|
Türk İşaret Dili (TİD)
İşaret dili, işitme engellilerin kendi
aralarında iletişim kurarken, el hareketlerini ve yüz mimiklerini kullanarak
oluşturdukları görsel bir dildir.
İşaret dillerinin bilimsel olarak belirlenmiş ana özellikleri ise şunlardır:
1) İşaret dilleri de sözlü diller gibi bir gramer yapısına sahiptir. Sanılanın
aksine sözlü dillerden daha basit bir yapıda değildir.
2) Her işaret dilinin kendine özgü gramer kuralları vardır ve her kavram için
kullanılan işaretler de kullanıcılar arasında ortaktır. Bu özelliği ile işaret
dili, konuşurken kullandığımız jestler ya da pandomimden çok farklıdır.
3) Her ülkenin kendi işaret dili vardır . Örneğin Amerika'da kullanılan işaret
dili (ASL) ile Almanya'da kullanılan işaret dili (DGS) birbirlerine benzemezler.
Bu iki dil, İngilizce ile Almanca kadar farklıdır.
4) Bir işaret dili çevrede kullanılan sözlü dilden etkilense de, farklı bir
gramer yapısına sahiptir. Yani Türkçe ile Türk İşaret dili arasında mutlaka bir
benzerlik olması gerekmez.
5) Sözlü dillerde olduğu gibi işaret dili de erken yaşta öğrenilmelidir. İşitme
engelliler 5-6 yaşına kadar işaret dili öğrenemezler se daha sonra hem işaret
dilini hem de başka dilleri öğrenmeleri zorlaşır.
6) Beyin üzerindeki araştırmalara göre, sözel dillerle işaret dilleri aynı
nörofizyolojik süreçlere ve aynı lokalizasyona (yani beynin sol yarımküresi)
sahiptir.
TİD Genel Bakış
Türk İşaret Dili tarihinin Osmanlı dönemine kadar uzanmasına karşın, TID
hakkında Milli Eğitim Bakanlığı'nın 1995'te yayınladığı görsel bir kılavuz
dışında henüz bir yazılı materyal, arşiv ya da sözlük yoktur.
Türkiye'deki işitme engelli okullarında işaret dili öğretilmemektedir ve ülkemiz
işaret dili eğitimi alanında pek çok ülkeden 50 yıl kadar geridedir. Bu internet
sitesinin amacı TID hakkındaki araştırmalara ve işitme engellilerin eğitiminde
işaret dili kullanımının yaygınlaştırılmasına katkıda bulunmaktır.
Türkiye'de ne kadar işitme engelli bulunduğuna dair çelişkili raporlar vardır.
Birleşmiş Milletler raporuna göre bu sayı 2,5 milyondur. Ancak Milli Eğitim
Bakanlığı 1998 Bütçe Raporu'na göre ülkemizde sadece 400,000 işitme engelli
bulunmaktadır. Yine aynı rapora göre bu nüfusun 120,000'ini çocuklar
oluşturmakta ve sadece 7,000'i okula gitmektedir.
İşitme engellilerin % 90'ının konuşan ailelere doğuyor olması ve henüz Türk
İşaret Dili için bir eğitim materyali bulunmaması, söz konusu çocukların
ilkokula gidene kadar herhangi bir dil öğrenmesini engellemektedir.
Birçok ülkede olduğu gibi Türkiye'de de işitme engelliler için özel eğitim veren
okullar bulunmaktadır. Ancak, duyan öğretmenlerin çoğunlukla yüksek sesle Türkçe
konuşarak eğitim verdiği bu okullarda, işaret dili eğitim sisteminin bir parçası
değildir. Bu koşullarda işitme engelli çocuklar okuldan TID öğrenememektedir.
Sadece sözel dil ve yöntemler, işitme engellilerin kavramsal gelişimleri ve
iletişimleri için kesinlikle yeterli bir araç değildir. İşitme engelli çocuklar
TID'i öğretmenlerinden öğrenemedikleri için okuldaki işitme engelli
arkadaşlarından ya da daha geç yaşlarda derneklerden standart olmayan
yöntemlerle öğrenmek zorunda kalıyorlar.
Sonuç olarak Türkiye'deki işitme engellilerin % 90'ı TID'i, dil öğrenmek için
kritik yaş olan ilk 5 yıldan daha sonra öğrenmektedir. Bu durumda neredeyse tüm
işaret dili kullanıcılarının TID'i geç öğrendiğini söyleyebiliriz. İşaret
dilinin öğrenim sürecindeki farklılıklar ve standardizasyon problemi de
işaretlerde farlılıklara yol açmaktadır. Örneğin, İstanbul'da bulunan 7 farklı
işitme engelli okulunda okuyan öğrencilerin işaretlerinde farklılıklar
görülebilmektedir.
Kullanıcıları tarafından eksik, dolaylı yollardan ve oldukça geç yaşlarda
öğrenilen bir dilin geliştirilmesi, ihtiyaçlar doğrultusunda güncelleştirilmesi
neredeyse imkansızdır. Yapılan araştırmalara göre, öğrenme yaşı ilerledikçe,
kişinin bir dili kullanma becerisi ve o dilin yapısına katkıda bulunma ihtimali
azalır. (Newport,1990)
Ancak tüm sorunlara rağmen, şu ana kadar yaptığımız araştırmalar ışığında
Türkiye'nin çeşitli yerlerindeki işitme engellilerin işaretleri arasında
farklılıklar olsa da birbirleriyle anlaşabildiklerini görüyoruz. Bu da Türk
İşaret Dili'nin geleceği açısından umut verici.
Tarihte Türk İşaret Dili
Türk İşaret Dili'nin tarihçesiyle ilgili bilgilerimiz, işaret dili görsel bir
dil olduğu ve dolayısıyla kağıda geçirilmesi zor olduğu için oldukça kısıtlıdır.
Türk tarihinde işaret dilinin varlığı ve eğitimde kullanımıyla ilgili arşivler
Osmanlıca olduğu için bu konuda yoğun bir arşiv çalışması gerekmektedir. Şu ana
kadar edindiğimiz bütün bilgiler en azından Osmanlı işaret dilinin batıda
kullanılan işaret dilleriyle bir ilişkisi olmadan geliştiğini ve bu açıdan
oldukça özgün bir işaret dili olduğunu göstermektedir.
Dünyada her işaret dilinin başlangıcı işitme engellileri bir araya getiren bir
kurumun, yani okulun, kurulmasıyla eş zamanlı olarak düşünülmektedir. Çünkü bir
kurum aracılığıyla bir araya gelemeyen işitme engelliler evlerinde kendi işaret
dillerini geliştirip ortak bir dil oluşturamazlar. Fransa'da 1770'li yıllarda
sağırların kullandığı el hareketleri, grameri olan bir dil olarak kabul edilmiş
ve okullarda öğretilmeye başlanmıştır. Daha sonra bu yöntem bir Fransız işaret
dili bilimcisi tarafından Amerika'ya taşınmış ve orada 1817'de Thomas Gallaudet
tarafından sadece sağırlara eğitim veren, ilk işaret dili öğreten okul
kurulmuştur (şimdiki adıyla, Gallaudet University).
Miles (2000) 'ın Osmanlılar hakkında batıda çıkan yazılardan ve Evliya
Çelebi'nin notlarından yaptığı derlemelere göre 1500-1700 yılları arasında
Osmanlı sarayında mahkemelerde hizmet etmeleri amacıyla bulundurulan bir
sağırlar topluluğu yer almaktaydı. (Bu yıllarda batıda işitme engellilerin
kullandığı dil ise hiçbir kurumun parçası değildi). Hatta bazı sultanların bu
dili öğrendikleri ve halka bir tercüman aracılığıyla hitab ederken işaret
kullandıkları da arşivlerde yer almaktadır. Ancak yine Miles' a göre, saraydaki
işitme engellilerin ve bir dönem üst sınıfın kullandığı iletişim sisteminin, o
sıralar halkın kullandığı işaret diline ne kadar benzediği ve bu sistemin ne
kadar gramerleşmiş olduğu kesin değildir. Örneğin, bu sistem saraydaki yeni
doğan işitme engelli çocuklara öğretilmemiş ( bir dilin gramerleşmesi için
gerekli olan bir kriter), bu topluluğa yeni katılanlar yine yetişkin sağırlardan
alınmıştır. Sonuç olarak topluluğun kullandığı dilin gramerleşmiş olma olasılığı
düşüktür ve TID'in başlangıcının bu kadar eskilere gidip gitmediği tartışılır.
Osmanlı'larda ilk işitme engelliler okulu Osmanlı döneminde II. Abdülhamit
tarafından kurulan (1902) Yıldız Sağırlar Okuludur. Bu okulda, günümüz Türk
İşaret Dili'nin muhtemel alt yapısını oluşturan Osmanlı İşaret Dili, öğretmenler
tarafından okullarda sözel dille beraber kullanılıyordu. Tıpkı yazılı dilde
olduğu gibi, bu okulda kullanılan işaret alfabesi de şu anda kullanılan
alfabeden farklıydı. Bu okullarda batıda kullanılan işaret dillerinin
kullanıldığına dair de hiçbir kanıt yoktur.
Ancak bu okulda 1953'te çıkarılan bir Milli
Eğitim Bakanlığı kanunuyla işaret dili kullanılması yasaklanmıştır. Bunun nedeni
işitme engellilerin eğitiminde sözel eğitimin gerekli olduğuna inanılması ve
işaret dilinin çocukların konuşmasını engelleyeceği düşüncesidir. Yıldız'da
bulunan okul Fatih'e taşındı ve şimdi Yıldız okulundaki arşivler Fatih İşitme
Engelliler okulunda bulunmaktadır.
1953'ten bu yana okullarda TID kullanılmamaktadır ancak tekrar
yaygınlaştırılması için çalışmalarımız sürmektedir.
Aileler ve Öğretmenler İçin Genel Bilgi
a)İşaret Dili öğretiminin çocuğun gelişimindeki önemi
1- Dünyada ve Türkiye’de işitme engelli
çocukların yaklaşık %90'ı duyan anne ve babalara doğmaktadır.
2- Özellikle doğuştan ağır işitme kaybı olan (90dB üzeri) ve annesi, babası
işitme engelli olmayan çocuklar doğumdan sonraki İLK BEŞ YIL içinde işaret dili
öğrenmelidirler.
3- Aksi halde, işaret dilini ya da herhangi bir sözel dili (örneğin Türkçe)
öğrenmelerinin yanı sıra normal düşünce, zeka, sosyal ve duygusal gelişimleri
de risk altına girmektedir.
b) İlk 5 yılda işaret dili öğrenmemenin
sonuçları
1- Beyin ve nörolojik hücreler arasındaki
ilişki diğer çocuklardan geri kalır. (Neville, 1991)
2- Okuma yazma ve öğrenme kapasitesi çok geride (yaklaşık 3üncü sınıf
seviyesinde) kalır. (Allen, 1986)
3- İkinci bir dili öğrenmek çok zorlaşır (Mayberry, 1993) (Erken dönemde işaret
dili öğrenmemiş işitme engelli bir çocuğun Türkçe'yi öğrenmesi veya okuyup
yazması çok zordur).
4- Okul yaşlarında, duyan çocuklarla karşılaştırıldığında, hafıza geriliği
gözlemlenebilir (Bebko, 1984).
5- Sosyal ve duygusal gelişimde erken yaşlarda problemler olabilir (örneğin;
diğer insanların duygu ve amaçlarını anlamalarında) (De Villiers, 1999)
c) İşitme engellilerin eğitimiyle ilgili
varolan önyargıların aksine;
- "Sözel yöntem" ile eğitilen ve işitme kaybı
fazla olan çocukların sözel dil öğrenme olasılığı oldukça düşüktür.
- "Dudak okuma"yı öğrenmek işaret dilinin yerine geçemez çünkü pek çok ses ağız
içerisinde ve gırtlaktan çıkarılmaktadır.
- Çocuklara işaret dili öğretmek onların sözel dil gelişimini KESİNLİKLE
geriletmez.
d) Neden işaret dili öğretmek sözel dil
gelişimini engellemez?
- Çocuklar erken yaşta ne kadar fazla dil
duyarlarsa o kadar çok dili öğrenebilirler.
- Hatta birden fazla dil (örneğin hem sözel hem işaret) öğrenen çocukların
düşünce yapıları da daha çok gelişir.
- Son araştırmalara göre, duyan çocuklara bile işaret dili öğretilmesi
sayesinde dil öğrenimi çok daha erken yaşlara çekilebiliyor. (Acredelo &
Goodwyn, 1988)
e) İşitme engellilerin eğitimi için
izlenmesi gereken en doğru yol nedir?
- Mümkün olduğunca erken ve doğru teşhis
(otizm vb. rahatsızlıklarla karıştırılmamalı).
- Eğer anne babalar duyuyorsa, öncelikle hemen kendileri işaret dili öğrenmeli
ve çocuklarına sözel eğitimle birlikte işaret dilini de vermeleri
gerekmektedir.
- Kendileri öğrenemiyorlarsa bile, çocuklarını işaret dilinin kullanıldığı
ortamlara getirmelidirler.
- İşaret dilini öğrenemeyen anne babalar çocuklarıyla iletişimde en azından el
ve vücut hareketlerini mümkün olduğunca sık kullanıp, onların da kullanmasını
teşvik etmelidirler.
- En azından okul öncesi dönemde (4-6) yaşta işaret dili öğretimi verilmelidir.
f) Ameliyat (Cochlear Implants ) nasıl bir
çözüm?
- Cochlear Implant yöntemi bir ameliyatla
kulağın koklea kısmına yerleştirilen işitme cihazı sayesinde duyma ile ilgili
sinir hücrelerinin harekete geçirilmesidir.
- Ameliyat ne kadar erken yapılırsa sözel dili öğrenme başarısı da o kadar
artar. (Robinson, 1998)
- Ameliyattan sonra mutlaka sözlü eğitim uygulanmalıdır.
- Ameliyat herkes için uygun bir çozüm değildir ve ameliyat olan herkesin
konuşma olasılığı 100% değildir.
- Böyle bir riski göze almamak için Cochlear Implant olmuş bir çocuğa hem
işaret dili hem sözel dil öğretilmelidir.
TİD Hakkındaki her türlü gelişmeyi
http://turkisaretdili.ku.edu.tr/ sitesinden takip edebilirsiniz.
Dr. Aslı Özyürek
Deniz İlkbaşaran
http://turkisaretdili.ku.edu.tr/
|