içimizdeki ajan, işbirlikçi ABD ve İsrailciler şunu söylediler: “Türkiye bir NATO üyesi ülke. Bu NATO’ya yapılmış bir saldırı sayılır, derhal Hükümet NATO’yu davet etmeli, tek başına bir şey yapmamalı vs.”

    Uyan ey Hükümet… Başbakan ne demişti, “Libya gibi bir Müslüman ülkede NATO’nun ne işi var?”

    Şimdi de Müslüman halkı olan bir ülkeye, bizzat kendisine NATO’yu çağırttırıp, intikam alacaklar…

    Oyun süper değil mi? NATO buraya geldi mi işin Suriye ile sınırlı kalmayacağı çok açık. Ne yazacak tarih? Türkler, Ortadoğu’ya NATO’yu yani Haçlıları çağırdı ve bu zulümleri yaptırdı.

    Hangi zulümleri? Irak’a baksınlar, anlarlar.

    Bu durumda Erdoğan’ın ve dolayısı ile Türkiye’nin Araplar üzerindeki sempatisi anında düşmanlığa dönüşecek. Zaten kısmen bu hava oluştu.

    Hep söylerim, bu Şeytaniler, “bir taşla, çok kuş vururlar.” Arapçı Müslümanlara bu ders olsun. Müslümanlıkla Araplığın bir alakası yoktur. Türk’ün Türk’ten başka dostu yoktur! İstediği kadar bu söylemi beyni sulanmışlar kabul etmesin, gerçek ve tarih bu sözün doğruluğunu ispatlıyor.

    Şimdi çözüme gelelim:

    Hükümetin yanlış politikaları yüzünden durup dururken sırf ABD ve İsrail istiyor diye Suriye’ye açıktan düşmanlık yapan Hükümet, kendisine gaz verenlerce de yalnız bırakıldı. Sonuçta söz konusu olan Türk Devleti’dir. Biz hep provokasyonlardan kaçınılmasının gerektiğini yazdık, söyledik.

    Fakat şimdi bizim bir uçağımız düşürüldü. Dışişleri’nin başarısız bakanı açıklama yaptı: “Olay uluslararası sularda oldu,” Diye.

    Öyle ise bu bir savaş sebebidir, derhal karşılığı olarak Suriye’nin iki uçağının yanlışlıkla düşürülmesi gerekiyor, karşılığı askeri olarak verilmelidir. BÜYÜK DEVLET OLDUĞUMUZUN MESAJI TÜM DÜNYAYA VERİLMELİ. “NATO’YU BU İŞE KARIŞTIRMAYIZ, BU İŞİ KENDİMİZ GÖRÜRÜZ” DENMELİ, TUZAĞA DÜŞMEMELİ.

    Yoksa Rusya varmış, Çin varmış, İran varmış… Bunlara takılıp kalınmamalı. Neden mi: Bu Şeytanları’nda menfaatleri gereği Türkiye’yi karşılarına almayı gözleri kesmez.

    UZUN UZADIYA YAZACAK DEĞİLİM RİSKLERİN NE OLDUĞUNU BİLEN BİRİ OLARAK YAZIYORUM: Ben bu Esad olayını 2006’da çıkan kitabımda açıkça yazdım. Şimdi de bazı –sözüm ona- analistlerin yazdıklarına gülüyorum. Bunların analizleri ile iş yapanların vay haline.

    Peki Suriye’ye askeri bir müdahale savaş çıkarır mı? Hayır. İt gibi ortada kalır. Çünkü uluslararası arenada Türkiye’nin haklılığı ispatlandı. Üstelik ABD ve Avrupa kendi tuzaklarına düşmüş olur. Savaş olmaz, biz karşılığını veririz.

    Eğer Mavi Marmara olayından sonra buna da karşılık verilmez ise Türk Devleti caydırıcılığını, psikolojik üstünlüğünü kaybeder.

    İstişare şarttır, fakat her şey diplomasi değildir. Diplomasi, Ortadoğu’daki Şam Şeytanları’na geçmez. Küçük çaplı askeri bir bombardıman ile bir-iki hedefi vurmalıyız! Ya da Suriye’yi adam akıllı yalvartmalıyız. Bunun başka yolu yok!

    Ayrıca hemen Kandil'e kapsamlı bir harekât düzenlemeliyiz. Yoksa Ak Parti ve Başbakan tarihe nasıl geçer, belli. Devleti yönetenlerin makamı ağlama, amigoluk makamı değildir. Türk Devletinin, Türk Milletinin, Türk Vatanının düşmanlarını AĞLATMA MAKAMIDIR.

    Bu iş, Hükümet yüzünden buralara gelmiştir, ama artık partiler üstü bir olaydır.

    Türkiye’nin yükselişi engellenemez! Türk Devletini bunlardan ibaret sanmayın.

    Şimdi bahane üretecekler; vay efendim Türk uçağı da sınır ihlali yapmış, egemenlik hakkı falan… Birde bunu Rus füzeleri vurmuş filan. Arkasında İran var vs…

    BİZ diyoruz ki, bu işin arkasında: ABD İsrail ve Derin AKP var!

    Tarih, bu yazıyı da haklı çıkaracaktır.

    Türk Milletiyle, Türk Devletiyle, Türk Silahlı Kuvvetleriyle oyun oynanmaz!

    Bunu düşmanlar iyi bilir…

    Ama içerideki bazı saflar ve ahmaklar bilmiyor.

    Saygılarımla.

    Oktan Keleş

    oktankeles@gmail.com
    onaltiyildiz@gmail.com

  3. #63
    Üye
    dostempati Avatarı

    Gerçek Adı
    Kalperen C* Türkoğlu
    Üyelik Tarihi
    16.02-2009
    Son Giriş
    Saat
    Yaşadığı Yer
    kalpOder Turan * Krt
    Mesaj
    1.435

    dostempati

    Cumhurbaşkanı Olacağını Meczuptan Öğrenmiş! / ON ALTI YILDIZ

    Cumhurbaşkanı Olacağını Meczuptan Öğrenmiş!


    Cumhurbaşkanı Gül'ün eşi Hayrünnisa Gül bir Eyüp Sultan namazından sonra olanları anlattı 26 Haziran 2012 08:57

    Hayrünnisa Gül, Cumhurbaşkanı Gül Çankaya Köşkü'ne çıkmadan önce yaşadığı ilginç bir olayı yine ilk defa şöyle anlattı: "Bir sabah namaz için Eyüp Sultan'a gitmiştik.

    Namazı kıldık. Tam güneş doğuyorken, biz hızlı hızlı çıkıyoruz. Bir meczup adam geldi yanımıza, Abdullah Bey'in cebine bir kalem koydu ve "Sen Reis-i Cumhur olacaksın" dedi ve gitti. Su gibi aktı adam. Ben çok şaşırdım 'Allah Allah' dedim. Sonra Eyüp Sultan'a her gittiğimizde o adamı aradım fakat bir daha hiç görmedim. Unutamadıklarımdan biri o."

    milliyet

  4. #64
    Üye
    dostempati Avatarı

    Gerçek Adı
    Kalperen C* Türkoğlu
    Üyelik Tarihi
    16.02-2009
    Son Giriş
    Saat
    Yaşadığı Yer
    kalpOder Turan * Krt
    Mesaj
    1.435

    dostempati

    ABD’nin Havai Fişekli Mesajı / ON ALTI YILDIZ


    ABD’nin Havai Fişekli Mesajı


    Oktan Keleş yine olayları arka planı ile açıklıyor... 8 Temmuz 2012 11:26


    Dün dünya medyasında ve Türk medyasında yer alan bir haber, “çok ilginç bir olay” denilerek görsel olarak verildi. Gösterilen şey, ABD’nin bağımsızlık yıldönümü kutlamalarında her yıl yaptıkları havai fişek gösterisiydi.

    Ancak bu yıl ilk defa bir fark yaşandı. Normalde 20 bin havai fişek, 20 dakika ile kırk beş dakika da patlatılacakken, planlanan süre haricinde, havai fişekler 30 saniyenin altında patlatıldı. Bunun sebebini de ‘bilgisayar programı’ hatası olarak açıkladılar. Yani onların açıklamasına göre bilgisayar, tüm havai fişekleri aynı anda ateşledi. 20 bin havai fişek yanlışlıkla aynı anda patladı - Genel- ntvmsnbc.com

    Kutlamaya gelenler, bu patlama anındaki ‘dehşet sesten’ ve havada oluşan ‘büyük ışıktan’ korktular. ihlas SON DAKiKA | 400 Bin dolarlık gösteri 30 saniye sürdü

    Şimdi bazıları diyecek ki, ee ne var bunda?

    Şu var; aslında yapılan her şey planlı idi. Yani ortada bir bilgisayar programı hatası yoktu. Bilinçli olarak yapılan bu olayın arka planına baktığımızda; ABD’nin tüm dünyaya mesajı vardı.

    Neydi ABD’nin mesajı?

    ABD’nin Şeytanileri, daha önce de defalarca söylediğimiz gibi bazı tarihleri hiç unutmuyorlardı. Önemli olayları sürekli gündemde tutarak ve yeni eylem planlarını da o tarihler üzerine getirerek (bina ederek) geçmişi hatırlatıyorlardı.

    Şimdi, 11 MAYIS 1945’te ABD’nin ‘BUNKER HİLL’ Uçak Gemisi, JAPON Kamikazeleri tarafından ‘30 Saniye’ içinde vuruldu. Bu süre, son bağımsızlık gösterileri sırasındaki havai fişeklerin gösteri süresi kadardı. Bestand:USS Bunker Hill hit by two Kamikazes.jpg - Wikipedia

    Yine bu gösterilerdeki havai fişeklerin tümünün ışığının gökyüzünde sönme süresi 43 saniye sürdü. Bu süre de elbette planlı idi. Bu süredeki ilham kaynakları ise; ABD tarafından,1945’te Hiroşima’ya atılan atom bombasının süresi kadardı. İşi sadece süreleri hesaplamakla tamamlamadılar, ardından da bu Bağımsızlık Günü gösterileri sırasında havai fişeklerin gökyüzünde oluşturduğu görüntüler, tıpkı Japonya’ya atılan nükleer bombaların ardından oluşan görüntülerle birebir aynıydı. Sadece bunlar da değil, insanları korkutan o korkunç seste tıpkı nükleer bombanın atıldığında oluşan ses ile aynıydı.



    Bu anlattıklarımıza bazıları ne derse desinler ama biz ABD Şeytanı’nı ciğerlerine kadar biliyoruz. Buraya kadar anlattıklarımızdan mutmain olmayanlar için anlattıklarımıza ek olarak;

    Havai fişeklerin bilgisayarın yanlış programlanmasından kaynaklandığını açıkladılar ya, işte bu bilgisayar programının adı neydi, biliyor musunuz? Truman. Yani Japonya’ya atom bombasının atılması emrini veren ve yerini belirleyen o zamanki ABD Başkan’ın adı. Truman 1945 yılının Ağustos ayında savaşı daha çabuk kazanmak gerekçesiyle Hiroşima ve Nagazaki'ye atom bombası atılması kararını vererek; binlerce kişinin ölümüne sebep olmuştur. (Truman ABD’nin 33. Başkanı’dır.)

    Havai fişekler Hudson nehri üzerinde patlatıldı. Neden burası seçilmişti?

    2009’da Hudson nehri üzerinde helikopter ile uçak çarpışmış ve 9 kişi ölmüştü. Enkazlarda Hudson nehrine düşmüştü. Olayın tarihi ise, 9 Ağustos 2009’du. Uçakla helikopter çarpıştı: 9 ölü - Sabah

    Yani Nagazaki’ye atılan atom bombasının 64. yıl dönümü.

    Hâlâ ee ne var bunda diyeceklere bir sözüm yok. Bunları ehilleri anlar.

    ABD Dışişleri Bakanı Clinton Rusya ve Çin’i Suriye’ye destek verdikleri için tehdit etti.

    Rusya ve in cezalandrlmal - Hrriyet PLANET

    Yukarıda anlattıklarımla da üstü kapalı bir mesaj verdi: ‘Nükleer Savaşı’ başlatırım diye.

    Yine üstü kapalı olarak “Bakın Obama giderse kötü olur” mesajını verdi.

    Anlayan anladı…

    Saygılarımla.

    Oktan Keleş

    oktankeles@gmail.com
    onaltiyildiz@gmail.com

  5. #65
    Üye
    dostempati Avatarı

    Gerçek Adı
    Kalperen C* Türkoğlu
    Üyelik Tarihi
    16.02-2009
    Son Giriş
    Saat
    Yaşadığı Yer
    kalpOder Turan * Krt
    Mesaj
    1.435

    dostempati

    Yazının tamamı ve ayrıntılı fotoğraflar için: Adnan Menderes'in Saatindeki Sır / Oktan Keleş / ON ALTI YILDIZ

    ADNAN MENDERES'İN SAATİNDEKİ SIR


    Menderes için Özel olarak yapılan, üzerindeki kadranında da altın harflerle ' Menderes ' yazan bir saat hediye edilmişti bana. Saatin çeşitli yerlerinde masonik semboller olması ve Menderes için özel olarak yapılıp, ona hediye edilmesi bu saati oldukça ilginç kılıyordu .

    (Saatin 12 rakamının altında MENDERES yazmaktadır .)

    Bundan 4 yıl kadar önceydi. Bu masonik sembollerle dolu saat elime geçtiğinde, 'bu saati haber yapayım mı ?' diye düşünmüştüm. Sonra, 'daha zamanı değil' demiştim kendi kendime.

    Sonra bu saati bir gazeteci arkadaşıma hediye ettim. 'Artık bu saatin deşifre edilme zamanı geldi' diye kendisinden saatin resimlerini yayınlamak için istediğimde, saatin oldukça yıpranmış olduğunu gördüm, üzüldüm ama olsun...

    (Sağ alt köşedeki ' ÖL ' yazısı oldukça belirgin şekilde görülmektedir.)

    Saatin metal kapağının içinde; siyon yıldızı, kuru kafa şekli ve lütfen dikkat buyurun 'ÖL' yazısı vardı.

    Bu saat Menderes için özel olarak yapılmış, ve ona hediye edilmişti. Muhtemelen merhum Menderes'e bir mesaj verilmek istenmişti. Bu mesajı Yahudi uşağı bir Mason Locası vermişti.

    Bu saati ilk incelediğimizde 'büyü de olabilir' demişlerdi. Fakat daha sonra bu saatin büyü amaçlı olarak değil, sadece mesaj verilmek üzere, özel olarak yapılıp hediye edildiğini anladık.

    Masonların bilinen taktiklerinden birisiydi bu şekilde mesajlar vermek....

    Saati arkadaşıma hediye ettikten yaklaşık 3 yıl sonra bir haber çıktı basın yayın organlarında: 'Lincoln'un Gizemli Saati' diye...

    ...

    ---------------

    Saygılarımla ...

    Oktan KELEŞ / On Altı Yıldız

    oktankeles@gmail.com
    onaltiyildiz@gamil.com

  6. #66
    Üye
    dostempati Avatarı

    Gerçek Adı
    Kalperen C* Türkoğlu
    Üyelik Tarihi
    16.02-2009
    Son Giriş
    Saat
    Yaşadığı Yer
    kalpOder Turan * Krt
    Mesaj
    1.435

    dostempati

    ---

    Kaynak:
    İnsanlar Dindar Olsunlar; Ama Ahlaklı Olmasınlar / ON ALTI YILDIZ


    İnsanlar Dindar Olsunlar; Ama Ahlaklı Olmasınlar


    Şeytan'ın doktrini: İnsanlar Dindar Olsunlar; Ama Ahlaklı Olmasınlar

    23 Temmuz 2012 09:25

    Oktan Keleş'in kitaplarının değeri zaman geçtikçe daha da artıyor. Kitaplarda anlatılan konuların sıradan olmadığı, her konunun adeta geleceğin girdapları arasında kaybolacak insana Allah'ın izni ile yol açtığı görülmektedir.

    Bugün yayınlanan bir haber sanırız ne demek istediğimizi daha net anlatmaktadır:


    Oktan Keleş'in Melekler Ağlarken kitabında Şeytan'ın şöyle bir doktrini vardı:

    İnsanlar Dindar olsunlar; ama ahlaklı olmasınlar

    Kitapta ilgili bölüm şu şekilde idi:

    Bu sırada Firavun söze atıldı:

    - Kötülüğü Müslümanlara işletmekte zorlanıyoruz. Diğer insanlık gibi bu konuda kolay lokma olmuyorlar ve dindarlığa her geçen gün daha da yaklaşıyorlar. Yani biz kötülüğü arttırdıkça Müslümanlar dindarlığa yöneliyorlar. Bu planımız hep aksıyor ve ters tepiyor. Bunun için yeni bir metot önermenizi bekliyorum.

    Şeytan o anda kızgınlıkla:

    - Dindar olsunlar; ama ahlaklı olmasınlar dedi.

    Böyle bir dindarlığın bana zararı olmaz. Tam tersi planlarıma yararı bile olur. Kötülüğe gelince ben Müslümanları iyi tanırım. Kötülükte bunlar nazlanır. Pek yanaşmazlar. Onun için

    kötülüğü eğlenceli hâle getirin.

    Firavun yanındaki Şeytanîlere döndü ve not alan Şeytanîye:

    - Bu çok güzel bir fikir. Medyanın başındaki adamımıza söyleyin bu ibareyi bir doktrin hâlinde ilk önce:

    * Buna bağlı planlar hazırlasınlar.
    * Müslüman ülkelerinde bu planları uygulasınlar.
    * Kötülüğü hoş, eğlenceli ve sıradanmış gibi gösteren; insana öyle algılatan programlar, diziler, filmler yapsınlar.
    * Toplumun kınayacağı herhangi bir kötülük meydana geldiğinde de adamlarımızca kullanılan kişileri hoş gösterecek ve onları kınanmaktan kurtaracak bir kamuoyu oluştursunlar.
    * Tanınmış sanatçılar, gazeteciler, yazarlar, bilim adamları ve diğerleri kınanacak olan bu kötülüğü sıradanmış gibi Müslüman halka telkin etsinler.
    * Bunları uygularken de çağ dışı, medeniyet, özgürlük kavramlarını kullansınlar.
    * Bu duruma karşı çıkan âlimleri, kitleleri küçük düşürecek ve onların önünü kesecek yorumlar yapsınlar.
    * Bunlara komplolar kursunlar.
    * Aynı şeyi ahlak konusunda da düzenleyip ortaya koysunlar.
    * Ahlaksızlığı sıradan, olası, hoş, sevimli bir hâle getirip beyinlere bu şekilde algılatsınlar.

    Söylediklerim kralımızın doktrinidir.

    Firavun'un bu önerilerinden sonra İblis devam etti:

    - Özellikle Müslüman toplumlarda

    içi boşaltılmış ve tefekkürden, ahlaktan, mânâdan uzaklaştırılmış
    dindarlık akımını yayın.

    Firavun tekrar katibine dönerek:

    - Bunu zaten başardık sayılır dedi. Böyle bir akımı neredeyse yerleştirdik halk arasına.


    Konu başlığı:

    Samimiyetsiz Dindarlık

    Camilerde, hacda bir araya gelen Müslümanlar hep içi boşaltılmış durumda. Aralarında hiç muhabbet yok. İşte bu olayı şimdi had safhaya çıkartın!

    Bütün bu söylenilenlerle her şeyi daha iyi anlamaya başlamıştım. Birçok Allah dostu şöyle diyordu:

    "Cami sadece namaz kılınan bir yer değildir."

    ...

  7. #67
    Üye
    dostempati Avatarı

    Gerçek Adı
    Kalperen C* Türkoğlu
    Üyelik Tarihi
    16.02-2009
    Son Giriş
    Saat
    Yaşadığı Yer
    kalpOder Turan * Krt
    Mesaj
    1.435

    dostempati

    2012 ile İlgili Yalanlar Devam Ediyor ...........2012 ile İlgili Yalanlar Devam Ediyor / ON ALTI YILDIZ

    Bu komik haberleri dünya genelinde neden yayıyorlar? On Altı Yıldız çok önceleri bu haberlere dikkat çekmişti...
    29 Temmuz 2012 10:23

    Bu komik haberlerle milletin kafasını karıştırmayın.

    2012 planlarını çok önce yazmıştık. Tarık C. kardeşimiz o zamanki yazısında:

    " Oktan Keleş Bey'in 2012 ve gelecek yıllar hakkındaki uyarılarının ne kadar haklı olduğunu gösteren olaylardan birisi bu haber. 2012'ye doğru (ve tabii sonrasında) buna benzer haberlerin debisinin arttığını göreceğiz zannediyorum. Bunlar daha çok;

    1) Yeni bir hayvan türü

    2) Uzaydan gelen kimliği belirsiz yaratıklar

    3) Mitolojilerin doğru olduğunu kanıtlayan; dolayısı ile semavî dinleri yanlışlayan, "tu kaka" dedirten mitolojik yaratıklar.

    4) Genler ile uğraşıp farklı ırklar çıkarmanın ve "üstün insan" (adam kadmon)'a geçisi sağlamanın (transhümanizm) deneysel ürünleri ve başarıları olarak lanse edilebilecektir." demişti.

    Şeytani Planlar Gümbür Gümbür; Ama Uyumayanlar da Var -1- / Tarık C. / ON ALTI YILDIZ

    Önce Tarık C. Kardeşimizin linkte verdiğimiz yazısını okuyun. Sonrada aşağıda bütün haber sitelerinde yer alan haberi. İşte neden bu haberlere komik dediğimizi anlayacaksınız:

    İşte o komik haber:

    Sahile vuran Yaratık Paniğe Neden Oldu!

    Amerika'nın New York şehrinde sahile vuran ne olduğu anlaşılamayan 'yaratık' korku yarattı.

    • Snopy kulaklıklar Segment Bilgisayar'da

    Amerika'nın New York eyaletinde Brooklyn Köprüsü altında görüntülenen canlı görenleri dehşete düşürdü. İlk bakıldığında ne olduğu tam olarak anlaşılamayan 'yaratık' korku yarattı.
    Sahile vuran yaratığın haberi yayıldıkça bilim adamları da olayla ilgilenmeye başladı. Amatör bir fotoğrafçı tespit edilen canlının hemen fotoğrafları çekildi ve yetkili birimlere haber verildi. Fotoğraflanan canlı Amerikan basınının da ilgisini çekmişe benziyor.

    "KÖPEK OLMA İHTİMALİ YÜKSEK"

    Sahildeki canlının cesedini inceleyen uzmanlar, hayvanın türünün ne olduğunu anlayamadı. Yaptıkları araştırmalar sonucunda sıçan, köpek ve domuz vücuduna benzerlikler gösteren yaratık medyanın da ilgisini çekmiş durumda.

    Her ne kadar halk endişe duysa da, Cornell Üniversitesi'nin profesörlerinden Paul Curtis'e göre, gizemli yaratığın küçük bir köpek olma ihtimali çok büyük. Curtis, köpeğin kazayla suya düşerek boğulduğunu ve uzun süre suyun altında kalmanın da etkisiyle şiştiğini düşünüyor. Her ne kadar bu açıklama mantıklı gelse de halk bir süre daha 'gizemli yaratık' efsanesini yaşatacak gibi.

    BENZER OLAY DAHA ÖNCE DE OLDU

    Benzer bir olayı 2008 yılında da yaşayan New Yorklular, şimdi bu yaratıklardan daha fazlasının oldupunu düşünerek endişe duyuyorlar.

    Milliyet - Paniğe neden oldu
    Paniğe Neden Oldu - Sahile Vuran Gizemli Yaratık! - Haber - sayfa 3 | Mynet Galeri


    Konuyla ilgili:

    Şeytaniler 2012'ye Hazırlanıyorlar / ON ALTI YILDIZ
    Küresel Sihirbazların Oyunu: 2012 / Erol Derman / ON ALTI YILDIZ

  8. #68
    Üye
    dostempati Avatarı

    Gerçek Adı
    Kalperen C* Türkoğlu
    Üyelik Tarihi
    16.02-2009
    Son Giriş
    Saat
    Yaşadığı Yer
    kalpOder Turan * Krt
    Mesaj
    1.435

    dostempati

    AKP'nin Pembe Çizgileri

    Suriye konusunda bugüne kadar birçok analiz yaptık. Okuyucularımız zaman zaman hâlâ bu konuda bizlerden analiz taleplerinde bulunmaktadır. Bugün Suriye'de olanları "2006 yılında çıkan kitabımızda" açıkça yazdığımızda dolayı, şuan yaşananları, "olduktan sonra" analiz etmek ne işe yarayacak? Fakat Dışişleri'nin başarısız bakanı, başarılı bir şeklide ABD planını uyguladığından dolayı yapılan her yanlış, yeni analizlere de kapı açmıyor değil. Bu yüzden, bugüne kadar yazmış olduğumuz analizler, sitemiz arşivinde ilk günkü güncelliğini korumaktadır.

    Yazdığımız analizlerin tarihlerine bakarsanız, maalesef yazdıklarımız bugün zuhur etmiştir. Siyasi analiz yapmaktan hoşlanmıyorum, ancak konu milli menfaatler, milletin ve ülkenin bekası olduğu için fikirlerimizi söyleme ihtiyacı hissediyoruz.

    Barzani it'i hakkındaki görüşmelerimiz bellidir. Barzani eskiden beri hep bağımsız Kürt devleti peşindeydi. Bunun için fırsat kolluyordu ve bunu sağır sultan dahi bilmekteydi. Ancak bizim Dışişleri Bakanımız Davidoğlu, Barzani'ye "Mesud Abi" demekten çekinmedi. Ne diyelim "Allah mesud etsin."

    Başbakan dahil bütün yetkililer; "Irak'ın Kuzeyi'nde bir Kürt Devleti bizim kırmızı çizgimizdir" dediler. Gerçi birçok kırmızı çizgi, bu hükümet sayesinde "mor'a" çevrildi. Nihayet Suriye'deki iç karışıklıktan vazife çıkartan İsrail'in kadim adamı Barzani Suriye'de bir Kürt Devleti oluşumunu ilan etmek için bir anda efelendi, coştu. Çapulcu peşmergeleri Suriye'ye geçme cüretinde bulundular.

    Bizim Dışişleri Bakanı da Başbakanın talimatı ile Irak'ın Kuzeyine gidip, "Mesud Abisi" ile konuşup, Türkiye'nin kırmızı çizgilerini hatırlatacakmış. Sormazlar mı adama: "Bu kaçıncı hatırlatma?" Bizde bu milletin bireyi olarak sorma hakkına sahibiz ve soruyoruz!

    Hatırlatacağınız şey, TÜRK DEVLETİ'NİN gücü olmalıdır. Öyle bir hatırlatacaksınız ki, bir daha unutmayacaklar. Ama ne gezer? Koskoca Türk Devleti'nin Bakan'ı çapulcunun ayağına gidiyor, çantasının içinde de; Türkiye'nin Barzani'ye verdiği bedava elektrik oranını arttırma, Irak'ın Kuzeyini inşa etmek için vaadler alma ve bunun karşılığında da Barzan'i itinin ağzından dünya kamuoyu için "biz Türkiye'nin yanındayız" açıklamalarını alma. Kırmızı çizgi hatırlatmaları bu mu?

    Dışişleri Bakanımız çok üzülüyormuş; "ya ben ABD'nin planını mı uyguluyorum ki, beni bu şekilde itham ediyorsunuz," diye. Peki sormazlar mı, bu kimin siyaseti? Sıfır problem ile yola çıkıp, bol sıfırlı problemler oluşturan kim? Eğer bu senin siyasetin ise derhal istifa etmen gerekiyor. Sanki bütün sorunlar çözülmüş gibi Sayın Davudoğlu kameralar karşısında; büyük bir rahatlık içersinde ve tuhaf bir şekilde tebessüm ediyor. İnsanın yüzünde biraz çilenin, ızdırabın izleri olur. Bizim bakanımız anlamsız bir şekilde tebessüm ediyor. Pek bir mutlu…

    Hâlâ denizin dibindeki savaş uçağımız tamamı ile çıkarılmamışken, şehidlerimizin kanının hesabı sorulmamışken, bu yüz ifadesindeki rahatlık da neyin nesi?

    Bu millet, uzayda yaşamıyor. Özellikle Suriye sınırında bulunan vilayetlerimiz kan ağlıyor. Güneydeki sınır kapılarımızın hali içler acısı. Ekonomik olarak büyük kayıplarımız var; tırlarımız yakılıp, yağmalanıyor.

    Ayrıca binlerce mülteciyi içeri sokup, güya insanlıktan bahsediyor, mütebessim bakanımız.

    Suudi Arabistan Kral'ından alınan para ile bizim topraklarımızda mülteci kamplarını kurduğunuzu neden bu millete açıklamıyorsunuz?

    Milletin evlatlarını da bu işte istihdam ettiğiniz mi, insanlık oluyor? Bu mültecileri hangi vaatlerle Türkiye'ye getirdiğinizi neden açıklamıyorsunuz? Gelen mültecilerin çoğunluğu kadın ve çocuk olduğundan dolayı, duygusal söylemlerle neyi kamufle ettiğinizi de söyleyin. Kamufle edilen şeyi ben söyleyeyim: Türkiye sınırından Suriye'ye, Suriyeli muhalif savaşçılar gönderilmektedir. Bunların arasında bol miktarda da CİA ajanı var. Güzel bir koridor açıldı. İşte bu çoluk çocuk ve kadınlar bunun kamuflesi. Bu kadın ve çocuklar olmasa; 'takke düşüp kel görünecekti.' İşte bu "kel görünmesin" diye hep insani yardım ön plana çıkarılıyor.

    Geçenlerde Sayın Başbakanımız Rusya'ya giderek Putin ile görüştü. Odadan çıktıktan sonra tv'lerde hep şu gösterildi/anlatıldı: "Sayın Başbakanımızın yüzü odadan çıktığında kıpkırmızı idi." Nedenini medya sorguladı ama bulamadı. Acaba nedeni şu olmasın: Putin, Sayın Başbakanın önüne, mülteci kamplarından Suriye'ye geçen CİA ve Mossad ajanlarının tam listesini mi koydu?

    Yine Rusya o günlerde Türkiye'ye karşı cüretkâr bir açıklama yaptı: Türkiye'yi avucumuzun içi gibi gözlüyoruz. (Bu cümleye bizimde bir cevabımız var. Merak etme Rusya, bizde sizi fare deliklerinize kadar biliyoruz. Bakarsınız bir gün ne demek istediğimiz anlaşılır.)

    Ayrıca Rus Dışişleri Bakanı'nın "El Kaide Türkiye sınırında" demesinin de ne anlama geldiğini biliyoruz.

    Kısaca mülteci kampları, işin kamuflesidir. Ajanlara koridordur.

    Şimdi kırmızı çizgi mi, pembe çizgi mi, bu konuyu irdeleyelim. Dün ulusal bir kanalda Ak Parti'nin önde gelen milletvekillerinden Ömer Çelik program konuğuydu. Konu döndü dolaştı, Suriye'nin içindeki Kürt yapılanmasına geldi. Merak edenler bu program arşivlerde var, bakabilirler. Ömer Çelik aynen şunu söyledi: "Biz orada PKK benzeri bir oluşuma karşıyız. Yoksa Kürtlerin orada kendi kaderlerini tayin etmelerine bir sözümüz yok." Yani açıkça Kürtler orada devlet kurabilir dedi. Ee hani AKP'nin Barzani'ye hatırlatacağı kırmızı çizgilerimiz? AKP'nin böyle bir çizgisi olmadığı çok açık. PKK ve terör hatırlatılacakmış. Anladık ki, AKP'nin pembe çizgileri var ve pembe hayalleri. O da bölgede bir Kürt devletine giden yolda asfalt çalışmaları yapmak.

    Mâliki, Irak'ta Barzani'ye karşı açık bir tehdit. Bizimkiler de Maliki'yi tehdit ediyor. Şimdi bu politika kimin politikası olabilir:

    A) ABD ve İsrail'in.
    B) AKP ve Dışişleri Bakanın.
    C) Hepsi.

    D şıkkını da soranlar olabilir, 'hiçbiri' diye. Şıkları siz işaretleyin.

    Kısaca Suriye olayının mihenk noktasını anlatalım:

    Arap Baharı'nın hızla ABD'nin istediği mecraya doğru gitmesi bir referans gösterilerek, ABD Dışişleri Bakanı ve Obama, Sayın Başbakana "Esad'ın yakında Suriye'den gideceğinin" taahhüdünü verdi. Bizimkilerde buna güvenerek, "Esad yakında gidiyor" diye yanlış ata oynadılar. Yani ABD kazığı yediler. Başbakan epey bir süre bağırdı, çağırdı: "Esad yakında gidiyor" diye. Çin ve Rusya, Suriye'ye yapılacak yaptırımları açıkça veto edince, bizimkiler şok yaşadılar. Çünkü ABD şu taahhüdü de vermişti: "Rusya ile Çin'i ikna edeceğiz, meraklanmayın" diye.

    Rusya'nın Ortadoğu'daki tek müttefiki Esad rejimi yerine, Rusya'nın menfaatlerini aynen müdafaa edecek biri geçmeyince, Esad'ın düşmeyeceğini hangi basiretsizler tahmin edemedi?

    Bizimkiler, Esad'ın yerine, Esad'ın çocukluk arkadaşı olan ve önce Fransa'ya sığınan generalin ismini Rusya'ya önerdiler. Rusya kabul etmedi. Suriye'nin muhalifleri bile bu isme "hayır" dedi. Dışişlerimiz, daha ismi bile tutturamıyor. Bu basiretsizlik kimin politikası? Eğer ABD'nin politikası değilse, Davudoğlu'nun politikası, itiraf etsin.

    Şimdi, eninde sonunda Esad gidecek ve yerine biri gelecektir. Bu kadar zayiattan sonra Dışişlerimiz, "bu bizim başarımızdır" diye havai fişek mi patlatacaktır?

    İsrail ile Suudi Arabistan yetkilileri ZÜRİH'te gizlice bir araya gelerek hangi plan üzerinde anlaştılar?

    Mesela bu HAC mevsiminde mezhep savaşlarını körükleyecek bir provokasyon üzerinde anlaşmış olabilirler mi? Tüm İslam dünyasının tepkisini çekecek bir provokasyon. Türkiye'de olduğu gibi mezhepsel bir savaşı körüklemek için; davulcu ile zurnacı ile tutmayan bu plan, acaba bu yeni provokasyonla tutar mı?

    Bu HAC Mevsiminde, özellikle TÜRK HACILARI ÖZENLE KORUNMALIDIR.

    Şimdi bazı konularda fikirlerimizi söyleyelim: Türkiye'deki Anayasa çalışmalarında Türk'lük tanımının çıkarılmak istenmesi ihaneti tesadüfi değildir.
    Anlıyoruz ki, Ak Parti'nin kırmızı çizgileri falan yok, pembe hayalleri var. Başbakanın koltuk hırsı maalesef ki, Türk Milli Politikası'na darbe vurmaktadır. Türkiye'de darbeciler yargılanırken, Türk Milli çıkarlarına darbe vuranlar yargılanmayacaklarını sanmasınlar. Türk'lük tanımı çıkarılan bir ANAYASA Türkiye Cumhuriyeti'nin Anayasası olamaz! Milletsiz Devlet olmaz. Dolayısı ile böyle bir Anayasa Türk Milleti'nin de Anayasası olmaz! Böyle bir Anayasa yazılırsa, hiç kimsenin şüphesi olmasın, YÜCE TÜRK MİLLETİ YENİ BİR ANAYASA yazmayı bilir.

    "Al da, ANA Yasa'nı GİT!" demeyi bu millet bilir.

    Bir çift sözümde milliyetçi jargon kullanan parti liderlerinedir. İstiklal Marşımızda; "NE BU ŞİDDET BU CELAL!" denmiştir. "Denen" şeyi temsil ettiğinizi iddia ediyorsunuz. Size söylenecek şey ise; bu ne pasiflik, bu ne Ver Al! Sizde oldu olacak, açıkça AKP'ye katılın, bu millet önünü görsün. Tüm Türk Milliyetçileri titresin ve kendine gelsin!

    "Atatürk'ün partisindeniz" deyip de caka satanlara da bir sözümüz olsun: Gazi Paşa'nın kemiklerini sızlattınız. Sizde AKP'ye açıkça katılın olsun bitsin.

    Numan Kurtulmuş gibi sizde katılın, KURTULUN!

    Bir çift sözde Türkiye'ye sığınıp, Türk Bayrağı yakan mültecilere: Türk Bayrağı'nı yakma cüreti gösteren bu mülteciler, derhal Esad'ın şefkatli kollarına teslim edilmelidir.

    Gelinen noktada yapılması gerekenleri de önerelim:

    Türkiye'nin şu an uyguladığı dış politikası tamamen çökmüştür. Sayın Başbakan derhal Dışişleri Bakanı'nı görevden almalı, yerine vizyonu olan birini atamalıdır. Bölgeye ve dünyaya şu imaj verilmelidir: Yeniden yeni vizyonla. Eski Dışişleri bakanının hataları kapatılacak, böylelikle Türk Dışişleri bu beceriksizlikten kurtulacaktır.

    Barzani'ye haddi bildirilip, ortadan yok edilecektir. Türkiye bölgede saygınlık elde etmek istiyorsa, bunu yapmalıdır. Yoksa ABD politikalarını güderek saygınlık elde edilemez.

    Bize sıklıkla sorulan soru şu: Türkiye bölünür mü?

    Dünya'da son Türk ölene kadar böyle bir şey gerçekleşmez!

    Bir kınama da Hatay'ın Dörtyol ilçesinde polis kardeşlerimize yapılan saygısızlığadır. Bu sıradan bir olay değildir. Türk Polisi'ne yapılan bu muameleyi şiddetle kınıyoruz. Yalandan kınayan "hastaları" da çok iyi tanıyoruz.

    Türk askerine, Türk polisine reva görülen bu hadiseler, Ak Parti'nin pembe çizgilerle dolu yol haritasından başka bir şey değildir. Tarih bütün bunları kaydetmiştir. 2014 tarihini not edin. Konjonktür değişiyor. Elbette bugün yapılanlar, o gün masaya yatırılacaktır.

    Çıkacak olan kitabımdan bir parça:

    "Türklük bir bilinçtir. Türk ırkından gelmek Türk olmaya yetmez! Bu bilinci elde eden, bu bilince ulaşan Türk'tür. Ne mutlu o bilinci elde edene.
    Türk Milleti şunu bilmelidir: Yaşanan tüm bu olumsuzluklara rağmen TÜRKİYE CİHAN DEVLETİ OLACAKTIR!

    Saygılarımla.

    Oktan Keleş

    oktankeles@gmail.com

    onaltiyildiz@gmail.com

    NOT: Hükümetin yaptığı iyi işleri desteklediğimiz gibi yanlış işlerinde de eleştirmek hakkımızdır. Çünkü mesele milli bir meseledir. Partiler üstüdür.


    Kaynak : AKP’nin Pembe Çizgileri / ON ALTI YILDIZ

  9. #69
    Üye
    dostempati Avatarı

    Gerçek Adı
    Kalperen C* Türkoğlu
    Üyelik Tarihi
    16.02-2009
    Son Giriş
    Saat
    Yaşadığı Yer
    kalpOder Turan * Krt
    Mesaj
    1.435

    dostempati

    Milli Mücadelede Kızılderililer -1

    Oktan Keleş Milli Mücadelede Kızılderililer'i yazdı.
    31 Temmuz 2012 03:01



    Saklanan Gerçekler: Milli Mücadele döneminde Kızılderililerin bizlerle omuz omuza savaştığını biliyor muydunuz?

    Türk varlığının kökenini bugüne kadar bilinmeyen yönleri ile inşallah çıkacak olan kitabımızda yayınlayacağımızdan dolayı sadece şu kısmı yazmak istedik:

    Geçenlerde TRT'de bir belgesel yayınlandı. Belgeselin konusu Türkiye'deki Afrika kökenliler üzerinde idi. Gecikmiş bir belgesel olmasına rağmen oldukça güzel bir yapımdı. 1860'lı yılların başlarında Osmanlı dönemindeki ticaret, köle ve işçilik için Afrika kıtasından gemilerle getirilen zenci vatandaşlarımız, Padişah Abdülmecid'in köleliği kaldırması ile İstanbul ve çevresinde dönemin şartları altında yaşam sürmeye başladılar.

    2. Abdülhamid Han, tahta çıktıktan sonra ortada kalan bu zenci vatandaşları; Aydın, İzmir ve çevresinde tarım işlerinde çalışmaları için istihdam etmiştir. O dönemde Aydın ve İzmir illerinde bulunan tarım topraklarının ve çiftliklerin p'i İngiliz işletmecilere aitti. Osmanlı arşivlerinde mal beyanlarında bu tarım topraklarının İngilizlere kimlerce peşkeş çekildiği açıkça mevcuttur. Bunlar bilinen şeyler olduğu için daha fazla ayrıntıya girmiyorum. Tıpkı Demiryollarında Baron Hirsch ismindeki şahsa nerelerin peşkeş çekildiği gibi. Asıl konumuz bu olmadığı için fazla uzatmıyorum.

    Tarımla uğraşan bu zencilerin çocukları, torunları Türkiye Cumhuriyeti kurulunca da bu topraklarda kalmış ve Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığını almışlardır. Bugün hala Aydın ve çevresinde zenci vatandaşlarımız bulunmaktadır ve nüfus olarak da milyonun üzerindedirler. Vatana, bayrağa bağlı bu Afrika kökenli vatandaşlarımız çok da güzel ege şivesi ile Türkçe konuşmaktadırlar. Hepsine selam olsun.

    "Milli Mücadelede Kızılderililer başlığı ile bunun ne alakası var" diyebilirsiniz. Şöyle bir alakası var; Türkiye'de tıpkı bu zenci vatandaşlarımızın Osmanlının son dönemlerinde Afrika'dan geldikleri gibi ABD'den de bir Kızılderili kabilesi İstanbul'a gelerek burada yaşamışlardır. Konunun hikâyesi kısaca şöyledir: ABD kıtasından elçilerle bir heyet gelir. Abdülmecid'den; "Osmanlı'nın çöllerdeki savaşlarda develerden yararlandığı ve bu savaşlarda develerin önemli bir yer tuttuğunu, ABD'de ise deve bulunmadığını, Kızılderililerle ABD çöllerinde savaşmak için deve" talep ederler. Abdülmecid, istenileni verilir ve develer ABD'ye bir heyetle gönderilir. Bu olay, sözde Osmanlı –ABD dostluk sembolü olarak tarihteki yerini alır. Abdülmecid yanlış yapmıştır. Zira ABD kıtasının gerçek sahibi Kızılderilileri soykırımına sembolikte olsa bir katkıda bulunmuştur. Saltanat'ın "isteyen geri çevrilmez" düsturu maalesef ki bunun gibi yanlışlarla doludur.

    O yıllarda ticaret gemileri ile ABD'ye birçok Çinli göç etmiştir. Bazı kovboy filmlerinden bu tarihi olayı hatırlarsınız. Çinliler, ABD'de ticaretle uğraşmışlardır. Çinlilerin ABD'ye gittiği gibi Çinliler de ABD kıtasından Batılıları ve Kızılderilileri ticaret ve başka amaçla Çin'e taşımışlardır. Osmanlı topraklarına da bu gemilerin sık sık uğradığı bilinmektedir. Bu uğramalar sırasında gemideki halklar İstanbul'da kalmışlardır.

    Bu halklardan en bilinmeyeni Kızılderililerdir. O günkü şartlarda bunlar halk tarafından bilinmediğinden dolayı fizyolojilerinden dolayı Tatar zannedilmişlerdir. Asyalı olarak bilinmişlerdir.

    Bu Kızılderili kabilesinin bir kısmı tekrar ABD'ye geri dönmüştür. Büyük bir kısmı bugünkü Türkiye topraklarında kalmışlardır. Bilinen bir kısmı Eskişehir'e, Giresun ve Trabzon vilayetlerine tarım veya çalışmak amaçlı gitmişlerdir. Akıbetlerinin tam manası ile bilinmemesine rağmen bir kısmının yerel halkla mesela Giresun'daki Çepni Türkleri ile evlendikleri, atlardan çok iyi anladıkları tarihin tozlu sayfaları arasında kalmıştır. İstanbul'da o yıllarda bu Kızılderili kabilesi Kalanderi dervişleri de zannedilmiştir. Nedeni ise Kalanderi dervişlerinin; yarı çıplak giyinmeleri, hayvan kürkleri omuzlarına atmaları, ellerinde ok ve balta (teber) bulunmasıydı.

    Bu Kızılderililerin bir kısmının Konya'nın bozkırlarında Moğolların Anadolu seferinden kalan Tatarla akrabalık kurdukları da 1900'lü yılların başında bilinmesine rağmen bu bilgiler daha sonraki yıllarda unutulmuştur. Ta ki, Atatürk'ün durumu keşfetmesine kadar. Bir dönem Atatürk'ün muhafızlığını yapmış Karadeniz uşaklarının içersinde Çepni Türklerinden olan fakat fizyolojisi ile tam bir Kızılderili'yi andıran birinin Paşa'ya dedelerinin hikayesini anlatana kadar.

    Burada bir parantez açmak istiyorum. Ankara'da, Karadeniz kıyafetleri ile Gazi Paşa'nın huzurunda horon oynayan bir ekip vardır. Horon oynayanlarının birinin belindeki silah ateş alır ve kendi ayağını vurur. Çizmesinden kanlar yerlere akmasına rağmen hiç istifini bozmadan horona devam eder. Gazi Paşa olup biteni görür ve horon bitince, Gazi Paşa bu şahsa sorar: "Yiğidim, yaralandın. Neden oyunu bırakıp çıkmadın?" diye sorar. Esas duruşta duran bu Karadeniz Uşağı: "Paşam, böyle ufak bir yaralanma sebebi ile sizin huzurunuzda oyunu bırakma saygısızlığını yapar mıyız?" Atatürk bu Türk yiğitlerinden çok etkilenir ve uzun zaman boyunca da bu kişileri yakın muhafızları olarak yanında bulundurur. Bu bilinen bir olaydır. Bilinmeyen yanı ise bu horon oynayanların içersindeki bir kişinin Kızılderili olmasıdır.

    Atatürk'ün Kızılderilileri araştırmasının sebeplerinden birinin altında bu olay yatar.

    Osmanlı'nın son döneminde gelen bu Kızılderili kabilesi Türkiye'ye çok kolay şekilde uyum sağlamıştır. Bu da soy birliğini akla getirmektedir. Milli mücadelede Kızılderililer de Türk Sancağı altında savaşmışlardır. Gazi Paşa onlarla yakın ilişki kurmak için akademik olarak araştırmalar yaptırmıştır.

    Abdülhamid Han'ın bir torunu bir Kızılderili şefi ile evlidir. Kızılderililerin büyük bir bölümünün Türk soyu olduğu şüphe götürmez bir gerçektir. Konunun ayrıntıları çıkacak olan kitabımızda yer alacaktır.

    Bazı tarihçiler, bu gerçekleri hem görmezden gelmekte hem de saptırmaktadır.


    Saygılarımla.


    Oktan Keleş

    Milli Mücadelede Kızılderililer -1 / ON ALTI YILDIZ

  10. #70
    Yasaklı Üye
    saww Avatarı

    Üyelik Tarihi
    11.01-2011
    Son Giriş
    17.09-2012
    Saat
    14:38
    Mesaj
    2.171

    saww

    Alıntı Alıntı Yapılan Kişi: dostempati Mesajı Gör
    bu zenci vatandaşları
    Zenci???

  11. #71
    Üye
    dostempati Avatarı

    Gerçek Adı
    Kalperen C* Türkoğlu
    Üyelik Tarihi
    16.02-2009
    Son Giriş
    Saat
    Yaşadığı Yer
    kalpOder Turan * Krt
    Mesaj
    1.435

    dostempati

    Birinci yazı için: Kadir Gecesi / ON ALTI YILDIZ


    KADİR GECESİ ... Kadir Gecesi / ON ALTI YILDIZ

    Kadir gecesini her Müslüman bilir, ta’zim eder. Münkirler de bu geceyi bilir, fakat dillerini bu gece için oynatamazlar... Bir kelime ile mübareklerin mübareği bir gecedir...

    Bu güzel geceyi anlatmadan evvel, gece nedir, onu biraz karıştıralım, sırlarını görelim, sonra da Kadir gecesini birlikte dolaşalım...

    Gece, ruhani... Gündüz cismani âlem remzidir... Bütün muz’i ecram karanlığın namütenahiliği içinde parlarlar... Kendilerini ancak karanlıkta gösterebilirler veya bizim görme hassamız onları gece görebilir... Bu iki ters cümle üzerinde biraz düşünmenizi dilerim...

    Karanlık namütenahi mülk-i İlâhide, aydınlığa nazaran çok galiptir, ruhani âlemdeki nurun temsili kamerdir... Kamer aynı zamanda ruhun âlemidir... Bedr-i tam zamanında ruhani çalışmaya delalet eder... Gece namazı Resûl-i Ekrem’e farzdır.

    Niçin, Şakku’l-Kamer hadisesidir de, Şakku’l-Şems değildir?.. Hasefe’l-Kamer’dir de Küsüfe’l-Şems değildir?.. “Vecmüaşşems Ve’l-Kamer”dir de niçin “Vecmie’l-Kameri ve’ş-Şems” değildir?

    Kudret-i Sûphaniye Settar esması kanalından tecelli eder de ondan... Ecramın karanlıkta parıldaması ibadetin karanlıkta olanı parlar olacağına işarettir... Güneş aya giriyor... Niçin ay güneşe girmiyor?.. Hem ay küçük olduğu halde... Bütün mevcudatın ve mahlukatın yok olacağına ve Settar’ın içinde kaybolacağına işarettir... Aynı zamanda kıyamete işarettir...

    Ruhaniyetin daimi olarak cismaniyete hakim olduğunu ifade eder. Bundan dolayı gündüz ile gece yapılan ibadet arasında muazzam fark vardır... Gündüz cesedin ibadeti, gece ruhun ibadeti yapılır. Miraç bile gece vakti olmuştur... Hayy esmasının tecellisi daima Settar esmasıyla kapanarak, örtülerek olur... Hangi tohum örtülmeden intaş eder? Arı, balını yaparken kimseye göstermez... İnsan alakası gizli olarak büyümeğe başlar... Ölünün cesedi bundan dolayı defnedilir... Vahy gelirken “Üzerimi örtün” diye Cenab-ı Resûl’ün buyurması, sıcak iklimde üşümesinden değildir... “Beni örtün!” Vahy’in şiddetinden husule gelen ihtizazın örtülmesini, görünmemesini, Settar esmasına karşı olan edep için örtülmesini emir buyurmuştur... Cenazeyi tekfin de bu edep için yapılır... Setr-i avret Hayy esmasının tezgah ve teferruatı olan, yerler için emir olunmuştur...

    Edep yeri aşikare olan hiçbir canlı mahluk yoktur... Hepsi fıtri yaradılış icabı bir uzuv kısmıyla örtülüdür... Kimini kuyruk, kimini gulfe, kimini kıl, kimini tüy örtmektedir... Yalnız insanlarda bu gibi yaradılıştan teşrihi bir örtü olmadığından, (Bu yaradılış murad-ı İlâhidir) insanlara telebbüs lüzumu, te’sirat-ı hariciyeden sıyânet bahanesiyle setr-i avret mecburen ve habersiz yaptırılmıştır... Örtü Settar’ın naibidir. Esmanın dünyada naibi varsa evvelden mevcuttur. Naibi yoksa sonradan emirdir. Bu, büyük dini hakikatlerin bir kapı aralığıdır. Bunu anlayan, kapı aralığından hakikatlerin illetlerini, sebeplerini, niçin öyle olduklarını, nehiylerinin esasını anlamış olur. Bazı cümle ve kısa anlatışlar binlerce kelimenin, yüzlerce lafzın küçültülmüş ve akla sokmak için hazırlanmış usul ve yollarıdır...

    Gece ve geceler insana daha yakındır gündüzlerden... Resûl’ün sırtındaki siyah mühr-ü nübüvvet, dünyada siyah ırkın bulunması, bu siyah derili insanların yaradılışındaki hikmeti düşünüp anlamak herkese nasip değildir... Hacer-i Esved, Kâbe örtüsünün siyah oluşu insanları düşündürmelidir. Bunlar tesadüfî şeyler değildir...

    Hâlik, “Geceye kasem ederim” diyor... Karanlık yere daima her cansız cisim bile hürmet ediyor. Farkında mısınız?.. Güneşin ziyasında birçok dalgalar mevcuttur. Fakat aydınlık dalgaları hailleri geçmiyor; geçemiyor değil...

    Dikkat buyurun... Karanlığı aydınlatmamak için röntgen şuası herşeyi delip geçiyor. Fakat kendini göstermiyor, kendi görünmüyor... Gündüzü mü seversiniz geceyi mi?.. Ne söylerseniz inanılmaz, muhakkak geceyi seversiz. Çünkü insanların yaradılışında gizli bir istek vardır. Geceyi sevmek... Hukukî sevgi ve kulluk gece belli olur. Fosforun gece parlaması tesadüfî bir şey değildir; bir hikmetin ve bir sırrın gizli kapaklı izah ve ifadesini haykırmaktır. Fosfor böceklerinin zikri gecedir. Ondan dolayı her bağırışlarında parlar, sönerler... O halde gece:

    1- Geceye “Kasem-i İlâhi” verilen ehemmiyet ve kıymetin ifadesidir,

    2- Güneşin küçük aya girmesi, Settar’da herşeyin eriyeceğine, geceye verilen kıymetin ifadesine, birgün kıyamet kopacağına delalet eder.

    Şimdi geceyi tariften sonra KADİR Gecesine gelelim:

    Bu tarif edilen gecelerden birisi değildir Kadir gecesi... Ed-Duhan Suresinin 4 üncü âyetinde zikredilen gece. Bu gece, Kur’ân kül halinde Levh’den inmiştir... Sonra senenin içindeki bir gecede de parça parça inmeğe başlamıştır. Bakara Suresinin 185 inci âyetine göre, Ramazan ayına tesadüf eden bir gecedir. “Biz onu Kadir gecesi indirdik...”

    “Kadir gecesini Ramazanın son haftasında arayınız...”

    Elimizde Allah ve Resûl’den müntakil bilgilerimiz bunlardır...

    Kadir gecesi, muayyen bir gece değildir. Bir sene tek gecede, bir sene çift gecede olmak üzere seyr ve intikal eder... Ramazan ayı da o geceye tesadüf etsin diye mevsimlere göre değişir.

    İnd-i İlâhide evvelce böyle bir gece murad ve tespit edilmiştir... Ramazan daima bu gecenin bulunduğu aya tesadüf eder. Kur’ân-ı Kerim’in bu gece inmesi tensib-i İlâhidir. Ramazan ayı kamere göre olduğundan, senenin diğer muhtelif mevsim ve aylarında seyr ve intikal eder.

    Buna nazaran, Kadir gecesi, İnd-i İlâhi’de sabit ve muayyen bir merkez noktasıdır. Güneş muayyen bir burca dünyayı aldığı zaman bahar nasıl geliyor, nebatat uyanıyorsa, senenin muhtelif zamanlarına ve mevsimlerine tesadüf eden kameri Ramazan ayı o gecenin zarfı mahiyetindedir.

    Herhangi gece, (O Kadrin, şerefin merkezine) geldiği zaman Kadir gecesi oluyor, Kadir ismini alıyor, rahmet açılıyor... İnd-i İlâhi’de sudur muayyen bir zamanda oluyor. O sudur hangi geceye tesadüf ederse Kadir ismi ona intikal ediyor... Gece sabit değildir.

    Rahmetin sudur merkezi sabittir. Sudur muayyendir. Muayyen bir zamanda oluyor. Tesadüf ettiği geceye şerefini saçtığından o gece Kadir gecesi ismini alıyor. Gök kapıları açılıyor diyoruz... Dedelerimizden gelme güzel bir tabir.

    Şerefin, kadrin, rahmetin suduru İnd-i İlâhide muayyendir. Settar ile örtülü olduğundan o sudur zamanı bir geceye tesadüf ediyor.

    Rahmetin suduru hangi geceye tesadüf ederse o gece sudurun şerefine mazhar olduğundan Kadir gecesi ismini alıyor... Bu suretle bütün senenin geceleri bu şerefe mazhar oluyor. Ve Settar’ın görünür naibi olan geceler Kadir şerefinden nasibini alıyor... (Adalet-i İlâhi)...

    “Gece karanlık zamanıdır. Cahiliyyet devridir. Cihanın hakiki irfan ve nurdan mahrum olduğu zamandır. Resûl-i Ekrem gelmeden evvel insanlığı böyle bir gece sarmıştı. Böyle karanlık bir gecede bir devirde insanlık nurlara gark oldu, karanlıklar kalktı, Resûl’e gelen vahy ışıkları ile parladı.” diye tefsir ve tarifler de mevcuttur.

    Gece cehaletin remzi olamaz... Nur geceden çıktığına göre nasıl olur?.. Cehaleti gideren de geceden çıkan nurdur... Yıldızlar gece parlarlar... Bu bir âyettir... Geceyi cehalete remz ve temsil yapmak biraz edep dışı bir iştir. Belki de inanmayanların aklına dökememek aczinin verdiği garip bir tarif olup, nezaketten doğmuştur bu tefsirleri... Bin geceden hayırlı olan bu gece diğer geceleri küçültmez. Her geceye nasip olduğu için her gece bu gecenin feyzinin ışıklarına sırası geldikçe çarpıyor...

    Fecirde ışıklar başladığı zaman gece Kadirlikten çıkıyor. Nasibi bitiyor demektir. O halde gece nasıl cahiliyyet remzi oluyor?.. Olamaz... Gece ve geceler olmazsa nurun kıymeti kalmaz. Nur, feyz görünmez...



    Eser: Yusuf Coşkun Benefşe


    Gül kokusu, gülü bıraktığından koku her tarafa yayılır... Koku görünmez, yayılır. “Benden sonra Peygamber yoktur.” mübarek sözü Allah’ın bir ihsanıdır. Bu söz Resûl-i Ekrem’in dininin şeref perdesidir. Bu gül kokusu, bu ihsan, bu şeref Kadir gecesi hürmetine beşeriyyete Resûl ile bildirilmiştir... Bundan nasibi olan korkmaz. Zaten haktan gayrı olan varlıktan korkmak gizli bir şirkten başka birşey değildir. Allah’a dayananın korkusu olmaz, olamaz da...

    Kadir gecesi idi... Hastalığı ilerlemiş, ateşler içinde yatıyordu... Dudaklarından Allah’ın mübarek kelimeleri süzülüyor... Sevgili kızı başucunda idi. Gözlerinden inci daneleri sedasız dökülüyordu... Kızının güzel gözlerine fersiz gözlerini dikti:

    - Sevgili kızım, Kadir gecesi bu gece değil mi? dedi. Kızı:

    - Evet baba, der gibi gözyaşlarını eliyle sildi. Baba, tekrar kızına baktı:

    - Artık ayrılmak zamanı geldi. Yolumuza gidelim, ben ölmeğe sen yaşamağa kızım. Hangisi daha iyi?.. Bunu Allah’tan başka kimse bilemez, dedi. Kadrin rahmet, şeref ve kokularıyla gidiyorum...

    Resûl’ün mübarek ismini anarak ruhunu teslim etti... Fecr ışıkları başlarken bu Allah’ın velisi her zaman şöyle dua ederdi (Duası kabul oldu da Kadir gecesi ruhunu teslim etmişti):

    “Ey gözlerin görmediği, fikirlerin varamadığı, övücülerin övemediği, hadisatın değiştiremediği, mesâip ve belâyanın korkutamadığı, Zat-ı Ecelliâlâ sen ki dağların kaç miskal, denizlerin kaç litre, yağmurların kaç katra olduğunu, ağaçlarda kaç yaprak bulunduğunu, üzerlerine kaç gecenin karanlığı yayıldığını, kaç gündüzlerin aydınlattığını bilirsin. Senden hiçbir gök öbür göğü, hiçbir yer diğer bir yeri örtüp gizleyemez, hiçbir deniz karnındakini, hiçbir dağ sinesindekini saklayamaz... Ey bu evsaf-ı celile ile mevsuf olan Kaadir-i Mutlak... Lütfet de benim ömrümün en hayırlı zamanını son dakikam ve en düzgün işimi işlerimin en sonu kıl... Günlerimin en mübareğini de Sana kavuşacağım gün eyle... Ya Erhame’r-Rahimin...”

    O gün Kadir gecesi fecr ile ölmüştü.



    Dr. Münir Derman



    NOT: Yukarıdaki yazı Münir Derman'ın "ALLAH DOSTU DER Kİ...

    YAZILMAMIŞ SIRLARIN İLKİ,YAZILACAK SIRLARIN SONU " isimli kitaplarından alınmıştır.

  12. #72
    Üye
    dostempati Avatarı

    Gerçek Adı
    Kalperen C* Türkoğlu
    Üyelik Tarihi
    16.02-2009
    Son Giriş
    Saat
    Yaşadığı Yer
    kalpOder Turan * Krt
    Mesaj
    1.435

    dostempati

    Ayrıntılı FOTOĞRAFLAR için: Oyun İçinde Oyun / ON ALTI YILDIZ


    Oyun İçinde Oyun


    Günümüz dünyasında birçok araç, psikolojik savaş özelliğini taşır. Ancak, "bilgisayar oyunları" psikolojik savaşın önemli bir unsuru olmasına rağmen pek göze batmaz ve bilinmez. Oysa öyle bilgisayar oyunları vardır ki, tam bir psikolojik savaş malzemesidir. Bilgisayar oyunları; gerek önermeleri ile gerekse verdiği mesajlarla oyun olmaktan çok, aslında, egemen güçlerin gerçekleştirmek istedikleri planlarının provalarıdır. Fırsat ortaya çıkarsa; göstere göstere, oynata oynata planlarını devreye sokarlar. Üstelik bunun için de, emellerini gerçekleştirmek istedikleri kitle ve coğrafyadaki insanları kullanırlar.

    Psikolojik savaş malzemesi olan bilgisayar oyunları; ABD ve İsrail finanslı aynı zamanda da CIA VE MOSSAD desteklidir. Bu oyunlara da erişim oldukça kolaylaştırılır. Bu da bir taktiktir. Bu oyunlar, emperyalizmin ve Siyonizm'in hedeflerine hizmet ederler. Bilgisayar oyunu deyip geçmeyin… Son aylarda çok popüler olan oyunlar, Ortadoğu ülkelerinde görülmektedir. Üstelik bir kaç versiyonlarıyla birlikte. Duruma göre yeni versiyonlar eklenerek oyun daha da geliştirilir. "Ne var bunda?" diyeceklere bir kaç bilgi verelim. Ortadoğu ülkelerinde son aylarda oynanan bir kaç popüler oyunun içeriklerini analiz edelim:

    SPEC OPS: THE LİNE adlı oyun. Spec Ops: The Line - Wikipedia, the free encyclopedia

    Oyunun konusu Dubai'de geçer. Bir kum fırtınası sonucu isyan başlamıştır. Arap Şeyhleri'nin yaptırdıkları koca gökdelenler, isyancıların eline geçmiştir. ABD askerleri ve peşmergeler kurtarıcı rolünde müdahale ederler. Dubai yerle bir olur ve harabeye döner. İşin püf noktası şu: Bu yabancı menşeli oyunda; ABD conileri ve peşmergeler zaman zaman Türkçe konuşup, küfürler ederler. Küfürler ve küfürlerin içeriği şöyle: Allah Belanı S.......vs. Böyle Türkçe konuşturulup, Türkçe küfür ettirilmesinin mesajı çok açık: Ortadoğu'da,Türkiye'nin, BOP planı dahilinde, ABD'nin taşeronluğunu yaptığını ve Türkleri Arap coğrafyasının düşmanı olarak göstermek. Oyunu hazırlayanların psikolojik bir harp yürüttüklerini rahatlıkla görebiliriz. Öyle ki, hedeflerden birinin Dubai olduğu, peşmerge ile de ne tür bir mesaj olduğu açık. Conileri Türk Askeri İle özdeşleştirme ve bunun zihinlere üflenmesi. Oyunda daha bir çok mesaj var. Ancak bu kadar yeterli sanırım.

    Yine bir başka oyun. Çok ünlü bir aksiyon oyunu: Call Of Duty Mvv3 oyunu. Oyundaki evlerde büyük resimler asılı. Asılan bu resimlerde ne var dersiniz: Ayasofya, Kız Kulesi, Sultan Ahmed Camii, camiler ve İstanbul resimleri. Üstelik oyun Paris'te geçiyor yani Paris'teki evlerin duvarlarında İstanbul'un simgeleri asılı. Sizce bunlar ne mesaj taşıyor?

    Bu yıl çıkan tüm savaş oyunlarında; 3.Dünya savaşı, İran ile savaş üzerine kurulu. TıpkıBattlefield3 Oyununda olduğu gibi.
    Evet oyun deyip geçmemeli. Zira bu oyunlar; işgal planlarının bir provası. Üstelik işgal etmeyi düşündükleri yerlerdeki kitlelere oynattırdıkları oyunlar. Bir başka bilinmeyen ise; oyunları oynattıkları hedef kitle, gençler ve çocuklardır. Bu oyunları oynatarak, örneğin oyunu oynayanların kabiliyet ve refleksleri ölçülmektedir. Bilmem anlatabildim mi?

    Yine bu oyun diye oynadıkları oyunlar gerçekleşince, örneğin Ortadoğu'da bir ülkeye, ABD ve yandaşları girdi mi oyunu oynayanlarda psikolojik bir monotonluk oluşmaktadır. Zihinler şöyle der: "Biz bu filmi/oyunu daha önce görmüştük." Böylece tepkisizlik açığa çıkar. Fırsat çıkıp, oyundaki savaşlar/işgaller gerçekleşince işte bu psikolojik savaşın argümanlarının etkileri daha da belirgin olur. İşgal edilen yerlerdeki kitlelerde; psikolojik monotonluk, bananecilik, yorgunluk vs. görülür ve kitleler tepki vermez.. Zaten ana plan da budur.

    Merhum Necmettin Erbakan Hocamız: "Bu milletin üzerine büyü yaptılar." dediğinde herkes alay etmişti. Zihinlere üflenen, bilinç altına yerleştirilen bir çok psikolojik harp malzemesi var. Bunların başında bilgisayar oyunları önemli yer tutar. Zira burada teknolojik tuzaklar kullanılır. Aslında hemen hemen tüm eğlence çağrıştıran oyunlarda bu şekilde tuzaklar vardır. Mesela bulmacalar, acaba çok mu masumlar? Acaba dergi ve gazetelerdeki bulmacalar ve benzerleri neyi ölçmekte? Bu bulmacaların içerikleri ne gibi mesaj vermekte ? Neyse.

    Oyunlar birer mesaj verme, psikolojik harp malzemesidir ki, uluslararası şifreleşme ve birbirlerine mesaj verme aracıdırlar.

    Şimdi başka bir konuya geçelim:

    Yine geçtiğimiz günlerde ABD Başkanı Obama, Beyzbol Sopası ile Başbakanımıza bir mesaj verdi. Beyzbol da bir oyun. Beyzbol sopası da oyunun aracı. Ama bu oyunda kullanılan sopa bu sefer mesaj aracı oldu. Bu konuya da kısaca değinelim: Obama'nın mesajı neydi? Birçok yorumcu, bunun mesaj olduğunu yazdı çizdi, ama ne mesajı olduğunu yazamadı. Bu tür mesajlar için iyi bir analiz yeteneği gerekir. Bu analiz yeteneği de iyi bir eğitim ile kazanılır. Bu işi bilmeyen bazıları da derin analizler yaptıklarını sandılar. Obama'nın beyzbol sopası ile verdiği poz için: Roosevelt'in dış siyaset perspektifini tarif etmekte sıkça kullandığı "yumuşak konuş ve büyük bir sopa taşı" ifadesini hatırlattılar. Bunlar bile Şeytani Obama'nın mesajına alet olan malzemeden öteye gitmemişlerdir. Bunu şunun için anlatıyorum; yanlış ve bilgisizce yapılan uyduruk analiz ve yorumlar da adamların ekmeğine yağ sürer.

    Şimdi "beyzbol sopası" mesajına gelelim:

    Beyaz Saray Sözcüsü, beyzbol sopasının Obama'ya Çekiç 44 lakaplı ünlü beyzbol oyuncusu Hank Aaron tarafından imzalı olarak hediye verildiğini söyledi. Sözcü, üstüne basarak; "sopanın üzerinde HAMMER (ÇEKİÇ) 44 HANK Aaron imzası var" dedi. "Eee ne var bunda?" diyenler dikkat etsinler. Obama, sopa elindeyken Türk Başbakanı'yla konuşuyor. Mesaj direkt Türk Hükümeti'ne. O sopanın üzerinde Hammer 44 Hank Aaron imzası mealen şu mesajı veriyor: Hank Aaron, beyzbol oyun hayatı boyunca formasında kocaman 44 rakamı ile çıkmıştır.


    Eeee ne var bunda? Evet, 44 Malatya ilimizin plaka numarasıdır. Kürecik size bir şey anımsattı mı? Ya Hammer yani Çekiç lakabı? "Çekiç Gücü" hatırlattı mı? Suriye'nin dağılması olasılığında, tıpkı Irak'ın Kuzeyi gibi Suriye'nin Kuzeyi'nde de böyle bir bölge kurulması. Tıpkı ABD'nin himayesinde oluşturulan Barzani ve PKK bölgesi oluşum hattı gibi.Yeni Çekiç Güçler kurulabilir mesajı mı verildi?

    Ya Hüseyin Aygün'ün kaçırılması? Hüseyin Aygün bir milletvekili olması dışındaki en büyük özelliği neydi? Kaçırılmadan önce CHP Milletvekili Hüseyin Aygün "Alevilik bir dindir" şeklindeki açıklaması olmuş ve Dersim'den Atatürk'ün haberi var demişti. Bu açıklamalar,Türk kamu oyunda büyük çalkantılara sebebiyet vermişti.

    44 plaka/Sopa mesajı devam ediyor:

    CHP'li Aygün Tunceli Ovacık Karayolu'nun 44. Km'sinde kaçırıldı. Aynı yerde bırakılması da sürpriz olmaz.

    Yine Ramazan davulcusu bahanesiyle, Alevi-Sünni mezhep savaşı kıvılcımı nerede oldu? Hatırlayın, 44 plakalı ilimiz olan Malatya'da.
    İzmir'deki Foça Deniz Üs Komutanlığı'nda görevli askeri personeli taşıyan araca bombalı saldırı olmuştu. Saldırı, Foça İlçesi Değirmenlik Caddesi'ndeki 44 numaralı yazlık evin önünde meydana geldi…

    Tesadüftür canım belki tüm bunlar. Sopanın mesajı açık. Sopa Hükümetin başına indi bile, hala hangi mesajdan bahsediyorsunuz? Bunca şehit veriliyor, çökmüş bir dış politika ve güvenilirliğini yitirmiş bir siyaset. ABD'nin memuru gibi davranan bir hükümetin politikası ortada. Al birini vur ötekine. Hükümeti muhalefete

    Başbakanın bir açıklaması oldu; "O cemevi, türbenin yanında bir ucubedir." Alevi kardeşlerimizi rencide eden bu ucube yakıştırması acaba ABD'nin mezhepsel planına paralellik arz etmiyor mu?

    İslamcı gazete olduklarını ve İslami kimlikle yazdıklarını iddia eden görevli gazeteciler; İran'ı Şia diye yerden yere vurmuyorlar mı? Hani ümmetçilik? Neyse…

    Hilmi Özkök geçen bir itirafta bulundu: "ABD Savunma Bakanı Wolfowitz, 1 Mart tezkeresi için hükümete baskı yapmamı istedi" dedi.
    Hatırlarsınız, yazılarımda da var;(Türk’ün Afganistan’ı / ON ALTI YILDIZ ) "ABD, Afganistan'da bizden muharip güç istedi. Karşılığında da "istediğinizin kellesini verelim," dedi ama bu teklifi askerimiz kabul etmedi. "Biz tarihi bağı olan Müslüman ülkeye silah doğrultmayız" dedi. Şimdi en üst düzeyde görev yapanlar itiraf ediyorlar.

    Bu günlerde de TSK'ne teklifler var. ABD'ye güvenenler kendilerine dikkat etsinler.

    Obama, TÜRK MİLLETİ MESAJI ALDI VE BU MESAJI SANA GERİ POSTALIYORUZ.BAK, SEN ABD'nin 44'üncü Başkanısın.

    Obama sen de dikkat et. 46 Obama, ham yaparlar seni. (46, halk arasında deli raporu olarak bilinir.)

    Obama, PAPA'yı zehirleme planlarınız ne oldu ?

    AKP'nin 44 yıllığına İsrail'e ısrarla vermek istediği arazi yol kazasına uğradı. Hani Suriye sınırındaki mayınlı arazileri İsrail temizleyecek, sonra da 44 yıllığına sahip olacaktı. O arazi, iki Kıbrıs adası büyüklüğünde. Son terör olayları ve Suriye'den gelen mülteciler ile bu hattın bağlantısını da sizler kurun.

    Akp'nin 44 Yıllığına İsrail'e Vermek İstediği Araz video izle - Haber - Mynet - Video

    Hüseyin Çelik ve onun gibi düşünenler; O birkaç Mehmetçik sayesinde TBMM'de rahatsınız. Derhal istifa etmelisiniz. O bir kaç Mehmetçiğin bir damla kanı sizin 7 sülalenize bedeldir.

    Şehit cenazelerinde namaz kılınınca hoca soruyor: "Şehide hakkınızı helal ediyor musunuz?" diye. Biz kimiz de şehide hak helal edeceğiz? Asıl imam şöyle demeli: "Ey şehidim, bize hakkını helal et."

    AKP'liler, AKP'de birkaç milletvekiline dikkat etsinler, Kürtçülük yapıyorlar mı?

    Bütün bu olumsuzluklara rağmen Türkiye son 200 yılın en güçlü konumuna gelmiştir. Bu güçten korkanlar tabiî ki takoz koyacaklar. Bu gücü yönetemeyen Hükümet, bu gücün altında kalmıştır.

    Türk Milleti hiç umutsuzluğa kapılmasın. Türkiye büyük bir devlettir, büyük bir millettir! Sadece kendimizi arada sırada milletçe sorgulayalım.

    TÜRK DEVLETİ, MİLLETİ DİMDİK TÜM KURUMLARI İLE AYAKTA; TSK, EMNİYET, MİT. ALLAH ZEVAL VERMESİN. DÜŞMANLARI HELAK OLSUN

    Saygılarımla.

    Oktan Keleş
    oktankeles@gmail.com
    onaltiyildiz@gmail.com





















  13. #73
    Üye
    dostempati Avatarı

    Gerçek Adı
    Kalperen C* Türkoğlu
    Üyelik Tarihi
    16.02-2009
    Son Giriş
    Saat
    Yaşadığı Yer
    kalpOder Turan * Krt
    Mesaj
    1.435

    dostempati

    İsm-i Azam

    Saat gece yarısı 12 00. Mum ışığı altındaki odanın içinde rahlenin önüne oturmuş, dersimin başlamasını bekliyorum. Bu oda Çemberlitaş’taki Sinanpaşa Medresesi’ndeki bir oda. Mürşidim karşımda. Besmele’yi eda ediyor, benden de tekrar etmemi istiyor. Tekrarlıyorum:

    - Bismillahirrahmanirrahîm...

    - Mânâsını söyle.

    Cevap verdim:

    - RAHMAN ve RAHİM olan ALLAH’IN ADIYLA.

    - Şimdi iyi anla. Mânâlarını biliyorsun. Ben sana anlaman için bilmediğini söyleyeceğim.

    RAHMAN ve RAHİM olan Allah’ın bir adı; yani ismi var. ONUNLA... Ne demek istediğimi anladın mı?

    - İnşaallah...

    - Açıkla anladığını.

    - Yaradan’ın bir adı var. Hem RAHMAN hem RAHİM. Besmele’nin içinde bir isim saklı.

    “RAHMAN ve RAHİM olan saklı bir isme” işaret var.

    - Doğru anlamışsın. RAHMAN ve RAHİM ve diğer isimlerinin sıfat ve anlamlarını ve mânâlarını biliyorsun. En güzel isimler Allah’a aittir. Yaradan’ın bizlere bildirdiği tüm isimler, yüce varlığını kullarına tanıtmak için seçtiği isimleridir. Beşerî algılamaya sunulmuş isimlerdir. Birçoğunda, insanların duygu, his ve suretlerinde bu isimlerin yansımaları vardır. İnsan da bu tecelliyâtla affedici, cezalandırıcı, celâlî, adil, melik olabilir.

    Rabbinden kendine ait bir şeyler hisseder. Bu mânâda da Rabbinin kendine şah damarından da yakın olduğunu hisseder.


    Allah isimlerini beşere, kullarına öğretmiştir; ama Besmele’de başka bir ismi daha olduğunu işaret buyurur. Tüm isimlerinden RAHMAN ve RAHİM olan sıfatlarından yola çıkılarak bu isme işaret buyurur. Tüm bu isimler Rabbimizin bizler için seçtiği isimlerdir, kendisi için değil. Besmele’deki işaret buyurduğu isim herkesin merak ettiği, ulaşmak istediği İsm-i Azam denilen ismidir ki;

    bu isim dile, yazıya dökülmez.

    O isme; yani mânâsına ulaşanlar kalpleriyle görür, okur; yani algılarlar. O ismin yazı gibi cismi yoktur. Cisim anlamında kelimeleri yaratılmamıştır. O isme ulaşan, okuyan; yani gören “kalp gözü” ile algılar. Yaradan isimlerini bizim için seçmiştir. Kendi Zat’ı için kendine isim seçme ihtiyacından münezzehtir. Böyle bir yüce ismi var olsa hangi akıl taşır, erimez. Hz. Musa’nın Tur Dağı’nın erime hadisesini düşün. Zat’ının zerresi Nur’undan eridi. “Sen dayanamazsın Musa.” demişti. Böyle bir isme hangi akıl, dimağ dayanır?

    Akıl sınırlıdır. Rabbimizin bizim için seçtiği isimler aklımız ölçüsündedir. İsm-i Azam’ı bu mânâda özel kullarına “özel ismi” dir. İsm-i Azam’a ulaşmak, Rabbimizin bize bildirdiği isimlerden yola çıkarak olur. Bize bildirdiği isimler tanınması için dedik. Tanınmış hâlindeki, kulu tarafından müşahede şerefine ulaşılmış ismi İsm-i Azam’dır. Bu tanıyış bile hakkıyla değil, Yaradan’ın lütfüyledir.

    Oktan Keleş Melekler Ağlarken sh. 409-410


    Bu yazının alındığı kaynak : İsm-i Azam / ON ALTI YILDIZ

    Emeği geçenlerden Allah razı olsun...

  14. #74
    Üye
    dostempati Avatarı

    Gerçek Adı
    Kalperen C* Türkoğlu
    Üyelik Tarihi
    16.02-2009
    Son Giriş
    Saat
    Yaşadığı Yer
    kalpOder Turan * Krt
    Mesaj
    1.435

    dostempati

    Zombiler

    The Walking Dead adlı dizi bu sıralar AMC kanalından ayrılarak yeni yayın kanalı bulmaya çalışıyor. Bunun için de ilginç yöntemlere başvuruyor.

    Haftanın kareleri: 20-26 Ağustos - Dünya Genel - ntvmsnbc Foto Galeri

    “Başkanlık İçin Zombi” kampanyası işe yarar mı bilmiyoruz ama bu diziyi baz alarak biraz ZOMBİ’lerden söz edelim:

    “The Walking Dead bir zombi kıyametinin sonrasını anlatıyor; komadan uyandığında hastanenin ve yaşadığı kasabanın tamamen terk edilmiş olduğunu gören polis şefi Rick Grimes'in dünyası bir daha eskisi gibi olmayacaktır. Rick Grimes önderliğinde küçük bir grup insan, zombi ordularından uzakta kendilerine yeni bir ev aramak için Birleşik Devletler genelinde seyahat etmektedir.

    Atlanta’da ise küçük bir grup insan, ölümün köşe başında olduğu her an hayatta kalma mücadelesi veriyor. Gün geçtikçe hayatta kalma koşulları zorlaşıyor. Rick ve diğerleri bu korkunç yeni dünyada savaş verirken insanlıklarına sığınabilecekler mi?”

    http://tr.wikipedia.org/wiki/The_Walking_Dead_(dizi)


    Bu zombi dizisi sadece dizi olarak kalmadı. Özellikle çocuklara yönelik oyunları ile de ön plana çıktı. The Walking Dead PC oyunu’ndan sonra karakter geliştirmeye dayalı The Walking Dead sosyal oyunu da çıktı.



    Bu oyunların çocukların zihinlerinde ne gibi etkiler yaptığını anlatmayacağım. Bu konuda Oktan Keleş geçtiğimiz günlerde bir makale yayınlayarak gerekli ipuçlarını bizlere vermişti.

    Oyun İçinde Oyun / ON ALTI YILDIZ

    Burada dikkat çeken nokta şu: Son yıllarda bu zombiler oldukça ön plana çıkarılmış görünüyor. Bunun elbette çok önemli sebepleri var. Bu önümüzdeki süreçte yaşanacaklarla da alakalı.

    Hollywood yapımcıları (hepsi değil özellikle Kabala ile ilgisi olanlar) “bir şey” hayatımıza girmeden, “o şeyi” filmlerle hayatımıza sokuyorlar. Böylece insanların zihinleri ilerde yaşanacaklara hazırlanmış oluyor. Artık insanlar bu yeni “şeye” zihnen hazırlandıkları için tepki göstermiyorlar. Bu yeni “şeyi” yadırgamıyorlar. Böylece Hollywood sinema endüstrisi görevini kusursuz bir şekilde yapmış oluyor. İnsanlar, Şeytani planlar doğrultusunda hazırlanmış olan gelecekteki yaşanacaklara, psikolojik olarak hazırlanmış oluyorlar.

    Zombiler’de bunun için hayatımıza sokuldu. Ancak bu zombi’lerin hayatımıza girmesi; bizim hayrımıza, insanlığın hayrına olan bir proje değil. Şimdilik bu kadar ipucu verebilirim. Kesinlikle Şeytani bir proje.

    Bu proje’nin arka planını bilmeyen birileri, bu Şeytani projeye alet olmaktadırlar. Onlar, işin eğlencesinde (İstanbul'da Zombi Yürüyüşü / ON ALTI YILDIZ) ama bu projeleri hazırlayanlar, olayı eğlence olarak görmüyorlar. İnsanlığın hayrına olmayan sinsi bir planı devreye sokmak için, çocuklardan başlayarak tüm insanları zihnen “zombi” fikrine alıştırıyorlar.

    Aman dikkat!

    Erol Elmas
    buulkem@gmail.com

    Fotoğraflar ve yazının aslı için kaynak: Zombiler / ON ALTI YILDIZ

  15. #75
    Üye
    dostempati Avatarı

    Gerçek Adı
    Kalperen C* Türkoğlu
    Üyelik Tarihi
    16.02-2009
    Son Giriş
    Saat
    Yaşadığı Yer
    kalpOder Turan * Krt
    Mesaj
    1.435

    dostempati

    Panthera: hafif, agresif ve zarif aktif tekerlekli sandalye...
    Dünyanın En Kısaları Buluştu ... Dünyanın En Kısaları Buluştu / ON ALTI YILDIZ

    31 Ağustos 2012 14:58

    Dünyanın en kısa kadını ve erkeği Guinness Rekorlar Kitabı’nın 2013 sayısının tanıtımı için ilk kez bir araya geldi.

    Daha evvel de analiz yaptığımız haber, farklı bir formatta tekrar gündeme geldi.

    Daha önceki analiz: (Bu Kadın Cüceler Köyü'nden mi? / ON ALTI YILDIZ)

    İşte o haberin yeni formatı:

    Dünyanın 'en kısaları' ilk kez buluştu

    Dünyanın en kısa kadını ve erkeği Guinness Rekorlar Kitabı’nın 2013 sayısının tanıtımı için ilk kez bir araya geldi. Geleneksel kıyafetleriyle poz veren ikili aralarında 54 yaş fark olmasına rağmen kameralar önünde çok eğlendi.

    Dünyanın en kısa kadını Jyoti Amge ile en kısa erkeği Chandra Dangi Guinness Rekorlar Kitabı’nın 2013 baskısının tanıtımını yapmak için bir araya geldi. İlk kez karşılaşan ikili objektifler önünde birlikte hoş vakit geçirdi.

    Geçtiğimiz kış 18. yaşını kutladığı günlerde Guinness Rekorlar Kitabı’na geçen Amge’nin boyu 62,8 santimetre.
    Hindistan’da yaşayan Amge bugüne kadar bir kaç Bollywood filminde rol aldı. Amge Guinness Rekorlar Kitabı’na geçtiğinin duyurulmasından beri bir çok ülkeyi gezdiğini söyledi.

    Dünyanın en kısa kadını İngiliz Daily Mail gazetesinde yer alan haberde şunları söyledi: “Avrupa’da bir kaç ülkeye ve Japonya’ya gittim. Önümüzdeki günlerde İngiltere’ye geleceğim.”

    54,6 santimetre boya sahip olan Dangi Nepal’in Katmandu kentine bağlı Rhimkola köyünde yaşıyor. “Dünyanın en kısa erkeği” unvanını geçtiğimiz Şubat ayında alan Dangi bunun kendisi ve ülkesi için önemli olduğunu düşündüğünü söyledi.

    Dangi şöyle konuştu: “İsmim bir kitapta geçeceği için çok mutluyum. Bu benim, ailem ve köyüm için büyük bir olay.”

    NTVMSNBC

    ---------------------

    Bu Kadın Cüceler Köyü'nden mi?

    Son birkaç gündür hemen hemen tüm gazetelere ve haber bültenlerinde yer alan bir haber vardı: “Hindistan’daki bir kızın, dünyanın en kısa boylu kadını unvanını” aldığına dair.

    Bu haber aynı anda tüm dünya medyasında yer aldı. Bu haberin bu kadar ön planda olması dikkatimizi çekti. Normalde “dikkat çekici” bir haber ama gerçekten de dünyanın en kısa boylu kadını o mu? Bu meselenin başka bir yönü.

    İkinci yönü ise Oktan Keleş’in ASA Kitabında anlattığı “CÜCELER KÖYÜ” ile ilgili. Bu kadın yoksa, o cüceler köyü ile mi alakalıydı ki, bu kadar gündeme getirildi?

    Bu kadar reklam yapılmasının arkasında, bütün dünyayı/toplumları psikolojik olarak "cüceler" fikrine hazırlık mı yatıyor?


    Oktan Keleş’in ASA kitabı kuşkusuz günümüzdeki yaşanan olaylar ve ilerdeki ilizyonları ve insanlığa kurulacak tuzakları anlama açsından çok önemli bilgiler içeriyor. Ama kaçımız bu uyarıları dikkate alıyoruz, işte asıl sorun bu. Oktan Keleş’in kitaplarını tekrar tekrar okumakta fayda var. ASA, değeri ilerde daha çok anlaşılacak bir kitap. Burada amacım reklam falan yapmak değil, böyle bir bilgi var ve biz bunun kıymetini yeteri kadar bilmiyoruz. Benim asıl derdim bu.

    Konuyu dağıtmadan ilgili habere bir bakalım:

    “Dünyanın en kısa kadını 63 cm”

    Hindistan'da lise öğrencisi kız, 18 yaşına basarak "dünyanın en kısa kadını" unvanını almaya hak kazandı

    Yaklaşık 63 santimetrelik boyuyla iki yaşındaki bir çocuktan daha kısa olan Jyoti Amge, Nagpur şehrindeki ölçümün ardından "dünyanın en kısa kadını" ilan edildi.

    Kısa boylu olduğu için şükrettiğini belirten Amge, Guiness rekorunun bir doğum günü hediyesi olduğunu ifade etti.
    Boyuna yaklaşan Guiness sertifikası ile poz veren Amge, bu sene liseyi bitirdikten sonra üniversiteye gitmek istediğini söyledi ve "Hayalim Bollywood yıldızı olmak" diye ekledi.

    Şimdi de Oktan Keleş’in ASA Kitabı’nda anlattığı “Cüceler Köyü” (431-442) bölümünden ilgili kısma bakalım:



    - Doğruymuş. Bunlar sanal değil; insanoğlu. Hindistan’ın güney bölgelerinde yaşayan minik bir cüce kabilesi. Fakat İsrail’li bilim adamları; yani şeytanlar, bunların kabilelerini yok etti. Bir kısmını ise buraya getirip hayvanlar gibi üretiyorlar. Böyle bir cüce kavminden dünya habersiz. Sadece efsaneleri var. Bir çeşit pigme gibiler. Küçük pigme…

    Bunlar da kim bilir ne amaçla gizleniyorlar; yani bu cüce insanları hangi emelleri için saklıyorlar? Benim tahminim bu insanların menilerini başka bir insanlık ırkı ile karıştırıp, melez bir ırk meydana getirmeye çalışıyorlar.

    Latif Baba bunun üzerine şöyle dedi:

    - Bu Yahudiler efsanelerine göre 13. Kabile’lerini arıyorlar. Herkes bu kabilenin dünyada herhangi bir ırk, kavim olabileceği konusunda ahkam kesiyor. Oysa bunların inançlarına göre, aradıkları 13. Kabile yok oldu. Tekrar meydana çıkmaları, planlarına göre 2020’li yıllar. Bu da ırkların yeniden -sözde- yapılanmasıyla çıkacaktır. Yani ırklardan biri ile bir başka ırkın birleşmesinden melez; ama onlarca safî, 13. Kabile’yi bulacaklar sözde.

    Profesör Daniel birçok laboratuar ortamında hayvanların genleriyle oynadıklarını, kuşlarla kedi genlerini, maymunla köpek genlerini karıştırmaya çalıştıklarını; kanatlı kediler, çift kanatlı horozlar, garip garip, hayret verici surette çeşitli hayvanlar dünyada boy gösterebileceğini anlattı.

    Kur’an-ı Kerim’de yaratılışı bozmaya çalışacakları, hayvanların kulaklarını kesecekleri açıkça yazılıydı. Son yıllarda piyasaya “İsrail pilici” diye genleriyle oynanmış bir kümes hayvanı sürülmüştü. Kim bilir daha niceleri; genleriyle oynanmış tohumlar vs...

    Minik cüceler yürüyerek bir yamaçtan çıkmaya çalışıyorlardı. Bizler de arkalarından onları takip ettik. Yamacın tepesine geldiğimizde bir köy ve orada da yüzlerce cüce gördük…

    Erol Elmas
    buulkem@gmail.com


    Fotoğraflar için: Bu Kadın Cüceler Köyü'nden mi? / ON ALTI YILDIZ




Sayfa 5 / 17 İlkİlk 12345678915 ... SonSon