Sayfa 10 / 17 İlkİlk ... 67891011121314 ... SonSon
Toplam 246 mesajın 136-150 arasındakiler

Konu: Sırdaş...

Buraya tıklayarak yazıları büyültebilirsiniz Buraya tıklayarak yazıları küçültebilirsiniz
  1. #136
    Üye
    dostempati Avatarı

    Gerçek Adı
    Kalperen C* Türkoğlu
    Üyelik Tarihi
    16.02-2009
    Son Giriş
    Saat
    Yaşadığı Yer
    kalpOder Turan * Krt
    Mesaj
    1.442

    dostempati

    STAR, dünyanın en güvenli, en sağlıklı, en konforlu ve en dayanıklı tekerlekli sandalye minderi.
    ABD'deki Krizi 10 Ay Önce Anlatmıştık

    Oktan Keleş ABD'deki Krizi 10 Ay Önce Anlatmıştı...


    Oktan Keleş'in 3 Şubat 2013 günü İzmir'de yaptığı söyleşide bugünleri anlatıyordu. Ehli için ipuçları ile dolu konuşmanın ilgili kısmı:

    from On Altı Yıldız on Vimeo.

    Videonun Tamamı: Oktan Keleş'in İzmir Sohbeti / ON ALTI YILDIZ


    ABD'de 16 gün süren kriz:

    Obama açık konuştu - Milliyet
    ABD hkmeti kepenk kapatt - Hrriyet PLANET
    ABD hükümetinin 16 gün kapanmasına neden olan kriz sona erdi - TG
    ABD'yi kurtarmak Senato'nun tartışmalı 2 ismine kaldı - Bloomberg HT


    ABD'deki Krizi 10 Ay Önce Anlatmıştık / ON ALTI YILDIZ

  2. #137
    Üye
    dostempati Avatarı

    Gerçek Adı
    Kalperen C* Türkoğlu
    Üyelik Tarihi
    16.02-2009
    Son Giriş
    Saat
    Yaşadığı Yer
    kalpOder Turan * Krt
    Mesaj
    1.442

    dostempati

    Koç'tan Ayyıldızlı Klozet Kapağı!

    Koçtaş eğer sembol sıkıntısı çekiyorsa, önerimiz İsrail bayrağıdır!


    Koçtaş'ı Şiddetle Kınıyoruz!
    Yüce Türk bayrağının sembolü olan, hilal ve yıldızı, Koçtaş'ın klozet kapağı yaparak satışa sundukları medyada yayınlandı. Bu satış derhal durdurulmalı ve YÜCE TÜRK MİLLETİNDEN ÖZÜR DİLENMELİDİR. HABERİNE DAHİ TAHAMMÜLÜMÜZ YOKTUR!

    KOÇTAŞ'IN YETKİLİLERİNCE DERHAL GEREĞİ YAPILSIN. EĞER SEMBOL SIKINTISI ÇEKİYORLARSA ÖNERİMİZ İSRAİL BAYRAĞIDIR. TAKİPÇİSİ OLACAĞIZ.

    OKTAN KELEŞ

    Koç'tan Ayyıldızlı Klozet Kapağı! / ON ALTI YILDIZ


  3. #138
    Üye
    dostempati Avatarı

    Gerçek Adı
    Kalperen C* Türkoğlu
    Üyelik Tarihi
    16.02-2009
    Son Giriş
    Saat
    Yaşadığı Yer
    kalpOder Turan * Krt
    Mesaj
    1.442

    dostempati



    EHLİ AY ÇOCUKLARI DENEYİ-TAVŞAN KARDEŞLER


    Oktan Keleş yine ilk defa açıklanan bilgilerle bizleri şaşırtmaya devam ediyor...



    Geçenlerde dünya medyası ile Türk medyasına bir haber yansıdı. Bu haber oldukça ilgi çekti ve tartışıldı.

    Dev Tavşanları Yetiştiriyorlardı ve sonra ... !

    Hitler


    Haber şuydu: Hitlerin, Nazilerinin gizlice Ankara tavşanlarını yetiştirdiği ve deneylerde kullandıkları yazılıydı. Bu deneylerle ilgili olarak medyada “sırrı çözüldü” diyerek dezenformasyon yapıldı. Güya Nazi subaylarına kürk temin etmek için besleniyormuş bu tavşanlar masalı anlatıldı. Yoğunluktan dolayı o günlerde bu habere değinemedim. Şimdi elim değmişken kısaca bu konuyu inceleyelim. Bazı “kod” isimleri yazalım önce: Alice Harikalar Diyarında, Aydaki Tavşan Deliği, Tavşan Deneyleri, Ankara Tavşanı (Angora diye sahiplendikleri) Frigler, Ay Melikesi, Paskalya Tavşanı, Singularityciler.


    "Alis Harikalar Ülkesinde" isimli romanı hepimiz biliriz; beyaz bir tavşan vardır, bir delikten girer ve “zaman doluyor” der, Alis peşinden deliğe girer ve sözde bir çok harikalarla karşılaşır. "Harikalar Diyarı" kelimesi psikolojik bir telkindir. Tavşan, “beni takip et” der, hikaye başlar. Bu kitap, yayımlandığı yıllarda çok büyük bir etki yapmıştı. İçeriği malum, detay çok ama zaman yok. Mesela romandaki iskambil kartları…

    Bir de Topkapı Saray’ı müzesinde "Memlük İskambil Kartları" vardır.


    Bir araştırın bu kartları. Aslında bu kartların hepsi sırlı numarolojik bir içeriğe sahiptir. Sıradan oyun kartları değildir bunlar. Bu konu çok hassas ve detaylı, şimdi girmiyoruz. Tarotu alt üst edecek, bir karşı cefr kartlarıdır. Tarotun “Altın Şafak” ismi ile yakınlığı nedir? Bugün Türk düşmanlığı üzerine kurulmuş "Altın Şafak Partisi"nin hortlatılmasının sebebi nedir?

    Memlük kartları ile ilgili küçük bir bilgi: Bu kartların resimleri tarihi bir caminin duvarlarında nakşedilmişti ve orası yerle bir edildi. Ünlü bir alimin ölümüyle sonuçlanmıştı. Bu kartların özelliğini bilmeyenler, bu camiinin yok edilmesini sadece alime suikast haberi ile geçiştirdiler.

    Esad'a en yakın isim öldürüldü-Sabah - 22 Mart 2013


    Oysa o caminin duvarlarında olan onlarca parçadan oluşan Memlük Kartları vardı. Bu kartların üzerindeki sırlar, kimleri rahatsız etmişti? Muhiddin Arabi’nin de bilinmeyen sistematik bir ahir zaman sırrı ve sembolleri vardı. Bunlar neler acaba? Bugün Topkapı Sarayı’ndaki bu kartların üzerinde neler var? Mesela Mısır piramitlerinin sırrı… Memlüklüler, bugün darbe yaşanan Mısır’da kurulan Türk bir Devleti idi. Bu konu ayrı bir konu, yazdığımız konu ile küçük bağlantısı yüzünden bu kadar değinip, daha geniş açıklamaları ileri bir tarihe bırakıyoruz.

    Konumuza devam edelim: “Rabbit Test- Tavşan Deneyi” 1927’de gebelik testi deneylerinin devamı olarak tavşanlarda uygulandı. 1947’de tüm dünya tıp literatürüne “tavşan deneyi” olarak girdi. Tavşanlara verilen hormonlar, idrarlar onların acı çekmelerine ve ölmelerine sebep olduğu söylenerek, tıp camiasında oldukça tartışmalara yol açmıştı. Tavşanların hamilelik ile ilgili döllenme tekniklerinde kullanıldığı patlak verince, bu cinayetlerin üstü kapatıldı.

    Rabbit test - Wikipedia, the free encyclopedia

    Üstü kapatıldı ama Şeytani bilim adamları bu işin peşini bırakmadılar. Aslında tavşan deneyleri hep sürdü. ..

    Tavşanlar yapılan deneyde ağladı-HABERTÜRK


    Beyaz tavşan sembolleri tüm dünyada çeşitli şekillerde kullanıldı; mesela Playboy vs. Bunların gayri ahlaki hamilelik deneyi ile ne alakası var? Uyuyan dünya işi magazinel yönü ile moda yaptı.

    Hitler'in de deneylerinde kullandığı tavşanlar, beyaz tavşanlardı. Üstelik bunlar Ankara tavşanlarıydı. Hitler yıkıldıktan sonra raporlar şeytanilerce ele geçirildi. Bugünlerde basına sızdırılınca, kürk falan filan işleri ile örtbas edildi. Hitler üstün ırk deneyinin büyük bölümü “ay ırkı çocukları” idi. Araştırın, sarı saçlı çocuk deneyleri medyaya da yansıdı.


    Zaman almasın diye yazmıyorum. O yıllarda Sovyetlerde aynı deneyleri yaptı. Stalin’in dinsiz, ateist bir zalim olduğunu bilmeyen yoktur. O da tavşan deneyleri yaptı ve kafasına tavşan başlığı taktı.

    Bugün korkunç boyuta gelen deneyler o günlerdeki psişik deneylerin çok ötesine vardı. Deneyin içeriği ve ulaşmak istedikleri gaye ne? Kısaca değişik insan döllenmeleri ile doğacak çocuklarda; beyinin dünya ile ilgili kısmı yok edilerek, bir nevi farklı bir boyuta, metafizik kanallar açılarak, sadece dünya dışı bilinçle yaşayacak yeni bir nesil. Bu deneylerin amacı; Ay’la ilgili bağlantı kuracak bir seçilmiş, irtibat kuracak deneysel çocuk nesli meydana getirmekti. Bunun için bu yazının başlığı “ehli ay çocukları”. Hani “ehli dünya” tabiri vardır ya bunu "Ay" için düşünün. Bu amaçla Şeytani bilim adamları, yaşamları boyunca fizik, metafizik deneylerle, insan beyninin AY ile alakalı yaratılmış bir bölümünü çalıştırılarak Ay’a hükmetmek peşindeler. Bunun için bir çok genel deneyler dünyada uygulanmakta. Otistik çocuklarının 10 kart artmasına dikkat etmek gerekir. Otistik çocukların en büyük özellikleri; dünyayı bizim gibi algılamamaları ve bizim gibi ilgilenmemeleridir. Besinlerle oynamalar, GDO'lu gıdalar ve manyetik alan vs. gibi yapılan deneylerin bir sonucu bunlar. “Ekini ve nesli mahvedecekler” ve “Ay Melikesi” ayetleri iyi tefekkür edilmelidir.

    Evet insan beyninin, Ay ile irtibatı bilimsel bir gerçek. Komplo momplo deyip geçmeyin. Zaten bu yazılar yeni nesil gençliğine ve o gençliği yönlendirecek beyinlere yazılmakta. Ay’ın Karanlık Yüzü’nün aydınlanmasında rolü olacaklara selam olsun.


    Ayın yüzeyinde bulunan büyük tavşan deliğinin ne sırları var acaba? Ankara tavşanları ile neden 1940’lı yıllarda batı çok ilgilendi. “Kemalin Türkiye’si” isimli batıda Fransızca basılan yayında 1941 basımında bir heyet Türkiye’ye gelip, Ankara tavşanlarını konu etmesi boşuna değildi.


    Frigler Türktür. Araştırın bakın bu tavşanları tüm dünyaya yayanlar onlardı. Vaktim yok, ayrıntısını yazamıyorum. Frig tepesi bugün Ankara’da ve açılmamış bir tümülüse Anıtkabir'in yapılması ise ilginçtir. Frig başlıkları, Şirinler diye bilinen çizgi filimde şirinlerin kafasına boşuna geçirilmemiş, tesadüf değil bunlar. Firig’lere ait eski bir çömlekte Ay ve tavşan ilişkisi de boşuna değildir. Ya Oğuz Kağan destanında bir karısının ismi Ay yıldız olan, gökten Ay’dan geldiği efsanesi… Mevzu çooook geniş zaman yok ileride inşallah.

    Şimdi resimlere bakın; Stalin Hıristiyan değil, başında tavşan başlığı, Hitler aynen… Yani kimse paskalya tavşanı demesin, üstelik paskalya tavşanı sembolü de boşuna seçilmemiştir. Şu anda NASA’da tavşan deneyini finanse eden ve proje katkısında bulunan isimlerden biri de tavşan Kerry.

    Beyaz Saray’da, beyaz tavşanlar… Obama’ya iki kulak tavşan işaretli resimleri dünyaya boşuna verilmiyor.

    ABD Dışişleri Bakanı Kerry, Ray Kurzweil ve Bill Gates’in üye olduğu deccali bir yapı olan Singuratiy. Bunlar gizli Sinci, açıklanan ayrı, gizlisi ayrı. Bu yapılanmanın en büyük özelliği, seçilmişlere estetik yapıp, eski kişilere benzetmek. Kerry'e tam 7 kez estetik yapılarak, özellikle çenesine, kime benzetildi mesela desek? Alis Harikalar Diyarında romanının yazarı Lewis Carrol mahlasını kullanan Charles Lutwidge Dodgson’a desek. Bu tablo şu anda Great Hall of Christ Church, Oxford'da asılıdır .

    İki resme dikkatlice bakın. Benzer ünlüler falan var demeyin. Keryy boşuna 7 kez ameliyat olmadı.

    Geçenlerde TRT 1’de yayınlanan Osmanlı Tokadı isimli dizide de “beyaz tavşanı izleyin” yönlendirmesine anlam veremedim....Bizim klasiklerin suyumu çıkmış?

    Deruni Devlet-Kutsal Halı Romanımızda ilhami Abi'nin dediği gibi “zaman doluyor” çabuk olmalıyız.

    Hicri yılbaşınıza hediye kabul edin yazımı. Hicri yıl başınızı tebrik ederim.

    Saygı ve sevgilerimle.



    Oktan Keleş

    oktankeles@gmail.com

    onaltiyildiz@gmail.com


    NOT: 1-Sin-Ay yazımız tekrar tefekkür ederek okunmalıdır.

    2-Deruni Devlet-Kutsal Halı Kitabı'nın ilgili bölümleri tekrar okumakta fayda var.

    3-Erol Elmas'ın Emir Yıldızdan Kitabındaki "Ayın Karanlık Yüzü Operasyonu ve Pink Flyod" bölümü bir de bu gözle okunmalıdır.


    Resimler için: Ehli Ay Çocukları Deneyi-Tavşan Kardeşler / ON ALTI YILDIZ

  4. #139
    Üye
    dostempati Avatarı

    Gerçek Adı
    Kalperen C* Türkoğlu
    Üyelik Tarihi
    16.02-2009
    Son Giriş
    Saat
    Yaşadığı Yer
    kalpOder Turan * Krt
    Mesaj
    1.442

    dostempati

    Ayasofya İbadete Açılsın!

    Ayasofya'nın onarımını bizzat Atatürk yaptırdı.


    Oktan Keleş, Ayasofya'nın Atatürk'ün imzasının taklit edilerek kapatıldığını daha evvel "Ayasofya'daki Meleklerin Sırrı" yazısında açıklamış ve Ayasofya'nın kapattırılmasını bir kenara bırakın, bizzat Atatürk'ün talimatı ile restorasyonun yapıldığı ve bu restorasyona ait orijinal belgeler de ilk defa Türk medyasında 16 Yıldız'da yayınlanmıştı.

    1926 tarihli Osmanlıca Gazete’de aynen şu ifadeler manşette yer almaktadır: “Ayasofya’nın kubbesi dahil, değiştirilip, büyük çaplı restorasyon ve tamirat yapılıyor ve Gazi Mustafa Kemal’in talimatıyla!”

    Yazının devamı:

    Ayasofya'daki Meleklerin Sırrı / Oktan Keleş / ON ALTI YILDIZ

    Türk Tarih Kurumu eski başkanı ve MHP Kayseri Milletvekili Yusuf Halaçoğlu'da Atatürk'ün imzalarının sahte olduğunu ve Ayasofya'nın Atatürk tarafından onarımının yapıldığını söyledi.Yusuf Halaçoğlu ayrıca Ayasofya'nın yeniden ibadete açılması için TBMM'ye kanun teklifi verdi

    16 Yıldız olarak, gerek belgelerle, gerekse Oktan Keleş'in makale ve Tv programları ile konunun Türkiye'nin gündeminde tartışılmasına katkıda bulunduk. Bu amaçla 16 Yıldız olarak Sayın Halaçoğlu'un bu teklifini destekliyor ve herkese de bu teklifin desteklenmesi için çağrıda bulunuyoruz.

    Oktan Keleş daha evvel Atatürk ve Ayasofya ile ilgili belgeleri Tv'de açıklamıştı.

    Oktan Keleş - Bab-ı Sır: Mevlevilik - YouTube (1.02'den itibaren)

    Ayrıca yarın ki Karadeniz Tv programında da tekrar gündeme getirecektir.


    İşe Haçaoğlu'nun açıklamaları:

    'O belge sahte'

    Ayasofya'nın yeniden ibadete açılması için TBMM'ye kanun teklifi veren MHP Kayseri Milletvekili Yusuf Halaçoğlu, müze yapılması hususunda çıkarılan 7.11.1934 tarihli kararnamenin de sahte çıktığını söyledi.

    Resmi Twitter hesabından konuyla ilgili bilgi veren eski Türk Tarih Kurumu Başkanı Halaçoğlu, "Bugün (7 Kasım günü) Ayasofya'nın yeniden ibadete açılması için kanun teklifi verdim. Müze yapılması hususunda çıkarılan 7.11.1934 tarihli kararname sahte çıktı. Resmi Gazete'de yayımlanmamış. 'Atatürk' adı verilmeden onun adı kullanılmış. Bu soyadı verilmeden adı böyle kullanılmış. İbadet yapılırken müze olarak da kullanılmaya devam edebilir. Tıpkı diğer camilerimizin turistlere açık olması gibi. Ayasofya fethin ve hakimiyetin sembolüdür. Ayasofya bir semboldür. İstanbul'un fethinin sembolü. İstanbul ile ilgili ABD ve diğer Avrupa liderlerinin beyanlarını görün, Patrikhanenin kullanmasından korkarsanız hiçbir şey yapamazsınız. Zaten bu durumlara düşmemiz hep bu korku değil mi?" dedi.

    1934 yılında özellikle ABD’de bulunan Bizans Eserleri Enstitüsü’nde görevli olan Thomas Whittemore, Ayasofya’nın harap durumunu göz önüne alarak burada Bizans dönemine ait bir takım sembollerin ortaya çıkarılması konusunda başvuruda bulunmuş. Buna da izin verilmiş. Atatürk’te buna izin vermiş. Bu arada bir heyet kurularak uzun süre harap şekilde bulunan Ayasofya’nın çevresinde o görüntünün de temizlenmesi, sonradan yapılmış bir takım dükkanların bunlardan arındırılması, bahçesinin düzene sokulması ve tekrar Ayasofya’nın tamir edilerek hem ibadet hem de müze şeklinde kullanılması için bir karar alınmış ve bu sebeple 9 kişilik bir komisyon kurulmuş. Bu komisyonun aldığı kararlar çerçevesinde de müze şeklinde teşkilatlandırılması veya müze olması, hatta ibadete kapatılması yönünde belirtilen bir karar da alınmış.”


    Ayasofya İbadete Açılsın! / ON ALTI YILDIZ

  5. #140
    Üye
    dostempati Avatarı

    Gerçek Adı
    Kalperen C* Türkoğlu
    Üyelik Tarihi
    16.02-2009
    Son Giriş
    Saat
    Yaşadığı Yer
    kalpOder Turan * Krt
    Mesaj
    1.442

    dostempati

    Meczup Kelim

    Meczup Kelim Amca, kel olmasına keldir de; yaşı yetmiş mi desem, yedi yüz mü desem, yoksa yedi mi bilemedim. Kimisi deli, kimisi evliya muamelesi yapar. Çoğunun görmediğini görür, duymadığını duyar, gözlük takar ama gözlüğün camları yoktur. Tezatları gösterir, düşündürür, güldürür. Bazen de kızdırır. Ama iyi niyetlidir. Eski kafadır. Televizyonu bile eski, siyah-beyaz.


    Kulağına çamaşır mandalı takar, küpe olsun diye. Çok bilmiştir haa. Kül yutmaz, yutturmaya kalkanlara; 'sen onu benim kelime anlat!' der eliyle kelini işaret eder. Deli demeye dilim varmıyor… Belki seversiniz Meczup Kelim'i.


    Bop’çular Harikalar Diyarıbekiri’nde


    Her şeyi açıklayan bir karikatür, başka analize ne hacet. Bu günleri çok önceden yazdık. Körler sağırlar, birbirini ağırlar. Bu yeni manzara değil ki. Dostlar, Habur rezaletinin perdeleri bunlar ve bunlara ancak gülünür. Aç tavuk, kendini darı ambarında sanırmış. Zavallılar toplanmış; biri “yaşlıyım” biri “yarımım” diyor. İsrail ve ABD’nin Borazani rüyada. Zaten ancak rüyada görürsünüz…

    Bol bol gülün bu zavallılara. Hem de sevinin, kimin ne olduğu nasıl da çıkıyor. Bitmişlik, oy avcılığı tiyatrosu, zavallılar korosu… Oysa milletin korosu ne diyor: ŞEHİDLER ÖLMEZ, VATAN BÖLÜNMEZ! ASIL BU SESE KULAK VERMEYENLER ŞUNU BİLMELİDİR: Bu vatanın Mehmetçikleri boşuna ölmedi! DEVLETİN, MİLLETİN BEKASI İÇİN ŞEHİD OLDULAR VE OLMAYA HAZIR MİLYONLAR VAR!

    Bazıları şehir isimlerini değiştirmek için Kanun teklifi veriyorlar. Bizimde bir teklifimiz var; önce kendi isimlerini değiştirsinler, gerçek kimliklerini açıklasınlar! Korkmasınlar, gizli Ermeniler, Pontusçular, Bizansçılar. Biz, “Yezidiler var, kripto Ermeniler var” deyince, “yok ya” diyenler şimdi özür mesajları atıyorlar. Çünkü Allah’tan kendileri itiraf ettiler.

    Şu bilinmelidir; Devletin bazı kurumları, bu sahnelere, söylemlere, mesela “HİÇ YÜZÜNDEN ÖLDÜLER” kelimesine başta Genelkurmay Başkanı cevap vermelidir.

    Yine fitne olmasın diye seçimleri bekliyoruz. Milli manevi, milliyetçi cephelerin partilerinin bu sahnedeki payları nedir? Salıdan salıya grup toplantılarında, milletin gazını almak, esip gürlemekle olmuyor! Çünkü vicdanların gazı alınamaz! Çünkü vicdanlarda gaz bulunmaz, HAKİKAT bulunur.

    TC. KANLA KURULDU! Sözde kc zavallılar korosuyla yıkılmaz, meraklanmayın. Bol bol gülün, endişelenmeyin de.

    YÜCE TÜRK MİLLETİ VE DEVLETİNİN CEVABI HAZIR.


    Saygılarımla.

    Oktan Keleş


    Karikatür için : Meczup Kelim-4 / ON ALTI YILDIZ

  6. #141
    Üye
    dostempati Avatarı

    Gerçek Adı
    Kalperen C* Türkoğlu
    Üyelik Tarihi
    16.02-2009
    Son Giriş
    Saat
    Yaşadığı Yer
    kalpOder Turan * Krt
    Mesaj
    1.442

    dostempati

    Oktan Keleş Karadeniz Tv'de / ON ALTI YILDIZ


    Oktan Keleş, 23 Kasım Cumartesi günü saat 21.00'de Karadeniz Tv'de Sayın Namık Kemal Zeybek'in hazırlamış olduğu "Gönül Mimarları" programına konuk olacaktır.

    Not: Programı kaydedecek arkadaşlar linki bize gönderirlerse sitemizde de hemen yayınlama imkanı buluruz.

  7. #142
    Üye
    dostempati Avatarı

    Gerçek Adı
    Kalperen C* Türkoğlu
    Üyelik Tarihi
    16.02-2009
    Son Giriş
    Saat
    Yaşadığı Yer
    kalpOder Turan * Krt
    Mesaj
    1.442

    dostempati

    Oktan Keleş Karadeniz Tv'de / ON ALTI YILDIZ


    Oktan Keleş, 30 Kasım Cumartesi günü saat 21.00'de Karadeniz Tv'de. Sürprizlerle dolu bu programı sakın kaçırmayın.

    Not: Programı kaydedecek arkadaşlar linki bize gönderirlerse sitemizde de hemen yayınlama imkanı buluruz.

  8. #143
    Üye
    dostempati Avatarı

    Gerçek Adı
    Kalperen C* Türkoğlu
    Üyelik Tarihi
    16.02-2009
    Son Giriş
    Saat
    Yaşadığı Yer
    kalpOder Turan * Krt
    Mesaj
    1.442

    dostempati

    Engelliler Her Gün

    Engelli kardeşlerime yürekten selamlar...


    Engelliler Günü Her Gün

    Tüm engelli kardeşlerime selam olsun. Herkes engellenebilinir bu yaşamda.

    Ancak başta yönetici sınıfının zihni engelleri, gerçek engelli vatandaşlarımıza engel oluyor. Asıl acı olan bu. Lafı bırakın icraat yapın!

    Deruni Devlet-Kutsal Halı kitabımı engelli yurttaşlarımıza ithaf etmiştim. Herkes; yazar, çizer, sanatçı, sporcu vs. inisiyatif almalı, engelli kardeşlerimin tüm sorunları çözülmeli. Yürekten selamlar.

    Oktan KELEŞ



    4528 - Sırdaş...


    Deruni Devlet -Kutsal Halı Kitabı'ndan:

    ÂMÂ KİM?

    İlk durağımız Sultanahmet Meydan’ıydı. Aracımızı park ederek Âmâ’yı aramaya koyulduk. Neden Âmâ dendiğini ise onu bulduğumuzda anladım. Daha doğrusu onun bizi bulduğunda. Bu kişi gözleri görmeyen biriydi ve elinde âmâların kullandığı ince
    uzun bir baston vardı. Âmâ yanımdaki şahsa, “Geç kaldın Şamil.” dedi. Şamil ise, “Siz öyle diyorsanız öyledir Âmâ’ların Efendisi.” dedi ve ekledi, “Âdem Bey sizindir, kolay gelsin, hadi bana eyvallah” diyerek yanımızdan ayrıldı.

    Sultanahmet Meydanı’nda Âmâ ile baş başa kalmıştık. Etraf her zamanki gibi çok kalabalıktı. Âmâ uzun boyluydu. Sanırım 40 yaş civarındaydı. Bana, “Âdem Bey, koluma giriniz, birlikte yürüyelim.” dedi. Denileni yaptım. Görenler, Âmâ’ya rehberlik yaptığımı düşünürlerdi. Fakat durum tam tersi idi. Âmâ, elindeki bastonu ile yerleri yoklayarak, “şuradan gidelim, buradan gidelim” diyerek bana rehberlik yapıyordu. Hac Suresi’ndeki ayet aklıma geldi: “AND OLSUN Kİ, BAŞTAKİ GÖZLER KÖR OLMAZ, KALPTEKİ GÖZLER KÖR OLUR.” Nicelerinin baş gözü vardı da, neyse…

    Âmâ kula selâm olsun…

    Engelliler Her Gün / ON ALTI YILDIZ


    C*

    Ve Aleyküm Selam ve Rahmetullah ve Berekatüh... Oktan Ağabeyimiz e engellilere verdiği destekten dolayı teşekkür ediyorum, Allah razı olsun... Çözülebilecek dertlerimiz çözülmüyorsa sorumlularla elbet bir gün hesaplaşırız. Hadi bizimle hesaplaşmayı göze alabilirsiniz belki ama Hesap Sahibi olan Allah u Teala nın karşısına çıktığınızda bakalım ne yapacaksınız...

    C* ******

  9. #144
    Üye
    dostempati Avatarı

    Gerçek Adı
    Kalperen C* Türkoğlu
    Üyelik Tarihi
    16.02-2009
    Son Giriş
    Saat
    Yaşadığı Yer
    kalpOder Turan * Krt
    Mesaj
    1.442

    dostempati

    Münir Derman Anlatıyor

    Şeytan Allah’tan uzak kalmışların sırrıdır.



    2 Aralık 1989'da dünyasını değiştiren Münir Hocamızı rahmetle anıyoruz...

    Münir Derman'ın Vefatının 23.Yılı / ON ALTI YILDIZ

    Sırlarla ve öğütlerle dolu bir yazı. Yok mu öğüt alan?

    MUHTEREMLER

    Dindarların ekseriyetinin marazi bir arzu ve bilgisizlikle sarıldığı, bilgin diye geçinen bir çok aydınların (!) esasını bilmediği halde basit bir mantık ve insiyakla dudak büktüğü, filozofun modası geçmiş bir gelenek diye mırıldandığı, sipritüalistin hissedip üzerinde fikir yürütmeyip, bocaladığı; materyalistin Allahsızlık bayrağı altında beşer kütlelerine saldırdığı bir mevzu olan ve insanoğlu ile doğan fıtri hasletlerin anası, din hakkında konuşacağım. Bilgim hududu içinde, heybemdeki hakiki temiz malzeme ile söyleyeceğim. Yalnız ricam şudur: Beni dikkatle dinleyiniz!.. Sözlerimde bilgisiz, din müdafilerinin saldırgan ve insanı hor görme tarzına tesadüf edemeyeceğiniz gibi dine hücum eden zavallı materyalist zihniyetin de izlerini bulamayacaksınız.. Bu iz bulmama onlara tenezzül etmeme keyfiyetinden ileri gelir. Yoksa acizden değil... Böylece, bakir bir ormanda tertemiz kelime ve fikirlerin toplanışı temiz ruhlarınıza sunulacak, mantıklarınıza akacak, sözlerim bittikten sonra hükmü siz vereceksiniz muhteremler!..

    Adem kıssası beşerin dününü, bugününü, yarınını temsil eden ve Kur’ânı Kerimde bildirilen muazzam bir hakikatin ifadesidir. Adem, beşerin akıl ve idrak sahibi bir varlık olarak doğuşunun timsalidir. İnsanın yer yüzünde peyda olması ile Allah’ı tanıması ve Allah’ın hidâyetine ermesi bir olmuştur. İnsan maddi ve ruhi cevherlerin yekdiğerine ünsiyet peyda etmesiyle yeryüzünde görülmüştür.

    İnsanın menşei hakkında bir çok akli nazariyeler ve tahminler vardır. Bu tahmin ve nazariyelerin eriştiği, aklı ile uğraşanları doyuran nazariye, insan aslının maymundan geldiği iddiasındadır. Biliyorsunuz ki buna Darwin nazariyesi derler. Bu nazariye güya ilmi araştırmaların muhassalasıdır. Hakikatte maymunca bir iddia, süslü ve mutantan bir iftiradan başka bir şey değildir. Darwin’cilere göre Gorillerin yakın akrabası sayılıyormuşuz... Acaba, gorillerin beşerin ceddi olduğunu gerçekten kabul ediyorlar mı? Onlar da, bu iddia edenleri torunluğa kabul edebiliyorlar mı? Hala ormanlarda goriller vardır. Bugün mesafeler çok kısalmıştır. Bir tayyare bir mektup kafidir...

    İnsan zeka ve aklının durakladığı, adım atamaz hale geldiği nokta vardır. Bütün dünya sakinleri içinde... Bu nokta ruhani âlemdir. Bu âlemin usul ve kanunları vardır. Bu usuller ancak insan aklına en doğru mebdei bu malzeme ile verir.

    İnsan topraktan, kudreti suphaniye ile yaratıldı ve bu muazzam hamurun içine ruh nefholundu deyip, düşünmeden kabul etmek ve ecsat âleminde görülmüş insan neslini bundan sonra tetkik ve mütalaaya almak iktiza eder. İnsan, bu iki taraflı, madde ve ruhtan teşekkül ettiğine göre, maddesini devam ettirmesi için gıda, su alması, tesiratı hariciyeden korunması, hava gibi esaslı unsurları alması, hayat denilen canlılığını temin eder. Bu arada, hayatı tehdit eden bir çok hastalıklardan ve mikroplardan korunması da lazımdır. Ruhi tarafı için de devamlı olarak ahlak, doğruluk, adalet, temizlik... gibi manevi ve içtimai hayatın idamesi için lüzumlu unsurlara riâyet etmesi gerekir. Bu hasletleri muhafaza için de, canlılığını nasıl harici tesirlerden korumak için telebbüs, ısınmak, dinlenmek gibi mefhumların şümulü dahilinde bir usule riâyet etmesi elzemse, ruh için de bir telebbüs ve bu kıymetli, ruhi hamuleyi muhafaza için bazı inanmaların vehleten akla garip gelen usullerini yapmak lazımdır. Maddi ve ruhi malzeme tesisi için hayat ve canlılığı bu muhafaza eder. Bu hakikatler ile din denilen ruhi kompleksimizi terbiye eden ve ona kuvvet veren müesseselerin mevcudiyeti bilbedahe ortaya çıkar.

    Maddeye lazım olan unsurları almadan canlılığın devamını düşünmek ne kadar saçma ise, dinsiz yaşamanın olabileceğini tahmin ve münakaşa etmek de o kadar saçma ve düşünce noksanlığının ifadesi olur. Bu bakımdan, din dünya insanlarına muhakkak lazımdır. Bunu inkar veya lüzumiyetini reddeden insana insanlığın haricinde isim verilmesi iktiza eder ki buna ad bulunamaz.

    Nabızları din düşmanlığı ile atan bir çok bedbahtlar vardır bu yeryüzünde. Bu gibi mahlukların derecelerini kelimelerle belirtmek ve bu hallerine bir kıymet ölçüsü takdir etmek mümkün değildir. Dini dünyadan atmak isteyenler, niçin dünyadan dini ayıramıyorlar? İnanmayan adamda hiç bir devlet, hiçbir ululuk yoktur. Her inanmışta günah kelimesi altında toplanan ve bütün beşeriyet dinlerinde bulunan bir mefhum vardır. Günah, cisimler arasında mevcut nizama karşı gelmektir. Beşerde hayat tezahürlerini bozmağa parçalamağa yahut azaltmağa meyleden her düşünce, her hakikat din mehenginde bir günahtır. Kin, hırsızlık, haksızlık, adam öldürme, eziyet yapmak, yalan söylemek... hep günahtır. Zira bu fiil ve hareketler hem vücudu, hem ruhu yıpratır. Asıl kusur günaha alışmaktır, günah yapmak değil... Fazilet yalnız iyilik demek değildir. İrade ile meydana gelen fiil hayatın kıymetini artıran bir alışkanlıktır. Şahsiyetini meydana getirir, kuvvet ve canlılık verir. Ümit, iman ve heyecanla kuvvetlenme arzusu doğurur. Tıpkı su buharının türbini harekete getirdiği gibi... Kötü huylar şahsiyeti parçalar. Benlik, şüphe, keder, zihni gelişmeyi sekteye uğratır. Cinsi ifrat, alkol, fizyolojik teşevvüşler husule getirir, ruhi gelişmeyi durdurur. Cem’i faziletler, nezaket, temizlik, ataların yaptıklarına hürmet, dini hisleri kuvvetlendirir. Aksi ise mahveder.

    İnsan hayatına mana veren dededen kalma an’aneler, modern hayatın iradeyi gevşeten sakatlığı içinde, bir nehrin güneşte çözülen buzları gibi parçalandı; bu parçalanma fertde olduğu gibi aile ve cemiyette de görüldü. Fen, günlük hayat mücadelesinin şiddetini, mucize denilecek kadar azaltmıştır. Buna mukabil, itidal, şeref, doğru sözlülük, mes’uliyet, safiyet, komşu sevgisi... gençlerimizin tebessümle karşıladıkları bir takım manasız tabirler haline gelmiştir. Bu ise göz yaşartıcı bir haldir. Herkse yengeç gibi hodbinlik kabuğuna çekilerek komşusunu mahvetmeğe çalışıyor. Bugün hak, felsefi bir prensip, ihtiyaç ise ilmi bir mefhum halinde kütüphane köşelerindedir. İnsan, akıl sahibi olarak yaşamağa başladığı günden beri vicdanında ve şuurunda din duygusunun çalkalandığını hissetmiştir. Çünkü, Allah’a tapmak beşer fıtratının icabıdır; İnsan bu hissin hidâyetiyle, Allahın vahiy ve ilhamıyla tapmış sonra bu dünya yaşayışı sırasında, onun içindeki bu şuur soysuzlaşmış ve insan Allah’ı bırakarak başka şeylere tapmış ve türlü türlü sapıklıklar içinde yaşamıştır.

    “Biz insanı en güzel kıvam üzere yarattık, sonra esfele yuvarladık.”İnsan ta başlangıçta en doğru din üzere iken yeryüzündeki yaşayışının icaplarına kapılmış, maneviyatını takviye edeceğine, ulvi hislerden tecerrüt ile uzaklaşarak alçaldıkça alçalmış ve bu alçalışı putperestliğin çeşit çeşit şekillerine sapmakla tezahür eylemiştir. Beşerin ilk dini en doğru Tevhit dini idi.

    Medeniyet insanın korkuya galebe çalmasının ifadesidir. Bu galebe çalmanın ilk safhaları din sayesinde olmuştur. Din sayesinde vahşilikten kurtulmuştur beşer oğlu. Din, iptidai insanların çıplaklığını yığın yığın güzelliklerle süslemiştir.

    Heykeltıraşlık ve resmin esası put yapmaktır. Mimarlığın temeli mabet kurmaktır. Şiirin temeli dua okumaktır. Musikinin menşei İlâhiler, nefesler terennüm etmektir. Raksın esası İlâhların şerefine ayin yapmaktır... İptidai diye dudak bükülen bu kaba saba şeyler, korkular, ümitler, atışmalar, kakışmalar, dövüşmeler ve savaşlar bu gün bize cidden tuhaf görünürler. Fakat bütün bunlarda da hakikat vardır. Çünkü insanlık bu sayede kurtuldu..

    Allah ve ahlak fikri insanda fıtridir, dedik. Bunun aleyhinde bulunmak, bunu bilememektir. Cehlin ta kendisidir. İnsanlar dinsiz yaşayamazlar. İlâhi vahyi tanımayan din de, din değildir. Fen ne kadar ilerlerse ilerlesin, nihâyet İslâm’a yanaşacaktır.

    İbadet, Allah'ın mabut olduğunu, insanın kul olduğunu fiilen itiraf demektir. Şimdi bir an için bundan 5000 sene evvelki Yunanistan’a gidelim. O zamanın mütefekkirleri Aristo’lar, Sokrat’lar... Hepsi Allah'ın vahdaniyetine inanmış insanlardır. Eski Delfes mabedinin önüne gidelim bugün. O harabeyi 5000 sene evvelki haşmetiyle temaşa edelim, kapısında altın yazılarla şu sözler yazılıydı, “Adet kainatın, tekamül hayatın, birlik Allah'ın kanunudur.” Beş bin sene evvel yazılmıştı bu... İşte bu an’aneler asırlarca yuvarlana yuvarlana zamanımıza kadar gelmiştir.

    Bilirsiniz, Türk diyarında atasözü diğer milletlere nazaran çoktur. Cemiyetler fazilet içinde yaşadığı sıralarda kaideler beşer tarafında itikale uğraya uğraya küçülmüş, artık gayri kabili tecezzi bir hale gelmiş misket tanesi halindedir, atasözü bu demektir. Atasözünü deşerseniz bir cemiyeti kurtaracak fazilet kaideleri ortaya çıkar.

    İnsanlık hayatında görülmeyen fakat el ile tutulur maddi delillerle hissedilen faziletler, güzellikler, iyilikler ırmağı velilerin adesesinden aksederek kalp perdesinde seyredilir. Bu perdede seyredilen filimler, bize dilden dile, kulaktan kulağa, gönülden gönüle nakledilerek atalardan gelmiş, inanmayanlar lügatinde bu gün ismine “menkıbe” ismi verilmiştir. Bu menkıbeler üzerinde restorasyon yapılamaz. Bozulur, kelebek kanadı gibidir, dokunulamaz. Onları olduğu gibi kabul edersin, yahut etmezsin, örseleme yok.. Halk zihniyeti onları örselemeden muhafaza etmiştir. Onların güzellikleri kendilerindedir. Sun’i kalıba dökmeye çalışmamalıdır. Artık asırlardır, onlar klasikleşmiş bir inanış tomarı halindedir, halka bir zararı yok... İyiliği, güzelliği, fazileti temsil ederler.

    Filan muhterem zat su üzerinde yürürmüş. Demek ki insanda ne kadar güzel ve kuvvetli hasletler var ki, onların kıymetini son haddine çıkarmıştır. Su üzerinde yürünür mü, yürünmez mi? onu münakaşa etme! Güzelliği zaten oradadır. Kabul et geç veyahut da sus... Kabulü ile bir zarar vermez sana, bir çok şaheser romanlar, kitaplar var, hakikatle hiç bir ilgisi yok. Fakat insanlar okuyor, zevk alıyorlar. Onların güzellikleri, kokuları, olduğu gibidir. Manolya örselenirse sararır, kurur ve kokusunu kaybeder. Niçin solar, kurur ve kokusunu kaybeder? Acaba senin elin mi onu kuruttu? Hayır.. Kıymet bilmeyenlere karşı Haliki tarafından Manolyaya “onunla küs, darıl” emri çıkar da ondan, “Yazıklar olsun! o senin kıymetini bilmiyor, kahrından öl, gel bana...” emridir bu. Bunlar cemiyetlerin bunalan ruhlarını, ıstıraplarını teskin eden ve frenleyen olgunluk tezahürleridir. Manolya hikayesi nasılsa, işte beşer cinsi de kendi an’anelerine, güzel fazilet çiçeklerine dokunmuş ve Allah tarafından “Gel, onlar kadir bilmiyorlar, geri gel!” emri çıkmıştır.

    Dinde bir şeytan vardır, bilirsiniz... Şeytan Allah’tan uzak kalmışların sırrıdır. Allah kendine isyan edilmesini istemeseydi şeytanı yaratmazdı. Bu çok ince bir noktadır. O halde bu iki noktanın arasındaki hattı fasıl fazilet; ahlak ve adalet köprüsünden ayrılmamaktadır.

    Bu menkıbelerin sahipleri veliler, Allah dostları hep iyi hislerle insanlara sabır, fazilet, iyilik, doğruluk açılamışlardır; kabahat bu mu?..

    Hayır kabahat yok... Akıl ile halledilemeyecek şeyleri akılla halletmeğe yeltenmekten ileri geliyor bu bocalama. Dokunmayın bu inanışlara. Eski bir sandukanın altında yatan, dünyaya gözlerini yummuş, göçmüş bir insan çok şeyler fısıldar insana. Bu fısıltıyı duymaya çalışmalıdır. Mezarlığa madde ile gitmemelidir. İnsan aynı zamanda bir duygu jeneratörüdür, duygularla, hislerle görünmeyen güzel hasletler ile gizlidir. Ölülere tazim, er geç insanın gideceği ülkeye karşı, tazim ve hürmetidir. Ölülere tazîm etmesini bilen milletler daima yükselmişler, içlerinde büyük insanlar yetişmiştir. Ölülerine tazim etmeyen milletler ise perişan olmuşlardır. Görünmeyen bir diyara hürmetsizliğin, bilinen bir perişanlık ortaya getirmesi, çok büyük bir ibret verici olay, hakikatin bağırışıdır; bunu anlamak gerek.

    Öyle mezarlar gördüm ki, gül kokuyor. Öyle mezarlar gördüm ki dikenle dolu... Öyle mezarlar gördüm ki yerle bir olmuş. Öyle milletler gördüm ki, fazilet, doğruluk, iyilik diyarı, öyle milletler gördüm ki, rezalet, pis kokularla dolu. Öyle milletler biliyorum ki, can çekişiyor. Öyle milletler biliyorum ki, hak ile yeksan olmuşlardır. Öyle milletler görüyorum ki, mahvolacaklardır. Öyle bir mezar biliyorum ki, Cennetten bir bahçe. Bu söylediklerimi anlamak, akla koymak, gönle sindirmek için bir şart vardır, gönülden kibri söküp çıkarmak. Bunu yapmak ise dağları iğne ile kazıp silmekten daha zor...

    Bazıları itiraz ederler, bu sözler ne biçim sözler, bu adam birşey mi olmak istiyor? Ben mürai bir insan değilim. Mütevazi bir hayatım vardır. Alayiş ve gösterişi sevmem. Birşey oldum iddiasında da değilim. Bazen inanmanın ehemmiyet ve kıymetini anlatırken mübalağa, inanmaya ehemmiyet vermenin bir tarifi suretinde tecelli eder. Ben evliya veya ermiş bir insan da değilim. Basit bir mümin olmağa çalışan bir insanım, ben dünya nimetlerinin şükrünü eda için çalışıyorum, vakit bulursam istiğfar ile uğraşacağım. Hayat-ı hususiyemi bilmeyenler hırpalayıcı sözler söyleyebilirler; bunlara bir mana veremedim. Her şeyden el çektikten sonra, meşgul olanlardan değilim ben. Meşgul iken her şeyden el çekmeğe çalışanlardanım.

    Biz, bunları anlatmakla da muhteremlere giyim kuşam ve zahir alayişi öğretmiyoruz. Yalnız, iç ve batın mamurluğunu dilimize müsaade edildiği derecede öğretiyoruz.

    Bir iki sual soracağım muhteremlerden:

    İnsan yaşlandıkça saçları sakalları beyazlaşır, niçin, hiç düşündünüz mü? Bunu halletmeye savaşın.

    İkinci bir sual: deliden niçin şeriat hükümleri sakıt olmuştur? Bu muammanın denizinde kulaç atmak, ıslanmış damlayan suları ile abdest almak lazımdır. İnsanın önünde tevfiki Rabbani lambası yanarsa Allah korkusu başlar. Bu lamba yanmazsa, böyle kimsenin önüne ciltler dolusu kitaplar, haberler ve hadiseler koysalar faydasızdır. Bu halde yalnız Haktan uzaklığı artar ve doğrulara nefreti çoğalır. Onun önüne yığılan kitaplarla binek hayvanına yüklenen kitapların hiç farkı yoktur.

    Cahil, ilimsiz demek değildir. Doğru histen mahrum demektir. Öyle olan alim de cahildir. Yalan gürültü eder. Hakikat daima sakindir. Yıldırım gök gürültüsünden evvel düşmüştür. Kudret âlemine cehalet ayağı ile vurmak, edep dışı bir iştir.

    İnsanın ruhu gülün yaprağı içindeki suya, şebneme değil, elmastaki lem’aya benzer. Güneşli çiçekli yollar vardır ki mühlik çöllere çıkar. Dikenli, ormanlı sarp yollar vardır ki, nihâyetleri, bir cennet bahçesidir.

    Eski bir veli kadının sözü geldi hatırıma, Ümmü Hasan; Hasan’ın anası... Çok fakirdi, akrabaları zengindi. Aç yatar birşey istemezmiş. Kendisine, “akrabalarına söyle sana yardım ederler” demişler. Bu mübarek Hatun: “Ben Kainata malik olan Kaadiri Mutlak’tan birşey istemeye utanıyorum. Zayıf ve aciz kullardan mı isteyeceğim” demiştir.

    Herkes midem ağrıyor, başım ağrıyor, karnım ağrıyor, şuram ağrıyor, buram ağrıyor... Deyip, hastanelere doluyorlar.. Hiç biri şimdiye kadar bana gelip de “gönlüm ağrıyor dermanı nedir?”diye sormadı.

    Ney kendinden çıkan sesleri ne bilsin... İnsanın inanma hissini akla kâlbetmek, çevirmek; inanma mevzuunu aklın hakimiyeti altına almağa çalışmak herşeyden evvel insana kasdetmektir. İnsan, muhakkak düşünecektir, inanacaktır, sevecektir, korkacaktır... Düşünmek kadar inanması, gülmek kadar korkması da olacaktır.

    Gayp görünmeyen değil görülemeyendir. Ölümden sonrasını şimdi göremeyiz. Bunu görebilmek için ölmek lazımdır. İstikbali bu gün göremeyiz, yarın görürüz. Gayba inanmada bir acaiplik yoktur. Birşey ya vardır, ya da yoktur. Yahut da birşey ya kendisidir veya başka birşeydir. Bu iki ihtimal arasında üçüncü bir ihtimal olamaz. Mantık prensiplerine uygun olan her düşünme hakikat değildir. Dünya fikir tarihi biri birine zıt, biri birine dirsek çevirmiş doktrinlerle doludur. Bu çeşit doktrinler nedir? O halde, her mantıki olan gerçek değildir.

    Bilgi zihnin fiilidir. İnanç fiili bir zihin fiilinden başka şeydir. İnanmayan insan yoktur. Muhakkak bir sahada inanması vardır. Aklın bittiği yerde kalp faaliyete geçecek ve iman bu sınırları devam ettirecektir. İman düşünceden sonra gelir. Akıl insana Allah tarafından doğru yanlış terazisi ve hayru şer ölçüsü olarak verilmiştir. Allah korkusu, iman sahibinin ilim derecesine göredir. Hangi iş Allah için yapılmazsa o mutlaka yoktur. At yükünü hafifletirse, daha çok menzil alır.

    Vücudun her an eriyip gidiyor, farkında değilsin. O halde, sen neden, nasıl beden olabilirsin? Derinlik kelimesi aklın batıni kısmının remzidir. Beden zayıfladıkça, ruhun cevheri ruhani faziletlerle dolar ve ara sıra kutsi âleme yol bulabilir.

    Kâlbini kıskançlıktan, dilini yalandan, gidişini riyadan, karnını haram lokmadan kurtaran şerefli insan, ancak inanan insandır.

    Lütfunu gösterince İbrahim’e, ateşi gül bahçesi yaptı. Kendine ok atan Nemrut’u bir küçük sinek ile helak etti. Davud’un elinde demiri mum gibi yumuşattı. Sultanlık O’na aittir.

    Birine 20 kese altın ihsan eder, berikine ekmek hasreti ile can verdirir. Birine samur kürk giydirir, öteki tandırda çıplak yatar. Öyle işlerde söz söylemeye kimsenin gücü yetmez. İyiliğe gücün yetmezse kötülük yapma bari.



  10. #145
    Üye
    dostempati Avatarı

    Gerçek Adı
    Kalperen C* Türkoğlu
    Üyelik Tarihi
    16.02-2009
    Son Giriş
    Saat
    Yaşadığı Yer
    kalpOder Turan * Krt
    Mesaj
    1.442

    dostempati

    Allah azabından korkusuz yaşayanlar mutlak kafirlerdir. Yarın yatacağın karanlık toprağa şimdiden bir kandil yak, uyuma.. Kimin mayasında üç haslet varsa O cennetliktir buyurmuş, Resûl-i Ekrem: Ni’met zamanında şükür, bela vaktinde sabır, daima günaha tövbe eden mü’mini Allah Cehennem azabından korur.

    Hayatta iken verdiğin bir hurma, senden sonra ruhun için verilecek 100 miskal altından daha makbuldur. Mihnet ve gama alış. Merd ol. Günleri yemek ve uyku ile geçirme. Sabah akşam Allah’ı an. Sabah aydınlığında katiyyen uyuma, sebebini de sorma. Nefsini oburluğa alıştırma. Gün batarken uyuma; akşam olmadan yatma haramdır. Elini yüzüne koyma; uğursuzluktur. Elini çenenin altına koyma. Gece aynaya bakma, lüzum olursa gündüz bak. Bunlar çok ince meselelerdir. İtiraz etme, saçmalığa saparsın. Gizli gizli iyilik yap. Rızık yalancılık yüzünden eksilir. Çok uyku yoksulluk getirir. Geceleri çıplak yatanların kısmeti kesilir. Ayakta su dökmek fakirlik, keder ve ihtiyarlık getirir. Gusletmeden birşey yemek çirkin düşer. Ekmek kırıntılarını ayak altına dökme, gece evini süpürme, süprüntüleri kapı önüne bırakma. Babanı ananı adları ile çağırma, Allah nimeti sana haram olur. Elini daima temiz su ile yıka. Bu sözlere çok dikkat et; çok mühimdir, sebebini sorma, çok uzundur.

    Ayak yolunda yıkanma. Elbisen üzerinde iken dikiş dikme. Yüzünü eteğinle temizleme rızkın kesilir. Başkasına ait tarakla saçını tarama. Evdeki örümcek ağlarını temizle. Bu ağlar evdeki bereketi kaçırır. Kömür ocağı civarında dolaşanın üstüne kara bulaşır. Dala yapışan kökü ile buluşur. Dine sarıl.

    Misafir rızkını beraber getirir, sonra ev sahibinin günahını da götürür. Misafir kafir bile olsa kapını aç, kapama... Allah’tan korkmayanda din yoktur, inanmayanda insaf, ihsan olamaz.

    Dört şey Allah vergisidir: Doğru sözlülük, Cömertlik, Güler Yüzlülük, Emaneti korumak. Böylelikle takva ehli olur insan. Bunlar para ile tahsil ile alınmaz. Kendini beğendirmek lazımdır Allah’a.

    İşte bunlar dinin yapılabilen en basit şeyleridir. Basit deyip geçme, yapması güçtür. Ney kendinden çıkan sesleri ne bilsin.. Ney kuru bir kamıştır. Boş bir boru; üflemekte hüner var. Ben ney çalamam, fakat hünerli üfleyene hürmet ederim. Dikkat buyurun çalgıcıdan bahsetmiyorum.

    Görünmede hüner yok, görünmeyi görmede hüner var. Kamış görülür, çıkan ses görünmez, duyulur. Kulak gözden eftaldir. Onun için Essemiül basir buyurulmuştur. Resûller içinde gözden mahrum olanları vardı, fakat sağır olanı yoktu. Görmede ışığa ihtiyaç vardır, duymada ihtiyaç yoktur. Görme tek taraflıdır. Gönlün konuşması her yerde itilir geriye, kabul edilmez. Onun için insan kendi sesini katiyyen tanıyamaz; utanmasın diye. Gönülden konuşan dünyanın neresinde konuşursa konuşsun hep aynıdır. Gönlün konuşmasını anlamayanlar doğruluk, fazilet nedir bilmeyenlerdir. Onlar hakkında âyeti kerime vardır. “Biz onların kalplerini, gönüllerini kapadık.”

    Nabızları İslâmiyet düşmanlığı ile atan bir çok bedbahtlar vardır dünya yüzünde. Bu gibi mahlukların derecelerini kelimelerle belirtmek ve bu gibilerine bir kıymet ölçüsü bulmak mümkün değildir. Dini dünyadan atmak isteyenler niçin dünyayı dinden ayıramıyorlar? Dini siyasete alet etmek suçtur cemiyetlerde. Evet doğrudur. Siyaseti dinsizliğe alet etmek acaba nedir? İnanmayanda, hiç bir devlet, hiç bir ululuk yoktur. Ölümden kurtulmak çaresiz, kimse senin için ölmeyecek. O halde ölümüne hazırlan. Gafletle kılınan namaza karşılık bir yufka ekmeği bile elde edemezsin. Gelip geçici yüzlerce iş yaparsın hepsi de ancak namaz kılarken akla gelir. Namazın böyle mecazi olduktan sonra ha kıl ha kılma...

    Sır denilen bir kelime vardır lugat kitabında, cem’i esrar. Gönlün iç yüzü demektir.

    Allah kulundan iki şey ister. Zahirde hakkın emrini yerine getirmek, batında kâlbini Allah’a, bağlamaktır. Allah bu iki şeyi ihsan ederse, zahir ve batın nimetlerini o kulun üzerine yaymış demektir. O halde Allahın istediği ubudiyet yolunda istikamet üzere ol. Göreceğin bir iş olursa, bu işten nefsin hoşlanacağı bir hal olmamak şartıyla işini doğrudan doğruya Allah’a bırak; şeytan ortadan kaybolur. Amelsiz Cennet istemek günahtır. Sebepsiz şefaat dileği gururun bir nev’idir.

    Bu işlerde Besmele her işin Allah adıyla, fethedilmesi için elimize verilmiş bir anahtardır. O anahtarı kullanabilmek için evvela Allah adını kâlbinde tut.
    Allah kuluna tam bir hürriyet vermiştir, ama izni olmaksızın bir toz zerresinin yerinden kalkmasını imkansız kılmıştır. Her türlü fenalıkların kökü nefsinden razı olmaktır. Kendi varlığını görmesi ve nefsin isteklerine uymuş olması insanı vücut zindanına sokar.

    Fani olmayacak bir izzetle şeref ister isen; fani olacak bir izzet ile aziz olmak isteme. Allah ile baki olacak bir izzeti ihtiyar edersen, hiç bir kimse, seni zelil edemez. Harunu Reşit devrinde bir salih zat Harunu Reşit’e adaletle hareket etmesini söylemiş. Adil hükümdar fena halde hiddetlenip, gazaba gelerek o zatı azgın bir katıra bağlatmış. Fakat katır hiç bir azgınlık göstermemiş. Bunun üzerine kilitli bir odaya hapsettirmiş. Adamı hariçte, bahçede gezerken görüyor ve hükümdara haber veriyorlar. Harunu Reşit huzuruna tekrar çağırtarak o zata soruyor:

    - Seni odadan kim çıkardı?
    - Beni bahçeye koyan çıkardı.
    - Bahçeye kim koydu?
    - Odadan çıkaran koydu...

    Bunun üzerine Harunu Reşit bu zatı bir ata bindiriyor bütün memleketi gezdiriyor. Yanındaki tellallara da şöyle bağırıp ilan etmelerini emrediyor:

    Allahın aziz eylediği bir kulunu Harunu Reşit zelil etmek istedi fakat gücü yetmedi”.

    Muhteremler! Allahın meşgul olduğu kimseyi ne cin taifesi, ne yırtıcı hayvan, ne kimse korkutamaz. Toprağa verildiği zaman ne yer haşeresi, ne çıyan cesedine yanaşamaz. Korkudan değil, edepten... Toprak bile hürmeten, kendine temiz geldiği için o cesede dokunamaz. Topraktan, temiz yaratılan insan aynı temizlikle toprağa giderse, toprak ona kıyam eder ve kabrine nur inmeye başlar. Böyle kimselerden ne denizdeki balık, ne gökteki kuş kaçar.. Sokulurlar yanına kırk yıllık dostmuş gibi... Böylesi de bulunur mu? diye sorma. Dünyada herkes gaflette değildir. Gönlü, kâlbi feyzi İlâhi ve Nuru Resûl ile dolmuşlar vardır, dünya yüzünde.. Onların bir tanesinin hürmetine binlerce kişi her türlü bela ve afetten korunmuş olur. İş ki, biz, böyle insanların her devirde, her zaman bulunduğuna imanımızı sarsmayalım.

    Altın dirhem, miskal ile, elmas kırat, öküz kilo ile, İslâm’ın ölçüsü gözle görülemeyecek kadar hassas bir ölçü ile ölçülür.

    Vesveseyi defet, ne kadar işin varsa kaza, kadere teslim et. Sıkıntıda olanı Allahın lütfu, felaha ulaştırır. Allahın kahrı, fezayı bile daraltır. Ne dilerse öyle iş gören Allah’a kendini teslim et, o anda rıza yoluna girersin.

    Cahilin kâlbi diline tabidir, dili kâlbine müracaat etmeden rastgele konuşur. Arifin dili kâlbini takip eder, birşey söylemek istediği zaman kâlbine dalar, söyleyeceği şey lehine ise konuşur, yoksa susar. Dünya binek taşıdır, binebilirsen seni taşır, o sana yüklenecek olursa öldürür. Allah’a itaat eden kimseyi sevmek zorundasın. İyi kimseyi seven Allah’ı sevmiş olur.


    Dr. Münir Derman

    Yukarıdaki yazı M.Derman’ın “ALLAH DOSTU DER Kİ... YAZILMAMIŞ SIRLARIN İLKİ YAZILACAK SIRLARIN SONU ” kitabından alınmıştır.

    buulkem@gmail.com


    Münir Derman Anlatıyor / ON ALTI YILDIZ

  11. #146
    Üye
    dostempati Avatarı

    Gerçek Adı
    Kalperen C* Türkoğlu
    Üyelik Tarihi
    16.02-2009
    Son Giriş
    Saat
    Yaşadığı Yer
    kalpOder Turan * Krt
    Mesaj
    1.442

    dostempati

    Geri Kabul Anlaşması Oyunu

    Vizesiz Avrupa Hayali: Geri Kabul Anlaşması Oyunu



    Kısaca:

    AB, Türkiye'yi daha evvel de aldatarak, "Avrupa Birliğe'ne" üye olmadan evvel Gümrük Birliğine almıştı. Böylece AB'ne almalarına gerek kalmamıştı. Gümrük Birliğinden dolayı milyarlarca dolar zararımız olduğunu uzmanlar söylüyorlar.

    Hepimiz hatırlıyoruz, AB giriyormuş gibi nasıl da propaganda yapılmış ve halkımız kandırılmıştı. Daha sonra aynı propagandalar devam etmişti. Ankara sokaklarının nasıl da süslendiğini hatırlayınız!

    Yine aynı aldatmaca bugün de yapılıyor:

    Türklerin Avrupa'ya vizesiz seyahat etmesi için ilk adım bugün atılıyor(muş):

    AB’nin Türkiye’ye şart koştuğu “Geri Kabul Anlaşması” Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın da katılacağı törenle Ankara’da imzalanacak.

    Neden AB bu anlaşmayı Türkiye'ye dayatıyor?


    İşte temel soru bu...

    Çünkü AB için asıl sorun GÖÇ'tür. AB Türkiye'yi bağlayarak GÖÇMENLERİ TÜRKİYE'de tutmak istiyor.

    Suriye meselesinden dolayı Türkiye farklı bir "durum" ile karşı karşıya. Başta Suriyeliler olmak üzere Türkiye'den Avrupa'ya geçecek olan göçmenler Türkiye'ye anında iade edilecek.

    “Geri Kabul Anlaşması" ile Türkiye kendi toprakları üzerinden Avrupa Birliği’ne kaçak yollardan giden üçüncü ülke vatandaşlarını geri almayı kabul edecek.

    Yani VİSESİZ AB hikaye...

    AB kendini korumaya alıyor.

    TÜRKİYE'de bunu VİZESİZ AB hayali ile millete sunuyor.

    Yazık bu milleti kandırmayın!

    Bakın o anlaşma başınıza ne işler açacak? AB, beğenmediği Türkleri bile sınır dışı edecek! Türkiye GÖÇ üssü olacak! Elinizde bu kadar göçmeni ne yapacaksınız? Suriyelilerin hali ortada... Bu göçmenler de genel de Müslüman ülkelerden geliyor. Türkiye'nin bu ülkelerle de arasını açmak istiyorlar...

    Bu kadar göçmen Türkiye'de ne olacak? Türkiye yeni bir "durum" ile karşı karşıya derken bunu kastettim. Yeni bir "durum" ortaya çıkıyor. Dikkat!


    16 Yıldız


    Geri Kabul Anlaşması Oyunu / ON ALTI YILDIZ

  12. #147
    Üye
    dostempati Avatarı

    Gerçek Adı
    Kalperen C* Türkoğlu
    Üyelik Tarihi
    16.02-2009
    Son Giriş
    Saat
    Yaşadığı Yer
    kalpOder Turan * Krt
    Mesaj
    1.442

    dostempati

    Kızıl Elma Tartışılacak

    Öteki Gündem Programında Sayın Namık Kemal Zeybek Kızıl Elma'yı anlatacak. Programın diğer konukları, Osman Sınav, Necati Gültepe ...

    22 Aralık Pazar günü saat 23.00'da Habertürk Tv'de...


    Kızıl Elma Tartışılacak / ON ALTI YILDIZ

  13. #148
    Üye
    dostempati Avatarı

    Gerçek Adı
    Kalperen C* Türkoğlu
    Üyelik Tarihi
    16.02-2009
    Son Giriş
    Saat
    Yaşadığı Yer
    kalpOder Turan * Krt
    Mesaj
    1.442

    dostempati

    Önce Analiz Yapmak, Sonra Değil!

    On Altı Yıldız olarak ne Hacivat'ın ne de Karagöz'ün yanındayız. Biz, yüce TÜRK DEVLETİNİN VE YÜCE TÜRK MİLLETİNİN YANINDAYIZ.


    Yaşananlar bizim için hiç süpriz değil! 16 Yıldız okuyucuları için de öyle. Yüzlerce mesaj alıyorum "yeni analiz için." Ayrıca onlarca da özür maili var, "Hocam yine haklı çıktın, biz seni eleştirmiştik ama yine yanıldık" diye.

    Biz analizlerimizi olaylar olduktan sonra değil, önce yazmadık mı? Öğüt alan olur veya almayan olur. Üstelik bunun için de ücret istemedik. Bizim yaptığımız analizlerin altına imza atıp pazarlayanları da biliyoruz.

    16 Yıldız'da yayınlanan hiçbir analiz Allah'ın izni ile boşa çıkmadı.

    Şimdi sizlere eski iki yazımdan bazı bölümler veriyorum. Belki yeni analiz de yazabiliriz.

    4 Haziran 2013’te şöyle demiştik:

    Tayyip Bey’in rahmetli Erbakan’a yaptığının aynısını, en güvendiği adamları KENDİSİNE yapacak.”

    “AKP için sonun başlangıcı TC amblemlini sökmeye başladığında başladı.”

    “2014’te konjonktür değişiyor sözümü yineliyorum. Elbette Ak Parti’nin yaptığı hukuksuz her şeyin, hukuk önünde, hesabı sorulacaktır. TÜRK MİLLETİNİN SABRI TEST EDİLMEMELİDİR.”

    “ABD’nin “Suriye politikasında bizim dediklerimizin dışında davranılmaması” demesi, stratejik derinliğin, stratejik rezilliğe dönmesi, Arap baharını bize örnek göstereceklerinin aşikar olması bizlere; AKP’nin ya basiretsiz veya hiç bir şey bilmeyen kadroların olduğunu gösteriyor. Ya da ABD ve diğer unsurların planını uyguladığını, tabiî ki sonuçlar bize, bir planın rol verilmiş aktörü olduğunu gösteriyor. Zaten ABD bunu ileride açıklayacak.”

    http://www.onaltiyildiz.com/haber.php?haber_id=2431

    7 Haziran 2013’te şöyle demiştik:

    “Kaoslarda, hayır ya da şer, herkes kendi planlarını uygulamaya çalışır.”

    “Şeytaniler uzun vadede Esad’ın devrilmemesi üzerine planlar kurdu, ama Arap baharının oraya sıçrayacağını aptallar bile bilirdi. Bunun için de tavşana kaç, tazıya tut planını devreye sokuyorlar. Mezhepsel taraflar netleşince de, Suriye’ye ABD planı doğrultusunda, düşmanca tavır alan ülke, bu rolünü aşarsa, uyarılacaktı. Yaşananları bir düşünün, bunlar olmadı mı? Başbakan son ABD gezisinde, ABD’ye Suriye’ye müdahale talebi ile gitti, kendi beyanatı var, gidince ABD ne dedi “Dur bakalım, elindeki veriler bizde mevcut değil, Cenevre sözleşmesini işleteceğiz” dedi. Başbakan ne dedi? “Fikrim değişti ve gelişti.” Peki fikrini kim değiştirdi ve geliştirdi? ABD. Yani planı bizzat kuran. (Ah birde milleti fikrini değiştirse) neyse. Yani ABD baktı ki Suriye’ye müdahale olacak, veya Suriye’nin düşme riski arttı, hemen uyarı verdi, yani tavşanın hemen yakalanmasını istemiyor, kovalanmasını istiyor. İşte bizim stratejik derinciler, bu derinliğe inemedikleri gibi… neyse…. İleride inşallah burayı belki yazarım.”

    Avrupa, ABD ve bölge ülkeleri mesaj gönderiyor; “Türkiye’deki olaylardan endişeliyiz, itidale çağırıyoruz” diye. Yav bunun uluslararası arenada anlamını bilmiyor musunuz? Büyük kaos planı devrede! Ama hükümetin hatasından faydalanarak bunu yapıyorlar. Önce halkla başlatırlar. Zaten onlara bu başlangıç yeterdir. Polisi kendi halkına karşı kışkırtanlar kim?”

    “Türkiye’de askerler ceza evinde. Şimdi polislere operasyon olacak gibi!”

    http://www.onaltiyildiz.com/artikel.php?artikel_id=328

    Başbakan'ın Danışmanı, Ankara Milletvekili Yalçın Akdoğan: 'O cemaat orduya kumpas kurdu' demiş.

    Yalçın Akdoğan, 16 Yıldız'ı iyi takip ediyordun da 01.08.2012'deki şu cümleleri okumadın mı?

    "Türk askerine, Türk polisine reva görülen bu hadiseler, Ak Parti'nin pembe çizgilerle dolu yol haritasından başka bir şey değildir. Tarih bütün bunları kaydetmiştir. 2014 tarihini not edin. Konjonktür değişiyor. Elbette bugün yapılanlar, o gün masaya yatırılacaktır."

    http://www.onaltiyildiz.com/artikel.php?artikel_id=262

    On Altı Yıldız olarak ne Hacivat'ın ne de Karagöz'ün yanındayız. Biz yüce TÜRK DEVLETİNİN VE YÜCE TÜRK MİLLETİNİN YANINDAYIZ.

    Oktan Keleş

    Önce Analiz Yapmak, Sonra Değil! / ON ALTI YILDIZ

  14. #149
    Üye
    dostempati Avatarı

    Gerçek Adı
    Kalperen C* Türkoğlu
    Üyelik Tarihi
    16.02-2009
    Son Giriş
    Saat
    Yaşadığı Yer
    kalpOder Turan * Krt
    Mesaj
    1.442

    dostempati

    Paralel Hat Paralel Siyonizm
    Paralel Devlet diye başlık koymadım yazıma. Çünkü hiç bir büyük devlette paralel ya da korsan, ismine ne derseniz deyin, Devlet olmaz, olamaz! Buna hiçbir Devlet ve o devletin yönettiği millet izin vermez. Çünkü ona o zaman “Devlet” denmez. Çok başlı ejderhanın yönettiği güç, milletin hiç bir konuda güvenliği kalmamış demektir. Böyle bir durum, vatandaşların sosyolojisini, psikolojisini ve devlete bakış açısını tamir edilemeyecek şekilde yıpratır. Bir örnek, Başbakan Diyarbakır’daki malum konuşmasında PKK ile çarpışan kahraman Mehmetçiği ve tüm kahramanları kapsayabilecek şu cümlesi, “BOŞUNA ÖLDÜLER!” Halk sokaklarda… “Ben evladımı bundan sonra askere göndermem” diyen sesler duyduk. Daha örnek çok ama anlatmak istediğim konuya örnek teşkil etmesi açısından sanırım yeterlidir.

    Şimdi “Yolsuzluk Operasyonu” ile Başbakanın istifa eden Bakanı, Başbakanını da istifaya çağırdı. Bu başbakan, şiddetle gelişen bu olaylarda, “devlet içinde çete var, paralel devlet var,” diyerek tüm yandaş kalemlerle beraber ve solo olarak tvlerde bağırdılar, çağırdılar. Başbakan, devletin icra makamındadır. Baş danışmanı ve milletvekili Yalçın Akdoğan’ın “milli ordu ve kurumlarına kumpas kurdular” demesi, dehşet bir itiraftır! Erdoğan bağırarak, “bunu açıklayacağız” diyor. Evet açıklamalı ve derhal gereğini yapmalıdır. Bu paralel hat meydana çıkarılmalı, teşhir edilip en ağır cezalar verilmelidir bu cürete karşı! Çünkü hükümet Devlet değildir, devletin icra organizasyonudur. Bu şer yapıyı da bu organizasyon, derhal çıkarmalıdır, görevi budur! Ama esip gürledikten sonra bir kaç garibanı, börekçiyi, çörekçiyi “işte yakaladık” diye kamuoyunu tatmin etmeyecek ve inandırıcılığını da sorgulatacak şekilde değil! Aksi takdirde paralel hattın bir ucunda kendilerinin olduğu bir tablo sırıtır. “Uluslararası operasyon var mıdır?” Tabii ki vardır, olur da. Dış güçlerin işi bu. Hükümetin işi de bu operasyonları savmaktır! Tüm hükümetlere dış operasyon yapılmıştır ama devlete yapılan bu operasyonları şahsileştirmek komiktir. Asıl olan devlettir, siyasetçi, politikacı değildir! Erdoğan gider, Mertdoğan gelir. DEVLET EBED MÜDDETTİR.

    Bu ülkeyi yöneten Başbakan, bu ülkede paralel devlet, kumpasçı, dış güçlerle bağlantılı bir yapıdan haber vermiştir. Artık bu yapıyı derhal meydana çıkarmalı ve cezalandırmalıdır. Aksi takdirde suç işlemiş olur. Bunu yapmazsa, millet böyle bir devlet anlayışına neden saygı, bağlılık, güven duysun ki? Bundan dönüş yoktur! Derhal bu yapı çıkarılmalıdır! İfşa edilmeli ve hak ettiği cezaya çaptırmalıdır! Bu yapının kumpasları yüzünden mağdur olan, özgürlükleri gasp edilen herkesin hakları da iade edilmelidir.

    “Türk Devleti, tavşanı kağnı arabası ile yakalar.” (Türk Atasözü)

    Hükümetin ve Başbakanın samimiyeti bu yapıyı ortaya çıkarıp, teşhir edip, hukuki olarak cezalandırırsa hiç değilse bu konuda sorgulanmaz. Hatasını kabul anlamı taşıdığından, sempati bile kazanır.

    Milli Güvenlik belgelerinin, peçete kâğıdı gibi sağda solda yayınlanması rezalettir. Kendi güvenliğini koruyamayan bir kurul, nasıl milleti korusun? Sorumlular derhal bulunup, ibreti âlem için cezalandırılmalıdır. “Gazeteci yayınlarmış, kamu yararı varmış,” hadi oradan! Yayınlayacaksan başka yararlı belgeler yayınla! Neden bir tane Vatikan aleyhine, İsrail, AB, ABD veya diğerleri aleyhine bu gazeteciler belge yayınlamaz?

    Mesela ben bir tane örnek yine yayınlayayım, hain dış güçlerin, İngiliz hainliğinin belgesi. Gazeteciler bilsin ki asıl bunda kamu yararı var. (İngilizce belgelerin çevirilerini altta veriyorum.)


    Mesudiye gemisini Osmanlıya yapıp satıyorlar ve bu zırhlıyı batırmak için Osmanlı devletine teslim edildiğinden beri fırsat kolluyorlar. Maalesef B11 denizaltısıyla Çanakkale açıklarında torpille batırıyorlar. Geminin batırılacağı istihbaratını almış bizim o zamanki istihbarat teşkilatı. İşte İngiliz alçaklarından ele geçirmiş, hem İngilizce hem Osmanlıca olan bu belge. (Not: Bir ay içinde Denizcilik Askeri Müzesi isterse hibe ederiz bu belgeyi. Neden bir ay; çünkü hibe ilanından sonra 2 yıl geçtikten sonra isterlerse belgeyi belki başka yerlere değerlendirmek için veririz vs. Yalancı olmamak için. Bir ay süre, tüm hibe ederiz ilanı ettiğimiz belgeler için de geçerli.)

    Konumuza devam edelim; paralel devlette çıkarılmalı, ayakkabı kutusuna giren adalette. Yolsuzluk kesinlikle bahanelerle örtülemez, sorumlular mutlaka cezasını çekmeli, ucu kime giderse gitsin!

    Paralel Siyonizm

    Şimdi gelelim başka bir konuya. -İstisnalar hariç- Allah, Peygamber, Kur’an ağzından eksik olmayan, bazı iktidar olabilmiş meşhur İslami muhafazakar parti ve heyetlerinin ve onları seçenler üzerindeki algısına: “Bunlar mücahittir, seçilmiş kutsal kişiliklerdir.” Bazı seçmenleri bunlara; Halife, Mehdi gözüyle bakarlar. Bu bakış açısında bazı cemaat ve tarikatların payı vardır. Orada bir takım şeyh efendiler üflerler kulaklara bu tip şeyleri. Tabi istinaslar hariç demiştik. Neyse devam edelim: Bunlar, İsrail ve Siyonizm’in, Masonların, ABD vs düşmanıdır. Hep bunların ayaklarını, bu şer güçler kaydırmak ister.(doğrudur) Devamlı bu şer güçlerle mücadele ederler,(doğru değildir) Daha birçok argüman da var ama uzatmaya gerek yok. Aslında olay şudur; Siyonistler operasyon yapacakları ülkelerin bu iktidar sahiplerine öyle hatlar çekerler ki, ülkesinde, -teşbihte hata yok- milletin gözünde eğer sağ ve İslamcı muhafazakâr partiye oynayacaklarsa; mücahit lider vs gibi görülsün diye milletin önce eşeğini kaybettirirler sonrada operasyon yapacakları lidere eşeği buldururlar. O ülkenin bu kesimi için kahraman hazırdır artık, o yolsuzluk da yapsa, hukuksuzluk da “onun bir bildiği vardır.” Zaten seçmenlerin bir kısmının bağlı olduğu falanlar filanlar kulaklara da üflemiştir bunu. “İlahi kaderdir, bak bu liderleri Allah göndermiştir.” falanlar filanlar vs. Oysa zaman geçer, yıllar sonra aslında başlanıldığı yere geri dönüldüğü görülür ve bir dahaki yönetime, operasyona da malzemede çıkmıştır. “Bak aslında şu adam tam bunu yapacaktı da filanlar engel oldu, vay zındıklar vay vs.” Buradan şu sonuç çıkmasın; hükümetleri hep Siyonistler mi idare eder? Hayır! Edileni vardır. Sebebi ise onlarla içli dışlı dost olduklarındandırlar. Kendilerine hattı da içteki uzantıları çekmiştirler. “Onlarla aynı hatta yürüdük biz” şarkısı ile kullanım tarihinin sonuna kadar “beraber ıslanırlar bu yollarda.”

    Şimdi, mesela Merhum Menderes hala nasıl anılır; Ezanı Arapça okuttu. İş bitmiştir artık. Menderes öyle bir kahramandır ki artık kendi iktidar sürecinde yaptığı hiç bir yanlışlıklar görülmez. Rahmetli Özal 163. maddeyi kaldırmıştır, bu onun kahramanlığına yeter de artar. Erdoğan bir “One Minute” demiştir. Bu onun için yeterlidir kahramanlığına. Oysa gerçeklerin bir kısmı şöyledir; Dış güçlerin Masonların, Siyonistlerin Papalarla içli dışlı dostturlar, One Minute dediğinin ertesi günü; “ben onu modarötöre söyledim” denir ve mayınlı araziler İsrail’e verilmeye kalkışır. Faiz lobisi ile en büyük ilişki hükümetindir, buda doğaldır; ekonomi maliye bakanlığına bağlıdır bu lobiler, detaya girmeye gerek yok. Şu anda bu ülkede kaç tane İsrailli şirket ve onlara bağlı kuruluş bu iktidarla doğrudan görüşmede merak ediyorum. Başbakanımız hala İsrail ile uğraşıyor diyenlere, ben de diyorum ki, neden ilk Müslüman lider olarak Yahudi madalyasını göğsünde taşıyor? Papanın dev heykeli önündeki imzayı atanlar kim? “Bop eş başkanıyım,” diyen kim? Biliyorum, duyar gibiyim, “onların bildiği vardır” diyenler var hala. Sende kimsin lo dimi… Dimi, İstanbul Büyükşehir Belediyesi kendisi açıkladı, Cemil İpekçi’ye kaç yüz bin dolarlık kıyafet tasarımı işi verdiğini. Yani Cemil İpekçi Kadir Topbaş’ın belediyesine giydirdi. Eee ne var bunda? Şu var, bunlara anti gibi bakıp el ele kol kola ticari, hatta akrabalık ilişkilerine kadar girilip, seçmenlerine bu işi farklı algılattırmaya dikkat çekiyoruz. Biliyorum, “paranın dini imanı yoktur” falan denecek bazılarınca ama işte paralel Siyonizm’in püf noktası da buradadır. Şimdi demeyin “diğer ideolojik partilere niye laf etmedin?” Benim amacım burada İslam baz alınarak yapılan siyasete ve siyasetçilere dikkat çekmektir. Mücahit, Mehdi, Halife, Evliya gibi kavramlarla anılanlara… Diğerlerinin argümanları zaten farklı. Onları da kendi argümanlarıyla fazlasıyla eleştirecek malzeme bol.

    Maziden bir fotoğraf:


    (Bu defile için acaba kaç milyon dolar devletin kasasından çıktı. Bush, Türkiye ziyareti şerefine düzenlenen defileden çok memnun kaldı. Bush, Hakko defilesindeki fotoğrafları teşekkür için imzalı yolluyor. Fotoğrafta Bush ve eşi, Mesut Yılmaz ve eşi Özal ve eşi var. Birde kim var o gün masada ilerleyen saatlerde gelen. Orası kalsın….)

    Yer Dolmabahçe Saray’ı: Rahmetli Özal, baba Bush, eşi, Mesut Yılmaz defile izliyorlar. Etkinlikler, gösteriler vs. Merhum Özal öpücük gönderiyor gösterici kızlara. Masadaki zalim Bush ve tebaası tabi ki devlet protokolünde en iyi karşılanacak bunda bir sıkıntı yok. Dikkat çekmek istediğim merhumun orada kime defile gösterisi yaptırıp, Genel Sekreteri aracılığı ile de bu övgüyü pekiştirmesi en üst düzeyde, hemde o günlerde!?

    Yani yapılanla, halka, seçmenine algılatılan şeyler tezattır anlatmak istediğim. Yoksa biz, kimin ne gösteri yaptığı ve kimlere defile yaptığı ile ilgili değiliz. O günle ilgili olarak şu soruyu da sorayım: O gün masada seronomik “Kızıl Elma” Bush’a neden ısırtıldı. Hani “bir koyup üç” alınacaktı ya neyse anlatmak istediğim ortada. Ama ben o gün orada olsam; Bursa Kılıç Kalkan ekibine gösteri yaptırırdım. Bizim Anadolu yiğitleri, şöyle kılıcı kalkana Bush’un önünde vursunlar ki kılıcın paslanmadığı görülsün! "Olur mu yav gerici adam" demeyin. Yav olur, bak sayın Demirel’in karşısında kabile, kendi “haka dansını” nasıl yapmıştı, hatırlayın…


    Peki cemaate terörist örgüt, çete, paralel devlet diyen sayın Erdoğan ve medyası şu test sorusuna bir cevap versin Allah aşkına: Başbakan Yardımcısı Arınç diyor ki; “Hoca Efendi ve cemaatini Allah bizden, bizi onlardan ayırmasın.”

    Bunun anlamı ne?

    Şimdi seçenekler:

    A: Münafıklık
    B: Strateji
    C: Art niyet
    D:Samimyet
    E:Paralellik
    F: Hiçbiri

    Şu da yanlış anlaşılmasın, ismi geçen devlet büyüklerimizi yermedim, başta merhumlar olarak. Sonuçta Türk Devletinin başındaki makamdalar. Algı ve realiteye ve tezat algılatmalara dikkat çekmekti maksadım.

    Bir de aklıma şu sözler geldi : “Dostum Bush.” “Dostum Obama’nın sesini özledim.”

    Sözlerimi AB’ye, ABD’ye Vatikan’a güvenenler için şu ayetle bitirmek en iyisi diye düşündüm. Siyaset, ticaret, diplomasi ayrı, hissi dostluklar ayrı…

    “EY İMAN EDENLER, YAHUDİLERİ VE HIRISTİYANLARI DOST EDİNMEYİN. ONLAR BİRBİRLERİNİN DOSTLARIDIRLAR. İÇİNİZDEN KİM ONLARI DOST EDİNİRSE, ŞÜPHE YOK Kİ ODA ONLARDANDIR. MUHAKKAKKİ ALLAH O ZALİMLERİ HİDAYETE, DOĞRU YOLA ULAŞTIRMAZ.” MAİDE 51.

    Saygılarımla…

    Oktan Keleş

    oktankeles@gmail.com

    onaltiyildiz@gmail.com

    Twitter: @oktankeles


    Fotoğraflar, belgeler için: Paralel Hat Paralel Siyonizm / ON ALTI YILDIZ

  15. #150
    Üye
    dostempati Avatarı

    Gerçek Adı
    Kalperen C* Türkoğlu
    Üyelik Tarihi
    16.02-2009
    Son Giriş
    Saat
    Yaşadığı Yer
    kalpOder Turan * Krt
    Mesaj
    1.442

    dostempati

    Panthera: hafif, agresif ve zarif aktif tekerlekli sandalye...
    4704 - Sırdaş...



    Oktan Keleş'ten Çırpınırdı Karadeniz

    Oktan Keleş Çırpınırdı Karadeniz - YouTube


    Türk'ün Şanlı Bayrağını Çin Seddine Asacağız!

    Türk'ün Şanlı Bayrağını Beyaz Saray'a Asacağız!

    Türk'ün Şanlı Bayrağını Vatikan'a Asacağız!


    Oktan Keleş'ten Çırpınırdı Karadeniz / ON ALTI YILDIZ




Sayfa 10 / 17 İlkİlk ... 67891011121314 ... SonSon