1-4 Aralık 2016 tarihinde Engelsiz Yaşam Fuarı
Sayfa 3 / 17 İlkİlk 123456713 ... SonSon
Toplam 245 mesajın 31-45 arasındakiler

Konu: Sırdaş...

Buraya tıklayarak yazıları büyültebilirsiniz Buraya tıklayarak yazıları küçültebilirsiniz
  1. #31
    Üye
    dostempati Avatarı

    Gerçek Adı
    Kalperen C* Türkoğlu
    Üyelik Tarihi
    16.02-2009
    Son Giriş
    Saat
    Yaşadığı Yer
    kalpOder Turan * Krt
    Mesaj
    1.435

    dostempati

    STAR, dünyanın en güvenli, en sağlıklı, en konforlu ve en dayanıklı tekerlekli sandalye minderi.
    EMİR YILDIZ'DAN: Halüsinasyon Gıdalar / ON ALTI YILDIZ

    Emir Yıldız'dan Romanının 10. Bölümü:Halüsinasyon Gıdalar


    Halüsinasyon Gıdalar

    Osman Baba ile Kız Kulesi’nin karşısında hem manzarayı seyrediyor hem de çalışıyorduk. Galata ile ilgili Osman Baba bildiklerini anlatmış ve sormuştu: “Eren evladım, yorulmadıysan biraz daha devam edelim mi?” “Hayır yorulmadım efendim,” diye cevapladım.

    Osman Baba cebinden köstekli saatini çıkardı baktı. “Ezan’a az vakit var. Öğleni kılalım sonra devam ederiz,” Dedi.

    Yavuz Selim arabayı hazır etmişti. Birlikte Aziz Mahmud Hüdai’nin türbesinin olduğu camiye gittik. Osman Baba türbede uzun bir tefekküre dalmıştı. O sırada ezan okunmaya başlandı.

    Namazlarımızı kıldıktan sonra, caminin önünde buluştuk. Osman Baba, Yavuz Selim’e bir şeyler söyledi.

    Yavuz Selim, bizi sabah oturduğumuz yere bıraktı ve yanımızdan ayrıldı. Osman Baba ile baş başa kalmıştık.

    Osman Baba: “karnın aç mı evladım, önce bir şeyler yiyelim mi?" diye sordu. “Hayır aç değilim efendim,” diye cevap verdim.

    “Tamam o zaman, biraz daha çalışalım, sonra yemeğimizi yeriz.”

    “Siz bilirsiniz efendim,” diye cevap verdim.

    Osman Baba cebinden küçük bir not kağıdı çıkardı, ona baktı ve notu tekrar cebine koydu. O anlatmaya, ben de not tutmaya başladım:

    “Bak evladım, bildiğin gibi GDO’lu yiyecekler maalesef besin dünyamıza sokuldu. Bu konuda yeteri kadar uyarılar yapılmasına, konuyla ilgili çekincelerin belirtilmesine rağmen gdo’lu gıdalar zorla bu millete dayatıldı. Üstelik bunların zararları hakkında onlarca bilimsel rapor olmasına rağmen. Hükümet yetkililerine bu kadar rapor sunulmasına rağmen, onlar, bile bile bu gıdalara izin verdiler. Hükümet, büyük bir vebale imza attı. Gelecek nesilleri yok edecek, Şeytani bir projeye alet oldu.

    İşin dini boyutunu ele almaya gerek bile yok. “EKİNİ VE NESLİ MAHVEDECEKLER!” Ayeti her şeyi açıklıyor. Acı olan, bizim üzüldüğümüz şey ise, bu mahvedişi muhafazakâr bir hükümetin üstlenmesi. Söylenecek çok şey var amma…” dedi ve sustu Osman Baba. Gözleri yine uzaklara dalıp gitmişti. Hatta dikkat ettim, Osman Baba’nın gözleri nemlenmişti. Onu bu şekilde kederli görünce ben de not tutmayı bırakmış, başımı öne eğmiş, öylece düşünüyordum.

    Osman Baba derin bir nefes aldı ve konuşmasını sürdürdü. Ancak sesinden, onun çok üzgün olduğunu rahatlıkla anlayabilirdiniz.

    “Tohum meselesini, GDO’lu gıdaları, İsrail’in büyük planlarından olan; 'tüm insanları kendilerine esir etme, kendi tohumlarına bağlı kılmanın' paralelliğini söylemeye gerek yok. Bazı yetkililer çıkıyor diyor ki, ‘biz sadece İsrail’e bağımlı değiliz, başka yerlerden de tohum alıyoruz.’ İyi de, aldığın adamlar niye İsrailli kardeşim? Yahudi sadece İsrail’de mi yaşıyor?” diye ses tonunu yükselterek bu soruyu sordu ve konuşmasına şöyle devam etti:

    “Bak evladım, bizden geçti ama özellikle yeni nesli mahvetmeye uğraşıyorlar. Gıdalarla bu gençlerimizin, çocuklarımızın genetiğini bozuyorlar. Şimdi sana işin başka vahim bir boyutunu anlatayım: ‘Halüsinasyon Gıdalar’ diyelim bu konumuza. Ne demek bu? Hatırlarsın bir zamanlar, özellikle ortaokul öğrencilerine –şimdilerde de yapılıyor mu, bilmiyorum- patatesten pil yaptırıp, küçük el feneri ampulleri yaktırıldı. Yani patatesten enerji elde edilirdi. Bu örneği şunun için verdim; yediğimiz Allah vergisi besinlerde, öyle güçler, enerjiler var ki, bunlar insan bünyesinde olumlu ve olumsuz etkiler yapmaktadır.

    Meselâ mantarlar, zehirli diye bilinen radyasyon yüklü enerjili besinlerdir. Bu mantarların zehirli olanlarının tüketilmesi halinde, insanın fiziki bünyesine zarar vereceği gibi beyninin bir bölgesine de direkt kalıcı zararlar verir. Ne yapar; zehirli mantar yiyen kişi, geçici veya kalıcı halüsinasyonlar görmeye başlar. Biz buna halk arasında, kâbus diyoruz. Uyku hali dışında, uyanıkken insan kâbus görmeye başlar.

    Sana başka bir örnek daha vereyim: Deli bal. Deli bal, özellikle Doğu Karadeniz yöresine özgü acı kestane balıdır. Bu bölgede yetişen ve deli balın oluşmasını sağlayan birtakım endemik çiçekler mevcuttur. Bu bal cinsini, yöre halkı ilaç olarak kullanır. Acımsı buruk tadı olan bu bal, çok az yenildiğinde sinir bozukluklarına iyi gelmekte, çok yenildiğinde ise, merkezi sinir sisteminde felçlere neden olmaktadır. Zehirlenme, bulantı, kusma ile kendini göstermektedir. Deli bala yöre halkı, ‘ayı bayıltan’ demektedir. Dediğim gibi bu baldan fazla miktarda yiyen insan, birkaç gün bitkisel hayata giriyor. Yöre halkı, 'bal çarpması' olarak adlandırdığı bu olaya maruz kalan kişileri toprağa, çamura yatırırlar.

    2011 yılında vizyona giren Sherlock Holmes filminde, Karadeniz ve deli bal konu edilmiş ve bu bal narkoz olarak kullanılmıştır. Bunu sana şunun için anlattım; bu balın özelliğini tüm dünya yüzyıllardır biliyor. Bu tür örnekleri daha da çoğaltabiliriz. Benim anlatmak istediğim; tükettiğimiz birçok besindeki kimyasal özelliklere vurgu yapmak. Bu besinlerdeki maddeleri kullanılarak, bilinçli olarak yapılan saldırılara dikkat çekmek. Bizlere, özellikle gençlere ve çocuklara halüsinasyon yaşatacak bu maddelere karşı herkesi uyarmak.

    Bu gıda meselesi çok önemli evladım. Bunu düşündükçe uykularım kaçıyor. Mesela bir besin içine konan bir madde, başka bir madde ile temas ederse… İşte o zaman insan düşünce yeteneğini yitirebilir, uyanıkken ayaktayken halüsinasyonlar görebilir. Düşün, bir patates ampul yakıyorsa, insan vücudunda neler yapar? Mesela, bir yiyecekten aldıktan sonra, ani bir ağırlık çökmesi, dalgınlık, uyku hali ve bu esnada hayattan düşüncesel olarak kopmalar, bütün bunlar tesadüf müdür? Bu belirtiler, şeker hastalığı kategorisinde ele alınmamalıdır. Bilmem anlatabiliyor muyum?” diye sordu.
    Ben ise duyduklarım karşısında dehşete düşmüştüm. Bu gıdaların zararlarını biliyordum ama meselenin bu kadar ciddi olduğunu ancak şimdi daha iyi anlıyordum.

    Osman Baba: “Ya bu gıdaların çocuklara yaptığı etki? Bu ‘Halüsinasyon Gıdalar’ sinsi bir planla yediğimiz her besine konulursa ne olur? Halüsinasyon çeşitleri, kişinin içinde bulunduğu sosyokültürel konumuna göre de değişir. Mesela, dini alanda kafa yoranlar; kısa aralıklarla üç harflileri gördüm, melekleri gördüm vs. derler. Başka alanlarla uğraşanlar ise, ‘çok çalışmaktan kafayı yiyoruz’ gibi şeyler söylerler. Örnekler daha da çoğaltılabilir.”

    Ben ise duyduklarımdan dolayı iyice moralim bozulmuştu. Notlarımı dikkatli almak için büyük bir gayret sarfediyordum. Beynim allak bullak olmuştu. Bize neler yapıyorlardı, özellikle gelecek nesillere neler yapıyorlardı? Hele şu Fast food çılgınlığına ne demeli? Anneler, babalar; kuyruklarda bekleyip, çocuklarına neler yedirdiklerini bilmeden…

    Osman Baba ayrıca meselenin bir de toplumsal psikolojiye müdahale boyutundan örnekler verdi ama bunların “şimdilik yazılmamasını” rica etti.

    Ayrıca o gün Osman Baba şunları anlattı: “Bak evladım, besinlerdeki kimyasal değişikliğe bir örnek verecek olursak; şaraba tuz atarsanız, sirke olur. Peki farklı yiyeceklere başka şeyler katarlarsa ne olur? Yine belli bölgelerde yapılan küflü peynir, bir müddet sonra antibiyotik ve penisiline dönüşür.

    Yani yararlı bir ilaç olur. Demek ki; ilaç olabilen yiyecekler, bazı müdahalelerle, farklı amaçlara hizmet edebilir. Hani eskiden büyüklerimiz şöyle derlerdi: ‘Gece çok yeme, kâbus görürsün.’ Bu bilimseldir. İnsanın hormonları o vakitlerde farklı çalışır, yenilen yiyeceklerle beyne farklı sinyal gönderilip, insanın kabus görmesine sebep olunur. Ama artık işin rengi değişti. Şimdilerde az yesek dahi, artık uyanıkken, ayaktayken bile halüsinasyon görmek mümkün. Hele ilaç sektörünün, insan genlerine müdahalesiyle, besin sektörü paralel giderse…

    Son olarak bu konuyla ilgili şunu söyleyelim evladım: Efendimiz (sav)’in yemekle ilgili bir uygulaması; Sirkeyi sofrasından eksik etmemeye çalışması. İşte bu konu özellikle günümüzde tam tefekkürlük bir konudur.”

    Erol Derman

  2. #32
    Üye
    dostempati Avatarı

    Gerçek Adı
    Kalperen C* Türkoğlu
    Üyelik Tarihi
    16.02-2009
    Son Giriş
    Saat
    Yaşadığı Yer
    kalpOder Turan * Krt
    Mesaj
    1.435

    dostempati

    Fatiha'yı Şerife İstirham Ederiz / ON ALTI YILDIZ

    Fatiha'yı Şerife İstirham Ederiz


    27 Şubat 2011 tarihinde vefat eden merhum Necmettin Erbakan'ı rahmetle anıyoruz.

    Büyük devlet adamı, dava adamı, İslam dünyasının gönlünü feth etmiş; Siyonistlerin, Haçlıların ve yandaşlarının korkulu rüyası haline gelmiş,

    mücahid MUHTEREM PROF. DR.NECMETTİN ERBAKAN HOCAMIZ’I RAHMETLE ANIYORUZ.

    BAŞTA AİLESİ OLMAK ÜZERE, MİLLİ GÖRÜŞ CAMİASINA VE TÜM SEVENLERİNE VEFATININ YIL DÖNÜMÜNDE BAŞSAĞLIĞI DİLİYORUM.

    OKTAN KELEŞ


    http://Erbakan İçin Vatikan’da Çan Çaldılar!

    ERBAKAN İÇİN VATİKAN’DA ÇAN ÇALDILAR

    Gelen net bilgiye göre, tıpkı Fatih Sultan Mehmet Han’ın vefatı dolayısıyla sevinçten, Vatikan’da ve Avrupa Kiliselerinde çan çalmaları gibi merhum Milli Görüş lideri Necmeddin
    Erbakan’ın vefat haberinin hemen ardından, rutinin dışında, Vatikan’da 3 dakika kadar çan sesleri duyuldu.

    Ahalinin dikkatini çeken bu olay sonrası, çanların neden çalındığını soranlara, Vatikan’ın ilgili biriminin “zangoçların çanları tamir ettiği” bilgisinin verildiği öğrenildi.

    Vatikan, merhum Erbakan’dan çekiniyor, Türkiye’deki, Orta Doğu’daki ve Asya’daki misyonerlik faaliyetleri için, onu büyük bir engel olarak görüyordu.

    Necmeddin Erbakan’a bir kez daha Allah’tan rahmet diliyoruz.

    Saygılarımla.

    OKTAN KELEŞ

    ------------------------------------------------------------------------


    Necmettin Erbakan Hocamız a Allah tan rahmet, yakınlarına başsağlığı dilerim.

    Allah razı olsun, mekanı cennet olsun...amin...

  3. #33
    Yasaklı Üye
    saww Avatarı

    Üyelik Tarihi
    11.01-2011
    Son Giriş
    17.09-2012
    Saat
    14:38
    Mesaj
    2.171

    saww

    %99 u müslüman
    Anti düzene % 1 oy çıkmıyor.

  4. #34
    Üye
    dostempati Avatarı

    Gerçek Adı
    Kalperen C* Türkoğlu
    Üyelik Tarihi
    16.02-2009
    Son Giriş
    Saat
    Yaşadığı Yer
    kalpOder Turan * Krt
    Mesaj
    1.435

    dostempati

    İsrail ile İran Savaşı Neden Hep Gündemde? / ON ALTI YILDIZ

    İsrail ile İran Savaşı Neden Hep Gündemde?

    Dolayısı ile tarihten bir örnek bize İran merkezli "derin" yapılar ile Kudüs merkezli "derin" yapıların işbirliğinin; hem de bir Türk devletine karşı işbirliğinin somut bir örneğini sunuyor.


    Hahamlarla Mollaların Perde Arkası İşbirliğine Hazır Olmak

    Hepimiz Ortadoğu'daki gelişmeleri; hangi cepheden bakarsak bakalım; Anglo-Sakson merkezli "düşünce" kuruluşlarının raporlarındaki şablonlar ve türevleri üzerinden yorumluyoruz. Stratejistlik; harita üzerinde daire çizip, "burada petrol var, ABD bunu kontrol etmek istiyor" cümlesini kurmaya indirgenmiş durumda.

    Böyle bir ortamda; Türkiye'nin bekaası için güvenlik kurmaylarının "komplo teorisi" yaftasına aldırmadan, olasılık matrikslerine en sıradışı olasılıkları bile yerleştirmeleri ve bu olasılıklara karşı hazırlıklı olmaları şart. Hele bu "sıradışı" olasılıkların; tarihte bir benzeri gerçekleşmiş ve mevcut şartlarda teorik bir gerçekliği mevcutsa!

    Ortadoğu'daki gelişmeleri; sinema ekranında üzerimize doğru gelen trenin gerilimini hissederek fakat "nasılsa tren ekrandan çıkamaz" şeklinde bırakmak istemediğimiz sahte bir güvenle seyrediyoruz.

    Bu arada; düşünsel altyapımıza, "ABD Suriye'ye saldırmaya hazırlanıyor", "ABD İran"'a saldırmaya hazırlanıyor" şeklinde cümlelerle serilen kurguda; ABD'nin saldırı hazırlıkları sırasında aynı zamanda Türkiye'nin çevresini askeri ve lojistik olarak kuşattığı gerçeği perdeleniyor.

    Medyanın manşetlerinde sakız yaptığı "ABD İncirlik'i istiyor" konusu ise; ABD'nin, Türkiye'nin lojistik altyapısını nasıl kullandığını; Türkiye topraklarının ve imkanlarının, İran'a yönelik ne tür çalışmalar için kullanıldığını bilen bizler için sadece eğlencelik bir konudan öteye geçmiyor.

    Bütün bunlar olurken; Uluç Gürkan babasının vefatı üzerine kaleme aldığı yazısında, 1964'te Kıbrıs'a çıkartma girişimi sırasında, hastalanan komutanının yerine, 39 Tümen komutanı olarak Kıbrıs'a hareket eden çıkartma birliğinin başındaki babasının kendisine bıraktığı mektuplardan sözediyor. Gürkan; babasının komutasındaki birliklerin, ABD'nin "6 Filo ile birliklerinizi engelleriz" tehdidi ile geri çekilmesi üzerine yaşadığı hayal kırıklığını, "ben emirlerimi Türk Hükümetimden aldığımı zannediyordum" cümlesi ile nasıl dile getirdiğini açıklıyor.

    Bunlar gerçekleşirken; ABD'ye karşı savaş fikrini "hastalıklı düşünce" ilan eden eski bir MİT Müsteşarı ile; "Süveyş'i işgal etmeyi planlamıyorsak Kıbrıs'ın stratejik önemi yoktur" diyen eski bir donanma komutanı; ekranlarda Ermenistan'dan; Irak'a çeşitli konularda ahkam kesmeye; "müttefiklik", "küreselleşme", "BOP" masalları okumaya devam ediyor.

    Fakat emekli Tuğgeneral Eslen'in yorumlarında sık sık vurguladığı gibi : "ABD'nin deşifre olmuş isimlerle kendi propagandasını yaptırmaya devam etmesi artık pek fazla etkili olmuyor".

    Kuşatılmışlığının gittikçe daha fazla farkına varan kitlelerin tedirginliği arttıkça; bir yandan bu kitlelerin tedirginliğini siyasi rant yapmak için sahte kulvarlar hazırlayanlar çoğalıyor; bir yandan da artık verilen uyuşturucu söylemi kabul etmeyen bünyeye kontra söylemler üzerinden yeni düşünsel dinamikler biçiliyor. Sahneye sürülen yeni "Anti-Amerikancılık" modasını bu bakış açısı ile Jeo-Kritik'in diğer yazısında ele alacağız.
    Tezin de, anti-tezin de bu kadar manipülasyona açık hale geldiği bir ortamda;

    Tezide, anti-tezide ofsayta düşürecek Alternatif Düşünce Sistematiklerini - ADS Teorileri (bazıları buna komplo diyor); Olasılık Matriksimize yerleştirmemiz gerekiyor.

    Açık İstihbarat/27.04.2005


    ( Yazının tamamı için linki tıklayınız.)


  5. #35
    Üye
    dostempati Avatarı

    Gerçek Adı
    Kalperen C* Türkoğlu
    Üyelik Tarihi
    16.02-2009
    Son Giriş
    Saat
    Yaşadığı Yer
    kalpOder Turan * Krt
    Mesaj
    1.435

    dostempati

    ATTİLA, Papa Leo ve Barnabas / ON ALTI YILDIZ

    ATİLLA, Papa Leo ve Barnabas


    Vatikan, ellerindeki bazı belgeleri açıkladı. (Vatikan'ın Gizli Arşivi Açılıyor / ON ALTI YILDIZ

    Vatikan, Papa Leo ile Hun İmparatoru arasındaki anlaşmayı da açıklasın. Vatikan belge açıkladıkça, bizde belge açıklayacağız.

    Yeni çıkacak kitabımızdan bir bölüm.


    Yıl 1877 Plevne müdafası. Osman Paşa ve kahraman askerleri Plevne’yi can siparane bir şekilde savunuyorlar. Burada savaşı anlatacak değiliz. Konumuzla ilgili bölümünden bahsedeceğiz. Plevne savaşı ve Osman Paşa’nın konumuzla bağlantısı şu: Tuna Nehri yakınlarındaki bir köyde, bir Macar köylüsü Osman Paşa’nın bulunduğu karargaha gelip, bazı tarihi dökümanlar veriyor. “Dökümanların çok eski olduğunu, fakat içeriğini tam olarak bilmediği” söyleyen Macar köylüsü, belgelerin “Türklerle alakalı olabileceğini” ifade ediyor. Osman Paşa, kendisine bu belgeleri getiren köylüyü ihya edip, tarihi bu dökümanları ondan alıyor.

    Dökümanların içeriğini Osman Paşa’da tam olarak bilmiyor. Savaş sonucunda bu dökümanlar İstanbul’a geliyor. Dökümanların üzerine daha sonra “Osman Paşa’nın hatıratı” diye yazılıyor. Bir müddet sonra dökümanlar, Türk Genel Kurmayı'na kalıyor.

    Bu hatıratın Türk Genel Kurmayı’nın elinde olduğu ve kozmik odaların birinde bulunduğu bilinmektedir. Bu bölümü şunun için anlattık. Osman Paşa’nın Macar köylüsünden aldığı bu evrak, bir papirus kağıdı ve 5. Yüzyıla ait yazılı bir belge. Belgenin üzerinde hem resim, hem de Grekçe yazılar mevcut.



    Belgelerin içereği şu: Tarihi tahminen 470’li yıllara tekabül ediyor. Piskopos Marinus ya da keşiş Marinus’un çizmiş ve yazmış olduğu bir belge. Yazı şu: M.S 440’lı yıllarda Papa olan 1. Leo açıkça yeriliyor. Yazıda Marinus açıkça Papa Leo ile alay ediyor. Papa Leo kimdir? Papalar tarihinde, Roma’da Hun İmparatoru Attila’yı, İtalya işgalinden dönmeye ikna eden kişi olarak geçiyor. Birçok tarihçi, 452 yılında Attila’nın 100.000 kişilik ordusu ile Alp Dağları üzerinden İtalya’ya girişini hiçbir tereddüte mahal vermeden yazarlar. Papa 1. Leo bir heyetle Attila’nın huzuruna çıkar ve Roma’nın bağışlanmasını Attila’dan ister. Hatta birçok tarihçi, Attila’nın Roma’yı alarak Hıristiyanlığı ortadan kaldıracağından endişe edildiğini söylerler.
    Leo Attila’nın önünde diz çöker, elini öper, af diler. Ancak Avrupalılar ve Vatikan tarihçileri bu durumu gururlarına yediremeyerek, "böyle bir olayın olmadığını" iddia ederler. Hatta Attila’ya barbar diyerek, hakaret dahi ederler. Çünkü kuyruk acıları vardır. Ancak bütün tarihçiler, Papa Leo’nun Attila’yı bir şeklide ikna ettiğini söylerler. Attila Roma’yı işgal etmesine ve Roma’ya hakim olmasına rağmen, Papa’yı ve kiliseyi azad etmiştir. Yani Attila eğer isteseydi o gün Hıristiyanlığı bitirmişti. Bugün Vatikan diye bir yerden artık söz edilmeyecekti.




    Avrupalı bazı tarihçiler, Atilla’nın Papa tarafından neyin karşılığında ikna edildiğini eserlerinde açıkça sorarlar. Sahi, neyin karşılığında?
    Vatikan, bu konuyu bugün şöyle açıklar: Papa 1. Leo Attila’yı ikna etmiştir. İsa mesihin yardımıyla.
    Vatikan, Papa’nın Attila’nın önünde diz çöktüğünü ve yalvardığını söylemez. Böyle bir olayın kanıtı olmadığını söyler.


    Ancak Vatikan’ın yalanını biz ortaya çıkaralım. Hem de tarihi bir belge ile. İşte Vatikan’ın yalanını ortaya çıkaracak bu belge: 470’li yıllara ait, Marinus’un yapmış olduğu yazı ve resimler. Bu yazı ve resimler bize şunu anlatmaktadır: Attila ayakta, başında bir ışık hüzmesi var. Bu ışık hüzmesi, Hıristiyanlar’da azizliğe işaret eder.
    Papa Leo, Attila’nın elindeki ipe veya kırbaca bağlı bir şekilde yerde emekler halde tasvir edilmiştir. Attila’nın elindeki kırbaç da olabilir ipte. Resimdeki çizimde alt tarafta muhtemelen Roma Kilisesini betimleyen bir lahit bulunmaktadır. Attila elindeki kırbaçla veya iple Leo’yu terbiye eder bir haldedir. Grekçe yazılarda okunabilen kısımda şunlar tercüme edilimiştir: Marinus Leo ile alay ederek; Papa Leo Asyalı’yı Paraglit(*) ilan etti. Bu kelime çok ilginç. Barnabas İncili’nde geçen bir kelime. Ahmet, tavsiyeci, büyük ruh, arındırıcı anlamlarında kullanılır.


    Bu Hıristiyan dünyasında bugün de tartışılan bir mevzuu. Bu metinde de o kelime şöyle geçiyor: Keşiş Marinus, Papa Leo ile dalga geçerken mealen şunu söylüyor. Leo Attila’yı İsa’dan sonra gelecek Barnabas’ın Paraklit’i yaptı. (Burada Marinus Barnabas’ı da sapkın ilan ediyor. ) Yani Papa Leo, Attila’yı tabiri caizse peygamber ilan ediyor. Yani Paraklit’in Attila olduğuna inanıyor. Batılı tarihçiler soruyorduya; Leo, Attila’yı neyin karşılığında ikna etti? Cevabı Marinus bize veriyor.

    Papa Leo ile Attila arasındaki bu paraklit meselesinin elbette bir anlaşması var. Vatikan hazır arşivlerini açmışken bu belgeyi de açıklasın! Vatikan Gizli Arşivleri Müdürü Sergio Pagano asıl bu belgeyi ortaya çıkarsın. Bu belgeyi de halka açsın!

    Demek ki, Attila’nın önünde 1. Leo diz çökmüş, yalvarmış, bununla da kalmamış Attila’yı da peygamber ilan etmiş, paraklit kabul etmiş.

    Attila Peygamber değildi. Bugün Vatikan ve Hıristiyanlık alemi varlıklarını Attila’ya yani bir Türk’e borçludur. Attila paraklit ünvanını kabul etmemiştir. Atilla sadece din adamlarına Türk’ün asaletini gösterip, merhamet etmiştir. Barnabas İncili'de konumuzla ilgili olduğu için başlığımızda kullandık.

    Kimbilir belki Genel Kurmay 2023’te birçok belgeleri açıklar da, Attila’nın torunları bir kez daha dünyaya Türk’lerin kim olduğunu gösterirler.

    3. Bin yılda Asya’yı Hıristiyanlaştırmayı düşünen Vatikan’a yardımcı olanlar, bir kez daha düşünsünler. Vatikan neyin hıncını almaya çalışıyor?

    Oktan Keleş

    oktankeles@gmail.com

    onaltiyildiz@gmail.com


    Not: Yukarıdaki resimler camekandaki belgeden çekilmiştir.


    (*)Paraklit veya Faraklit (Latince paracletus ← Yunanca: παράκλητος (Parakletos)), Hıristiyanlık'taki Kutsal Ruh'un, Kitab-ı Mukaddes'in bazı Yunanca tefsirlerinde bazı bölümlerde kullanılan adı. Bununla beraber güncel tefsirlerde Kutsal Ruh ve Gerçeğin Ruhu tabirleri kullanılır. Bazı İslam'i görüşlere göre Paraklit ismi ile İslam peygamberi Muhammed kastedilmektedir. [kaynak belirtilmeli]

    Paraklit sözcüğü Yuhanna İncili'nin 14:16, 14:26, 15:26 ve 16:7'inci ayetleri ile Yuhanna'nın Birinci Mektubu'nun 2:1 no'lu ayetinde Kutsal Ruh'u anlatmak üzere kullanılmıştır. Sözcük Yeni Ahit'in bazı İngilizce çevirilerinde Tesellici (Comforter) ya da Yardımcı/Tavsiyeci(Advocate) olarak çevrilmiştir. Sözcük antik Yunanca'da mahkemede yardım eden kişi anlamında da kullanılmıştır. Kumran Yazıtları ya da Ölü Deniz Tomarları olarak bilinen metinlerde sözcük Gerçeğin Ruhu olarak geçer. (Wikipedia)

    I. Leo - Vikipedi

    (Emek verenlerden Allah razı olsun. Yazının tamamı ve fotoğraflar için linki tıklayınız.)

  6. #36
    Üye
    dostempati Avatarı

    Gerçek Adı
    Kalperen C* Türkoğlu
    Üyelik Tarihi
    16.02-2009
    Son Giriş
    Saat
    Yaşadığı Yer
    kalpOder Turan * Krt
    Mesaj
    1.435

    dostempati

    Elektrikli Sandelyenin Sırrı / Oktan Keleş / ON ALTI YILDIZ

    Elektrikli Sandelyenin Sırrı


    İdam cezası bir ölüm cezasıdır; fakat aslında bilindiği gibi sadece bir ölüm cezası değil, aynı zamanda felsefesi olan ve mesaj taşıyan bir seremonidir. Konunun daha iyi anlaşılması için kısaca birkaç ölüm cezasına göz atalım:

    Canlı canlı deri yüzmek, kafatasını mengeneyle parçalamak, kazıklara oturtmak, yüksek uçurumdan kayalara itmek, orta çağdaki gibi diri diri yakmak, boğma teliyle boğmak, suda boğmak, kaynar kazanda haşlamak, kurşuna dikmek vs,vs... Bütün bunlar aslında bir ölüm cezasıdır. Bazıları işkence ile intikam hırsıyla bir kralın veya halkın veya bir başkasının verdiği, bazı duygularını da tatmin eden şekillerle uygulanmasıdır ki Roma'da aslanlara canlı canlı atılarak ölüm cezası alanlar izleyenlere büyük korku ve haz verirdi. İşin psikolojik ve sosyolojik kısmı bir yana. Fakat idam farklı bir kavramdır. Felsefesi ve mesajı vardır.

    Örnek: Asılarak İdam:

    Yağlı ilmek boğaza geçirilir. Birkaç basamak ile yüksek bir nesneye çıkarılır. Bu sandalye olabilir. Ayağını yerden kesecek kadar. Bir tekme atılır ve kişi sallanır.(sallanma tabiri) Bu idamın felsefesinde ip tıpkı bir köleye ve köpeğe takıldığı gibi boyna takılır. Mesaj şudur: "Sen işlediğin suçla şeytanın bir kölesisin. Bunu boynuna takıyor ve hayatına son veriyoruz."

    Ayakla tekme ise işlediği suçtan ve günahtan dolayı hakir görmeyi simgeler.

    Giyotin:

    Fransız uygulaması. Kurulu düzenekten, yukarıdan kalın, ağır bir bıçak hızla aşağıda sıkıştırılan kafaya düşer ve keser.
    Felsefe ve mesajı şudur: "Bu kafanı İlahî güç yukarıdan kesmiştir." Adalet yukarıdan inmiştir. (İlahî)

    Kılıçla Kafa Uçurmak:

    Bu idam şekli de şu mesajı verir: "İlahî adaletin temsilcisi ellerle kafan uçurulmuştur." Eller Hakkın elleridir simgesel olarak.

    Şimdi gelelim hiçbir idam şekline benzemeyen yüzyılımızın idam şekli, teknolojik idam, elektrikli sandalyeye oturtulmaya: ABD'de uygulanan bu idam şekli nasıl icat edilmiştir? ABD Pensilvanya masonlar merkezi baş masonu McCain İsaac (Makkeyn Ayzek) 1941'de gizli, yeminli bir belge açıyor.

    Zira belgenin kendi ritüellerine göre açılma vakti gelmiştir. Belgede kısaca şunlar yazılıdır: "Efendimiz baş Şeytani Dokuzlar meclisinde talimat uyarınca Benjamin Franklin'nin vasiyetidir. (Bu vasiyet bilinen anlamda değil, sır vasiyetlerden biridir.)

    Elektrik bilimi ilerletilecek ve emanet edilen üstada gelişmeler doğrultusunda Şeytanî Efendimizin emri olan şu faaliyet gerçekleştirilecektir."

    (Belge tarihi 1785 daha sonra ne zaman eklendiyse 1901 ve 1921 tarihleri de mevcuttur.) Kısaca belgedeki emir, talimat şudur: "Her türlü kötülüğü yapan insanlar şeytanın tahtında taç giyecek ve seçilen bu insanlar kutsanacak. Şeytanın ruhuna, ordusuna katılacaklardır. Bu bir törendir. Taç giyme töreni olacaktır. Tahta çıkıp ruhlarını efendilerine, şeytana vereceklerdir. Zira bu tahta oturma sebepleri, işledikleri suç ve günah neyse ruhlarını bunları kahramanca işleyerek şeytana ruhlarını satmalarındandır." Buraya kadar olan bilgilerin ikinci bölümünde şöyle devam ediliyor:
    "Bir idam şekli olacak ki daha öncekilerine benzemeyecek.

    Bir taht olacak. (Elektrikli sandalye) Oturtulacak. Kafasına taç takılacak. Bir törenle tahta oturtulanların kulağına kendileriyle ilgili sır söylenecektir."

    Bu uygulama Mısır Firavun'u KHA'nın uygulamasıdır. Kendisine ağıtla bağlı ruhları kendi özel sandalyesine oturtup, kollarını bağlayıp, törenle başına taç takıp idam ediyordu. Firavun KHA Döneminin en büyük rütbeli Şeytanîsidir. Elektrikli sandalye Kabala'da KHA'nın sandalyesiyle günümüzde kodlanmış, sembolize edilmiştir. KHA'nın mezarından çıkan bu sandalye Torino müzesinde sanki bugün yapılmış gibi sergilenmektedir. Kabala'da bu sandalye hakkında şöyle gizli kodlanmış bilgi vardır: Özel kişilerin ölüm cezası bu sandalyeye oturtularak; ama önce ikramlar verilerek yapılırdı.

    Tom Hanks'in başrolünde oynadığı Yeşil Yol filmini seyredenler hatırlar. Bir idamlık provalarla defalarca idamdan önce sandalyeye götürülüp tatbikat yaptırılıyor.

    (Tören provası)Taç denen de sandalyede kafaya miğferi andıran metal bir başlık takılıyor. Kollar sandalyenin (tahtın) iki kenarına tıpkı bir kral edasında bağlanıyor. (Bir tahta bir kral nasıl oturtuluyorsa öyle oturtuluyor.)

    İdamı izlemeye gelen davetliler tarafından seyredilerek, elektrik verilerek (Elektrik enerjisini şeytanın şimşeği sayıyorlar.) Törenle infaz gerçekleştirilip şeytana kavuşturuluyor. Tabii ki bu sır, bu idam şeklini planlayanlarca bilinir. Diğerleri bunu bir idam cezası olarak görür. Yani aslında idam olarak bilinen bu uygulama ''Şeytani töreni''dir. Yeryüzünde aşağılıkça şeytanı sevindirecek bir günah, suç işleyip ölüm cezasına çarptırılanlar bu sandalyeye (tahta); yani şeytanın tahtına oturtularak törenle "şeytan ordusuna" kavuşturulur. Her idam edilenin ismi Şeytanîlerce kutsanır ve kayıtlarına alınır. Tabii ki bu onların sapık inançları ritüellerindendir.

    Bir not: Yeşil Yol filmindeki elektrikli sandalyeye takılan adi "Yaşlı Kıvılcım"dır. Benjamin Franklin de uçurtmayla kıvılcımlar meydana getirip paratoner çalışmalarını yapan masondur. Masonların Franklin'e verdikleri isim de "Yaşlı Kıvılcım"dır.

    Oktan Keleş

    (Emek verenlerden Allah razı olsun. Yazının tamamı ve fotoğraflar için linki tıklayınız.)

  7. #37
    Üye
    dostempati Avatarı

    Gerçek Adı
    Kalperen C* Türkoğlu
    Üyelik Tarihi
    16.02-2009
    Son Giriş
    Saat
    Yaşadığı Yer
    kalpOder Turan * Krt
    Mesaj
    1.435

    dostempati

    EMİR YILDIZ'DAN: Kutuplarda Antibiyotik Savaşları / ON ALTI YILDIZ

    EMİR YILDIZ'DAN: Kutuplarda Antibiyotik Savaşları

    “Değişen iklim şartları, doğadaki dengeleri de değişime uğratmaktadır. Canlıların metabolizmalarında ve insanların bağışıklık sitemlerinde de değişimler olmaktadır.

    Bu değişimle beraber ortaya daha önce bilinmeyen yeni hastalıklar çıkmaktadır. Bu hastalıklara karşı geliştirilen antibiyotikler zaman zaman yetersiz kalmakta hatta bazı hastalıklarda hiçbir işe yaramamaktadır. Bazı hastalıkların mikropları ise Şeytani’ler tarafından laboratuarlarda üretilmektedir. Yani bir nevi biyolojik silahlar. Bu laboratuarda üretilen hastalıklara karşı da bilinen antibiyotikler tam manası ile çare olamamaktadır. Burada bir parantez açarak şunu ekleyelim. Geçtiğimiz günlerde ABD bir antibiyotikten çok önemli miktarda stok yapmıştır. Neden acaba?

    İşte kutupların bir özelliği ve önemi de burada ön plana çıkmaktadır. Kutuplarda şimdiye kadar bilinen antibiyotiklerden daha etkili antibiyotikler vardır. Aynı zamanda burada biyolojik silah olarak kullanılacak bakterilerin olduğu da aşikârdır. Bu konuda bilim adamları harıl harıl çalışmaktadırlar. Bunların bir kısmı da basına sızmıştır. ABD, Rusya, İngiltere, Japonya, Çin, Hollanda, Danimarka, Kanada, Norveç vs. ekipleri kutuplarda çalışmalar yürütmektedirler. Yapılan bu çalışmaların çoğu masum çalışmalar sınıfında değil. Orada birçok istasyon kurarak yıllardır çalışıyorlar. Özellikle ABD ile Rusya arasında ciddi bir rekabet var bu konuda. Putin’in sık sık o bölgeyi ziyaret etmesi ve kutuplarla ilgili haberlerle gündeme gelmesi tesadüf değil.Çin'de bu bölgelerde artık ciddi araştırmalara başlamıştır. Bu bölge için özel denizaltı yapmıştır.

    Meselenin diğer bir yönü de uzaydaki bakterilerin incelenmesidir. Bu konu da yine buzullarla alâkalıdır.

    Türk Devlet’i, tıpkı Sultan Abdülhamit Han’ın yaptığı gibi bu meseleleri yakından takip etmelidir. Bugünkü teknik imkânları kullanarak muhakkak kutuplara araştırma gemileri göndermesi gerekir. Eğer bunu tek başına yapamıyorsa, araştırma gemilerine ortak olarak, muhakkak bu çalışmaların içersinde yer almalıdır.”

    Osman Baba yine çok önemli bilgiler ve ipuçları vermişti bana. Vaktin nasıl geçtiğini anlamamıştım. Ayrılık vaktinin geldiğini Osman Baba’nın çantasını toplamasından anlamıştım. Ben de notlarımı toparladım. Osman Baba’nın gösterdiği Osmanlıca Gazete’deki ilgi sayfaların fotoğraflarını çektim.

    Erol Derman

    (Yazının tamamı ve ayrıntılı fotoğraflar için linki tıklayınız.)

  8. #38
    Üye
    dostempati Avatarı

    Gerçek Adı
    Kalperen C* Türkoğlu
    Üyelik Tarihi
    16.02-2009
    Son Giriş
    Saat
    Yaşadığı Yer
    kalpOder Turan * Krt
    Mesaj
    1.435

    dostempati

    CERN'DEKİ SIR / ON ALTI YILDIZ

    CERN’DEKİ Sır, Singularity’cilerin Yapay Melekleri, Şeytan Parçacığı ve Yecüc Mecüc’e Bir Adım

    Bilim adamlarına göre CERN’de yüzyılın deneyleri yapılmaktadır. Bu deneyi yapanlar; Büyük Hadron çarpıştırıcısı vasıtasıyla evrenin varoluşunun sırrı çözmek ve Tanrı Parçacığı olarak adlandırdıkları büyük enerji kaynağını elde etmeyi amaçlamaktadırlar. Bu deney ile ilgili olarak bir çok haber yapıldı. Hatta bu konuda birçok spekülasyon da yapılmaktadır. Şu oldu, bu oldu vs. diyerek birçok ilgili ilgisiz şeyler anlatılmaktadır. Konuyla ilgili olarak, haberlerde bir çok hikâye anlatılmıştır, birçoğunuz da benim gibi bu anlatılanları dinlemiştir. Benim bu deneyle ilgili burada anlatacağım kısım yine konunun gizlenen bölümleri ile ilgili.

    Büyük Hadron çarpıştırıcısıyla alâkalı bir çok simülasyon, görsel resim ve video tanıtımı gösterildi. Ancaaak medyaya verilen resim ve tanıtım videolarında sansürlenmiş bir kısım var. Google Earth'te flu hale getirilmiş, kamufle olmuş öyle bir sansür var ki çok düşündürücü. Sansürlenmiş bu görüntüleri, sansürsüz bir şekilde iki ayrı video halinde sizlere sunuyoruz. Flu hale getirilmiş görüntüleri Allah’ın izni ile çok uzun uğraşlar neticesinde sansürsüz hale getirmeyi başardık. Bu elde ettiğimiz görüntüleri şimdi sizlerin ilgisine sunuyoruz. Takdir edersiniz ki program kırmak kolay değil ama çok şükür meramımızı anlatacak kadar görüntüleri elde etmeyi başardık. Yani netice çok şükür hasıl oldu.

    Konuyla ilgili olarak 3 sayfa raporu mealen anlatalım: Öncelikle bu görüntüleri neden sansürleme gereği duydular? Sansürlenen kısımda ne var? Videoya bakanlar 35 milyon defa yavaşlatılmış simülasyonda, Hadronun içinden geçen ışık simülasyonunu göreceklerdir. Bu çekim, bilgisayar ekranı üzerinden yapıldığından dolayı çok net olmasa da dediğim gibi sansürlenen o kısmı net olarak göreceksiniz.

    Kilometrelerce alanda çember gibi görünen Hadron tüneli, ALLAH LAFZI şeklinde bir boru tünelle başlıyor. Gizli raporda yer alan plan çizimlerinde, 300 metreden büyük bu kıvrık tünel, enerjinin ilk çıkış kaynağının başlangıcı. Yani enerji bu kaynaktan çıkarak çemberi dolanıyor yine aynı yerde bitiyor. Enerji kaynağının çıkış hızıyla alakalı kıvrımlı bu tünel, resmen ALLAH LAFZINI ANDIRIYOR. Raporlarda kıvrımın enerji çıkışı ile ilgili gerekliliği çizimlerle anlatılıyor. Yani çizimlerin bilimsel bir izahı var.

    Tabi ki, ALLAH LAFZI, bilerek yapılmış denemez. Ama neden sansürlenmişler, işte o nokta düşündürücü. Yoksa, "Müslümanlar bu kıvrık tüneli Allah lafzına benzetir, anlam çıkarırlar" diye mi, bilinmez. Aslında internette dikkatlice bakıldığında proje çizimlerinde bu açıkça görülüyor ama bu elimizdeki video görüntüleri olmasa çok zor fark edilir. Neden sansürlemişler? Bununla ilgili bir çok cevap verilebilinir. Ama biz net bir istihbarat verelim: Bu Allah (cc) lafzını, bire biri olan tünel, başka şekilde yapılırsa, Hadronda ilk hareket sağlanamıyor. İnançsız proje sahipleri, bu tünelin ALLAH lafzı şeklinde olduğunu bal gibi biliyorlar. ALLAH ismi olmadan bir şey olmadığını da yüzyılın deneyi adını taktıkları enerji çarpıştırması ve alternatif madde arayışlarında anlamışlardır muhtemelen. Ama biz Müslümanlara bir ibret vesilesi olduğu açık.

    Saygılarımla

    OKTAN KELEŞ

    (Emek verenlerden Allah razı olsun. Yazının tamamı, fotoğraflar ve videolar için CERN'DEKİ SIR / ON ALTI YILDIZ tıklayınız.)

  9. #39
    Üye
    dostempati Avatarı

    Gerçek Adı
    Kalperen C* Türkoğlu
    Üyelik Tarihi
    16.02-2009
    Son Giriş
    Saat
    Yaşadığı Yer
    kalpOder Turan * Krt
    Mesaj
    1.435

    dostempati

    Hubel’in Dönüşü / ON ALTI YILDIZ

    Hubel’in Dönüşü (Rüya Görmeyi Bırak, Mehdi Bazılarını Uyandırmayacak-2)


    El cevap: “Hannibalthe Conqueror” ve Hannibal. (Bu cevap hangi sorunun cevabı merak edenler bir önceki makalenin sonuna bakabilirler.(Rüya Görmeyi Bırak, Mehdi Bazılarını Uyandırmayacak-1 / Tarık C. / ON ALTI YILDIZ)

    Oktan Abi, “Yeni Mekke-2” (Yeni Mekke-2 / ON ALTI YILDIZ) makalesinde Şeytanîler tarafından dezenforme edilen hilal sembolünün Babil’in -sözde- tanrısı olan Sin ile irtibatını ele almıştı. En az bizim olmamız gerektiği kadar “kökü mazide bir âti” olmaya çalıştıklarını görmüş ve belki kimimiz utanmıştık Şeytanîlerle aramızdaki performans farkı karşısında…

    Araştırmalar ilerledikçe asıl şok edici gerçek ile yüz yüze kaldık. Şeytanîler, yüz yıllar önce o topraklardan silip süpürülen meşhur bir putu, Kabemizin tam yanına, intikam alırcasına haşmetli bir şekilde dikmişlerdi. Peki neydi o meşhur put? “Çağrı” filmini seyredenler onu hatırlayacaklar. Bilal-ı Habeşi’ye ve Sümeyye annemize adını işkence ile söylettirmeye çalıştıkları HUBEL.

    O büyük zatlara o pis ismi söylettirememişlerdi. Ve Sümeyye (ra) annemiz işkenceler altında canını teslim ettiğinde İslam’ın da ilk şehidi olmuştu. O filmde gösterilenler eğer gerçekse, Ebu Cehil elindeki Hubel putunu annemizin suratına dürterek, cebr ile onu kabullendirmeye çalışıyordu. Şimdi ise Müslümanlar -kadere fetva verdirmeleriyle belki- bilmeden ve bir kısmı gururlanarak kabul ediyor Hubel’i… Zaten gururun da lügat mânâsı aldanmak demek değil mi?

    Evet, o saat kulesi (Allah en doğrusunu bilendir.) Hubel’dir. Zira Oktan Abi’nin bahsi geçen makalesindeki Sin, o sözde tanrının Babil’deki adıdır. “SİN’İN ARABİSTAN YARIMADASINDAKİ ADI HUBEL’DİR.”



    Hubel isminin nereden geldiğine bir bakalım:

    “Hubal (Hubel) Arabistan'da ortaya çıkmış bir ilah değildir. Hubal adı incelendiğinde, bu sözcüğün o sıralarda Mezopotamya ve civarında yaygın olarak tapınılan bir ilah olan Baal ilahı olduğu anlaşılır. Baal sözcüğü başına Sami dildeki belgili tanım olan ha (eril) eki getirilerek kullanılarak Ha Baal (ingilizce: TheBaal gibi) şeklindedir. Hubal aynı ilahın Arap Yarımadası'ndaki söyleniş biçimidir.” Vikipedi

    Yani Hubel putu, tarihte Baal yada Ba’l diye bilinen putun da ta kendisi. Burada da bir hayli enteresanlıklar var. Geçen yazımızda değindiğimiz ve bu yazımızın da başında bir film ile ismine atıf yaptığımız Hannibal bu mesele ile yine alakalı. Hannibal Kartacalı bir kumandan. Baal ise Kartaca’nın baş ilahı. Yine çok enteresan, Hannibal’ın ismi de bu sahte ilahtan gelme:

    Fenike-Arami dilinde Hani-Baal, “Baal’in lütfu” demek.

    Baal putundan Kur’an’da Saffat suresinde (124-125-126) bahsediyor:

    Hani o halkına şöyle demişti: “Siz hâla şirkten ve günahlardan sakınmayacak mısınız? Sizin de, gelip geçmiş atalarınızın da Rabbi olan Allah’ı, o

    Mükemmel Yaradanı bırakıp hâlâ Ba’l’e tapmaya mı devam edeceksiniz?”

    Tevhidden uzak kavmini uyaran bu yüce gönüllü zat, milletimizin Hızır (as) ile beraber adını andığı bir peygamberdir: Hz. İlyas (as)

    Hz. İlyas (as) -tabiri caizse- Hubel putuna karşı bir savaş vermiştir. (Hızır (as) ve İlyas (as)’ın aralarındaki ilişkinin sırrını ise Oktan Abi’nin 5. kitabına bırakalım inşallah.)

    Baal’ın aynı zamanda Marduk olduğu kabul edilmiştir. Sin (Baal), İştar ve Şamaş bir araya gelirler ve Marduk’u oluştururlar. Yani 1+1+1=1 şeklinde bir saçmalık var. Hz. İsa’nın getirdiği saf dine, Şeytanîlerin teslis akidesini sokarak nasıl dejenere ettiklerini buradan da rahatlıkla anlayabiliriz. Aynı akideyi Eski Mısır’da Osis, İsiris ve Horus olarak; Hinduizm’de Brahma, Vişnu ve Şiva olarak görürüz. İbni Sebe denilen bir Yahudi aynı tuzağı İslam’a da kurmak istedi. İnşallah -pek- muvaffak olamadı. Evi üçgen piramit ve asâsı da üç çatallı (Poseidon sırrı) olan Şeytan, görüyoruz ki dünyanın her yerinde izini bırakmış. Ama bu iz konusunda Rabbimiz bizi uyarıyor:

    * “Ey iman edenler! Hepiniz barış ve selamete girin de Şeytan’ın adımlarına uymayın. Çünkü o sizin aranızı açan belli bir düşmandır.” Bakara / 208

    Hz. İsa’ya iman etmiş Hıristiyanlar bu çağrıya kulak asmadılar; “barış”, “selamet” mânâlarına giren “silm”e; yani İslam’a girmediler ve yoldan sapıp üçgen izi olan Şeytan’ın adımlarına uyup teslise; yani şirke girdiler. Dindaşları ile araları açıldı ve “Yüzyıl Savaşları”nda olduğu gibi, birbirlerinin çok kanını akıttılar.

    Burada sadece Hıristiyanları misal verdim; yoksa üzerinde daha çok konuşulabilir. Mühim olan, tarihten ibret alalım ve biz bu tuzağa düşmeyelim.


    *“Ey insanlar! Bütün yeryüzündeki nimetlerimden helal olmak, temiz olmak şartıyla yiyin. Fakat Şeytan’ın adımlarına uymayın. Çünkü o size belli bir düşmandır.” Bakara / 168


    Burada ise tüm insanlığa sesleniliyor. Enteresandır, tüm bu sapmış dinlerle itikat olarak uyuşmazlığımız bir yana, illaki hepsi ile yemek kültürümüzde de bir farklılığımız vardır. Sanki bu bir kanun… Biri bizim için necis olan şarabı, Hz. İsa’nın kanının sembolü diye kutsar; bir diğeri Allah’ın helal kıldığı etleri haram kılar… Şeytan’ın aldatmasının önemli bir argümanı ve göstergesi yiyeceklerimiz ile alakalı demek ki… Vejeteryanlara ve alkol kullananlara duyurulur. (“Halüsinasyon Gıdaları” unutmayalım.)

    Neyse, biz yine Marduk ve Baal mevzusuna dönelim:

    “Marduk özel bir ad olmayıp, Nimrod'la aynı anlama gelen bir sıfattır. Hem Nimrod, hem de Nimrod'un tanrılaştırılmış şekli olan Marduk, içeriğinde isyan etme anlamını taşıyan birer sıfattırlar. Nimrod zamanının ilk isyancısı olma özelliğiyle Şeytan'ı simgeler. Nimrod ve Marduk sözcüklerinin Maradh sözcüğünden türemiş sözcükler olduğu düşünülür. Bu sözcüklerin içeriğindeki isyan etme ve muhalif olma anlamı Şeytan sözcüğünde de bulunduğundan, Marduk ilk başta Şeytan'ı simgelemektedir. Bu nedenle satanizmde Marduk özel bir yere sahiptir.” Vikipedi



    Marduk; yani Baal; yani Hubel, Şeytan ile birebir irtibatlı. “içeriğinde isyan etme anlamı taşıyan bir sıfat” Marduk. Şeytanîler bu yüzden Marduk meselesine saplantı halinde bağlılar. İçinde bulunduğumuz 2012 yılını ise birebir Marduk’la irtibatlandırıyorlar. Kabemizin yanı başına “saat kulesi”ni;

    yani“Hubel”i;

    yani“Baal”ı;

    yani“Marduk”u;

    yani“Şeytan”ın bir sembolünü;

    yani“Şah”larını bu yüzden diktiler. Yetiştirdiler 2012’ye… Nasıl bir hamle ama… Bizim “Şah”ımız ile onların “Şah”ı yan yana… Ama unutmasınlar ki dejenere ettikleri ay sembolünün bizzat aslı ile bir sürpriz olabilir onlara…

    “Saat yaklaştı ve ay yarıldı.” Kamer / 1

    Bunun sırrını ise Oktan Abi’den bekleyelim. Oktan Abi demişken… Bizi Kabe’nin işgali ile alakalı uyaran, gözümüzü açan ve bu konuda hafakanlar yaşayan Abimizin rahmetli babasının ve bu satırları yazan arkadaşınızın babasının adlarını bir tahmin eder misiniz?

    Tarık C.


    (Emek verenlerden Allah razı olsun. Ayrıntılı fotoğraflar için Hubel’in Dönüşü / ON ALTI YILDIZ tıklayınız.)

  10. #40
    Üye
    dostempati Avatarı

    Gerçek Adı
    Kalperen C* Türkoğlu
    Üyelik Tarihi
    16.02-2009
    Son Giriş
    Saat
    Yaşadığı Yer
    kalpOder Turan * Krt
    Mesaj
    1.435

    dostempati

    Tapınakçı Lawrence / Oktan Keleş / ON ALTI YILDIZ

    Tapınakçı Lawrence

    İngiliz casusu Lawrence’i hemen hemen duymayan yoktur gibi. Arap bedevisi kılığına girip, Arap halklarını Osmanlıya yani Türklere karşı ayaklanmaya sevk eden bu cinsi sapığın aynı zamanda Türk ve Müslüman düşmanı olduğunu da bilmeyen yoktur .

    Uçan şeyh lakaplı Teşkilat-ı Mahsusa’nın, en gözde cengaverlerinden olan Kuşçubaşı Eşref Bey, Lawrence’i kıstırıp yakalamıştır. Bizim bahsedeceğimiz konu, Lawrence’in gizlenen, hiç bilinmeyen yönüdür.

    Lawrence aşağılık bir İngiliz casusu olmakla beraber aynı zamanda tapınakçıydı yani tapınak şövalyesiydi. Tarihi kayıtlarda tapınakçı olduğu hep gizlenmiştir. Aynı zamanda İngilizler, Lawrence’in Türklere karşı acımasızca işkenceler yaptığını da gizlemişlerdir. Lawrence, bu işkenceleri bir ayin töreni şeklinde ve ritüellerle yapıyordu.

    Lawrence’i yere göğe koyamayan İngilizler, Lawrence ile ilgili yayınlarında Lawrence’in hiç bir zaman Türklerin eline esir düşmediğini, yakalanmadığını beyan etmişlerdir. Bunun bir yalan olduğunu Türk ve dünya medyasında ilk kez yayınlanan daha önce hiç bir yerde yayınlanmamış özel arşivimdeki orijinal bir fotoğraf ile ispatlıyorum. Bu fotoğraf, Osmanlıca Gazete ve mecmualardan alıntı değildir. Orijinal bir fotoğraftır.

    (Lawrence yerde oturan bedevi kıyafetli olan)


    Osmanlı subayları, Arabistan çöllerinde Lawrence’i bir fare gibi kıstırıp yakalamış ve esir almışlarıdır. Osmanlı istihbaratçıları ve askerleri fotoğrafta açıkça görülmektedir. Fotoğrafı lütfen dikkatlice inceleyiniz! Tapınakçı Lawrence, fotoğrafta görülen Osmanlı subaylarının ve istihbaratçıların yanında, en aşağı yerdedir.


    Böyle bir fotoğraf, Yahudi kökenli tapınakçıların ve Lawrence ile övünen İngilizlerin hazmedeceği bir fotoğraf değildir. Şimdi bu fotoğrafa bakıp günümüzden bir manzarayı hatırlatalım:

    Büyük Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin bir büyükelçisine yapılanları hatırlayınız. İsrail Dışişleri Bakan Yardımcısı, büyükelçimizi makamına davet edip, kendisininkinden alçak bir koltukta oturtmuş ve ardından da İsrailli gazetecilere dönüp, İbranice, “Görüyorsunuz, o bizden aşağıda oturuyor, biz yüksekteyiz ve burada sadece İsrail bayrağı var” demişti. Terörist İsrail Devleti yetkilileri yüksekte durarak, elçimiz ise alçak bir koltuğa oturtturularak, İsrailliler tüm dünyaya mesaj vermişlerdi: Tevrat’ta ve Kabala’da geçen; ‘Onları alçakta oturtacaksın’ ibaresi tapınakçıların küçültücü adetlerindendir.

    Teşkilat-ı Mahsusa’nın elamanları tapınakçıları ve masonları çok iyi tanıyorlardı. O dönemde böyle bir fotoğrafla tüm dünyaya, başta İngiltere’ye, tapınakçılara ve Siyonistlere o günkü Türk subayları ve Türk İstihbaratçıları bu mesajı vermişti.

    Şimdi tekrar fotoğrafa dönelim: Lawrence alçağı, Osmanlı subayları ve istihbaratçıları ve askerlerinin dizlerinin dibine oturtulmuş, hemen yanı başındaki Osmanlı zabit subayının elindeki Lawrence dönük kırbacına dikkat edin! Bu resim, bugüne kadar tarih sayfalarından yok edilmişti. Ama artık zamanı geldiğinden tarihin sayfalarından silindiği zannedilen bu fotoğrafı çıkartıyoruz. Bu fotoğraf, İngilizlerin, "Türkler hiçbir zaman Lawrence’i yakalayamamıştır, yakalamışlarsa bir belge göstersinler" sözüne karşı ve tapınakçılara, Siyonistlere, alçak koltuğun müsebbiplerine kapak olsun!

    Resimdekilerin isimlerini zamanı gelince açıklayacağız. Kim bilir belki de bu resmin devamlarını da kamuoyu ile paylaşabiliriz. Meselâ Osmanlı subayının elindeki kırbaçla Lawrence, ‘yer misin yemez misin’ falaka pozları da olabilir mi? Bu fotoğraf, İngilizlerin Lawrence’i efsane gibi gösteren bütün tezlerini çürütmüştür. İkna olmazlarsa Lawrence’nin daha özel fotoğraflarını da yayınlarız. Efsanelerini bir daha ağızlarına alamazlar!

    (Not:1- Elimde bulunan bu orijinal fotoğrafı, Genel Kurmay Başkanlığı, tarih bölümü ilgilileri isterlerse hibe etmeye hazırım.)

    (Not:2- Yukarıdaki fotoğrafı internet siteleri kaynak göstermek şartıyla kullanabilirler. Kitap ve dergilerde kullanacakların ise şahsımdan izin almaları rica olunur.)

    Saygılarımla...

    Oktan Keleş

    (Ayrıntılı fotoğraflar için Tapınakçı Lawrence / Oktan Keleş / ON ALTI YILDIZ tıklayınız.)

  11. #41
    Üye
    dostempati Avatarı

    Gerçek Adı
    Kalperen C* Türkoğlu
    Üyelik Tarihi
    16.02-2009
    Son Giriş
    Saat
    Yaşadığı Yer
    kalpOder Turan * Krt
    Mesaj
    1.435

    dostempati

    İnsanlara Çip Takacaklar / Erol Derman / ON ALTI YILDIZ

    İnsanlara Çip Takacaklar


    Oktan Keleş'in kitaplarında anlatılanları okuduktan sonra yaşanan gelişmeleri artık farklı bir gözle takip etmeye başladık. Görünüşte masum olarak sunulan bazı gelişmelerin arkasındaki plan, bazen hiç de masum olmayabiliyor.

    Bunlardan birini örnek olarak verecek olursak:

    Meselâ Oktan Keleş'in "Bir Meczubun Rüyası" ( sh.264.) Kitabında şöyle bir paragraf var:

    "Roma’daki gibi insanları, minik bir çiple kulaklarına takılacak küpeyle uzaktan kontrol ederek-onları köleleştirme adı, çağdaş insan kontrolü adı altında- teröre karşı tedbir diye yasalaştırılmaya sunuldu."

    Kitapta, insanlara çip takılarak kontrol edilecekleri anlatılıyordu. Geçtiğimiz günlerde bu konuya benzer bir haber gazetelerde yer aldı. Burada takılacak çip sağlıkla ilgiliydi ama sizin bütün bilgilerinizi anlık olarak bir merkeze iletecek özelliğe sahipti.

    İşte konuyla ilgili haber:

    "Bütün veriler elektronik deri ile takip edilecek.Kablosuz devrimin sürdüğü günümüzde, tıbbî alanda da birçok yenilikler yaşanıyor. Bunlardan bir tanesi de elektronik 'epidermal deri'. Epidermal deri, hastanın kalp atış hızı, vücut ısı gibi hayati fonksiyonlarının izlenmesini ve bunların kablosuz olarak takip edilen cihaza gönderilmesini sağlayacak.

    Journal Science dergisinde yer alan habere göre, sağlam, ince ve esnek yapıya sahip epidermal deri, hastanın kalp atış hızı, vücut ısı gibi hayati fonksiyonlarının izlenmesini ve bunların kablosuz olarak takip edilen cihaza gönderilmesini sağlayacak. Oldukça ince bir filme yerleştirilen elektronik sensörler, bir insan saçının çapından daha ince. Polyester üzerine yerleştirilen bu film, geçici dövme gibi kol üzerine yerleştiriliyor. Sensörler herhangi bir yapıştırıcıya ihtiyaç duymadan vücuda yapıyıor ve derinin bir parçası gibi esnek olmasını sağlıyor."

    Buradaki amaç gayet masum gibi görünüyor ama geçekten de öyle mi? Sağlığı ön plana çıkararak, insanları bu fikre alıştırmaya mı çalışıyorlar?

    15.08.2011

    Erol Derman

  12. #42
    Üye
    dostempati Avatarı

    Gerçek Adı
    Kalperen C* Türkoğlu
    Üyelik Tarihi
    16.02-2009
    Son Giriş
    Saat
    Yaşadığı Yer
    kalpOder Turan * Krt
    Mesaj
    1.435

    dostempati

    Fotoğraflar için link: Olay Olağan Ama... / ON ALTI YILDIZ

    Olay Olağan Ama...

    Doğal olayları bile kendilerine göre yorumlayıp, zihinleri etkiliyorlar...

    Oktan Keleş’in yazmış olduğu kitaplar benim için günümüzde yaşadığımız pek çok olayın perde arkasına ışık tutmaktadır. Kitaplarda o kadar uyarı ve ipuçları var ki… Bazen geriye dönüp tekrar okuduğumda, “aa burayı nasıl atlamışım” diyorum. Bu yüzden her okuyuşta yeni şeyler keşfettiğimi söylemeliyim.

    Hele çağımızın ilizyon çağı olduğu idraki içindeysek o zaman ASA Kitabı başucumuzdan eksik olmamalı. Görsel olarak yetişen yeni neslin elinden düşürmemesi gereken bir kitap ASA.

    İşte ASA’da anlatılan konulardan biri: Kabe ve Piramitler
    Kabe, Âdem (as) tarafından vahiy doğrultusunda Cebrail (as) ve meleklerin yardımıyla inşa edildi. Kabe kare şeklinde inşa edilince, Şeytan bu kareye alternatif olarak, bölücü olduğundan dolayı kendince Kabe’nin kare olan şeklini ikiye bölerek, evini üçgen/piramit şeklinde inşa etti. İşte Şeytanilerce bu sebeple piramit'e bu kadar itibar edilmekte ve sürekli gündemde tutulmaktadır.


    Şeytan bu evini Kabe’yi gören yere yani Müslümanların Hac’da Şeytan taşladıkları yere inşa etmiş ve sonrada bu piramit şeklinde olan evini Mısır’a taşımıştı.

    “Gözleme olayı, “Her şeyi gören göz”; yani Masonik amblemlerde, piramidin en uçtaki bölümündeki gözün sırrı budur. Kabe’nin karşısında yaptığı alternatif üçgen evinden, Kabe’yi ve Allah’ın meleklerinin yaptıklarını gözlemesi mânâsındadır."

    Uzaydan Bakıp 17 Piramit Buldular! / Erol Derman / ON ALTI YILDIZ


    İşte bu yüzden meşhur her şeyi gören göz ve piramitler her yerde karşımıza çıkmaktadır. Özellikle çizgi filmlerde.

    Bütün Yahudi, Şeytanî, Kabalacı ve Masonların kullandığı gören göz ve üçgen; yani piramit; Şeytan’ın evi. İşte bu Şeytan’ın evi yani üçgen en alakasız konularda bile karşımıza çıkarılıyor.

    Doğal olaylarla bile bağlantı kurularak gizemli bir hava oluşturulmak isteniyor. Şeytan'ın bu üçgen evi en sıradan doğa olaylarında bile kullanılyor.

    Dün ABD’de sitelerinde şöyle bir haber yer aldı:

    “Bu Gece Gözler Gökyüzündeki Kozmik Üçgende Olacak”


    Olağan doğa olayları bile ince mesajlarla yönlendiriliyor. Zihinlere yönelik mesajlar veriliyor.

    Ve Şeytaniler yine Mars'ı kutsuyorlar...

    Bu konuda daha önce yazmış olduğumuz “Şeytaniler 2012'ye Hazırlanıyorlar / ON ALTI YILDIZ makaleye ve daha önce yayınlanmış olan Ahmed Kayhan Dede’nin makalesine göz atmanızı rica ederiz.

    Netpano.com | Nükleer Sığınak Mars - Hacı Ahmed Kayhan Dede Anlatıyor-

    İşte konuyla alakalı ABD’de yayınlanan haber:

    Birçok gizemi hala çözülemediği için her zaman ilgi odağı olan Kızıl Gezegen Mars, bu gece meraklılarına güzel bir gösteri sunacak. Amerika’nın Doğu eyaletlerinde 20:30’da (T.S.İ sabaha karşı 03:30) gözlemlenmesi beklenen kozmik gösteride Mars, Ay ve parlak Regulus Yıldızı kozmik bir üçgen oluşturacak şekilde sıralanacak.

    Gökbilim meraklılarının heyecanla beklediği kozmik üçgen sırasında gökyüzünün açık olması halinde Ay, Mars ve hemen arkalarında Regulus yıldızını gözlemlemek mümkün olacak. Mars, yaklaşık bir ay önce, son iki yılın Dünya’ya en yakın konumuna gelmişti. Dünya’ya 100.7 milyon kilometre yaklaşan Kızıl Gezegen, o tarihten sonra yavaş yavaş yeniden Dünya’dan uzaklaşmaya başlamıştı.

    Bu Gece Gözler Gökyüzündeki Kozmik Üçgende Olacak | Haberler | Turkish


    Erol Derman

  13. #43
    Üye
    dostempati Avatarı

    Gerçek Adı
    Kalperen C* Türkoğlu
    Üyelik Tarihi
    16.02-2009
    Son Giriş
    Saat
    Yaşadığı Yer
    kalpOder Turan * Krt
    Mesaj
    1.435

    dostempati

    Hariciye'nin Harici / ON ALTI YILDIZ

    Hariciye'nin Harici


    Suriye konusunda bugüne kadar çeşitli analizler yaptık. (Suriye Analizi / ON ALTI YILDIZ) Türkiye’nin Suriye’ye müdahalesini isteyen ABD, AB ve İsrail içteki maşalarıyla bu işin gerçekleşmesi için çok uğraştı. Bunun için çeşitli söylemlerle toplumumuzu etkilemeye çalıştılar: PKK Suriye’den destek görüp, Türkiye’ye saldırıyor, insani durum, akrabalık ve dini bağlar, milli çıkarlar vs. Ama bu yüzsüzler, şu soruların cevabını veremediler: PKK, Irak’ın kuzeyinde yuvalanmış durumdayken ve Barzani’nin PKK’ya desteği bilinirken bu durum neden hiç gündeme gelmiyor, Barzani neden hiç gündemde yok? İnsanlık sadece Suriye’de mi geçerli? Hani Irak, Afganistan, Filistin, Pakistan ve Büyük Türkistan’daki akrabalarımız, din kardeşlerimiz.... Mesele Müslümanlık ise sadece Irak’ta 2 milyon Müslüman katledildi. Diğer ülkelerde katledilen Müslümanları saymıyorum.

    Bazı -sözde İslamcı - geçinen yazarların ne oldukları ortaya çıktı. Bosna benzetmeleri falan filan. Sizi gidi emperyalist, Siyonist, Vatikan uşakları sizi. Artık deşifre oldunuz! Bundan sonra geri adım atsanız bile - İslami basından tenzih ettiklerim hariç- artık foyanız ortaya çıktı. Hele bir yazarın, “İsrail dahi düşman olsa ilgilenmeyin” yazısı İslami bir gazetede alabilir mi? İslami argüman kullanan bir cenah, açıkça ABD, AB ve İsrail'in planları doğrultusunda uyuşmuş beyinlere neler üflüyorlar neler...

    Dışişleri Bakanlığı, defalarca yazmamıza ve uyarmamıza rağmen tuzağa düştü. Şimdi Suriye konusunda Kofi Annan planında mutabık kalan emperyalistler, yarın bir anlaşma olursa, “bundan en çok Türkiye zarar görür” mü diyecekler sanıyorsunuz? Rusya dün açıkladı: “Annan planında, Esad rejimini zora sokacak maddeler haricindeki maddeleri destekleriz,” diye. İran, Türkiye’yi Suriye konusundaki tavrından dolayı, birçok ortak menfaat ilişkisinden dışladı. ABD elçisi fütursuzca sanki talimat veriyor: “Türkiye, İran’dan petrol ithalatını durdursun veya azaltsın!” ABD nasıl böyle bir talepte bulunabilir ? Kim oluyorsunuz da bize böyle telkinlerde bulunabiliyorsunuz? Bize petrolü siz mi vereceksiniz?

    Olan kime oluyor? Türkiye’ye ve vatandaşlarına. Dış güçler, Suriye ile istedikleri an flörte başlarlar... Ya bizim durumumuz ne olur? Artık araya başkaları yüzünden husumet girdi. Türkiye, bölge ülkeleri nezdinde füze kalkanından dolayı yeteri kadar itibar kaybetti. Artık o ülkeler, Türkiye'yi ABD ve AB’nin taşeronu gibi görüyor.

    Daha önce yazmıştık: “Arap sokaklarına güven olmaz, iki şak şaka aldanmayın” diye. Bugün gelinen noktaya bir bakın: Mısır’da bir çok video yayınlıyorlar, “Erdoğan tövbe etsin” diye. Arap coğrafyasında -sözüm ona Arap alimler- Youtube’da Türkiye ve Erdoğan aleyhtarı konuşmalar yayınlıyorlar ve bunlar tüm Arap toplumlarında hızla yayılıyor. Hani nerede o “ONE MİNUTE” şakşakçıları. Tüm bunları önceden yazdığım için fazla detaya girmiyorum.

    (Mehdiye Karşı Halifelik / Oktan Keleş / ON ALTI YILDIZ)

    (Barzani'nin Kellesi / ON ALTI YILDIZ )

    (Sorun, Kripto Ermeniler / ON ALTI YILDIZ)

    (Sürpriz Yok, Piri Reis’in Haritasının Rotasına Devam. / ON ALTI YILDIZ)

    Suriye’ye sınır olan yerlerdeki Türk esnafı kan ağlıyor. Başkalarının planları doğrultusunda hareket etmenin İç piyasaya etkilerini görüyorsunuz; enerji zamları vs. değer mi? Demiştik ki, “Arap coğrafyasındaki Türk imajı korunmalıdır.” Türkiye bu hale düşmemeliydi. Yarın Suriye’ye yaptıklarının aynısını bize yapma ihtimalleri çok yüksek. Dışişleri bu tuzağı okuyamadı mı? İşte Türkiye’nin bugün geldiği durum ortada. Bölge ülkeleri nezdinde itibar kaybı had safhada. Ekonomik kayıplarını saymıyorum... Daha önce de yazdım; amaç Türkiye ile İran'ı karşı karşıya getirip, bölgesel bir mezhep savaşları başlatmak. Uyanmanın vakti geldi...

    ABD Suriye ile ilgilenmiyormuş gibi yapıp, İran ile uğraşıyor izlenimi veriyor: Hürmüz’e gemi yolluyor, habire İran ile ilgili demeçler veriyor. Türkiye’ye, “Suriye ile sen ilgilen” diyerek hedef saptırıyor. ABD, AB ve İsrail bölgede Türkiye’yi Suriye savaşına çekip, bu esnada İran’a saldırmak istiyor. Dolayısıyla bu şer üçgeni, bölgede, Türkiye’yi, Türkiye’nin menfaati olmayan bir savaşa sokup birçok emellerini gerçekleştirmek istiyorlar. TSK, kendisinin olmayan, Türkiye'nin çıkarlarına uygun olmayan bu savaşa hiç şüphesiz “hayır” diyecektir. Zaten plan baştan beri bu: TSK’nın ABD’nin bölgedeki silahşörü olması. Türk Milletinin Ordusu buna alet olmaz! Bazı siyasi aktörler, dış mihrakların etkileri ile baskılarına devam ederlerse, asıl kaos o zaman başlar ki bu da tarihi vakalara gebe günlerin beklendiğinin alameti olur...

    Şimdi Kofi Annan: “12 Nisan sabah saat altıya kadar ateşkese Suriye’nin uyması gerektiğini” açıkladı.(Annan Suriye için son tarihi verdi - ABD- ntvmsnbc.com) Uyarsa Batı Esad ile flörte başlar, Türkiye açıkta kalır. Peki Suriye ateşkese uyar mı uydururlar mı? Hayır, 13 Nisan’da “yine Esad sözünde durmadı” haberleri yayılır. MOSSAD, CIA ortada cirit atıyorlar bir provakatif eylem için. Ancak, Rusya ikna edilemediği için biraz oyalama taktiği uygularlar. Rusya Ortadoğu’daki kalesini kolay kolay bırakmaz. ABD ise hem kendi hem de İsrail çıkarlarınca ASYA’YA biraz daha yanaşma isteğinde.

    ABD’li düşünce kuruluşları (think tank) ne diyor, dikkat! Dünyaya üflenen psikolojik algılatmalardan bazıları: “Türkiye Araplaşıyor, Ortadoğu halkları gibi oluyor, İran demokrat olmalı, bölgede eski demokrat Müslüman ülke rolünü almalı. Türkiye zaten radikal İslam’a kayıyor.” böylelikle Türkiye’ye de müdahale zemini açılır.

    Tüm bunlar yüksek perdeden haykırılırken, Batı “tavşana kaç tazıya tut” oyununu sürdürüyor. Türkiye’ye Suriye konusunda övgüler tam gaz devam ediyor ama öte yandan insan hakları özgürlüklerden yana raporlarda Türkiye Çin’den bile geri gösteriliyor. Hala anlamıyor musunuz?

    “Yabancı sermaye Türkiye’den çekilirse ne olur” bunun şantajı yapılıyor. Ekonomi dehaları bunu bilmiyor mu?

    12 Nisan gelişi güzel bir tarih değil. Şeytaniler boş durmaz, bu arada Türkiye’de terör olayları dahi yapabilirler, dikkat edilmeli....

    Ortadaki tablo bu, peki ne yapılmalı? ABD ve AB’ye bu konuda asla güvenilmemeli. Milli politika uygulanmalı. Suriye’ye bir heyet gönderilmeli ve ikili ilişkiler gerginlik noktasından aşağı çekilmeli. Bunu, bu coğrafya değerlendirecektir. Türkiye’ye sığınan Suriye vatandaşları ile ilgili olarak, “sizin insanınıza insani yardımda bulunuyoruz” denmemeli ve “Suriyeli muhalifleri destekliyoruz” görüntüsü verilmemeli. Muhaliflere yardım eden bir Türkiye görüntüsü bölgede, Türkiye’ye husumeti artırır. Bunun empatisi kolaydır.SİYASET SANATTIR. (İnsani yardım elbette yapılacak, burada kastedilen sadece muhaliflere yardım görüntüsü verilmemeli.)

    Türkiye, Suriye’ye Annan kadar söz geçiremediyse, Dışişlerimiz “ne kadar başarılıdır” sorusu cevap bulur. Türkiye, Suriye konusunda yeni manevra yapmalı. BM nezdinde Suriye’ye sınır ülke olma vasfıyla bir yapıcı plan hazırlamalı, inisiyatifi Annancılara kaptırmamalı. Şu an konjektür uygun buna. Konu Esad değil, Esad gider, konu Türkiye’nin bölgedeki liderlik vasfı ve çıkarları.

    Sözüm ona İslami zannedilen yazarlar deşifre olmuştur. Bu yazarların, ABD geçenlerde Afganistan’da sivilleri vurduğunda neden gıkları çıkmadı? BM kayıtlarında her ay katledilen Müslüman sayısı dünya genelinde ortalama 200 kişi civarı, tabi kayıt dışını bilmiyoruz. Bunlara gıkınız çıkmıyor. Yarın konjonktür değişti mi hangi yüzle “kahrolsun İsrail, AB ve ABD” diyerek yazı yazacaksınız, merak etmiyorum. Tüm yazılarınızı bu millet arşivledi. Allah sizin durumunuza kimseyi düşürmesin. “Biz AB’nin yanındayız” demek “Vatikanlıyız” demektir.

    İnanarak; “ABD dünyanın yöneticisi, süper gücü, her dediğini yapmak gerek” demek haşa Allah’ı devreden çıkarmaktır ki, bu küfürdür. “Allah, dünyanın kaptanlığını, yönetimini ABD’ye vermiştir” demek...

    Stratejik mantık ayrıdır, ancak işin içine inanç boyutu girerse imandan söz edilemez. Örnek alınacak ABD, AB değil şanlı tarihimizdir,vesselam!

    Düşmana bir kaç söz: Büyük Türk milleti dün burada olduğu gibi bugün de burada, yarın da Allah’ın izni ile hep burada olacaktır.

    Malazgirt Savaşı öncesi Romen Diyojen’in elçisi Alparslan’a: “teslim olun, savaş oldu mu siz bu otlaklarda olmayacaksınız, koyunlarımız otlayacak.” demişti.

    Alparslan bunun üzerine;“savaş sonrası siz burada olmayacaksınız ama koyunlarınız otlayacak" demişti.

    Saygılarımla...


    Oktan Keleş

  14. #44
    Üye
    dostempati Avatarı

    Gerçek Adı
    Kalperen C* Türkoğlu
    Üyelik Tarihi
    16.02-2009
    Son Giriş
    Saat
    Yaşadığı Yer
    kalpOder Turan * Krt
    Mesaj
    1.435

    dostempati

    Hz. İsa'nın Mezarı Bulunmuş (?) / ON ALTI YILDIZ

    Hz. İsa'nın Mezarı Bulunmuş (?)

    Haber şöyle:

    “Arkeologlar, Kudüs'te Hıristiyan aleminin peygamberi Hz. İsa'nın mezarının bulunduğunu iddia etti.

    Kudüs'te kameraya sahip uzaktan kumandalı bir robotla yapılan incelemeler sonunda Kudüs'teki bir kulenin altında birinci yüzyılda yapılan bir mezar odası bulunduğunu bildiren Nort Carolina Üniversitesi'nde görevli Doktor James Tabor "Bulduğumuz mezarlıkta bazı yazılar var. Burasının, Hz İsa'nın yattığı yer olduğunu düşünüyoruz" dedi.

    Mezar odasında kemik kalıntıları bulunduğunu belirten Tabor, mezarlığın içinde "İlahi Yehova, uyan, uyan" yazdığını açıkladı. Mezarlığın içinde bir balık resmi olduğuna da dikkat çeken bilim adamları, bu şekillerin İncil'de yer alan Aziz Jonah ile balina arasındaki hikayeye gönderme yaptığını belirtti.

    Tabor, yaptıkları incelemeden sonra mezarın Hz. İsa'yı gömen Aramatyalı Yusuf'un aile mezarlığı olabileceğini kaydetti. Tabor kazı ve inceleme çalışmaların devam edeceğini söyledi.”

    Bu haber oldukça ilgi çekici. Ancak biz bir de Kur’an kaynaklı bakalım:

    “ Bu, bir de inkârlarından, Meryem'e büyük bir iftirada bulunmalarından ve: 'Meryem oğlu İsa Mesih'i, Allah'ın elçisini öldürdük' demelerinden ötürüdür. Oysa onu öldürmediler ve asmadılar, fakat onlara öyle göründü. Ayrılığa düştükleri şeyde doğrusu şüphededirler, bu husustaki bilgileri ancak sanıya uymaktan ibarettir, kesin olarak onu öldürmediler, bilakis Allah onu kendi katına yükseltti. Allah Güçlü'dür, Hakim'dir”. Nisa: 156-158

    Haberin yalan olduğu hemen meydana çıkmaktadır.

    Ayrıca bu konuda bazı sırlar var:

    Kur’an’da 25 Peygamber ismi geçmektedir. Hatta Bir hadisin işaretine göre 124.000 peygamber gelmiştir. (bk. Ahmed b. Hanbel, el-Müsned 5/265-266; İbn Hibbân, es-Sahîh, 2/77)

    Ancak, KESİN OLARAK, KABRİ TEK BELLİ OLAN PEYGAMBER, EFENDİMİZİN (sav) KABRİDİR. Bu hikmet bile insanlara bir şeyler anlatıyor…Anlamayanlara ne diyelim ki…

    Erol Derman

  15. #45
    Üye
    dostempati Avatarı

    Gerçek Adı
    Kalperen C* Türkoğlu
    Üyelik Tarihi
    16.02-2009
    Son Giriş
    Saat
    Yaşadığı Yer
    kalpOder Turan * Krt
    Mesaj
    1.435

    dostempati

    Panthera: hafif, agresif ve zarif aktif tekerlekli sandalye...
    fotoğraflar için link: Şeytaniler 2012 Yalanlarına Başladılar / Erol Derman / ON ALTI YILDIZ

    Şeytaniler 2012 Yalanlarına Başladılar


    Bugün yayınlanan haber şöyle: Mars Gezegeninde "Fil Başı" Bulundu(!)

    Mars Gezegeninde "Fil Başı" Bulundu | Haberler | Turkish

    NASA tarafından yayınlanan yeni fotoğrafta, akıntının sebep olduğu coğrafi oluşumun gözü, kulağı ve hatta hortumuyla filin başına benzediği görülüyor.


    Ancak fotoğrafa dikkatli bakıldığında filin geri kalan bölümü yerine lava akıntısının yol açtığı ovalar, plato ve kanyonlar göze çarpıyor.

    Mars’ta “Elysium Planitia” adıyla bilinen bu yer gezegende yanardağ faaliyetlerinin en yoğun olduğu ikinci bölge. Bununla birlikte Yunan mitolojisinden gelen adı ( Elysium) bir çeşit cennet anlamına geliyor.

    NASA yeni fotoğrafın 2006 yılından beri gezegenin yörüngesinde bulunan “Mars Reconnaissance Orbiter” tarafından çekildiğini açıkladı.

    İnsanların yeryüzünde, gökte veya başka yerlerde alıştıkları ama olmayan nesneleri görmeleri ender rastlanan bir olay değil. Psikolojide adı bile var: Pareidolia..


    Mars gezegeninde 70'li yıllarda Viking uydusu tarafından keşfedilen "insan başı"

    Pareidolia (Yunancadan, para-yanlış, eidolon-görüntü) denen bu duyguya başka bir örnek Mars’da daha önce keşfedilen “insan başı.”


    Bulut, dağ, tepe, ağaç gibi doğal nesnelerdeki karmaşık desenleri biliç altından alışık cisimlere hatta kutsal kişi ya da sembollere benzetmeye "pareidolia" deniliyor.




    ŞEYTANİLERİN BU YALANLARA BAŞLAYACAĞINI DAHA ÖNCE YAZMIŞTIK.

    Şeytaniler 2012'ye Hazırlanıyorlar / ON ALTI YILDIZ

    ARTIK YAYINA BAŞLADILAR. 2012 YALANLARI YUKARIDAKİ HABERDE DE GÖRÜLDÜĞÜ GİBİ TAM GAZ BAŞLADI...

    DAHA ÖNCE ŞEYTANİLERİN BU NUMARASINI DEŞİFRE ETMİŞTİK. MARS'TA VE DÜNYADA LAZER TEKNOLOJİSİ İLE ÇİZDİKLERİ VEYA DOĞAL OLAN ŞEKİLLERİ OLAĞANÜSTÜ GİBİ GÖSTERİP İNSANLIĞI ETKİLEMEYE ÇALIŞIYORLAR:

    İŞTE DAHA ÖNCEKİ DEŞİFREMİZ:


    Şeytaniler 2012'ye Hazırlanıyorlar

    İlk defa 28 Aralık 2010 tarihinde yazmıştık : “Küresel Sihirbazların Oyunu: 2012” diye.

    Küresel Sihirbazların Oyunu: 2012 / ON ALTI YILDIZ Orada ısrarla demiştik ki;

    “2012 için önceden hazırlık yapanların, Mars'ın yüzeyine, Dünya'nın yüzeyine, lazer teknolojisi ile çizdikleri bazı şekiller var. Bunların bir kısmı deşifre edilmişti. 2012 yılı gelince bunları "uzaylılar çizdi diyeceklerdi." Bu planları deşifre olmasına ragmen, bu küresel sihirbazlar oyunlarından vazgeçmiş değiller. Her gün gazetelerde yeni oyunları ile karşımıza çıkmaktadırlar.”

    Habertürk’te yer alan ve diğer haber sitelerinde de kullanılan bir haber vardı: Tam da bahsettiğimiz konuyla ilgili. Haber şu:

    Mars'ta tren yolu iddiası - En Son Teknoloji Haberleri - HTEkonomi

    “Mars'ta tren yolu iddiası

    Mars'tan gelen son görüntüler şok etti, bilim dünyası konuyu tartışıyor

    ABD'li araştırmacı ve sanal arkeolog Joseph Skipper yüksek çözünürlüklü Google Mars fotoğrafları üzerinde yaptığı araştırma sonucunda Kızıl Gezegen'de tren yolu görüntülendiğini iddia etti.

    Bir taşıma sistemi keşfettiğini söyleyen Skipper'a göre Gale Krateri'ne 900 kilometre uzaklıkta tren rayları, tren istasyonu ve vagona benzer bir obje bulunuyor.

    Çoğu bilim adamı Skipper'ın iddialarına şüpheci yaklaşıyor.


    Yapılan üç kağıtları görüyorsunuz değil mi?

    Oktan Keleş benzer şekillerin hem Mars'a hem de Dünya'ya çizildiğini örnekleri ile açıklamıştı.

    DEŞİFRELER / Oktan Keleş / ON ALTI YILDIZ

    İŞTE KENDİ ÇİZDİKLERİ RESİMLER:



    2012 yılı yaklaştıkça Mars'ta ve Dünya'da ilginç şekiller bulduklarını (!) söyleyenler bakalım daha ne kadar bizi kandıracaklar. kendi çizdikleri şekilleri insanlara ne kadar daha yutturacaklar. Mars'ta tren yolu bulmuşlar, gülelim bari...
    O yazımızda demiştik ki;

    "Son günlerde 2012’yi ve UFO’ları ön plan çıkaran haberlerde oldukça artışlar olduğu görülmektedir. Uzay’lı, Mars’lı vs türünden birçok haber, ardı ardına dünya gündemine getirilmektedir. Neden bu haberler ön plana çıkarılıp, insanların zihinleri bulandırılmaktadır?

    Oktan Keleş’i takip edenler bu konunun 2012 yılı yaklaştıkça artacağını zaten biliyorlardı. Oktan Keleş, “Şeytanın Gerçek Yüzü ve 2012” isimli makalesinde şunları anlatmıştı:

    “İnsanlık zihnine dünyanın 2012 yılından başlayarak bir nevi yeni çağ kıyametine gireceğini üfleyenler kimler? Tabii ki meşhur küresel sihirbazlar. Medya ve film sektörünü de kullanarak insanlık bilincine küresel ısınma tabirini soktukları gibi şimdi de “foton kuşağı” tabirini beyinlere montaj yapmaktadırlar. İnsanlığın zihninde, bu konuda yeni bir bilinç oluşturmak için dünya çapında oturumlar, sempozyumlar düzenlemektedirler.

    Son günlerde ülkemizde de medyada bu konu ile ilgili programlara sıkça rastlanmaktadır.

    Bu konuda bazı profesör ve yazarların foton kuşağını İslamî argümanlarla açıklama çabasında oldukları görülmektedir.

    Yalnız konuşmacılardan birinin şu cümlesine karşılık bir çift kelime edip hemen konunun içerik bilgisine gireceğim.

    Şöyle diyordu bir konuşmacı: "Artık dünya karanlıklardan kurtulup aydınlık çağa girecektir."

    Oysa Hz. Muhammed (sallalahu aleyhi vessellem) Efendimiz'in dünyayı şereflendirmesi ile zaten karanlıklardan dünya çıkmış ve aydınlığa girmişti.

    Bunu hemen söyledikten sonra 2012 yılından başlayarak belli periyotlara göre dağılmış tarihler verilerek belli evreler anlatılmaktadır. Dinî ve bilimsel argümanlar harmanlanarak "2012 yılından sonra dünya şöyle olacak…böyle olacak." "Işık çağı başlayacak." diyerek yeni felsefi akımlar ve mistik kavramlar yüklenerek sahte bir dinin ayak sesleri insanlık bilincine duyurularak yavaş yavaş enjekte edilmektedir.

    Bu çağ sözde bildiğimiz çağlar gibi de değildir. Milyonlar sene zarfında gezegenlerin, yıldızların bir araya gelmesi ile başlayacağı iddia edilen bir çağdır söylediklerine göre. Takdir edilir ki, bu çağa ve bu yeni dine bir de peygamber gerekir.

    Tabii ki sahte bir peygamber. Senaryo böyle sürüp gitmekte. İnsanlık beynine bunları yerleştirmek için kullandıkları en güçlü silah, zamanın modası 'Mistisizm'dir.”

    Şeytanın Gerçek Yüzü ve 2012 / Oktan Keleş / ON ALTI YILDIZ

    Yine Tarık. C. kardeşimizin şöyle bir analizi olmuştu:

    “Oktan Keleş Bey'in 2012 ve gelecek yıllar hakkındaki uyarılarının ne kadar haklı olduğunu gösteren olaylardan birisi bu haber. 2012'ye doğru (ve tabii sonrasında) buna benzer haberlerin debisinin arttığını göreceğiz zannediyorum. Bunlar daha çok;

    1) Yeni bir hayvan türü

    2) Uzaydan gelen kimliği belirsiz yaratıklar

    3) Mitolojilerin doğru olduğunu kanıtlayan; dolayısı ile semavî dinleri yanlışlayan, "tu kaka" dedirten mitolojik yaratıklar.

    4) Genler ile uğraşıp farklı ırklar çıkarmanın ve "üstün insan" (adam kadmon)'a geçisi sağlamanın (transhümanizm) deneysel ürünleri ve başarıları olarak lanse edilebilecektir. İkinci madde; yani "uzaydan gelen kimliği belirsiz yaratıklar" iddiası şu şeytanî amaca hizmet edecektir: "Evrende sadece biz var değiliz. Başka uygarlıklar, canlılar da var. Dolayısı ile başka anlayışlar ve başka dinler de olacaktır. Demek semavî dinlerin evrenselliği bir -haşa- safsata. Uzaylı kardeşlerimiz ile ortak olduğumuz, daha yüce bir başka inanış, bir başka düşünce sistemimizin olması lazım. Belki de semavî kitapların bahsettiği tanrılar bu uzaydan gelen -haşa- yücelerdir."

    Üçüncü madde ile hedeflenen şu olabilir: Malumunuz son yılların moda mevzularından biri de Sümeroloji'dir. Oktan bey bu konu hakkında birkaç makale yazdı. (Sümerolojinin sırrı: Sümeroloji`nin Sırrı / Oktan Keleş / ON ALTI YILDIZ
    ve Sümeroloji ve obezite operasyonu:

    Sümeroloji ve Obezite Operasyonu / Oktan Keleş / ON ALTI YILDIZ

    Önümüzdeki yıllarda Marduk, enki, annunaki, niburu… gibi, bu kültüre ait tabirleri daha çok duyacağız. Ve bu tabirler onlar için daha büyük bir amaca hizmet ediyorlar. İnşallah ileriki yazılarımızda bu konulara daha çok değineceğiz. Ama sadece Sümer kültürü değil; yine debisi artacak bir şekilde Eski Yunan ve Eski Mısır mitolojileri gözümüze sokulacak şekilde gündeme getirilmeye çalışılacak. Bunun birkaç sebebi var:

    Kaynakları şeytanî olan ve Oktan Abi'nin "Asâ: Bir meczubun rüyası-4-" kitabında detayları olan bu Eski şeytanî anlayışların, Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem'in "karnuşşeytan" (Şeytan çağı) dediği; onların ise "novus ordo seclorum" (Yeni Dünya Düzeni) dedikleri çağın -sözde- yeni dini, alternatif dini olması. Tabii araya Budizm ve Hinduizm sosu karıştırılmış olarak… Meşhur yoga ve meditasyonumuz yalnız kalmasın. Bunu "Yeni Dünya Düzeni"nin dini "New age" (yeni çağ). Bol bol da paganizm serptik mi üzerine, deme Şeytan'ın keyfine…

    Şeytani Planlar Gümbür Gümbür; Ama Uyumayanlar da Var -1- / Tarık C. / ON ALTI YILDIZ

    Yine başka bir arkadaşımızın kaleme aldığı yazıda, Mars oyunları şu şekilde deşifre edilmişti:

    “Uzun yıllardır insanoğlunun zihnini yoran, hayallerini süsleyen mars kızıl gezegen de hayat var mı ? Su var mı ?
    Bu soruların cevapları binlerce bilim dergisinde, bilim adamlarınca verilmeye çalışılmakta.Var diyenler,Yok diyenler…

    Mars'ta nehir yatakları var, su bulundu diyenlerden esinlenip bu konu üzerine milyonlarca dolar bütçeli Mars Filmleri yapan şirketler var. Mars'ın üzerine yazılan şarkılar, reklâm filmleri, moda dünyası, Mars resimli tişörtler, çocuklara Mars gezegenini anlatan oyuncaklar,çikletlere kadar işlenen Mars teması… Bunların anlatmamızdaki gaye vereceğimiz bilgiler içindir.

    Ufoların Marduk'un 2012'cilerin revaçta olduğu şu günlerde, Mars ile alakalı bilimsel çalışmaların yanında, insanlık zihnine Mars üzerinden yapılan ayrı çalışmalar da mevcuttur.

    Bir operasyon söz konusudur.

    Operasyonun kod adı ise: SÜLEYMANIN ANAHTARI

    Öncelikle şu bilinmelidir ki, Mars projesi "Anka Kuşu" tamamıyla İsrail'in finanse ettiği bir projedir. NASA'yı bu konuda cömertçe finanse etmişlerdir.”

    Bunların niyeti bellidir. Yeni bir UZAY ÇAĞI DİNİ oluşturma çabasındadırlar.

    Nasıl 2000 yılında dijital kıyamet safsatası boşa çıkmışsa, bu planları da Allah’ın izniyle boşa gidecektir."

    Erol Derman
    buulkem@gmail.com

    11.04.2012




Sayfa 3 / 17 İlkİlk 123456713 ... SonSon