12-Mayıs-1999 dan beri T5 seviyesinden felçli biri olarak; özellikle
yaralanmanın ilk günlerinde, hasta ve yakınlarının kazanın şokunu atlatamadan,
bilinçsiz ve bilgisizce yapabilecekleri hatalara karşı, bir uyarı yazısı yazmak
istedim.
Amacım, bu şok döneminde çok sık yapılan ve sonuçları maddi manevi büyük
kayıplara sebep olabilen bu hataların yapılmasını önlemek ve hem hastanın hem de
ailesinin bu dönemi bir an önce atlatarak, yeni hayatlarına en kolay ve sorunsuzca
nasıl adapte olacakları konusunda yol göstermektir.
Bu amaca yönelik olarak, özellikle yaşadıklarımdan ve gözlemlediklerimden yola
çıkarak yazdığım bu yazının faydalı olması umuduyla
Bülent KüçükaslanYeni Felçlilere ve Ailelerine
Uyarılar
1- Öncelikle, yaşanan olayın ve sonucunda ortaya
çıkan sorunların hiç kimsenin suçu ya da tercihi olmadığına gerçekten inanın. Bu
konuda geçmişe dönerek ne kendinizi ne de çevrenizdekileri asla suçlamayın.
“Keşke şöyle olsaydı, keşke gelmeseydi, keşke atlamasaydı...” gibi
düşüncelerin, sizlerin daha güzel günler görmenizi geciktireceğini hatta
dönemsel açıdan çok daha kırılgan bir yapıda olan karşılıklı ilişkilerinizde
tamiri güç hasarlara sebep olacağını sakın aklınızdan çıkarmayın.
2- Yaşanan olayın çok beklenmedik ve ani oluşundan dolayı, hem hastanın hem de
ailesinin büyük bir yıkım yaşaması kaçınılmazdır. Ama unutulmamalıdır ki, en
büyük acı ve hayal kırıklıklarını her zaman hasta yaşamaktadır. Çünkü kazanın
sonuçlarına bir ömür katlanmak zorunda kalan; yemesi, içmesi, tuvaleti, yatması,
kalkması vb. her şeyi bir başkasına bağımlı hale gelen; arzuladığı her
şeyi başkasından istemek zorunda kalan ve bu gerçeklerle yaşamaktan başka şansı
olmayan kişi “hasta”dır. Onun için daha çok özveride bulunması gereken taraf
hasta yakınları ve toplum olmalıdır. Eğer aile ve toplum bu özveri ve desteği
gerektiği kadar ve samimiyetle vermezse hasta hayata küsebilir ve bu durumda
yaşam bütün taraflar için “acılarla dolu günler” halini alabilir. Oysa gerekli
özveri ve paylaşımlar sağlandığında sorunsuz ve mutlu bir hayat kaçınılmaz
olacaktır.
3- Hasta’yı anlayabilmek için çok değil, sadece 1 (Bir) gün onun yerine
tekerlekli sandalyede oturmaya çalışın. Suyunuzu, yemeğinizi, tüm
ihtiyaçlarınızı başkalarında isteyin. Ama unutmayın ne ellerinizi ne de
ayaklarınızı kesinlikle kullanmayacaksınız! Bakalım yapabilecek misiniz?...
Aslında bunları anlamak için bu tür oyunlara ihtiyaç duymamalısınız. Bir an
gözlerinizi kapatın ve başkalarından bir şey istemenin ne kadar zor olduğunu
düşünün. Ve Hasta’ya ona göre davranın.
4- Kaza sonrası hastaya sağlık durumunu anlatıp anlatmamak tamamen Hasta’nın ve
ailesinin psikolojik yapılarıyla alakalıdır. Bazıları tüm gerçekleri bilmek
isterken bazıları ise zamana bırakmayı tercih edebilmektedir. Yalnız bu karar
verilirken Hasta’nın çok iyi analiz edilmesi şarttır. Aksi halde büyük
psikolojik yıkımlara sebep olunabilir.
5- Kaza sonrası yapılan ilk acil müdahalenin ardından bir Fizik Tedavi ve
Rehabilitasyon Hastanesinde en az üç ay kalınması şarttır. Bu süreçte Hasta ve
yakınları hem kendileri gibi olan diğer hasta ve yakınlarıyla tanışıp
dertleşebilir hem de yaşamlarının geri kalan dönemlerinde yapması ve yapmaması
gereken kuralları öğrenebilirler.
6- Bu rehabilitasyon döneminde Hasta ve yakınlarına uzmanlar tarafından fizik
tedavi ve psikoterapi uygulanmaktadır. Kendi fiziksel koşullarında en kolay ve
rahat nasıl hareket edebileceklerini, toplumda yalnız olmadıklarını, yaşamlarını
tekerlekli sandalyede geçiren yüz binlerce kişinin olduğunu, gerekli
planlamalarla yaşama kaldıkları yerden devam etmenin ne kadar olağan ve kolay
olduğunu bu dönemde öğrenebilirler.
7- Yeni felç olan kişilerin sağlık açısından özellikle dikkat etmesi gereken
dört husus vardır.
a- Doğru Fizik Tedavi: Kendiliğinden hareket
ettirilemeyen eklem ve kasların, başkaları ya da özel aletler yardımıyla
çalıştırılmasına Fizik Tedavi denir. Amaç eklemlerde kireçlenmeleri ve kas
kısalmalarını önlemek ve kullanılabilir kasları en yüksek düzeyde kullanarak,
vücudu mümkün olan en normal hareketliliğine kavuşturmaktır. Doğru yapılan fizik
tedavi hem eklem ve kas sistemini düzenler hem de oluşabilecek böbrek ve
bağırsak sorunlarını önler. Hatalı yapılan fizik tedavi ise aynı ölçüde zararlı
olabilir. Bu zararlardan kaçınmak için, hasta ve ailesi, yapası gereken fizik
tedavi hareketlerini çok iyi kavramalı, bu hareketleri düzenli olarak yapmalı ve
vücutlarında hissettikleri değişiklikler karşısında gecikmeden bir uzmandan
yardım istemelidirler. Fizik tedavi hareketlerini yaparken dikkat edilmesi
gereken en önemli husus; eklemleri asla zorlamadan, mümkün olan en normal açı ve
kuvvetle gerdirmektir. Çoğu zaman (Hasta’da his olmadığı için) buna dikkat
edilmemektedir. Bunun sonucunda da özellikle eklemlerde “küçük kanamalar”
meydana gelmekte ve bu da ciddi kireçlenmelere yol açmaktadır. Ya da yapılmayan
veya yetersiz yapılan hareketler sonucu kaslar kısalmakta ve eklemler yeteri
kadar açılıp kapanmamaktadır. Görüldüğü gibi fizik tedavinin doğru yapılması
büyük önem arz etmektedir. Onun için Hasta ve ailesinin doğru ve düzenli hareket
yapmaya çok büyük özen göstermesi şarttır. Eğer kendinizde (tüm eklemler için)
sağlıklı bir insanın eklemlerinden daha az hareket ve yumuşaklık hissederseniz
bu hatalı fizik tedavi yapıyorsunuz anlamına gelebilir. Bu durumda vakit
geçirmeden bir uzmana danışmalı ve daha büyük sorunlara sebebiyet vermeden
tedavi aşamasına geçilmelidir.
b- İdrar Yolu Enfeksiyonları: Omurilik yaralanması
sonucu felç olan hastalar kendiliğinden normal idrara çıkamazlar. İdrara
çıkabilmek için farklı yöntemlerle mesaneye ulaşarak mesanede biriken idrarın
boşaltılması gerekmektedir
(Bkz.Sağlık
Danışma). Bu durum -sonda kullanımı- dışardan insan vücuduna iletilen bir
sistem olduğu için dışarıdaki enfekte ortamın içeriye geçmesi olasılığı çok
yüksektir. Özellikle Daimi sonda kullanımında bu tür enfeksiyonların oluşumu
kaçınılmaz ve önüne geçilemez bir sonuçtur. Onun için, genellikle kazanın hemen
ardından Hasta’ya takılan bu daimi sondadan en kısa sürede kurtulmalı ve yerine
(hastanın durumuna göre) 4-6 saatte bir kere yapılan TAK (Temiz aralıklı
kataterizasyon) ya da Prezervatif sonda kullanılmalıdır.
Hastalara “idrarda
enfeksiyon olduğunu düşündürecek” başlıca belirtiler: Ateş ve beraberinde
titreme-üşüme hissi, idrarda tortuların (partiküler) oluşması, sık idrara çıkma
hissi ve en önemlisi de çok sık meydana gelen idrar sızıntılarıdır. Bu tür
belirtiler karşısında zaman geçirmeden bir Üroloğa gidilmeli ve gerekli
kontroller yaptırılmalıdır. Felçli hastalarda en sık görülen ve denetim altında
tutulmazsa ilerleyen zamanlarda çok daha büyük rahatsızlıklara sebep olabilecek
Ürolojik rahatsızlıklara karşı dikkatli ve sürekli bir Üroloğun kontrolünde
olunması şarttır.
c- Yatak Yarası: Sürekli aynı pozisyonda oturmak ya da
yatmak zorunda kalan hastalarda kan dolaşımının normal sağlanamamasından dolayı
yatak yarası oluşma riski vardır. Yatak yarasının oluşması için küçücük bir
dikkatsizliğin dahi yeterli olduğu ve yaranın 1 saat gibi kısa bir sürede dahi
ciddi boyutlarda açılabileceği unutulmamalıdır. Dolayısıyla yara oluşmaması
için bazı ayrıntılara dikkat edilmesi kaçınılmazdır.
Hastanın sık sık pozisyonunu değiştirmek, altının kuru olması, çarşaf ve
giyeceklerinin altında kırışmaması, yatakta yarı yatar pozisyonda iken aşağı
doğru kaydırılmaması, altında havalı yatak olması, uzun süreli tekerlekli
sandalyede oturulmaması, eğer oturuluyorsa özel minderler alınması
(Bkz. Medikal
Danışma) ve/veya sık aralıklarla poponun havalandırılması vb. gibi önlemler
alınmalıdır
(Bkz.Sağlık Danışma).
d- Yalnış yönelmeler: Kaza sonrası yaşanan sarsıntının
hemen ardından Hasta ve yakınları “madem ki doktorlar bu hastalığın tedavisi yok
diyorlar, o zaman biz de alternatif yollar araştırırız” gibi önüne geçilemez bir
düşüncenin kurbanı olmaya başlıyorlar. Kulaktan kulağa efsane gibi yayılan
“saçma sapan” yöntemlerden şifa bulmayı umuyorlar (Bkz.Sağlık Danışma/Tıp Dışı
Tedaviler). Oysa Tıp Bilimi, omurilik yaralanmalarının tedavisini “henüz”
bulamamıştır. Dünyada milyonlarca insanın omurilik felçlisi olarak tekerlekli
sandalyede hayatlarını sürdürdüğünü düşünürsek, bu tür “şifa” umulan yöntemlerin
ne kadar saçma ve olasılık dışı hatta zararlı olduğunu anlayabiliriz.
8- Felç olan kişinin mümkün olan en kısa zamanda sosyal hayata ve üretime
katılabilmesi, hem kendi psikolojisi hem de ailenin rahatlatılması için çok
önemlidir. Hernekadar ülkemiz koşullarında sosyal hayat=üretim=engelli
kavramlarını yanyana kullanmak pek kolay olmasa da Hasta ve ailenin tüm
maddi-manevi sınırlarını zorlayarak bu yönde çaba sarf etmesi en doğru yol
olacaktır.
9- Son olarak Felçli ve ailesine bu zor günlerde büyük bir görev daha
düşmektedir. O da, bundan sonraki hayatlarında engellilere ve onların
sorunlarına karşı çok daha duyarlı olmak ve yakın çevresinden başlayarak herkese
bu duyarlılığı aşılamaya çalışmaktır.
Ayrıca engelli sorunlarını çözmek adına
yapılan her türlü faaliyet ve oluşumu elden geldiğince desteklemenin bu
duyarlılığın bir göstergesi ve sosyal devlet kavramının vazgeçilmez
unsurlarından biri olduğu da unutulmamalıdır.
|