|
Omurilik Tedavisi için Yeni
Umut
Son yıllarda değişik ülkelerde hayvanlar
üzerinde yapılan çalışmalar, omurilik yaralanmalarının tedavisi için
alternatifler sunuyor. Bilim adamları, omurilik sinirlerinin zedelenmesi,
genellikle kırılan omurganın omuriliği ezmesi
sonucu oluşan omurilik yaralanmalarının doğasını ve sinir sisteminin bu
yaralanmaya tepkisini anlamaya çalışıyorlar. Ne yazık ki, omurilik yaralanmaları
tedavisinde hâlâ bilinmeyen çok şey var; ama, araştırma gönüllülerinin yardımı
sayesinde omurilik yaralanması geçirmiş insanların fiziksel kapasitelerini
artırmaya yönelik tedaviler denenip geliştirilebiliyor. Asıl sorulması gereken
soruysa hayvanlar üzerinde yapılan çalışmalar sonucu elde edilen laboratuar
bulgularının, omuriliği zedelenmiş insanların tedavisinde uygulanıp
uygulanamayacağı.
OMURİLİK yaralanmaları her yıl dünya genelinde yaklaşık 250.000 insanın kalıcı
felç olmasına neden oluyor. Bu yaralanmaların %70-80'i erkeklerde meydana
geliyor. Yaralanmaların dörtte üçüyse 15-33 yaş grubu içinde meydana geliyor.
Geçen bir kaç yıl içinde bilim adamları, sakatlanmış deney hayvanlarının en
azından kemirgenlerin omurilik sinirlerini yeniden canlandırarak daha normal
yürümelerini ve bazı duyuların ilkel formlarını yeniden kazanmalarını
sağlayabileceklerini kanıtladılar. Dünya, zarar görmüş omuriliklerin onarımında,
kök hücrelerin kullanımına odaklanmış olsa da, araştırmacılar diğer pek çok
alternatif keşfediyorlar.
Örneğin bazı araştırmacılar özel büyüme baskılayıcılarının varlığını keşfettiler
ve bunları etkisizleştirerek sinirlerin büyümelerini ve yeni bağlantılar
kurmalarını sağladılar. Bir başka grup, hücrelerden, sinirlerin hasarlı bölgeyi
aşmalarını sağlayan hücreli yapı iskeleleri inşa etmenin yollarını buldu ya da
sinirlere enjekte edildiğinde büyümeyi hızlandıran kimyasallar geliştirdi.
Laboratuarlardaki gelişmelere karşın araştırmacılar, bu tedavilerin insanlar
üzerinde denenmesinin en azından daha bir kaç yıl süreceği uyarısında
bulunuyorlar. Özellikle, omurilik tedavisi çoğu kez hassas ameliyat
gerektirdiğinden ya da omuriliğin dolambaçlı, alışılmamış yapısına protein
moleküllerini taşımak yetenek gerektirdiğinden; başarılı bir tedavi için hem
bilimsel, hem de pratik engeller oldukça fazla. Bu tür tedavileri geliştirmek
aynı zamanda hem mali kaynak, hem de çoğu araştırmacının yoksun olduğu uzmanlık
gerektiren bir şey.
İnsanların, merkezi sinir sistemi bozukluklarının tedavisi konusunda ne kadar
umutsuz olduğunu bilen Ron Cohen adlı bir girişimci, 1993 yazında, omurilik
zedelenmeleri için tedavi yolları geliştirmeyi amaçlayan ilk şirketlerden biri
olan Acorda Therapeutics'i kurdu. O zamanlar bu alanın kârlı olup olmayacağı
şöyle dursun, herhangi bir tedavinin mümkün olup olmadığı bile belli değildi.
Şimdilerdeyse Cohen'in firması, hayvanlar üzerinde deneylerle ve ileri klinik
denemelere henüz girmiş olan bir ilaçla omurilik yaralanmaları tedavisindeki
boşluğu doldurmaya hazır. Acorda gibi şirketler, kronik omurilik
yaralanmalarının tedavisinde potansiyel kâr görüyor; çünkü hastaların çoğu
rahatsızlandıktan sonra 40-50 yıl daha yaşamlarını sürdürüyorlar. Bu durum
hastaların sadece yıllar boyunca ilaç tedavisi görebileceği anlamına gelmiyor.
Bu, aynı zamanda hastaların ya da sağlık sigortası şirketlerinin 400.000
dolardan 2.1 milyon dolara kadar çıkabilen tedavi masraflarını bir ömür boyu
ödeyebilecekleri anlamına da geliyor. Ancak, bu alanda Acorda bir istisna olarak
kalıyor; çünkü çoğu ilaç şirketi, kanser gibi, kalp rahatsızlıkları gibi
hastalıklara oranla çok az sayıda kişiyi etkileyen hastalıkların tedavisiyle
ilgilenmiyorlar.
Engelleri
Yıkma
Trafik kazası, düşme, silahla yaralanma gibi bir kaza sonucu oluşan iltihabi
durumlar, omurilikte travmayı atlatan sinir liflerinin kopmasını da içeren ek
zarara neden oluyorlar. 1990'ların başında, bu artan hasarı azaltmak için
nörologlar, omurilik yaralanmalarını metilprednisolon adlı iltihap önleyici
steroid enjeksiyonuyla tedavi etmeye başladılar. Ancak, bu ilaç kazadan sonraki
ilk sekiz saat içinde verilmek zorundaydı ve yan etkileri olabiliyordu.
Bu yüzden bilim adamları, omuriliği daha önceden hasar görmüş olan hastalara
yardımı dokunabilecek daha iyi tedavi yolları araştırdılar. İltihabi durumların
sadece doğrudan omuriliğe zarar vermekle kalmayıp yeni sinir oluşumunu da
baskılayarak omuriliğin toparlanmasını engellediğini belirlediler.
Araştırmacılar ayrıca, astrosit olarak bilinen sinir destek hücrelerinin, hem
kimyasal hem de mekanik olarak yeniden uzamaya başlayan sinir uçlarının önünü
tıkayan yara dokusu ürettiğini keşfettiler.
1990 başlarında Case Western Reser ve Üniversitesi'nden Jerry Silver ve
meslektaşları, yara dokusunun en tıkayıcı bileşeninin kondroitin sülfat
proteoglikan diye adlandırılan bir glikoprotein olduğunu buldular. Silver'ın
ekibi, kültür ortamında büyüyen sinir hücrelerinin, bir proteoglikan grubuyla
karşılaştıklarında durduklarını ve geri döndüklerini gösterdi. Ancak,
araştırmacılar bu glikoproteinlerin şekerden dallarını budayan kondroitinaz ABC
adlı bir bakteriyel enzimi eklediklerinde, sinir lifleri daha önce
tutunamadıkları yerlerde gelişmeye başladılar. Silver, kondroitinaz enzimi için,
"tek başına, tekerlekli sandalyeye bağlı insanların yürümesini sağlayamasa da,
omurilik yaralanmaları tedavisinde kullanılan tüm stratejilerin bir parçası
olabilir" diyor.
Ancak bu yıla kadar araştırmacılar bu enzimin hayvanların omurilik hasarlarında
ne derece etkili olacağını bulamadılar. Londra Kings College'den Elizabeth
Bradbury ve meslektaşları, kondroitinaz ABC enzimini farelere aşıladıktan hemen
sonra hayvanların omuriliklerini penslerle kısmen kestiklerinde, zedelenmiş
sinir liflerinin yeniden canlandığını ve hasarlı bölge boyunca işlevsel
bağlantılar kurduğunu gördüler. Kurulan bu bağlantılar, farelerin motor
becerilerini geliştiriyor gibi gözüküyordu.
Tedavi edilen fareler, tedavi edilmeyen ve kısa, kesik adımlarla yürüyen
farelere oranla daha uzun adımlar atabiliyorlardı. Ayrıca bunlar, bir ızgarayı
ya da dar bir kirişi geçmek gibi duyusal motor becerilerini yine kontrol grubuna
oranla daha hızlı kazandılar. Ancak, pençelerine yapışan bant parçalarını
saptamakta hala başarısızdılar -ki bu normal farelerin hemen sıyırıp atacağı bir
şeydir.- Çünkü bilinçli duyuları yöneten aksonlar, yeniden gelişmeye
başlamalarına karşın, beyinlerindeki hedeflere ulaşacak kadar uzayamamışlardı.
Umut verici bu sonuçlara karşın ekip, enzimin uzun sürmüş felçlere karşı
sağaltıcı bir etkisinin olup olmayacağını henüz keşfedemedi. Aynı zamanda
enzimin istenmeyen yan etkilerinin olup olmadığı da henüz bilinmiyor.
Kondroitinazın hedef aldığı glikoproteinler yaralanmalara doğal bir tepki olarak
üretiliyor; ama, araştırmacılar sağlıklı omuriliğin de sinirsel gelişmeyi
engelleyen bileşimler yaptığını buldular. Bunlardan biri, 1980'lerde Zürich
Üniversitesi'nden Martin Schvvab ve ekibince keşfedilen, Nogo diye bilinen bir
protein. Araştırmacılar Nogo'nun tüm omurilik sinir liflerinin etrafını
çevreleyen ve bunların sinyal iletimini kolaylaştıran miyelin adlı yalıtıcı
kılıflarınca üretildiğini buldular.
Nogo, sağlıklı hayvanlarda sinirlerin daha fazla uzamasını engelleyerek, gelişme
sırasında oluşturulan uygun sinirsel bağlantıları güçlendirmeye yardımcı
olabilir. Ancak, olumsuz bir yanı, Nogo'nun aynı zamanda zedelenme sonrası
sinirsel filizlenmeyi de engellemesi. Schvvab'ın ekibi şimdilerde Nogo'nun
etkilerini önlemenin yollarını arıyor. 1995'de yine Zürich’li araştırmacılar,
bir Nogo antikorunun, farelerin hasarlı omurilikle daha iyi, daha dengeli ve
daha uzun adımlarla yürümelerini sağlayan bağlantıların kurulmasına yardımcı
olduğunu gösterdiler.
2000 yılındaysa, Schvvab'ın ekibi, Stephen Strittmatter'ın Yale'deki grubu ve
GlaxoSmithKline şirketinden Frank Walsh ve meslektaşları, Nogo genini insan
versiyonu dahil klonlamayı başardılar. Bu gelişme, araştırmacıların, insan Nogo
proteinini büyük miktarlarda üretebilmelerini, böylelikle de, bu proteine karşı
antikor üretimini tetikleyebilmelerini sağladı. Bu aynı zamanda araştırmacılara,
Nogo'nun, antikorların asıl hedefi olan en aktif parçalarını tanıma olanağı
verdi.
Büyük ilaç firmalarının omurilik yaralanmalarına karşı genelde ilgisiz
görünmelerine karşın, Nogo yine de dikkati çekti sayılır. Bir yılı biraz aşkın
bir süre önce Novartis firması, Schwab'ın Nogo antikor teknolojisine lisans
verdi. Şirket, Nogo'nun çoklu doku setleşmesi, Parkinson hastalığı ve felç gibi,
omurilik yaralanmalarına oranla daha fazla insanı etkileyen diğer nörolojik
durumlarda da etkili olabileceği düşüncesiyle harekete geçmişti. Bu arada,
Strittmatter'ın grubu geçtiğimiz yıl nöronlarda Nogo'nun işlevlerini yerine
getirmek için yararlandığı bir almaç keşfetti. Yale grubu, 3 Mayıs 2002 tarihli
Nature dergisinde, Nogo'nun küçük bir peptid parçasının almacı tıkayarak,
omurilik hasarlı farelerde hem sinirlerin yeniden gelişmesini, hem de yitirilmiş
işlevlerin geri gelmesini sağlayabileceğini gösterdi. Sonuçlar, almacı Nogo'yu
baskılayacak küçük bir ilaç için olası bir hedef haline getiriyor. Böyle bir
baskılayıcı, ilaç firmaları için çekici olabilir; çünkü, bu doğrudan omuriliğe
verilmesi gereken protein ve antikorların aksine, hap gibi yutulabilirdi.
Aslında, yeni bilgiler Nogo almacını baskılamanın, Nogo'nun kendisini
hedeflemekten çok daha etkili olabileceğini gösterdi. 27 Haziran'da
Strittmatter'ın ekibi miyelin bağlantılı glikoprotein (MAG) diye bilinen bir
büyüme baskılayıcısının Nogo almacına bağlandığını gösterdi. New York City
Üniversitesi Hunter Koleji'nden Marie Filbin ve meslektaşları 28 Haziran'da
Afeuran'da online yayınlanan çalışmalarıyla MAG'in Nogo almacı yoluyla etki
yaptığı konusunda ek kanıtlar getirdiler. Ayrıca, Harvard'dan Zehgang He ve
meslektaşları da Nature'm 27 Haziran sayısında bu almacın aynı zamanda, bir
üçüncü miyelin türevli baskılayıcı olan oligodendrosit miyelin gliko-proteinin
yapışacağı bir bağlantı bölgesi olduğunu bildirdiler. Bu nedenle, Nogo almacını
tıkamak, sinir gelişimini engelleyen tüm engelleyici faktörleri etkisiz
kılabilecek.
Küçük moleküller kullanarak uygulanabilecek "bilimkurgusal" bir olası tedavi
önerisi de Filbin'in ekibinden geldi. Aynı grubun bir önceki çalışması,
hücrelerin iç sinyal yollarında bulunan bir molekül olan döngüsel AMP'nin Nogo
ve MAG gibi büyüme baskılayıcılarının üstesinden gelerek, sinir hücrelerinin
büyümelerini teşvik ettiğini göstermişti. Araştırmacılar bunun tam olarak nasıl
gerçekleştiğini bulmaya çalışıyorlar. Ancak, Neuron'un 13 Haziran sayısında
anlatılan deneyler, herhangi bir hasardan önce farelerin omur sinirlerinin hücre
gövdelerine enjekte edilen döngüsel AMP'nin, beyne giden sinir dallarının
yeniden üretilmesine neden olduğunu gösterdi. Filbin, bu enjeksiyonların
yaralanma sonrasında verildiğinde de işe yarayacağını tahmin ediyor.
Köprü Kurma
Bununla beraber, hasar ağır olduğunda baskılayıcıların önünü bakmak muhtemelen
yeterli olmayacak. Yeniden canlandırılmış sinirler hala zor bir bariyerden
geçmek zorunda kalacaklar: yoğun, elastiki yara izi dokularına ek olarak
iltihabi süreçler sonucu ortaya çıkan geniş, sıvı dolu baloncuklar.
Raisman'in meslektaşlarıyla yaptığı çalışma, nöronların burundan alınıp
omuriliğin kesik uçlarını birbirine bağlayacak bir doku köprüsü yoluyla
"aldatılarak" bu çetin araziden geçirilebileceğini gösterdi. Koku sinirleri ne
zaman hasar görseler (örneğin, bir grip virüsüyle karşılaşıldığında ya da
kuvvetli bir çözücünün teneffüs edildiği durumlarda) kendiliklerinden yeniden
ürerler ve koku duyusu için gerekli olan bağlantıları yapmak için beyne
ulaşırlar. Raisman bu hücrelerin, koklama duyusu sistemine özgü destek
hücrelerinin oluşturduğu bir iskele üzerinden aksonlarını uzatarak büyüdüklerini
keşfetti.
1990'ların ortalarında, Raisman ve meslektaşları omuriliği zedelenmiş farelere,
bu kılıflandırıcı koku hücrelerini naklettiler. Bu nakil sadece sinir liflerinin
yaralı bölgeyi aşmasını değil, ayrıca farelerin ön ayaklarıyla yiyeceğe
uzana-bilmelerini sağladı. Henüz yayımlanmamış bir çalışmadaysa araştırmacılar,
naklin, kesik nöronların tırmanma gibi, kemirgenin tüm vücudunun hareketini
gerektiren çok kompleks bir eylem için gerekli olan bağlantıların oluşmasını
sağladığını gösterdiler. Bundan da öte, yapı iskelesi yaralanmanın üzerinden 6
ay sonra takılmış olsa bile çalışıyordu.
Şimdi Raisman insanların koklama duyusu kılıflandırıcı hücrelerini, benzer
özellikler taşıyıp taşımadıklarını anlamak için farelere aşılıyor ve Londra'daki
sinir cerrahları ile işbirliği içinde yürütülecek küçük klinik deneyler için
planlar yapıyor.
Kök hücrelerini de içeren diğer hücre tipleri de etkili yapı iskeleleri
oluşturabilirler. Stockholm'daki Karolinska Enstitüsü'nden Lars Olson ve
meslektaşları, kıkırdak ve kemiğe dönüşebilen bir çeşit kök hücre olan kemik
iliği stromal hücreleriyle umut verici sonuçlar elde ettiler. Olson'un ekibi
omuriliği zedelenmiş farelere bu hücreleri nakletti ve hücrelerin yaralı bölgeyi
kateden kümeler oluşturarak sinir büyümesini teşvik eden bir ortam
yarattıklarını gördüler. Doku nakli yaralanmadan l hafta sonra yapılırsa,
hücreler farelerin kaba bir şekilde de olsa yürüme becerilerini yeniden
kazanmalarına yardımcı oluyor.
Boşlukları Tıkamak
Yeni sinir geliştirme üzerine bu kadar odaklanılmasına karşın, zedelenmiş
omurilikte kayda değer bir iyileşme için kopmuş sinirleri yeniden inşa etmek her
zaman gerekli olmayabilir. İnsanlarda görülen omurilik zedelenmelerinin yarıdan
fazlasında omurdaki liflerin tamamı değil, birkaçı kopmuş durumdadır. Böyle
durumlarda sağlam kalan liflerin işlevlerini geliştirmek umut verici bir yol
olabilir. Bu Acorda şirketince benimsenen bir yaklaşım. Şirketin araştırma şefi
Andrevv Blight, 1980'lerde kazada sağlam kalmış liflerin miyelin kılıflarının da
çoğu kez hasara uğramış olduğunu, bunun da sinirlerin sinyal iletimi
yeteneklerini bozduğunu keşfetti.
Miyelinin görevlerinden biri sinir hücrelerinde, açık olması halinde potasyum
iyonlarının dışarıya kaçacağı kanalları kapatmaktır. Bu, akımın hücrelerden
sızarak sinyal iletiminin engellenmesini önler.
Acorda, nöron aksonları üzerindeki parçalı miyelin kılıfları arasındaki
boşluklarda akson lifleri üzerindeki potasyum kanallarını tıkayarak, iyon
kaçışını önleyen fampridine adlı (kimyasal olarak 4-aminopyridin, ya da 4-AP
olarak adlandırılan) bir ilaç geliştirdi. Daha sonra New York Üniversitesi'nden
Blight ve ekibi, omuriliği zedelenmiş kedilere verilen 4-AP'nin, sağlam kalan
nöronların elektrik tepilerini yönetme kabiliyetlerini onardığını ve kedilerin
kaslarında normal bir elektrik aktivitesini uyardığını gösterdiler. 1991
yılındaysa bu tedavinin, araba kazası ya da omurilik disklerindeki kırılmalar
sonrası felç olan köpeklerde mesane ve duyumsal işlevleri olduğu kadar, ayakta
durma ve yürüme yeteneklerini de geliştirebileceğini gösterdiler.
Acorda, yaklaşık 5 yıl önce insanlar üzerindeki denemelerine başladı ve yöntemi
bu tarihten beri 200'den fazla hasta üzerinde uyguladı. Fampridine, hastaların
duyusal ve motor işlevlerini çok fazla geliştirmedi, ama bazı hastalarda,
spastikliği, kol ve bacaklarda katılaşmayı ve istem dışı burkulmayı kayda değer
ölçüde azalttı. İlaç, aynı zamanda, uygulandığı hastaların kontrol
grubundakilere oranla mesane, bağırsak ve cinsel faaliyetlerini de geliştirdi.
Şimdiye kadar tek kayda değer yan etki, bileşim aynı zamanda sağlıklı nöronların
da duyarlılığını artırdığı için ortaya çıkan, küçük bir nöbet riski. İlacın
insanlar üzerindeki büyük ölçekli denemelerine Haziran'da başlandı.
Cohen, şirketinin gelecekte kısmi faydalardan çok daha fazlasını sağlayan yeni
tedavi yöntemlerinin geliştirilmesine yardımcı olacağını umuyor ve Acorda'nın
omurilik zedelenmeleri tedavilerinin denenmesi için dünyanın en büyük hayvan
deneyleri tesisi olduğunu söylüyor. Araştırmacılar burada ellerindeki
bileşimleri yüzlerce fare üzerinde deneyip, olası bir tedavi için açık, kesin ve
istatistiksel cevaplar elde edebilecekler.
Doğru
Bileşim
Akson yenilenmesinin baskılanması.
a) Miyelinde bulunan akson baskılayıcılar, örneğin, Nogo proteini, yaralanmamış
merkez sinir sisteminde aksonların uzamasını önler, b) Yaralanmadan sonra,
zedelenmiş miyelin ve oligodendrosit hücreleri sinirin onarılmasını engeller.
Araştırmacıların çoğu, tek başına hiçbir tedavi yolunun omurilik yaralanmalarını
iyileştirebileceğine inanmıyor. Bunun yerine, yaralanmış omurilikte var olup,
sinirlerin yeniden gelişmesini önlediğine inanılan engellerin ortadan
kaldırılması için farklı çözümlerin birlikte uygulanmasını öneriyorlar. Olson
"açıkçası bir tek mükemmel tedavi değil, tedavi bileşimlerinin arayışı
içindeyiz" diyor. Örneğin yaralı bölge üzerinden hücreli bir köprü kurmak, bir
nöronun kendine özgü büyüme kapasitesini artırmak için protein büyüme
faktörlerinin uygulanması ve yara dokularını eriten enzimlerin bırakılması
gerekiyor. Nogo gibi baskılayıcı faktörlerin etkilerini nötrleştirmek için
antikor ve küçük moleküller de karışıma eklenmeli.
Georgetovvn Üniversitesi'nde omurilik üzerine araştırmalar yapan Bregman ve
meslektaşları, büyüme faktörlerinin hasarlı bölgeye aşılanması ve verilmesiyle
cenin omurilik dokusundan yapılma yapı iskelesi yöntemlerini birleştirerek, bu
alandaki en umut verici çalışmalardan birini yaptılar. Sonuç olarak bu
bileşimin, büyüme faktörlerinin ya da cenin doku nakillerinin tek başlarına
yaptıklarından çok daha ileri düzeyde nöralrejenerasyona yol açtığını gördüler.
Ayrıca geçen Aralık ayında, Bregman'ın ekibi Journal of Neuroscience'da bu
bileşik tedaviyi farelerdeki bir yaralanmadan 2 ila 4 hafta sonra uygulamanın,
hemen uygulamaya oranla, çok daha fazla iyileşme gösterdiğini bildirdiler.
Geciktirilmiş tedavi, farelerin ayak değirmenlerinde yürüyebilmelerini ve
merdiven çıkabilmelerini sağladı, oysa yaralanmadan hemen sonra uygulanan
tedavide, fareler bunları yapamıyordu.
Bu tür bileşik tedaviler, ancak tüm tedavi yöntemleri tek tek dikkatle
denendikten sonra kliniklere ulaşabiliyor. Araştırmacılar, güncel deneysel
stratejilerin herhangi birini insanlarda denemeden önce son derece dikkatli
olunmasını tavsiye ediyorlar. Endişelendikleri konu, stratejilerin yarardan çok
zararla sonuçlanması. Öncelikle, hastaların sağlam kalmış omurilik işlevleri ve
hatta hayatları söz konusu. Güvenliği ve etkinliği tam olarak kanıtlanmamış
yöntemlerin uygulanması sonucu kronik ağrılar ve daha da kötüsü felç oluşabilir.
Etkisiz ameliyatlar, daha fazla işlev kaybına neden olabilir. Bu olumsuzluklara,
yüksek ameliyat giderlerini, risklerini ve potansiyel ameliyat sonrası
komplikasyonlarını da ekleyebiliriz.
Sonuç olarak her ne kadar pek çok araştırmacı ve özellikle hastalar, ellerinde
faydalı olacağı umulan bir tedavi yöntemi varken daha iyisinin geliştirilmesini
beklemek istemiyorsa da, insanlara belli bir takım tedavi yöntemlerini önermeden
önce birkaç yılın daha araştırmalarla geçmesi gerekiyor.
Kaynak:
Bilim ve Teknik Dergisi
www.biltek.tubitak.gov.tr
Ekim 2002
Çeviri: Meltem Yenal Coşkun
Wickelgren,l.,"Animal Stııdies Raise Hopes for Spinal Cord Repair",
Science, 12 Temmuz 2002
Bu yazı, Bilim ve Teknik dergisi
Genel Yayın Yönetmeni Raşit Gürdilek'in onayı ile yayınlanmaktadır.
|