Sayfa 2 / 17 İlkİlk 12345612 ... SonSon
Toplam 246 mesajın 16-30 arasındakiler

Konu: Sırdaş...

Buraya tıklayarak yazıları büyültebilirsiniz Buraya tıklayarak yazıları küçültebilirsiniz
  1. #16
    Üye
    dostempati Avatarı

    Gerçek Adı
    Kalperen C* Türkoğlu
    Üyelik Tarihi
    16.02-2009
    Son Giriş
    Saat
    Yaşadığı Yer
    kalpOder Turan * Krt
    Mesaj
    1.440

    dostempati

    STAR, dünyanın en güvenli, en sağlıklı, en konforlu ve en dayanıklı tekerlekli sandalye minderi.
    Oktan Keleş Soruları cevaplıyor -3 / ON ALTI YILDIZ


    Yüce Rabbim Oktan Keleş ve tüm gönül erlerinden razı olsun...amin...

  2. #17
    Üye
    dostempati Avatarı

    Gerçek Adı
    Kalperen C* Türkoğlu
    Üyelik Tarihi
    16.02-2009
    Son Giriş
    Saat
    Yaşadığı Yer
    kalpOder Turan * Krt
    Mesaj
    1.440

    dostempati

    Şeytaniler 2012'ye Hazırlanıyorlar

    Şeytaniler 2012'ye Hazırlanıyorlar / ON ALTI YILDIZ


    2012 yılı yaklaştıkça şeytaniler'de 2012 yılı ile ilgili senaryolarını yürürlüğe koyuyorlar.

    İlk defa 28 Aralık 2010 tarihinde yazmıştık : “Küresel Sihirbazların Oyunu: 2012” diye. Küresel Sihirbazların Oyunu: 2012 / ON ALTI YILDIZ Orada ısrarla demiştik ki;

    “2012 için önceden hazırlık yapanların, Mars'ın yüzeyine, Dünya'nın yüzeyine, lazer teknolojisi ile çizdikleri bazı şekiller var. Bunların bir kısmı deşifre edilmişti. 2012 yılı gelince bunları "uzaylılar çizdi diyeceklerdi." Bu planları deşifre olmasına ragmen, bu küresel sihirbazlar oyunlarından vazgeçmiş değiller. Her gün gazetelerde yeni oyunları ile karşımıza çıkmaktadırlar.”

    Habertürk’te yer alan ve diğer haber sitelerinde de kullanılan bir haber vardı: Tam da bahsettiğimiz konuyla ilgili. Haber şu:

    Mars'ta tren yolu iddiası - En Son Teknoloji Haberleri - HTEkonomi


    “Mars'ta tren yolu iddiası

    Mars'tan gelen son görüntüler şok etti, bilim dünyası konuyu tartışıyor

    ABD'li araştırmacı ve sanal arkeolog Joseph Skipper yüksek çözünürlüklü Google Mars fotoğrafları üzerinde yaptığı araştırma sonucunda Kızıl Gezegen'de tren yolu görüntülendiğini iddia etti.

    Bir taşıma sistemi keşfettiğini söyleyen Skipper'a göre Gale Krateri'ne 900 kilometre uzaklıkta tren rayları, tren istasyonu ve vagona benzer bir obje bulunuyor.

    Çoğu bilim adamı Skipper'ın iddialarına şüpheci yaklaşıyor.

    Erol Derman
    buulkem@gmail.com

    (Not: Konuyla ilgili detaylı fotoğraflar ilgili linkte bulunmaktadır.)

  3. #18
    Üye
    dostempati Avatarı

    Gerçek Adı
    Kalperen C* Türkoğlu
    Üyelik Tarihi
    16.02-2009
    Son Giriş
    Saat
    Yaşadığı Yer
    kalpOder Turan * Krt
    Mesaj
    1.440

    dostempati

    Şeytaniler 2012'ye Hazırlanıyorlar (2.bölüm)

    Yapılan üç kağıtları görüyorsunuz değil mi?

    Oktan Keleş benzer şekillerin hem Mars'a hem de Dünya'ya çizildiğini örnekleri ile açıklamıştı.DEŞİFRELER / Oktan Keleş / ON ALTI YILDIZ

    2012 yılı yaklaştıkça Mars'ta ve Dünya'da ilginç şekiller bulduklarını (!) söyleyenler bakalım daha ne kadar bizi kandıracaklar. kendi çizdikleri şekilleri insanlara ne kadar daha yutturacaklar. Mars'ta tren yolu bulmuşlar, gülelim bari...

    O yazımızda demiştik ki;

    "Son günlerde 2012’yi ve UFO’ları ön plan çıkaran haberlerde oldukça artışlar olduğu görülmektedir. Uzay’lı, Mars’lı vs türünden birçok haber, ardı ardına dünya gündemine getirilmektedir. Neden bu haberler ön plana çıkarılıp, insanların zihinleri bulandırılmaktadır?

    Oktan Keleş’i takip edenler bu konunun 2012 yılı yaklaştıkça artacağını zaten biliyorlardı. Oktan Keleş, “Şeytanın Gerçek Yüzü ve 2012” isimli makalesinde şunları anlatmıştı:

    “İnsanlık zihnine dünyanın 2012 yılından başlayarak bir nevi yeni çağ kıyametine gireceğini üfleyenler kimler? Tabii ki meşhur küresel sihirbazlar. Medya ve film sektörünü de kullanarak insanlık bilincine küresel ısınma tabirini soktukları gibi şimdi de “foton kuşağı” tabirini beyinlere montaj yapmaktadırlar.

    İnsanlığın zihninde, bu konuda yeni bir bilinç oluşturmak için dünya çapında oturumlar, sempozyumlar düzenlemektedirler.

    Son günlerde ülkemizde de medyada bu konu ile ilgili programlara sıkça rastlanmaktadır.

    Bu konuda bazı profesör ve yazarların foton kuşağını İslamî argümanlarla açıklama çabasında oldukları görülmektedir.

    Yalnız konuşmacılardan birinin şu cümlesine karşılık bir çift kelime edip hemen konunun içerik bilgisine gireceğim.

    Şöyle diyordu bir konuşmacı: "Artık dünya karanlıklardan kurtulup aydınlık çağa girecektir."

    Oysa Hz. Muhammed (sallalahu aleyhi vessellem) Efendimiz'in dünyayı şereflendirmesi ile zaten karanlıklardan dünya çıkmış ve aydınlığa girmişti.

    Bunu hemen söyledikten sonra 2012 yılından başlayarak belli periyotlara göre dağılmış tarihler verilerek belli evreler anlatılmaktadır. Dinî ve bilimsel argümanlar harmanlanarak "2012 yılından sonra dünya şöyle olacak…böyle olacak." "Işık çağı başlayacak." diyerek yeni felsefi akımlar ve mistik kavramlar yüklenerek sahte bir dinin ayak sesleri insanlık bilincine duyurularak yavaş yavaş enjekte edilmektedir.

    Bu çağ sözde bildiğimiz çağlar gibi de değildir. Milyonlar sene zarfında gezegenlerin, yıldızların bir araya gelmesi ile başlayacağı iddia edilen bir çağdır söylediklerine göre. Takdir edilir ki, bu çağa ve bu yeni dine bir de peygamber gerekir. Tabii ki sahte bir peygamber. Senaryo böyle sürüp gitmekte. İnsanlık beynine bunları yerleştirmek için kullandıkları en güçlü silah, zamanın modası 'Mistisizm'dir.”

    Şeytanın Gerçek Yüzü ve 2012 / Oktan Keleş / ON ALTI YILDIZ


    Erol Derman
    buulkem@gmail.com

  4. #19
    Üye
    dostempati Avatarı

    Gerçek Adı
    Kalperen C* Türkoğlu
    Üyelik Tarihi
    16.02-2009
    Son Giriş
    Saat
    Yaşadığı Yer
    kalpOder Turan * Krt
    Mesaj
    1.440

    dostempati

    Erdoğan's Way, Bir Mesaj mı? / ON ALTI YILDIZ

    ERDOĞAN’S WAY MESAJ MI?


    Bilindiği üzere geçtiğimiz ay yayınlanan Time Dergisi, ABD baskısı hariç; Avrupa, Asya ve Güney Pasifik baskılarında Başbakanımızı kapağına taşıdı.

    Başbakanımızın dergi kapağındaki pozu ve kapağın altındaki başlık bizlere hiç de yabancı gelmedi.

    Başbakanımız bu poz hakkında; “çok uğraşmışlar böyle bir pozu çekmek için” diyerek latife yaptı. Poz, hiç şüphesiz foto montajdı. Altındaki yazı olan “Erdoğan’s Way” yani “Erdoğan’ın Yolu” manşeti ise bu pozla birleştiğinde, mütevazi olmayacağımız, “psikolojik harp okumaları” konusunda verilen mesajları anlamamıza ve analiz etmemize imkan tanıyor.



    Yukarıdaki film afişi Carlito’s Way; 1993 yapımı, Brian De Palma'nın yönettiği ve Al Pacino'nun başrolünü üstlendiği bir mafya filmi. Bilindiği gibi Carlito’s Way, Carlito'nun Yolu anlamındadır. Time Dergisi’ndeki kapakta da aynı poz ve aynı cümle kullanılmıştır. “Erdoğan’s Way” yani “Erdoğan’ın Yolu.

    Filmin konusu; küçük bir suçtan hapis yatan Carlito dışarı çıkartılır. Bir avukat vasıtasıyla türlü kirli işlere sokulur. Mafyaya girer, mafya tarafından önü açılır, pohpohlanır, her yerde kendinden söz edilir. Daha sonra Carlito’ya yolu açanlar, bir plan dahilinde onu ortadan kaldırırılar.

    Filmin senaryosu, filmin ismi ve verilen poz ile Başbakanımızı kapak yapan Time Dergisi’nin aynı pozu ve aynı adı seçmesi bize pek de masum gelmedi.

    Son aylarda Türkiye’nin Suriye’ye müdahale etmesi konusunda gaz veren ABD, İngiltere ve diğerleri istekleri gerçekleşmeyince Türkiye’deki iç spor gündemi, hukuk sorunu bahane edilerek Başbakanımızı insafsızca eleştirmeye başlamışlardır.Tıpkı Carlito’s Way filmindeki avukat ve karanlık güçlerin film senaryosunda yaptıkları gibi.

    Karanlık güçlerin ve yandaşlarının unuttuğu bir şey var: Türkiye Cumhuriyeti Devleti büyük bir devlettir. Devletin başında da kim bulunursa bulunsun, Türk Milleti’ni temsil eder. Bu hayat, bir film stüdyosu değildir. Türk Milleti’nin Başbakanına, Cumhurbaşkanına, Genel Kurmay Başkanına hatta bir köyün muhtarına dış güçlerce MESAJ vermek kimsenin haddine değildir!

    Biz bizi eleştiririz. Dışarıdan kimsenin bizi eleştirmesine müsaade etmeyiz.

    Başbakanımızın yanında Carlito’s Way filmindeki gibi karanlık bir AVUKAT var mıdır, bilmem!

    Bu vesile ile Pendik’te, mahallemdeki hastanede ameliyat olan Sayın Başbakanımıza acil şifalar ve geçmiş olsun dileklerimizi sunuyoruz.

    Saygılarımla.

    Oktan Keleş
    oktankeles@gmail.com
    onaltiyildiz@gmail.com

    (Fotoğraflar için linki tıklayınız)

  5. #20
    Üye
    dostempati Avatarı

    Gerçek Adı
    Kalperen C* Türkoğlu
    Üyelik Tarihi
    16.02-2009
    Son Giriş
    Saat
    Yaşadığı Yer
    kalpOder Turan * Krt
    Mesaj
    1.440

    dostempati

    Yeni Mekke: İki Film Birden / ON ALTI YILDIZ

    Yeni Mekke: İki Film Birden


    İslam dünyasının şahdamarı Beytullah yani Kâbe ve çevresi, Yahudi Suudi Kral, Suud ailesince, Şeytanilerin planı doğrultusunda karanlığa hazırlattırılıyor.

    Zahirden bakıldığında çok korkunç şeyler oluyor. “Derin Karanlık” kelimesi tamamen Şeytani versiyon bir isimdir.

    “Yahudi Suudi Arabistan Kralı, Şeytanilerin planını uyguluyor,” dedik. Mekke’yi, Las Vegas haline getiren; dev alış veriş merkezleri, dünyanın en yüksek saat kulesi vs. Mekke’nin tüm ruhaniyetini yok eden bu Şeytani mimari ve kulaklara üflenen meşhur tabir: Yeni Mekke…

    Daha önce Hollywood film sektörünün Yahudilerin elinde olduğunu açıklamış ve demiştik ki, “dünyadaki görsel ve psikolojik savaşın üssü Hollywood’dur.”

    Mekke’deki bu Şeytani uygulamalarla ilgili olarak, Türkiye’deki tartışmalara baktığımızda; bazı ilahiyatçılar ve âlimler, “Mekke’de bu tür yapılar yapılmalı” bazıları ise “yapılmamalı” diyor. Bu konu üzerinde birçok tartışma sürüp gidiyor…Tartışmalar devam ededursun Ebrehe Filleri ile bir kez daha Kâbe’ye yöneliyor. Bu film, tüm dünya Müslümanlarının gözleri önünde oynanıyor.

    Yazık ki, ve acı ki, dünyada bu kadar İslâm ülkesinin liderlerinden bir tanesi bile bir söz söylemiyor. Çünkü birbirlerine düşürülmüş durumdalar. Onlar sanal baharlar yaşaya dursun, film son sahnesine doğru hızla ilerliyor…

    Müslüman dünyanın tepkisizliği aslında oldukça ürkütücü. Osmanlı revakları bir bir sökülürken, Şeytan, sahneye ayrı bir rolle yeni bir senaryo koyduruyor: Kâbe’deki Osmanlı revaklarının söküm işini, Suudi Kral, Allah’ın hikmeti bu ya, bir Türk firmasına veriyor. Mesaj şu: “Kendi ellerinizle yaptıklarınızı, kendi ellerinizle yıkıyorsunuz.” İlerde olası bir tepki durumunda verecekleri cevapları şimdiden hazırlamışlar: “Yapmasaydınız, yıkmasaydınız.”

    Birçok Yahudi firma Mekke’de cirit atıyor: Mescid-i Haram yani Müslüman olmayanların girmesinin kesinlikle haram ve yasak olduğu bir yerde gayri Müslimler ne arıyor? Özellikle bu Yahudiler Haremeyn bölgesinde ne arıyor? Hatırlayacaksınız, Daha öncede Kâbe baskını sırasında Mescid-i Haram’a, Fransız Lejyoner askerlerini sokan da yine bu zihniyetti.

    Anlayacağınız, film devam ediyor…


    Oktan Keleş

    oktankeles@gmail.com
    onaltiyildiz@gmail.com

    (Fotoğraflar için linki tıklayınız.)

  6. #21
    Üye
    dostempati Avatarı

    Gerçek Adı
    Kalperen C* Türkoğlu
    Üyelik Tarihi
    16.02-2009
    Son Giriş
    Saat
    Yaşadığı Yer
    kalpOder Turan * Krt
    Mesaj
    1.440

    dostempati

    Her Şey, İstanbul'dan mı Başlayacak? / ON ALTI YILDIZ


    Her Şey, İstanbul'dan mı Başlayacak?

    Melami Savaşları bize ne anlatıyor?


    Oktan Keleş’in yazmış olduğu; “Yeni Mekke: İki Film Birden” makalesi (Yeni Mekke: İki Film Birden / ON ALTI YILDIZ) gönlümüzün bam teline dokundu. Gerçekten de bu yazı, herkesin “sessizce” düşündüğünü, “sesli” olarak ifade etti. Kanayan yaramıza tuz bastı. Gözümüzün önünde olanların farkına varmamızı ve uyanmamızı sağladı.

    Bir Allah Dostu şöyle diyordu Kâbe ile ilgili olarak: “Dünyanın en şerefli ve mukaddes, lamekâna, bakan mekânıdır. Ruhların niyaz ve teveccühü buradan lamekâna gider...

    Lamekânın, mekânda görünür kapısıdır, bu mübarek yer... Dualar, arzular orada kabul olunur, huzura oradan gidilir... Meleklerin, Velilerin toprakta uğrağıdır. Mirac-ı Nebi oradan başlamış, nida-i Resûl oradan dünyaya yayılmıştır... Kelamullah o topraklarda kâlb-i pak-i Resûle verilmeye başlanmıştır...

    Orada herşey sakin, gök insana çok yakındır, o yerde... Kelam-ı İlâhinin heybetinden, her zerresi toprağın Allah’ı tesbih etmektedir, o yerde...

    Milyonlarca, rızaya koşanların çevrildiği makamdır orası... Hiç bir an yoktur ki o makam insanla çevrilmemiş bulunsun. Lamekânın mekanı Beytullah’tır o yer... Resûlün mübarek ayaklarını bastığı, o topraklar, mübarek sadırlarına giren hava, o havadır. Rahmetin kaynağıdır o makam…”

    Böyle ifade ediyor o Allah Dostu Beytullah’ı. İşte bugün o Makam’a yapılan saygısızlıkları gördüğümüz için susmuyoruz. İtirazımız o mukaddes mekâna yapılan saygısızlığa. “Dev binaların arasında, küçücük bir Kâbe görüntüsü” olmasını isteyenlere, her şeyimizle karşıyız! O mukaddes yerin ruhuna, kirli elleri ile dokunmak isteyenlere hıncımız. Türklerin Kâbe'ye olan saygılarını cümle âlem bilir. Osmanlı revaklarına bir bakınız, Kâbe'nin boyundan küçük yapılmıştır. Edebe bakın! Bir de Yahudi Kral'ın yaptırdığı binalara bakın...

    Oktan Keleş, o yazısında bir kıssadan söz ediyordu: Firavun’un göğe ulaşmak için Haman’dan kule yapmasını istediği kıssa.

    Bugün Kâbe’nin civarındaki o GÖKDELEN’lere baktığımızda, Firavun’ların ve Haman’ların yine iş başında olduğunu görüyoruz. GÖK- DELEN, tıpkı Firavun’un göğe ulaşma emeli gibi …

    Ben bunları düşünürken gözüme Oktan Keleş’in “Melami Savaşları” kitabının kapağı ilişti. Oktan Keleş’in bu son yazısı ile “ne çok benzerlikleri vardı” diye düşündüm.



    Kitabın kapağında; yan yana iki yüksek kule. Biri Yahudilerin diğeri de Hıristiyanların sembollünü taşıyordu. İki kulenin hedefi, kılıçları göğe doğru çekilmişti! Yine kulelerin birinin üzerinde, ışıklarla “göğe doğru çekilmiş bir ok” görünüyordu. Tıpkı:Ye'cüc ve Mecüc’ün göğe ok atması gibi…

    “Yeryüzünü hallettik, sıra gök yüzünde” der gibi, göğe çekilmişti bu ok!

    Diğer kulenin dibinde Arap kıyafetleri olan iki kişi, ellerindeki okları fırlatıyorlardı. Acaba Firavun’a yardımcı mı oluyorlardı?

    Kuran’da Firavun’un göğe ulaşma cüreti şöyle anlatılıyor:

    “Firavun ise şöyle dedi: Ben, sizin için benden başka bir tanrı bilmiyorum. Ey Haman, haydi benim için çamur üzerine bir ocak yak da bana bir kule yap; belki Musa'nın tanrısına çıkarım; ama ben kesinlikle onun yalan söyleyenlerden olduğunu sanıyorum.” KASAS / 38
    Buradaki Haman, aynen Kuran'da geçtiği gibi Hz. Musa zamanında Mısır'da yaşayan Firavun'a çok yakın olan ve inşaat işleriyle uğraşan bir kişiydi. Viyana'daki Hof Müzesi'nde bulunan bir anıt üzerinde Haman isminden söz ediliyor.

    Konuyu fazla dağıtmadan, bugün de Firavunlar ve Hamanlar aramızda. Üstelik o mukaddes beldenin, mukaddes mekânı, Kâbe’nin dibine GÖK-DELEN dikiyorlar.

    Ama yine Kuran’da onların akıbeti anlatılıyor:

    “Karun'u, Firavun'u ve Hâmân'ı da (helak ettik). Andolsun ki, Musa onlara apaçık deliller getirmişti de onlar yeryüzünde büyüklük taslamışlardı. Halbuki (azabımızı aşıp) geçebilecek değillerdi.” ANKEBÛT /39

    Son olarak; Oktan Keleş’in Melami Savaşları kitabının kapağında o iki kulenin arasında KIZ KULESİ görülüyordu. İstanbul’un sembolü. Dolayısıyla Türkler. Ahir zamanda Türkler yine devrede olacaklar Allahın izni ile. Hakk'ın kılıcını yine kuşanacaklar, tıpkı ilk çağlardan beri kuşandıkları gibi.

    Bakın diyordu İlhami Abi, İstanbul ile ilgili olarak;

    “Zahiri anlamda yüzyıllarca Osmanlı İmparatorluğunun başşehri ve diğer tüm İslam beldelerinin yönetildiği Halifeliğin makamıydı İstanbul. O yıllarda da Mekke ve Medine İstanbul’dan yönetildi.

    Kale İstanbul’du.

    Ahir zamanda, Türk Milleti, o iki yetim çocuk gibi tekrar güçlü çağlarına erişecek ve dünya, kutsal emanetlerin (duvar altındaki hazineye işaret) bulunduğu İstanbul’dan yönetilecek."

    Her şey İstanbul’dan mı başlayacak?

    Erol Derman
    buulkem@gmail.com

    Not: Bu yazı, bir tefekkür yazısıdır.

    (Fotoğraflar için linki tıklayınız.)

  7. #22
    Üye
    dostempati Avatarı

    Gerçek Adı
    Kalperen C* Türkoğlu
    Üyelik Tarihi
    16.02-2009
    Son Giriş
    Saat
    Yaşadığı Yer
    kalpOder Turan * Krt
    Mesaj
    1.440

    dostempati

    Obezite Operasyonları / ON ALTI YILDIZ

    Obezite Operasyonları

    Şu sıralar Beslenme diyetlerinde özellikle "ekmek" üzerinde durulmaktadır. Fazla tüketilen ekmeğin/hamurun zararları açıklanmaktadır. Kaldı ki, tükettiğimiz ekmekler, saf ekmekler de değil, içersinde birçok katkı maddesi olan ekmeklerdir.

    Diyet kitaplarının çok satanlar arasında olması da, bir soruna işarettir.

    Konunun önemine binaen Oktan Keleş'in 2008 yılında yazmış olduğu "Sümerler ve Obezite" başlıklı yazılarını tekrar yayınlıyoruz.

    Sümeroloji`nin Sırrı


    Anadolu topraklarında şu sıralar çok ciddi anlamda, büyük bütçelerle bir araştırma yapılmakta. Bu araştırmaya NASA Pentagon ve MOSSAD gibi bazı kurumlarda gizlilik derecesi en üst düzeyde destek vermekte.

    Araştırdıkları konu ise "Sümerlerin Tarihi." Bunda ilk bakışta ne var, denilebilir. Bilimsel, tarihsel bir araştırma gözüyle de bakıla bilinir. İnsanlık tarihine ışık tutacak bulgular, bilgiler gün yüzüne çıkarılıyor, diye kamuoyundan da destek bile verilebilinir.

    Ancak işin aslı, madalyonun öbür yüzü böyle değildir. Sümer tarihine duyulan bu ilginin aslı, insanlığa bilimsel, tarihsel bulguları çıkarıp faydalandırmak değil, tam tersidir. Nedenini kısaca şöyle anlatabilirim. Neden Sümerler? Neden Urartular, Persler, Romalılar değilde, Sümerler! Nedeni şudur: Sümerlere kadar bilinen tüm insanlık tarihi şunu söyler, insanlar avcı, toplayıcı ilkel yaşamın en alt seviyesinde bir yaşam kültürüne sahipken birden bir şey olur. Bir medeniyet mantar biter gibi biter. Sümer Medeniyeti... Birden biter, dedik çünkü hiçbir alt yapısı daha ispat edilmemiş bir medeniyettir. Bir anda sanki gökten inmiş gibi çağının en üst teknolojisine, bilgisine sahip benzeri olmayan bir medeniyettir bu. Kısaca astronomi, tıp,araç gereç,mekanik bilgisi, sosyal yaşam, kentleşme kültürü, alt yapısı bugünkü şehircilik anlayışına birebir uyan şehirleri,caddeleri, kanalizasyonları,ev yapıları, düzenli ordusu, adalet mekanizması, mahkemeleri daha birçok yaşam standardı...

    Şimdi yapılan kazılardaki tabletlerin deşifresindeki kamuoyuyla paylaşılan bazı bilgilere göz atalım. Sosyetenin varlığı,sabah kahvaltı öğlen yemeği alışkanlığı ve akşam mönüleri, som balığı,et şarap,eğlenceye gitmek. Müzik notalarının tümünün ilk defa kullanılması vs. Burç sembollerinde bu medeniyetin ürünü. Sümerceden bir kelime (Adem) çamur demek. Bunun gibi birçok kelime eski ve yeni dillere evrim geçirerek girmiştir. Şimdi buraya kadar şöyle sorunla biline bilinir. Eeee ne olmuş yani ? Olan şu bu medeniyeti birden bire meydana getiren unsur (BUĞDAYDIR) Bildiğimiz buğday. Çünkü bu medeniyete kadar daha öncede belirttiğimiz gibi insanlık, avcı toplayıcıdır. Oysa bu medeniyet, tarımı ilk uygulayan bir tarım medeniyetidir. Malum güçlerin araştırdığı konu, Sümerler bu üst seviyedeki bilgilere nasıl bir anda sahip olup, ulaşıp insanlık devrimini sağlamışlardır. Fantezilere değinmeyeceğim. Hani şu meşhur uzaylılar masallarına…. İnsanlık devrimi işte malum güçler, yeni bir insanlık devrimi yapmak istiyorlar. Sümerler bu güne kadar bu devrimi getirdiler. Buğday, ekmek, tarım... Şimdi bunu kaldırıp yeni bir insanlık bilinci yaratma, beslenme alışkanlığını bir devrimle değiştirme..

    NOT: Genleriyle oynan hormonlu tohumlar, bu projenin deney aşamasıdır. Doğal olmayan, sünni yiyecekleri insanlığa dayatma, alıştırma ve buna bağlı bir kültür oluşturma.. Filmlerde konu olan hap yiyecekler gibi... Evet şu anda insanlık düşmanlarının projelerinden biridir bu. Güneş kararır, sular çekilir, yağmur yağmaz. Toprak kalmazsa tarım olmaz, söylemleriyle. Bu projeleri için yakında plastik, sentetik yiyecek reklamları çıkarsa şaşırmayın... Bir şey daha paylaşmak istiyorum. Malum güçler, Sümerler bu birden oluşan medeniyeti bu bilgileri nerden aldığını araştırıp dursunlar ben birazını söyleyeyim. İşin sırrı HARUT ve MARUT adlı meleğin o devirde insanlara tüm bu bilgileri sunmasıydı. Ve bir bilgiyi daha paylaşayım. Kuran-ı Kerimde bir Surede, HADİD’ ten bahsedilir. Hadidi indirdik buyurur. Çoğu alime göre Hadid Arapça demirdir. Bu demire işarettir der. Daha iyi araştırılıp derinine inilirse harfler ilminde bunun aynı zamanda buğdayı da işaret olduğu, buğdayı (Nimeti Rezzak) Allah’ın bizzat indirdiğini bulabilirler. Gözlenen Sümer tabletlerinde elini göğe uzatmış buğday başağı olan figürlü insanların olduğu da malumdur. Sümerlere kadar buğday tanesi bilinmez, Buğdayın oluşabilmesi Yaradan’ın gayb hazinesinden bir hazine olan yağmurun ve daha malum birçok etkenin bir araya getirmesiyle, zahirde gökten indirmesiyle oluşur. Evet harıl harıl Sümeroloji araştırılıyor. Geçenlerde Gunnies rekorlar kitabına en çok ekmek, un tüketen, yani buğday yiyen millet seçilerek girdik. Acaba Sümerlerle bir akrabalığımız gensel olarak ta var mıdır, diye ilgililere sunuyorum.

    Oktan Keleş
    oktankeles@gmail.com


    Sümeroloji`nin Sırrı / Oktan Keleş / ON ALTI YILDIZ
    Sümeroloji ve Obezite Operasyonu / Oktan Keleş / ON ALTI YILDIZ

  8. #23
    Üye
    dostempati Avatarı

    Gerçek Adı
    Kalperen C* Türkoğlu
    Üyelik Tarihi
    16.02-2009
    Son Giriş
    Saat
    Yaşadığı Yer
    kalpOder Turan * Krt
    Mesaj
    1.440

    dostempati

    EMİR YILDIZ'DAN: Taşlar ve Nükleer Şemsiye / ON ALTI YILDIZ

    EMİR YILDIZ'DAN: Taşlar ve Nükleer Şemsiye

    Emir Yıldız'dan Romanının 8. Bölümü. Kuvars ve Kalsedeon taşları neden önemli?

    Sabah namazını Eyüp’te Osman Baba ile birlikte kıldık. Namazdan sonra türbe bölümüne geçerek dua ettik. Avlu oldukça serindi. Kuş cıvıltıları her yanı kaplamıştı. Fıskiyeli havuzun yanındaki güvercinlerin arasından geçerek, karşıdaki simit ve çay satan yerlerden birine oturduk. Osman Baba, ben ve Yavuz Selim birlikte kahvaltı yapmaya başladık. Osman Baba gece boyunca hiç uyumamasına rağmen oldukça dinçti. Yavuz Selim ise uykusunu almıştı ama yine de gözleri şişti. Ben ise uykusuzluktan adeta sallanıyordum.

    Hem kahvaltımızı yapıyor hem de genel konular üzerine sohbet ediyorduk. Bir ara Osman Baba’nın gözü kolumdaki saate takılmıştı. Osman Baba öyle dikkatlice bakınca, ben de saatime bakmaya başladım. Osman Baba ile göz göze geldik. Hiçbir şey demedi. Bir müddet düşündü, ben de onu izliyordum. Belli ki saatle ilgili bir şey diyecekti. Nihayet Osman Baba’nın ağzından şu cümleler döküldü:

    “Saatin taşlı mı?”

    “Yok Osman Baba, çelik” diye cevap verdim. Osman Baba bu cevabım karşısında tebessüm etti. Gözlerinin içi gülmüştü adeta. Ben ise “acaba yanlış bir şey mi söyledim?” diye düşünmeye başladım ve dayanamayıp sordum: “Hayırdır Osman Baba, neden sordunuz?”

    “Eren evladım, bazı saatlerin içersinde taşlar var, ondan sormuştum. Acaba senin saatinde de var mı?” dedi.

    “Nasıl yani, saatin içinde taşın ne işi var Osman Baba, niçin taş koyuyorlar?” diye sordum.

    “Evladım sen saatim çelik deyince ondan dolayı tebessüm ettim. Bazı saatlerin içersinde taşlar bulunur. Bu konuda sana bazı bilgiler vereyim o zaman, geceden yorulmadıysan not tutabilirsin” dedi.

    “ Yok yorulmadım, lütfen anlatır mısınız efendim” dedim.

    Bulunduğumuz yer yavaş yavaş tenhalaşmaya başlamıştı. Kahvaltısını yapan çıkıyordu. Yavuz Selim sohbet olacağını anlayınca, Osman Baba’nın çantasını bana bırakarak, gidip üç tane daha çay aldı. Ben de not defterimi çıkarıp hazırlanmıştım. Osman Baba anlatmaya başlamıştı:

    “ Bak evladım, sana taşlarla ilgili bazı bilgiler vereyim. Bu konu da oldukça önemli. Bu konuda da bilgin olsun. Bizim Devletimiz de bu konuları yeteri kadar değerlendirmiyor. Piyasada, taşlar üzerine birçok kitap yayınlanmış, yayınlanmaya da devam ediyor. Bunların birçoğu, taşların insan üzerindeki etkileri gibi mistik konuları anlatıyorlar. Bazı taşların insanı üzerinde etkilerinin olduğunu da özellikle vurgulayalım.

    Bildiğin gibi taşlar, bilimsel olarak araştırmalarda; kıymetli ve yarı kıymetli taşlar olarak geçer.

    Meselâ; taşın rengi, yaşı, kıratı vs. önemlidir bunları değerlendirenler açısından. Biz bunlara değinmeyeceğiz. Fakat taşların efendisi olarak bilinen, Hacerü'l-Esved (Siyah Taş) taşının bir çok gizlenen özelliğinin bilgisinin var olduğu gerçeğini de göz ardı etmeden, Peygamber Efendimiz (sav)’in konuşan taşlar, akik taşına verdiği önemi anlatalım.”

    Osman Baba; “bu konuyu biliyor musun?” diye sordu. “Biraz” diye cevap verdim.

    Osman Baba çayından bir yudum aldı. Camdan vuran güneş, Osman Baba’nın yüzüne geliyordu. Garsona işaret ederek, “perdeyi az indirmesini” rica ettim. Osman Baba, “gerek yok” diyerek konuşmasına kaldığı yerden devam etti:

    “Rivayet odur ki, bir gün Ebû Cehil, Peygamber Efendimiz (sav)’i denemek istedi. Avucunun içine taş parçalarını saklayarak Peygamberimiz (sav) 'in yanına gitti.

    ‘Göklerin sırrından haberin varsa ve gerçekten peygamber isen, bil bakalım avucumda gizlediklerim nedir?’ diye sordu.

    Peygamber Efendimiz (s.a.v) buyurdu: ‘Elindekilerin ne olduğunu ben mi söyleyeyim? Yoksa hak peygamber olduğumu avucunda sakladıkların mı söylesin?’

    Ebû Cehil, ‘İkinci teklifin mümkün değil, olamaz’ dedi.

    Peygamber Efendimiz (sav);

    ‘Allah'ın kudreti, daha da ötesine kadirdir’ buyurduğunda Ebû Cehil'in elindeki taşlar kelime-i şehadet getirmeye başladılar. Her bir taş ‘lâ ilâhe illallah, Muhammeden Resûlullah’ dedi.

    Ebû Cehil, taşlardan bu sözleri duyunca öfkeyle onları yere attı.


    Erol Derman
    buulkem@gmail.com

    (Yazının tamamı ve ayrıntılı fotoğraflar için linki tıklayınız. Yüce Rabbim emeği geçenlerden razı olsun...amin...)

  9. #24
    Üye
    dostempati Avatarı

    Gerçek Adı
    Kalperen C* Türkoğlu
    Üyelik Tarihi
    16.02-2009
    Son Giriş
    Saat
    Yaşadığı Yer
    kalpOder Turan * Krt
    Mesaj
    1.440

    dostempati

    Yeni Mekke-2 / ON ALTI YILDIZ

    YENİ MEKKE-2

    Siz Kimi Kandırıyorsunuz?

    "Yeni Mekke 2 Film Birden" isimli yazımızda,( Yeni Mekke: İki Film Birden / ON ALTI YILDIZ) “Yeni Mekke Şeytani Projesi” ile alakalı bir çok konuyu ele almıştık. Okuyucularımızı yormamak için şimdiki yazacaklarımızı ikinci yazı olarak tasarlamıştık.

    Hak ile Batıl arasındaki savaşların sembollerle yapıldığını 16 Yıldız’ı takip edenler çok iyi bilmektedirler.

    Semboller Savaşı:

    Mekke’nin putperest Kralı, atalarının dinine kendi taptığı yetmiyormuş gibi İslam âlemini de dolaylı yönden aklı sıra, çaktırmadan, kendi planına dâhil etmeye çalışıyor.

    Babil’in sözde Tanrısı SİN, Arap Yarımadası’nda, Lat,Uzza, Menat putları ile bir çok tapınakları ve putları içinde bulunduruyordu. SİN’in en büyük özelliği; Güneş-Hilal-Yıldız’ın yan yana dizilişi ile öne çıkmasıdır. Bunların üçünün bir araya gelmesi SİN’i sembolize ediyordu.

    Şimdi şuna dikkat edelim lütfen:

    Hilal, İslam’ın sembolü olarak seçilmiştir. Hilal’in sembol seçilmesini bu işle karıştırmayın lütfen. Üsteki SİN’in resiminden de anlaşılacağı gibi, İslam’dan önceki bir çok arkeolojik bulgularda Hilal’in sembol olarak kullanıldığı bilinmektedir.(ttp://tr.wikipedia.org/wiki/Hilâl) İlk Türklerde de Hilal, bir semboldür. Bizim burada anlattığımız; Hilal, Güneş ve Yıldız sembollerinin dezenformasyona uğratılmış halidir.

    Semboller, terkip ve düzene göre anlam kazanırlar. Üstteki Babil sözde Tanrısı’nın terkibine baktığınız zaman, üçünün bir arada kullanılması, diziliş sırası başka bir anlam taşımaktadır. Yoksa Hilal-Yıldız-Güneş sembolleri tek başına, sembolik kutsiyeti olan simgelerdir. İnşallah AY-YILDIZ’ın kutsiyetini de çıkacak olan yeni kitabımızda ayrıntılı olarak ele alacağız. Şimdi buraya virgül koyarak yazımıza devam edelim:


    Oktan Keleş


    (Yazının tamamı ve ayrıntılı fotoğraflar için linki tıklayınız. Yüce Rabbim emeği geçenlerden razı olsun...amin...)

  10. #25
    Üye
    dostempati Avatarı

    Gerçek Adı
    Kalperen C* Türkoğlu
    Üyelik Tarihi
    16.02-2009
    Son Giriş
    Saat
    Yaşadığı Yer
    kalpOder Turan * Krt
    Mesaj
    1.440

    dostempati

    Rüya Görmeyi Bırak, Mehdi Bazılarını Uyandırmayacak-1 / ON ALTI YILDIZ

    Rüya Görmeyi Bırak, Mehdi Bazılarını Uyandırmayacak-1


    Oktan Abi’nin ızdırabına şahidim. Eski (inşallah eskimeyen) bir kardeşi olarak böyle bir abim olduğu için iftihar ettim. Son zamanlarda ne zaman bu konu gündemimize gelse, ateşler saçan bir volkan gibi oluyordu. “Deliriyordu” desem bana kızar mı bilmiyorum. Kızmaz inşallah. Zira çok sevdiği Efendisi; Efendimiz (sav), “Kişi imanından dolayı kendisine deli denmedikçe kamil şekilde iman etmiş sayılmaz.” buyurmuşlardı. Hasan Basri hazretleri kendisine iltifat eden ve sahabe ile benzerlik kuranları fabrika ayarlarına geri döndürmek adına “Siz onları görseydiniz, onlara deli derdiniz. Onlar sizi görseydi, bunlar inanmıyorlar derdi.” demişti. Oktan Abi isterse bu sözlerimi Erasmus vari “Deliliğe Övgü” kabul etsin; ben niyetimin ne olduğunu biliyorum. Hatta bu tarz köpürdüğü dönemlerde yanında olmak tehlikeli de olabilir. O volkandan sıçrayan lav parçaları üstünüze sıçrarsa canınız da yanabilir, İslamî celadet dersi alma yanında… Ne demişler, “kurb-üs Sultan ateş-i sûzan” (Sultanlara yakınlık yakıcı bir ateştir.)

    Oktan Abi’yi bir süredir kıvrandıran; hayata küser gibi ifadeler sarf ettiren ve sözü sazı geçer insanlara hafifçe gönül koyduran hadise -tahmin edilebileceği üzere- Kabe’nin işgali. Evet, “Kabe’nin işgali”. “Yeni Mekke” yazılarını okuyanların şaşırmayacağını zannediyorum. Kabe işgal altındadır. Ama daha ele geçirilememiştir. Daha önce bahsettiğimiz gibi “Uyumayanlar da var”. Tabii bazıları hiç uyanamayacaklar ki onlar konumuzun dışında her zaman… Baksanıza; rivayetlere bakılırsa bazı insanlar var ve onlar Mehdi geldiğinde bile uyandırılmayacaklar. “Madem geldik, bari yaşayalım.” diyen ve “On altısında öldü, altmışında gömüldü.” denilen, fotosentez ile hayatını idame ettiren bu insanlar konularımızın dışında olmaya devam edecekler her zaman. İyi olmakta yetmiyor; Mustafa İslamoğlu’nun tabiri ile aktif iyi” olunması lazım.

    Uyumayanlar, dünya hayatının -bir yönü ile- oyun olduğunu bilenler… Bu oyunun bir cephesinin satranç, bir cephesinin de monopoly olduğunu ve bunun yanında daha bir çok oyunların da var olduğunu (evcilik gibi)önceki yazılarımızda az da olsa değinmiştik. “Ne yani, dünyadaki şer güçlerle olan mücadele bir oyun mu?” diyenlerin olduğunu duyar gibiyim. Oktan Abi’den fil lokması bir söz duymuştum. Bu lokma İlhami Abi’ye ait: “Gençlerin oyunu cihattır, yaşlıların oyunu da ilim.” Haşa, ne cihat ne de ilim hafife alınacak bir şeydir. Mukaddestir onlar. Ama bir insan ne kadar yakışıklı olursa olsun, Yusuf’la (as) kıyaslanınca güzelliği silinir gider. Yıldızlar ne kadar parlak ve güzel olurlarsa olsunlar güneş zuhur edine kaybolup giderler. Cihat ve ilim ne kadar mukaddes olurlarsa olsunlar, Maksad-ı Âzâm olan Sevgili (cc) ve O’na kavuşma yolculuğu olan Seyr-i beka söz konusu olunca vesilelikten öteye geçemezler.

    Uyumamalı ve kafirlerin üzerimizde sulta kurmasına izin vermemeliyiz. Rabbimiz müminler hakkında bundan razı değil. Madem bu dünyadayız; madem oyunun farkına varmışız ve madem bu satrancı tarihte en iyi oynayan bir millete sahibiz, bunun hakkını vereceğiz inşallah.

    Bizim satrancımızda Kabe- i muazzama “şah”tır. O alınırsa oyun biter. Şeytan’a verilen mühlet biter, taşlar toplanır ve masa kaldırılır. Hazret- i İsrafil “oyun bitti” sûrunu üfler. Bu yüzden Efendimiz (sav) Kabe’nin iki Habeşî tarafından yıkılacağını ve sonrasında kıyametin kopacağını buyurmuşlar. Daha önce de oyunun bitmesi tehlikesi yaşandı, ama İmam-ı Rabbani silsilesinden gelen bir veli (Allah ondan razı olsun.)buna mani oldu.

    Doğrusunu Allah bilir, ama Medine-i münevvere bana “vezir”miş gibi geliyor. Yani Sultanlar sultanı olan Hazret-i Allah’ın kıymetli bir memuru ve kulu olması hasebiyle… (Tabii burada Cenab-ı Hakk’ın bir yardımcıya ihtiyacı varmış gibi sakat bir anlayış içerisinde olunmayacağı zannını taşıyorum. Öyle bir şirke ve yanlış bir teşbihe düşmekten Allah’a sığınırım.)

    Ne kadar enteresan; Allah’ın resulü (sav) Mekke’de doğuyor, orayı fethediyor ama başka bir yeri şereflendiriyor. Ne kadar manidar… Şah ayrı yerde, vezir ayrı yerde… Tevhid açısından da ne kadar manidar… Müslümanlar namaz kılarken bile -iradi olarak- bir kul olan Efendimiz’in bulunduğu yere yönelmiyorlar. Bu inceliği tespit eden Minyeli Abdullah’dan Rabbim razı olsun.

    Vezir aynı zamanda akıl ile alakalı bir tabirdir. İnşallah ileride, dirilişimiz adına çok önemli olduğuna inandığım “Hazret-i Entelektüel ve Medine-i münevvere yaklaşımı” üzerine durmayı düşünüyorum. Evet vezir de bir akıl, bir intellect mânâsı da var. Şahtan sonra en önemli o.

    “Kale” İstanbul’mu acaba? Bu yüzden mi Efendimiz (sav), bir “kumandan” ve “asker” vurgusu yaparak oranın “feth” edilmesini (açılmasını) işaret ve emir buyurdular? Evet, kaleler kumadanlar ve askerler tarafından açılırlar. Napolyon da bu kalenin ehemmiyetini görmüş “kumandanlardan” dı. Ama “ne güzel kumandan” olabileceklerden değil. O “güzel asker” bile olamadı. Ne mutlu o güzel askerlere, piyonlara, atlara…

    Azerbaycanlı kardeşlerimiz futboldaki kaleciye “kapıcı” derler. Bilmem bu ifade tanıdık geldi mi? İstanbul’un kapı olduğunu ve Şeytanîlerin dahi bunu bildiğini Oktan Abi bir çok yazısında ifade etmişti. Ecdadımız buraya “Bâb-ı saadet” (mutluluk kapısı) derken elbet bir bildiği vardı. Evet bir diyarın kalesi oranın giriş kapısıdır aynı zamanda. Peki “kale” geçildi mi ki, Şah’ımızın yanına kocaman bir taşlarını dikmişler ve “şah-mat” demeye hazırlanıyorlar? Hakikaten, İstanbul geçildi mi? Bundan “İstanbul’un işgali. Medusa tıslıyor.” isimli makalede bahis açmak isterim ileride.

    Üstad Necip Fazil “At’a senfoni” yi yazacak kadar çok seviyordu onları… Milletimizin aksiyoner, mücadeleci ve fütuhatçı ruhunu bilmem o mübarek hayvan kadar aksettiren bir başka şey var mıdır? Yorulma bilmez, süvarisi ile bütünleşmiş ve “küheylan” olarak kristalleşmiş bir mübarek ruhtur “at”. Hiç şah olur, vezir olur, onların kalesi olur da o kalenin savunmasını deruhte eden mübarek askerler ve onların koşan ayakları olan mübarek atları olmaz mı? Evet binlerce yıllık ordumuzdan bahsediyorum. Her birinin adı Mehmetçik olandan… Yorulmadığı demlerde dünyada adaleti temin için koşturup duran, çatlayıp durandan… İleride global vazifeler eda edecek olandan… Şimdi biraz dinleniyor. İleride değil Anadolu, Asya kendisine dar gelecek. 2023 ile zalimlerin, sarhoşların naralarına “kesin sesinizi!” demeye ve mazlumların gözyaşlarını dindirmeye “başlayacak” inşallah. (Bu zanlarımızda Rabbim bizi mahcup etmesin.)Türk milleti hep atı ile var oldu. Belki o yüzden ordu-milletiz. Gerek Anadolu ve Balkanlar, gerekse Asya’nın geniş bozkırları ve gerekse şu an için bize meçhul, ama Oktan Abi’nin yeni kitabında bahsedilen daha eski dönemlerde, biz hep onunla olduk, onunla bütünleştik; ordu-millet olduk. Bu oyun onsuz; atsız ve ordusuz olmaz.


    Bir sure adı olacak kadar önemli. Daha önce Kabe’yi yıkmak için; yani “şah-mat” için gelmişlerdi. Ebrehe’nin ordusu. “Filler ordusu”. Şimdiki “Süper güç” denilenler kadar güçlüydüler belki. Zira “fil” süratın, hızın, zekanın… onun bunun değil, saf dünyevî gücün sembolüdür. Belki bu yüzden “iri” Amerika ve onun mercimek beyinli süvarisi olan “Ebrehe-i Bush”, “Hard Power” politikası güttü. Bush’un hizbinin bayrağının bir fil olması hiç de şaşırtıcı olmasa gerek. E dedik ya “Filller ordusu” diye…


    ***

    Görmedin mi Rabbin ne yaptı fil sahiplerine!

    Tuzaklarını boşa çıkarmadı mı?

    Üzerlerine uçan ebabil saldı.

    Onlara balçıktan pişirilmiş sert taşlar atıyorlardı.

    Derken onları, yenilmiş ekin yaprağı gibi kılıverdi. (Fil Suresi)

    ***

    Evet bir kere daha geldiler filleri ile. Oktan Abi onların güncellenmiş yeni fillerini tanıttı “Yeni Mekke” yazısında. Koca koca vinçler. Gürültülü ve kocaman burunlu… Bir evvelki “Fil ordusu” İslam coğrafyasına “demokrasi getirme”; yani onlarca “ıslah” için gelmişlerdi. Tabii bu kocaman bir yalandı. Şimdiki “Fil ordusu” da Kabe’nin çevresini “islah” etmek istediğini söylüyor. Bu yalancılara kanmak için daha ne kadar dayak yiyeceğiz?

    “Onlara: “Yeryüzünde bozgunculuk yapmayın!” denildiği zaman: “Biz ancak ıslah edicileriz” derler.” (Bakara / 11)

    Fil tarih boyunca kullanıldı. Kadisiye’de onlarla karşılaşan sahabe ve tabiin nesli oldukça şaşırmışlardı. Fillerin ayakları altında çok şehit verdik Kadisiye muharebesinde… “Fil ordusu” ile meşhur bir başka isim de Hannibal. Gazi Mustafa Kemal, 1937 yılında onun heykelinin yapılması için girişimde bulunuyor. Bu heykel şu an Gebze’de, Tübitak’ın bulunduğu yerleşkede. Tabii Hannibal basit bir insan değil, büyük bir kurmay zihin taşıyor. Askeri tarihçi Theodore Ayrault Dodge Hannibal'ı “Stratejinin Babası” olarak nitelendirir ve en büyük düşmanı olan Roma'nın bile onu yine kendi taktikleriyle alt ettiğini belirtir. Fillerden oluşan ordusu ile İber Yarımadası, Pireneler ve Alplerden kuzey İtalya’ya girmiş ve Romalıları birkaç önemli savaşta mağlup etmiştir.

    Konuya ikinci yazıda devam edeceğiz inşallah. Yine bir soru ile bitirmek istiyorum. Oktan Abi “Yeni Mekke”, yazısında bu yazıya da ismini veren şu tespitlerde bulunmuştu:

    “Vin Diesel’in başrollerini oynadığı “Derin Karanlık ve Riddick Günlükleri” filmlerinde işlenen tema, gökdelenlerle inşa edilmiş YENİ MEKKE. Filmdeki diyalog aynen şöyle:

    Filmin kahramanlarından birisi, Las Vegas görünümlü Mekke’ye şöyle diyor: “Yeni Mekke’ye gidiyorum!”

    Tabir aynen böyle: YENİ MEKKE. Yazının ismi, Yeni Mekke, iki film dememizdeki gaye buydu. Hollywood üssünde 2000 yılında Şeytanîlerce sahneye film olarak konuluyor ve bugünse gerçeği oynanıyor.”

    Oktan Abi böyle demişti. Vin Diesel “Yeni Mekke”ye gidiyordu. Vin Diesel bir iki senedir bir film çevirmeye çalışıyor. Yapımcı ve yönetmende kendisi zannediyorum. Halen uğraşıyor. Bilin bakalım filmin adı ne ve “iri” Vin Diesel kimi “canlandırıyor”?


    Tarık C.

    (Emek verenlerden Allah razı olsun...amin...)

  11. #26
    Üye
    dostempati Avatarı

    Gerçek Adı
    Kalperen C* Türkoğlu
    Üyelik Tarihi
    16.02-2009
    Son Giriş
    Saat
    Yaşadığı Yer
    kalpOder Turan * Krt
    Mesaj
    1.440

    dostempati

    Binlerce Yıldır Beklenen Simülatör: Deccal-1 / Tarık C. / ON ALTI YILDIZ

    Binlerce Yıldır Beklenen Simülatör: Deccal-1

    Yüz yıllar; belki bin yıllardır onun hakkında ikaz ediliyoruz. "Aman dikkat!" diyordu Hakk katının gözü sürmelileri… Efendimiz (sav) onun hakkında "Nuh'tan beri tüm peygamberler ümmetlerini onun şerrinden korkutmuşlardı." demişti. Ahir zaman peygamberi, ahir zamanın kendisi ile başladığı peygamberi milad olarak vermiş; arada geçen binlerce yıllık tedirginliğe dikkatlerimizi çekmişti. (Efendimiz (sav) bu tenzir silsilesini neden Nuh aleyhisselam'dan başlatmıştı? Acaba daha önceki çağlarda; yani ahir zamandan evvelki çağlarda başka Deccal'ler mi olmuştu? Odysseia'daki Tepegözler (Kyklop'lar), Dede Korkut'taki Tepegöz ve Sauron gibi?)

    Bu nasıl bir tehlikeydi ki ne Nemrud, ne Firavun, ne de bu ümmetin firavunu olan Ebu Cehil hakkında böyle bir tahşidat yapılmıştı? Evet, Deccal'den bahsediyorum. Binlerce yıl beklenenden… Hayata amuda kalkıp bakanlar tarafından Mesih-Maşiah olarak beklenenden… Bizim Mehdi için gece gündüz dua etmemize mukabil, kendi bilim adamları, büyücü, düşünür ve siyasetçileri tarafından gece gündüz uğrunda alın terin akıtılan… Nedir senin büyün ey katmerli yalancı? Adında mı saklı sırrın?

    DECCAL: Çok yalan söyleyen. Katmerli yalancı. Büyük aldatıcı. Büyük ilizyonist. Nasıl bir yalan ile geliyorsun ey yalancı? Nedir daha önce hiçbir Şeytanî tarafından taklit edilemeyen sırrın, büyük yalanın? İsminde mi saklı sırrın Deccal? Bir yazar, senin ismin ile çağımız arasındaki bir benzerliğe dikkat çekmişti. Sakın sırrının bir kısmı orada saklı olmasın? DİJİTAL.

    Oktan Abi'den öğrendik çağlara kullandıkları teknolojilere göre de isim verildiğini. Buzlu cam arkasından baktığımız önceki devirleri hesaba almaz isek, kullandıkları teknolojilere göre dört ana döneme ayırabiliriz insanlık tarihini:

    İlkel aletlerin kullanıldığı çağ
    Mekanik teknoloji çağı
    Dijital teknoloji çağı
    Bir sonraki teknoloji çağı

    Bu çağ damgasını vurmuş bir teknolojik paradigma dijital teknoloji. İlerlemesi için çalıştılar. Hem insan hem de cinler; "dumansız ateş"ten yaratılan varlıklar tarafından. Kendilerinden çok şey kattılar; zira özleri olan "dumansız ateş" itibarıyla bu teknolojinin motor gücü elektro manyetizma ile çok alakalılar. Aynı zamanda "rakamlar" ve "harfler" arasındaki kadim satranç mücadelesinin eski birer oyuncusular. (Bu ayrı bir yazının mevzuu.) Rakamlar, evet. Zira "digit" rakam demek. Nicelikler alemi. Rahmetli René Guénon "Niceliğin egemenliği ve çağın alametleri" derken ve "Büyük parodi" ve Deccal'dan bahsederken bunları kastediyordu belki…

    Tarık C.

  12. #27
    Üye
    dostempati Avatarı

    Gerçek Adı
    Kalperen C* Türkoğlu
    Üyelik Tarihi
    16.02-2009
    Son Giriş
    Saat
    Yaşadığı Yer
    kalpOder Turan * Krt
    Mesaj
    1.440

    dostempati

    http://www.onaltiyildiz.com/artikel.php?artikel_id=32

    Türk Tarihine Ait Yeni Sırlar



    ORHUN KİTÂBELERİNDE GİZLENEN GERÇEK NEDİR?

    HZ. OSMAN'IN KILICINDAKİ SIR NEDİR?

    OSMAN GAZİ'NİN İLK ADI NEDİR, NASIL VE NİÇİN OSMAN OLMUŞTUR?

    KÂBE'NİN ANAHTARLARI KİME EMANET EDİLMİŞTİR?



    Bilindiği gibi Orhun Kitâbeleri Türk dünyasının bilinen ilk yazılı belgeleridir. Ancak yüzyıllardan beri gözden kaçan veya kaçırılan bir gerçek var ki, bu gerçek de o kitâbelerde gizlidir. Nedir bizim için çok önemli olan bu gerçek? Bu gerçeği meydana çıkarabilmek için Kur'an-ı Kerim'in Kehf Suresi'ne bakmamız gerekir. Çünkü asıl sır, Yüce Vahiy Kitabı Kur'an-ı Kerim'dedir.Şimdi Orhun Kitâbeleri'ne şöyle kısaca bir göz atalım:

    " Ben Türk Bilge Kağan; doğuda gün doğusuna, güneyde gün ortasına kadar, batıda gün batısına, kuzeyde gece ortasına kadar hep milletler bana bağlıdır. Bunca milleti hep düzene soktum, ilerlettim. Doğuya ordu sevk ettim. Bunca yerlere gittim.

    Tanrı (Tengri) yardım ettiği için milletime; gözle görülmeyen, kulakla işitilmeyen yerler kazandırdım. Tanrı buyruğu olduğu için, Devletli olduğum için size Kağan oldum. Tanrı yardım ettiği için dört yöndeki milleti derleyip topladım.

    Ey Türk Milleti; Üstte gök çökmedikçe, altta yer delinmedikçe, ilini, töreni kim bozabilir? Ey Türk Milleti, titre ve kendine dön!"

    Bilge Kağan meâlen ve orijinaldeki aslında şunları da anlatmaktadır:

    " Gittiğim yerlerde güneşin kavurduğu, güneşin battığı son millete gittim. Onların arasında hüküm verdim. Sonra dünyanın öbür ucuna, güneşin doğduğu yere vardım. Orada bulduğum milleti boyunduruğum altına aldım. Birbirileriyle olan çekişmelerine son verdim. Ordumla Tengri buyruğu olarak adalet getirdim. Tengri buyruğu olarak bunları yaptım…."

    Şimdi buraya kadar anlattıklarımız, asıl anlatacağımız konuya hazırlık için ön bilgilerdi:

    Şimdi, Kehf Suresi 85. Ayet ile başlayalım: " O DA BİR YOL TUTUP GİTTİ."

    Kehf Suresi 86. Ayet: NİHAYET GÜNEŞİN BATTIĞI YERE VARINCA, ONU KARA BİR BALÇIKTA BATAR BULDU. ONUN YANINDA (ORADA) BİR KAVME RASTLADI. BUNUN ÜZERİNE BİZ: EY ZÜLKARNEYN! ONLARA YA AZAP EDECEK VEYA HAKLARINDA İYİLİK ETME YOLUNU SEÇECEKSİN, DEDİK.

    Kehf Suresi 89. Ayet: SONRA YİNE BİR YOL TUTTU.

    Kehf Suresi 90. Ayet: NİHAYET GÜNEŞİN DOĞDUĞU YERE ULAŞINCA, ONU ÖYLE BİR KAVİM ÜZERİNE DOĞAR BULDU Kİ, ONLAR İÇİN GÜNEŞE KARŞI BİR ÖRTÜ YAPMAMIŞTIK.

    Kehf Suresi incelenirse açıkça: Bilge Kağan'ın anlattıklarının bire bir aynısı olduğu ve Yüce Kitabımız Kur'an-ı Kerim'de bu konunun aslının nakledildiği görülecektir.

    Bilge Kağan Kitâbelerinde şöyle devam etmektedir:

    Rahat hayata, zenginliğe, Çin'in ipeğine kanma! Milletime, altını, beyaz gümüşü kazandırdım. Hükmettiğim milletlere hakem olup, madenler erittim."

    Şimdi:Kur'an-ı Kerim'de Zülkarneyn (a.s)'den bahsedilirken; Zülkarneyn (a.s)'ın Allah'ın emri ile (buyruğu ile) bir ordu kurduğu, güneşin doğduğu yere bir yol tuttuğu, yine güneşin battığı yere, dünyanın öbür ucuna bir yol tutup gittiği, Allah'ın, O'na bu kavimler üzerinde; ister adalet ile hükmet, ister azap et yetkisi verdiği açık açık belirtilmektedir.Yine Zülkarneyn (a.s) kıssasında; Yecüc ve Mecüc isminde bozgunculuk yapan kavimden bahsedilmekte, bu bozguncuları Zülkarneyn (a.s) madenleri eriterek, set çekerek, engellediği anlatılmaktadır.Zülkarneyn (a.s)'ın özelliklerine baktığımızda; büyük bir orduya sahip olması, kendisinin büyük bir komutan olması, ordusuyla tüm dünyayı gezmesi ve Allah'ın emri ile gittiği her yere iyilik, adalet ayrıca Allah bilgisi ve töre götürmesidir.Özelliklere lütfen dikkat buyurun: Kudretli bir komutan, büyük bir ordu ve tüm dünyayı gezmesi…

    Özelliklere devam edecek olursak; Güneşin en doğduğu ve en battığı yere ve kuzey ve güneyin uçlarına kadar gitmesi. Ve aynı zamanda Allah'ın buyruğu ile gittiği yerlerdeki kavimlere adalet ve iyilik götürmesi…Şimdi bir de Bilge Kağan'ın yazıtlarda anlattıklarına bakalım:

    Aynı şekilde Bilge Kağan'ın (Bilge denmesi; bilgili, alim, erdemli bir insan olmasındandır.) Bilge Kağan da, tıpkı Zülkarneyn (a.s) gibi bir komutan olup, büyük bir orduya sahiptir. Ordusunun tıpkı Kehf Suresi'ndeki gibi (O da bir yol tutup gitti ordusuyla) ayeti gibi güneşin en doğduğu ve en battığı yere, kavimlerin üzerine gittiği (bu bir Tanrı buyruğudur demesi) yine adaletle hükmetmesi ve gittiği yerleri milletine kazandırması, buralarla beraber buraların değerli madenlerini ve zenginliklerini yine milletine kazandırması ve "Ey Türk Milleti, Üstte gök çökmedikçe, altta yer delinmedikçe, ( ki burada da Kıyamete atıf yapılmaktadır.) ilin tören bozulmayacaktır," diyerek, Türklerin Allah buyruğu ile hareket ettiklerini ifade etmesi tıpkı Kehf Suresi ile neredeyse birebir örtüşmektedir.

    Türkler, aynı zamanda genel millet olarak; Hz.Ali'nin (Kerremallahu veche- Hiç puta tapmamış) sırrında bir kavimdir.

    Atilla yazıtlarında geçen, Atilla Romalıları tarif ederken; "PUTA TAPAN KAVİMDİR" der ve şöyle devam eder; " IRKIMDAN OLAN PUTA TAPMAZ!"

    Sanıldığı gibi Türkler Şaman olmamışlardır. Puta da tapmamışlardır. Var olduklarından beri tek Tengri, tek Allah inancına sahip olmuşlardır.Yine yazıtlardan öğrendiğimize göre Türkler; Allah'ın en büyük Kudret olduğuna, yeri göğü yarattığına, yeri yeşerttiğine, öldüren ve dirilten O olduğuna inanmışlardır.... Biz burada konuyu kısaca ele alıyoruz.


    Oktan Keleş

    ( Emek verenlerden Allah razı olsun. Yazının tamamı ve fotoğraflar için linki tıklayınız.)

  13. #28
    Üye
    dostempati Avatarı

    Gerçek Adı
    Kalperen C* Türkoğlu
    Üyelik Tarihi
    16.02-2009
    Son Giriş
    Saat
    Yaşadığı Yer
    kalpOder Turan * Krt
    Mesaj
    1.440

    dostempati

    TÜRK TARİHİNE AİT YENİ SIRLAR / Oktan Keleş / ON ALTI YILDIZ

    ZÜLKARNEYN (A.S) BİLGE KAĞANDIR

    Tarihin gizlediği ve bilerek gizlendiği bir sırdır….Peki Bilge Kağan gerçekte kimdir? Biraz sonra o konuya geleceğiz, konumuza devam edelim:Şimdi, Üstte gök çökmedikçe, altta yer delinmedikçe…Sözlerinin manalarına bir göz atalım.Bu sözü söyleyen Bilge Kağan'dır. Şimdi Kehf Suresi'nde geçen Zülkarneyn (a.s)'ın özelliğinden bahsedelim. Zülkarneyn (a.s) Yecüc ve Mecüc isimli kavimin arasına set çeker. Yecüc ve Mecüc kıyamete yakın en büyük alamet olarak, yine Kur'an'nın ifadesine göre, seddi delecek ve bu kıyametin büyük alameti olacaktır. (Seddi delmek ve yerin delinmesi.) Bu ifadeler, daha öncede söylediğimiz gibi Kur'an-ı Kerim'in birçok ayetinde kıyamet tarifinin neredeyse bire biridir. (Gök çökerse, yer delinirse kıyamet olmaz mı? Kur'an ifadesiyle yer beşik gibi sallanmaz mı? Güneş dürülmez mi?)Bilge Kağan'da aynı ifadeyi o günkü anlayışa, o günden bugüne adeta kelimelere bir zaman yolculuğu yaptırarak anlatmıştır. Zülkarneyn (a.s)'da, kendi yaşadığı dönemde, çağına hükmetmiş, kendi döneminde yapmış olduğu sed, kıyamete yakın delinmesi sebebiyle, bu çağa da hitap etmektedir. Konu çok daha detaylı olup mümkün mertebe biz kısaca anlatmaya gayret etmekteyiz.Bu anlattıklarımızdan sakın bir ırkın öne çıkarılması yapılıyor sanılmasın. Anlatılmak istenilen açıktır. Türk ırkının, Türk Milleti'nin Rahmani olduğunun vurgulanmasıdır.Önemli bir not düşecek olursak: Zülkarneyn (a.s); ordusuyla dünyanın her yanına gittiğinde, oradaki kavimlerden de ordusuna asker ve komutanlar katmıştır. Tıpkı Bilge Kağan'ın yaptığı gibi.Türk milleti de içinde barındırdığı tüm unsurlarla bir millettir.

    Oğuz, Öğüz, Öküz: (Güçlü, dev boynuzlu manasına gelmektedir.)

    Zülkarneyn ise Arapça'da; çift boynuzlu manasına gelmektedir.

    Oğuz Kağan; Kendi döneminde, başına giydiği, boynuzları olan başlıkları ile ünlüdür.

    Oğuz denmesinin bir sebebi de, çok güçlü olmasındandır.(Türk gibi güçlü!)

    Kur'an-ı Kerim'de; Allah'a kurban edilecek kurbanlıklar arasında; keçi, koyun, deve, sığır sayılmaktadır. Bunlardan en makbulü, gücünden dolayı sığırdır. Koyun, keçi vs. göre daha güçlüdür...

    İlahi esrariye de Allah'a kurban millet (gücünden dolayı) ; TÜRK MİLLETİDİR! (Ariflere)

    Bilge Kağan acaba Oğuz Kağan mıdır?

    (Unutmayalım ki, bilge lakabi bir isimdir, az önce de söylediğimiz gibi; Bilge denmesi; bilgili, alim, erdemli bir insan olmasındandır.)

    BİLGE KAĞAN (OĞUZ KAĞAN) = ZÜLKARNEYN (A.S)

    Şimdi gelelim ilahi mesaja:

    Türk Millet'i ahir zamanda büyük rol oynayacaktır. (Ordusuyla, milletiyle, mayasıyla…) Gazi Paşa; bu sırrı, ariflere, birkaç kelimeyle şöyle ifade etmiştir:

    "Muhtaç olduğun kudret damarlarındaki asil kanda mevcuttur!"

    Burada anlatılmak istenen, üstte de anlattığımız gibi Türk Milleti'nin mayasıdır. O mayanın; bu milletin genlerinde, karakterinde –unutulmuş bile olsa- yukarıdaki sırrın, kudretin Allah'tan olduğu bilgisidir.Orhun Kitâbelerinde tek Tanrı için; "Yeri yarattı, Gök'ü yarattı, ikisinin arasında kişiyi yarattı. Kişi Gök'teki Tanrı'ya yakardı, yakındı" der.Tek Allah inancını ve Kur'an-ı Kerimde'ki yaradılışı ve Adem (a.s)'ı bu cümlelerde görmek çok açık. Türk Millet'i var olduğundan beri Tek Allah'a inandı.Unutulmamalıdır ki, medeniyetler yıkıldı sanılsa da, yerlerine başkaları gelir ve yıkıldı sandığımız medeniyetler gerçekte tam kaybolmazlar, birbirlerinin sırlarını, izlerini taşırlar. Onun içindir ki ön uygarlıklar ve şimdiki uygarlıklar arasında benzerlikler vardır. Bu kültürlere, törelere yazılara vs. yansır ve devam ederek gelir.

    Şimdi burada kitâbelerle ilgili bilgilere bir göz atalım:



    Orhun Kitâbeleri'nin üzerindeki bilgilerin benzerlerine M.Ö 4000'li yıllara ait taşlarda silinmiş bir şeklide rastlandı.

    Bu bilgiler, taşların üzerinde eskidikçe, asırlar boyunca başka taşlara aktarılarak günümüze kadar -bir kısmı- gelmiştir. Buradaki bilgiler binlerce yıllık bilgilerdir. Aktarılarak günümüze kadar gelmiştir. Yani sanıldığı gibi, buradaki bilgiler, yazıtların dikildiği tarihe ait değildir. Örnek verecek olursak; Kur'an-ı Kerim 1400 yıl önce kağıda yazıldı diyelim.2000'li yıllarda da dijital bilgisayara aktarıldı.Yani buradaki bilgiler, 1400 yıl öncesine aittir, günümüze değil.M.Ö 2000'li yıllara ait, Çinli arkeologlar tarafından bulunan; yarı Çince yarı Türkçe ve bir kısmı silinmiş olan yazıtlarda da, tıpkı Orhun Kitabeleri'ndeki bilgilere rastlanmıştır.Moğolistan'ın güneyinde bulunan; taş ve seramik parçalarının incelenmesi neticesinde, buradaki bilgilerin, Orhun Kitabeleri'ndeki bilgilere benzediği anlaşılmıştır. Bulunan bu parçaların tarihi M.Ö 2000'li yıllara uzanmaktadır.Orhun harfleriyle yazılan yazıtlardan 13.yüzyıl Moğol tarihçisi Alaaddin Ata Melik Cüveynî , Tarih-i Cihan Güşa adlı yapıtında söz etmişti. Çin kaynakları da kitabelerin dikilişini bildirmekteydi.Rus çarı I. Petro'nun emriyle Sibirya bitki örtüsünü incelemek için görevlendirilen bitki bilimci Messerschmidt ve kendisine rehber olarak verilen İsveçli tutsak subay Strahlenberg, 1721 yılında Yenisey vadisinde bu yazı ile yazılmış Kırgızlara ait mezar taşlarını içeren Yenisey Yazıtları'ndan bir tanesini keşfetti. Bir yıl sonra tutsaklığı son bulan Strahlenberg İsveç'e dönüşünde bu inceleme ile ilgili izlenimlerini kitap haline getirip Stockholm'de yayınladı. Böylece Orhun yazısı bilim dünyasının dikkatini çekmiş oldu. Orhun yazıtlarından iki yüz yıl öncesine ait Yenisey Yazıtları'nın tamamına yakını bu süreçte ortaya çıkarıldı.Rus bilim adamları,1943 yılında Sibirya'da taş mezarlar bulmuşlar ve ABD'li bilim adamları ile ortak yaptıkları inceleme neticesinde, bu taşların üzerindekilerin, 'Türklere ait fatih bir komutanın' sözleri olduklarını tespit etmişlerdir…..


    OKTAN KELEŞ

    ( Emek verenlerden Allah razı olsun. Yazının tamamı ve fotoğraflar için linki tıklayınız.)

  14. #29
    Üye
    dostempati Avatarı

    Gerçek Adı
    Kalperen C* Türkoğlu
    Üyelik Tarihi
    16.02-2009
    Son Giriş
    Saat
    Yaşadığı Yer
    kalpOder Turan * Krt
    Mesaj
    1.440

    dostempati

    TÜRK TARİHİNE AİT YENİ SIRLAR / Oktan Keleş / ON ALTI YILDIZ

    Türkler Kılıçla Müslüman Olmuştur Yalanı:

    Tarihte hep şunlar anlatılır: Kuteybe isimli Arap Komutan, Asya'ya sefer düzenlemiş ve Türkler ile savaşmış , Türkleri kılıç zoruyla Müslüman yapmıştır yalanına.Yukarıda anlattığımız konular araştırılırsa, Türklerin zaten var olduklarından beri Tek Allah inancına sahip oldukları görülecektir.Ama biz bir de Kur'an-ı Kerim'den delil verelim. Müslüman, mücahit Kuteybe, eğer gerçekten Türkleri zorla, kılıçla Müslüman yaptıysa, bu iddiayı dillendirenler şunu düşünmezler mi:Kur'an-ı Kerim şöyle buyurmaktadır, Kaf Suresi 45. Ayet: "SEN ONLARA KARŞI BİR ZORBA DEĞİLSİN.O HALDE SEN BENİM UYARIMDAN KORKAN KİMSELERE KUR'AN İLE ÖĞÜT VER…."

    (Şimdi iddia sahiplerine şunu soruyoruz: Kuteybe; Zorla, kılıçla böyle bir fiil yaptıysa, İlâhi Kelâm'ın mesajı itibarıyla zorba değil midir?)

    Gaşiye Suresi 22. Ayet: "SEN ONLARIN ÜZERİNDE ZORBA DEĞİLSİN, ZORLAYICI DEĞİLSİN,ZOR KULLANACAK DEĞİLSİN."

    Bakara Suresi 256. Ayet : " DİNDE ZORLAMA YOKTUR. "

    Fetih Suresi 4. Ayet: "İMANLARI ARTSIN DİYE GÜVEN VE HAYIR VEREN O'DUR."

    Şimdi anlatmak istediğimiz, Kur'an-ı Kerim'in buna benzer birçok mesajını Kuteybe bilmiyor muydu? Yoksa görmezden mi geldi? İddia sahipleri bir daha düşünsünler. Eğer durum iddia sahiplerinin dediği gibiyse bu çok vahim bir durumdur. Kuteybe'nin bırakın mücahit olmasını, Müslümanlığı bile tartışılır.

    Şimdi gelelim başka bir konuya; İslâm Dinini, İslâm Dünyası'nı Araplar ideolojik olarak sahiplenme gibi bir misyon benimsemişlerdir. Tabi bunun alt yapısını hazırlayanlar bellidir. (Şeytaniler,Yahudiler…)Oysa İslâm Dini alemlere rahmettir. İns'e ve Cin'se gelmiştir, hiçbir ayrım yapmadan. Bu konuyu fazla deşifre etmeyeceğiz. Arifler bilir…

    Şimdi mânâ sırlarından bir ifşa:

    Bu öyle bir sır ki, aynı zamanda suret aleminden de bir delil sunacağız. Önce bilinen meşhur bir vâkıa'yı anlatalım:Peygamberimiz Hz.Muhammed (SAV) Mekke'yi feth etmiş, o gün Kâbe'deki putları kırmış ve Kâbe'nin anahtarlarının getirilmesini istemiştir.Kâbe'nin anahtarları, o an içim müşrik olan, Osman Bin Talhâ'dadır. Mekke'nin fethî 11 Ocak 630 tarihidir. Bu tarihle ilgili sırrı ifşa etmeyeceğiz. Belki ilerde inşallah…

    Yine bir not yukarıdaki yazıya atfen: Peygamberimiz Hz.Muhammed (SAV) Mekke'yi feth ettiğinde; uyuyanı uyandırmamış, ağaç kestirmemiş, kapıları zorlatmamış, çoluk çocuğa dokundurtmamış kısacası zorbalık yaptırmamıştır. Zorla kimseyi Müslüman yapmamıştır. Kur'an-ı Kerim'in ifadesiyle "Sen tebliğ et" emrini uygulamıştır. Allah'ın emri dışında hareket etmemiştir.

    İslâm dini : "Ey insanlar!" hitabıyla tüm insanlığa davet dinidir.

    Şimdi tekrar konumuza dönelim:

    Peygamber Efendimiz (SAV) Kâbe'nin anahtarlarının getirilmesini ister. Bu görevi bilindiği gibi Hz. Ali'ye verir.Dikkat buyurun lütfen. Peygamber Efendimiz (SAV) Kâbe'nin anahtarlarının getirilmesini EMREDİYOR! Anahtarların Hz. Ali tarafından getirilmesini EMREDİYOR! Hz.Ali emir üzerine gider, Osman Bin Talhâ'yı bulur. Anahtarları ister. Osman Bin Talhâ anahtarları vermeyi kabul etmez. "Kâbe'nin anahtarlarının yıllardır kendi soylarında olduğunu ve Hz.Muhammed (SAV)'in peygamberliğine inanmadığını" söyler. Hz. Ali ısrar eder. Çünkü 'emri' Peygamber Efendimiz (SAV)'den almıştır. Ne pahasına olursa olsun 'emri' yerine getirmek istemektedir. Hz. Ali, Osman Bin Talhâ'nın elini sıkar, canını yakarak anahtarları zorla elinden alır. (Bu ibareye lütfen dikkat : Elini sıkarak, canını yakarak, zorla!)

    Hz. Ali, anahtarları alarak, Peygamber Efendimiz (SAV)'in yanına gelir. Hz. Peygamber (SAV)'e anahtarları uzatır. Hz. Peygamber Efendimiz (SAV) anahtarları Hz. Ali'den teslim alır.(Bu ibareye dikkat lütfen: Hz.Ali'nin elinden Hz.Peygamber (SAV) teslim alır.) Ve şaşılacak bir şeklide Hz.Ali'ye tekrar anahtarları Hz. Peygamber Efendimiz (SAV) uzatır.( Bu ibareye dikkat: Hz.Ali'den aldığı anahtarları Peygamber Efendimiz (SAV) tekrar Hz.Ali'ye eliyle verir.) ve şöyle buyurur:

    "Ali, bu anahtarları git Osman Bin Talhâ'ya teslim et" der. Hz.Ali şaşırır ve sorar:

    " Ey Allah'ın Resulü (SAV), az önce emrinizle gittim, anahtarları aldım, getirdim size teslim ettim. Şimdi de emrinizle aynı şahsa anahtarları teslim etmemi emir buyurdunuz. Bunun hikmeti nedir ki?" diye sorar.Peygamber Efendimiz (SAV) bir çok sahabenin yanında şu ibret verici sözleri söyler:

    "Ya Ali, sen anahtarları yolda bana getirirken, Yüce Allah, dostum Cibril ile bana vahiy gönderdi: " EMANETİ EHLİNE VERİNİZ! "

    Kâbe'nin anahtarları uzun yıllardır Osman Bin Talhâ ve soyundadır. Onlar Kâbe'nin nasıl temizleneceğini, nasıl sahip çıkılacağını çok iyi bilirler. Emanetin ehilleri onlardır. Bu Allah buyruğudur: "Git ve teslim et!" (Şimdi şu ibareye dikkat lütfen: Allah buyruğudur, git ve teslim et! Yani emir Yüce Allah'tandır.)Hz. Ali bu emir üzerine hemen geri döner ve Osman Bin Talhâ'yı bulur ve anahtarları eliyle Osman Bin Talhâ'nın eline uzatır.Bu sefer şaşırma sırası Osman Bin Talhâ'dadır. Anahtarları alır ve sorar:

    " Ya Ali, az önce anahtarları elimden zorla alan sen değil miydin? Niye geri getirdin?" der.Hz.Ali olanları anlatır: "Bu konuyla ilgili Peygamber Efendimiz (SAV)'e Ayet geldiğini, Peygamberimizin (SAV)'de anahtarları geri yolladığını" söyler.Osman Bin Talhâ, müşrik iken bu hadise üzerine koşa koşa Peygamber Efendimiz (SAV)'in yanına varır ve Efendimizin (SAV) şahitliğinde Kelime-i Şehadet getirerek Müslüman olur.

    Şimdi olayları kısaca gözden geçirelim:Peygamber Efendimiz (SAV), önce kendi emri ile Hz.Ali'ye; " anahtarları getir!" der.Hz. Ali Osman Bin Talhâ'nın elinden anahtarları alır ve kendi eliyle Hz. Peygamber (SAV)'in eline verir. Sonra Allah'ın emri ile Efendimiz (SAV) eliyle anahtarları Hz. Ali'nin eline verir. Hz.Ali'de kendi eliyle tekrar Osman Bin Talhâ'nın eline anahtarları verir.Yani Allah'ın emri olan " emaneti ehline teslim ediniz! " ayetinin "emri" yerine getirilmiş olur.Şimdi gelelim bu konuyu neden anlattığımıza:


    OKTAN KELEŞ

    ( Emek verenlerden Allah razı olsun. Yazının tamamı ve fotoğraflar için linki tıklayınız.)

  15. #30
    Üye
    dostempati Avatarı

    Gerçek Adı
    Kalperen C* Türkoğlu
    Üyelik Tarihi
    16.02-2009
    Son Giriş
    Saat
    Yaşadığı Yer
    kalpOder Turan * Krt
    Mesaj
    1.440

    dostempati

    Panthera: hafif, agresif ve zarif aktif tekerlekli sandalye...
    http://www.onaltiyildiz.com/artikel.php?artikel_id=32

    GİZLENEN SIR:


    Hz. Osman Bin Talhâ Kimdir?

    Bütün Arap kaynaklarında Süreyc kabilesinden bahsedilir. Süreyclilerin Orta Asya'dan gelen Türkler olduğu, Arap tarihçilerinin eserlerinde de geçmektedir. "Ubeydullah Türk'tü" derler. Ubeydullah Süreyc kabilesindendir. Bu sülâlenin mesleği kılıç ustalığıdır. Bu aile Orta Asya'dan Anadolu'ya, oradan da Mekke'ye kervanlarla gitmişler ve Mekke'ye yerleşmişlerdir. Tıpkı Selman Farisi örneğinde olduğu gibi. Selman Farisi, İran'dan kalkıp Anadolu'ya gelmiş, burada birkaç yıl kaldıktan sonra Mekke'ye gitmiştir.Bu konuda kaynak verecek olursak: 897-960 yıllarında yaşamış olan tabakât bilginlerinden Ebü'l-Ferec el-Isfahânî yazmış olduğu Ağani isimli esrede Sureyclilerden bahseder ve ; " Ubeydullah'ın babası Türk idi." Demektedir. (El Ağani 1.B.245)

    Yine pek çok Arap tarihçisi; Türk kılıçlarını uzun uzun anlatmışlar ve övmüşlerdir. Sureyc'de Mekke'de bir Türk demirci ustasıydı. Kılıç yapmasıyla meşhurdu. Osman Bir Talhâ Sureyc'in torunlarından olup, bu aileye mensuptur. Sureyc kelimesi Arapça'da esserc kelimesinden alınmıştır. Aslında biraz lakabî bir isimdir. Daha sonra es-sureyciyat diye anılmış, manası ise, Sureyc tarafından imal edilmiş kılıçlar demektir. Çarşı ve pazarda kılıçlar bu isimle satılmıştır. O dönemde, herkes bu kılıçlara sahip olmak istemektedir. ( Kaynaklar: Sıhhaül Arabia, Tali.a.attar.Mısır 1956 1.sh. 322; İbn-i Mansur Erbil Fazl Cemaleddin, Risatül Arap Bulak 1300.III. Sh. 122; El Yesui.l.M El Müncid. Sh. 339, Ayrıca bu konuda Prof.Dr.Zekeriya Kitapçı'nın, 'Saadet Asrında Türkler İlk Türk Sahabe Tabii ve Tebea Tabiileri' kitabına bakılabilir.)

    Konuyu fazla detaylandırmadan burada noktalayarak asıl konumuza dönelim.Netice itibarıyla; Osman Bin Talhâ Orta Asyalı bir Türk soyundandır. Ve kılıç ustasının torunudur. Peki burada anlatmak istediğimiz nedir?

    Burada anlatmak istediğimiz, Kâbe'nin anahtarları: Allah'ın 'emri', Peygamber Efendimizin (SAV) tatbiki ve Hz.Ali Efendimizin eliyle, Türk olan Osman Bin Talhâ'ya verilmiştir. Bunun manadaki karşılığı, Kâbe'nin anahtarları: KIYAMETE KADAR TÜRKLERDEDİR. (Ariflere)

    Şimdi bilinmeyen bir başka sırrı delilleriyle ortaya koyalım inşallah:

    Peygamberimiz Hz. Muhammed (SAV)'in; "İlmin şehri bensem, kapısı Ali'dir" sözünü hatırlayınız. Bilindiği gibi Hz. Ali tasavvufta, birçok tarikatın 'PİRİ' kabul eldir.Yani Hz.Ali; Kâbe'nin bilgisini, anahtarlarını TÜRK MİLLETİ'NİN ELİNE VERMİŞTİR. Bu sırrı Allah'ın izniyle ilk defa ifşa ediyoruz.

    MUKADDES EMANETLER VE HZ.OSMAN'IN KILICI

    Bilindiği üzere Mukaddes Emanetler, Yavuz Sultan Selim'in Mısır seferi sonucunda İstanbul'a getirilmiştir. Bu emanetler içersinde Hz. Osman'ın kılıcı da vardır. Şimdiye kadar bilinen budur.Oysa şimdi ilk defa bir gerçeği, Hz. Osman'ın kılıcı ile ilgili gerçeği Allah'ın izni ile açıklıyoruz;Hz. Osman'ın, Topkapı Saray'ı Mukaddes Emanetler bölümüne sergilenen bir kılıcı vardır ki, aslında bu kılıç, Yavuz Sultan Selim'in, Mısır Seferi sonucunda getirilen emanetlerle birlikte İstanbul'a gelmemiştir.Bu kılıç, daha Osmanlı İmparatorluğu kurulmadan önce, Hz. Osman döneminden, Ertuğrul Gazi'nin eline Şeyh Edebali kanalıyla "kutsal bir işaret" olarak teslim edilmiştir. Şeyh Edebali'nin eline geliş silsilesi ise: Sultan Seyyid Hoca Ahmed Yesevi tarafından onu takip eden halifeleri vasıtasıyla ulaşmıştır; 'bir Allah sırrı olarak'…

    Konuyu biraz açalım: Ertuğrul Gazi, Osmanlı İmparatorluğu'nun kurucusu, Osman Bey'in babasıdır. Şeyh Edebali ise, Osman Bey'in kayınpederidir. Osman Bey'in gerçek ismi Orhun'dur. ( Bu isim de ilk defa açıklanmaktadır) Kayı Boyu'nun, o günkü tüm isimlerine baktığımızda, bir tane bile Arap kökenli isim göremezsiniz. Ertuğrul Gazi, Alp Arslan, Konuralp vs…

    Peki Orhun ismi, nasıl olmuş da Osman olmuştur? Osmanlı Tarih araştırmacılarının en çok sordukları ve cevabını aradıkları bu sorunun cevabını inşallah biz verelim:

    İşte bu konuda şimdiye kadar gizlenen sır:

    Şeyh Edebali bizzat Orhun'a : " Bundan sonra senin ismin Osman olsun, soyun bu isimle anılsın" demiştir. Hz. Osman'ın o kılıcının "mânâ sırlarını" Osman Bey'e söyleyerek teslim etmiştir. Sanıldığı gibi bu kılıç, Yavuz Sultan Selim'in Mısır Seferinden dönüşte getirdiği kutsal emanetler içersinde gelmemiştir.

    İşte delili:

    Kılıç ustası Ubeydullah ve Sureyc kabilesinden bahsettik. Ubeydullah Arap ismi taşımasına rağmen Türk'tü.Bu kılıcı, bizzat kılıç ustası Türk Sahâbî yapmış Hz. Osman'a hediye etmiştir. Dünya ve Türk tarihinde ilk defa bu konudaki delili sunuyoruz:



    Topkapı Müzesi'nde gidip gördüğünüzde kılıcın üzerindeki KAYI BOYU'NUN işareti dikkatinizi çekecektir. Kayı Boyu'nun damgası kılıç üzerinde durmaktadır. Çıplak gözle net bir şekilde görülmektedir. Çünkü bu kılıcın ustası Kayı Boyun'dandır.

    Kayı Boyu'nu işareti:


    (Türk damgalarının M.Ö. 5000'li yıllarda ortaya çıktığı delilleri ile beraber mevcuttur.Ve burada da Kayı Boyu'na ait damganın benzerine rastlanmaktadır.)

    Hz. Osman'dan, Osman Bin Talhâ'ya geçip, oradan da Hoca Ahmed Yesevî'ye emanet edilmiştir.(Aradaki detayları anlatmıyoruz….)Daha sonra bu kılıç, Hoca Ahmed Yesevî silsilesi yoluyla Şeyh Edebali'ye gelmiş ve 'sırları ile beraber' Osman Bey'e teslim edilmiştir.Orhun'un Osman olmasının sırrı bu kılıç ile beraberdir. Nitekim, Osman Gazi'nin oğlunun ismi de yine Türk ismi Orhan'dır.Kayı Boyu'nun kılıcı; Mekke'de dövülmüş, Hz. Osman'a teslim edilmiş, Hz. Osman'dan Osman Bin Talhâ'ya geçmiş ve Osman Bey'e ulaşmıştır. Yani tekrar Kayı Boyu'na, ait olduğu yere dönmüştür.Şimdi bunun izahını bize yapsınlar. Şimdiye kadar, iddia edildiği şekilde bu kılıç Yavuz Sultan Selim'in Mısır seferinden dönüşte getirilen Mukaddes Emanetlerin içersinde gelmişse, bu kılıcın üzerinde Kayı Boyu'nun işareti ne aramaktadır? Horasan Erenleri'nin ve Melâmîlerin Piri, Hoca Ahmed Yesevî'ye selâm olsun! Bu sırrı ifşa etmeyi sebep kılan Allah'a hamd olsun!

    Hz. Osman I. Osman

    Osman Bin Talhâ II. Osman

    Osman Gazi III. Osman

    Ya sonrası? ( Bu konuyu şimdilik açmayacağız….)

    Buraya kadar anlatılmak istenilenleri anlayanlara selâm olsun….

    Manaları sezenlere selâm olsun…

    Yüce Allah, İslâm'ın Sancaktarı Türk Milletini, Türk Devletini ve Türk Ordusunu muzaffer kılsın! (AMİN)

    Saygılarımla...

    OKTAN KELEŞ

    ( Emek verenlerden Allah razı olsun. Yazının tamamı ve fotoğraflar için linki tıklayınız.)




Sayfa 2 / 17 İlkİlk 12345612 ... SonSon