Çocuk Hakları

Çocuğun Yaşama Hakkı

Nüfus artışı ve sağlık Türkiye hızında azalma gözlenen bir nüfus artışı yaşamaktadır. DİE’nin nüfus tespit çalışmaları kesin sonucuna göre 62.8 milyonlu nüfusa ulaşmıştır. Çocuğun “yaşam hakkının korunması açısından sağlığın Anayasa ile Devlet güvencesi altında olduğunu tüm Türkiye nüfusunun bilmesi büyük önem taşımaktadır. Özellikle 1. basamak sağlık kuruluşlarında çocuklara yönelik temel sağlık hizmetleri ücretsiz olarak verilmekte, sosyal güvencesi olmayanlara yeşil kart uygulamasıyla sağlık hizmeti sunulmaktadır.
Türkiye’nin aşılama konusunda önceki yıllara göre daha iyi bir noktada olduğu görülmektedir.

Sağlık Bakanlığı çocuk sağlığı düzeyini iyileştirmek amacıyla verdiği rutin hizmeti çok sayıda çocuk programı ile desteklemektedir. Bu programlar anne sütünün teşviki, bebek dostu hastane vardır. Bu hastanelerimizde anne sütü ile beslenmenin doğru yöntemleri öğretilmektedir.

Antalya Devlet Hastanesi, Bebek Dostu Hastanesi olarak faaliyetlerini sürdürmektedir.
DPT projeksiyonlarına göre 1998 yılında bebek ölüm hızı binde 38.3’dür. 5 yaş altı çocuk ölüm hızı ise 1998 yılı nüfus ve sağlık araştırması sonuçlarına göre kentlerde ortalama 42.4 kırsal kesimde 68’dir.

0-5 yaş grubu ölüm oranının azaltılması amacıyla özellikle gebe takiplerinin daha etkin bir şekilde yapılması yeni doğan ölümlerinde çocukların enfeksiyonlarından koruyucu şekilde aşılanması ve rutin kontrollerinin yapılması gerekmektedir.
Ulusal Çocuk Kongresi Raporunda; Türkiye’de doğumların tüm Ülkeyi kapsar biçimde ve düzenli olarak kaydeden bir kayıt sisteminin olmadığı; DİE’nin “Doğum Fişi” yardımıyla veri topladığı, ancak bunların sınırlı bölgeleri kapsadığı” belirtilmiştir. Bildirimlerin öngörüldüğü gibi en geç 1 ay içinde nüfus idaresine bildirilmediği, bazı doğumların ise hiç bildirilmediği kaydedilmiştir.

Ankara İl Sağlık Müdürlüğü 1998 yılından bu yana canlı doğumların saptanması amacıyla bir program yürütmektedir. Bu programa göre hem hastanelerde hem de evde yapılan doğumlar gerçeği en yakın şekilde saptanabilmektedir.

- “Evlilik öncesi danışmanlık ve eğitim hizmeti” sunulması evlilik muayenelerinin zorunlu olması kalıtsal hastalıklar ve doğumsal bulaşıcı hastalıkların saptanması, çocuğun sağlık güvencesine alınabilmesi için önerilebilir.
- Aile planlaması ve doğum kontrol yöntemlerinin daha etkin/yaygın bir şekilde kullanılması gerekmektedir.
- Diğer önemli bir konu sağlık konusunda genel bütçeden ayrılan payın az oluşu, özellikle köy ve ilçelerde daha fazla doğum ve çocuk hastalıkları uzmanı eksikliğidir.

Çocuğun Gelişim Hakkı

Eğitim; Tüm ülkelerde olduğu gibi Türkiye de ‘de Anayasa ile güvence altına almış bir haktır. Buna karşın Türkiye’de hayatın hemen her alanında en çok eksikliği hissedilen, genel olarak bir türlü arzulanan düzeye getiremediğimiz eğitim sistemi pek çok sorunun da kaynağını oluşturmaktadır. Gerek bilimsel araştırmalar, gerekse çağdaş eğitim alanındaki uygulamalar nitelikli ve sağlıklı nesil için eğitime çok küçük yaşlarda başlanmasına adeta emretmektedir. Çocuk gelişiminin en yoğun ve emek ve dikkat isteyen dönemi 0-6 yaş kabul edilmektedir. DİE verilerine göre bu yaş grubunda 8.5 milyon çocuk bulunmaktadır. Bu yaş grubundaki çocukların yaklaşık 260 binine, sayıları 8000’e ulaşan hem özel hem de kamuya ait anaokulu, anasınıfı, uygulama sınıfı, kreş, yuva, gündüz bakımevinde okul öncesi eğitim verilmektedir. MEB 98-99 yılı verilerine göre okul öncesi eğitim hizmetlerinin ¾’ü MEB, %14’lük kısmı SHÇEK tarafından, geriye kalan kısmı ise diğer kamu ve özel kuruluşlarınca karşılanmaktadır.
Genel olarak ilk ve orta öğretimdeki öğrenci sayısını MEB 98-99 öğretim yılında 11.5 milyon olarak belirlenmiştir. Bu sayının 9.5 milyonu ilköğretim okulu, 2 milyonu da genel lise ve teknik lise öğrencilerinden oluşmaktadır. Bu öğrenci kitlesine yaklaşık 470 bin öğretmen hizmet vermektedir.
Eğitimin hızla yaygınlaştırılması çabalarına karşın eğitimde pek çok sorun yaşanmaktadır. Ulusal Çocuk Kongresi İl Raporlarından alınan bilgiler doğrultusunda şunlar sıralanabilir.

- Doğu, Güneydoğu bölgelerinde bazı birimlerinde, güvenlik nedeniyle okullar eğitime açık olmayıp, kapatılmış durumdadır. Okulları eğitime kapanan köylerdeki çocuklar il ve ilçelerde bulunan yatılı bölge okullarına gitmek veya taşımalı eğitim modeli çerçevesinde il ve ilçelerdeki okullara devam etmektedir. Bazı bölgelerde okullaşma oranı oldukça düşüktür. Okullaşma oranının düşük olmasına bağlı olarak sınıflar kalabalıktır. Ayrıca eğitim çağında olan çocuklar tarım işçisi olarak çalıştırılmaktadır. En fazla 30 öğrencili sınıfları olan okullar açılmalıdır. Eğitim çağındaki çocukları çalıştıran aileleri üretici konuma getirecek hayvancılık, seracılık, arıcılık, halı dokuma gibi projeler hazırlanmalı ve ekonomik açıdan desteklenmelidir.
- Okullarda laboratuar çalışmalarına ağırlık verilmeli, bilgisayar sınıfları faaliyete geçirilmeli, bilimsel çalışmaların ağırlıkta olduğu “Çocuk Bilim Kulüplerinin” kurulması teşvik edilmelidir.
- Kız çocuklarının temel öğrenim görmesi ve diğer öğrenim aşamalarına da devamlarının sağlanması için toplumdaki bir takım ön yargıların ortadan kaldırılıp ailelerin bilinçlendirilmesi ve kız çocuklarının öğrenimi konusunda teşvik edilmesi gerekmektedir.

Çocuğun Korunma Hakkı

Özel Korunmaya İhtiyaç Duyulanlar Sokakta Yaşayan, Sokakta Çalışan, Madde Bağımlısı Çocuklar :

Sokak çocuğu her alanda yaşam mücadelesini ailesinden hiçbir destek almadan yalnız başına veren ailesi tarafından terk edilmiş yada evden kaçarak ailesi ile bağını tümüyle kesmiş, sokakları ev olarak kabul eden evsiz ve ailesiz çocuk:
Sokakta çalışan çocuk, ailesinden giderek daha az destek alan ailenin geçim sorumluluğunu sokaklarda, pazarlarda çalışarak paylaşmak zorunda kalan her türlü günlük aktivitesinde sokakları yaşam mekanı olarak kullanan ancak çoğu akşamların evine dönen ve hala evi ile fiziksel bağları süren çocuk:
Çocuk ister ailesinin yoksulluk ve çaresizliğinden, ister ihmal ve istismarından olsun sokakta çalışmaya başladığında potansiyel bir sokak çocuğu olma tehlikesiyle karşılaşmaktadır. Sokakta bir suçun kurbanı veya faili olabilmekte madde bağımlılığı, cinsel, fiziksel, duygusal istismar, bulaşıcı hastalık sorunlarıyla karşı karşıya kalabilmektedir.
SHÇEK “Çocuk ve Gençlik Merkezleri” aracılığıyla bu çocukların geçici süre ile yeniden rehabilitasyonlarını ve yeniden topluma kazandırılmalarını sağlamaya çalışmaktadır.

Sokakta yaşayan çocuklar konusuna hizmet SHÇEK bünyesinde eleman yetersizliğinden sokakta çalışan çocuklara ilişkin sistemli ve önleyici çalışma yapılamamakta bu hizmet daha çok derneklerce sınırlı bir şekilde götürülebilmektedir.

Ulusal Çocuk Kongresinde bu konudaki önerileri kısaca şöyle sıralayabiliriz:

- Örgütsel yapının yeniden düzenlenmesi,
- Koruyucu, önleyici çalışmalara ağırlık verilerek sorun kaynağı bölgelere Toplum Merkezleri ile hizmet götürülmesi,
- Çalışanların hizmet için eğitimden geçirilmesi ve motivasyonun arttırılması için önlemler alınması,
- 24 saat kesintisiz hizmet için eleman, araç gereç desteği sağlanması.

Kanunla İhtilafa Düşen Çocuklar

Ülkemizde çocukların yargılama usullerini düzenleyen Çocuk Merkezlerinin Kuruluşu, Görev ve Yargılama Usulleri hakkın Kanun, suç işleyen çocukları 11 yaşından küçük olanlar ve 11 yaşını bitirip 15’inden gün almayanlar şeklinde 2 gruba ayrılmıştır. 11 yaşından küçüklerin cezai sorumluluğu yoktur. Mahkeme veliye teslim, güvenilir aile yanına yerleştirme, hastaneye yerleştirme, resmi çocuk bakım kurumuna yerleştirme, resmi fabrika, kurum yahut meslek sahibi bir usta yanına yerleştirme şeklinde özetlenebilecek tedbir kararları öngörmektedir.
Yasanın ileri hükümlerinden biri, hazırlık soruşturmasını bizzat savcının yapması, çocuğun ifadesinin karakolda polisler tarafından değil, bizzat savcının tarafından alınması bir diğeri çocuklarla ilgili duruşmaların gizli yapılması, çocuğun yararına olduğu düşünülmesi halinde çocuğa duruşmaya katılmama hakkı verilmesidir.

Ayrıca yasa da “ en çok ihtiyaç duyanlara öncelik verilerek, her çocuk mahkemesine yeterli sayıda sosyal hizmet görevlisi, pedagog, psikolog ve psikiyatrist atanır.” ifadesi yer almaktadır.
Halen Türkiye genelinde İstanbul (2), Ankara (2), İzmir ve Trabzon olmak üzere 4 ilde Çocuk Mahkemesi görev yapmaktadır.

Veriler Türkiye’de 98 itibariyle her 100 çocuk sanıktan 6’sının Çocuk Mahkemelerinde yargılanabildiğini ortaya koymaktadır. Aynı yıl hakkında dava açılan her 100 çocuktan 68’i hürriyeti bağlayıcı ceza almış, bu mahkumiyet kararlarının 67’si genel mahkemelerden 1’i çocuk mahkemelerinden çıkmıştır.
Çocukların kişilik özellikleri dikkate alınarak yargılandıkları Çocuk Mahkemelerinin yaygınlaştırılması yararlı olacaktır.
Adalet Bakanlığı verilerine göre Ceza Mahkemelerinde açılan davalardaki çocuk sanıkların sayısı 94 yılında her yüz bin çocukta 675 iken, 98 yılında her yüz bin çocukta 962’ye çıkmıştır.

Ülkemizde sayıları çok sınırlı olan çocuk ıslahevlerinin sayısının arttırılması, çocukların topluma kazandırma amacına yönelik eğitim olanaklarının arttırılması gerekmektedir.
Çocuk suçluluğunun önüne geçebilmek için “parçalanmış ailelerinin çocuklarının ve çocukların rehabilitasyonu, okullarda özellikle ergenlik döneminde gerekli yol göstericiliğinin yapılabilmesi için okul rehberlik hizmeti servisinin doktor, psikolog, sosyal hizmet uzmanı vb. meslek elemanlarıyla oluşturulması, böylece çocukların cezaevine gelmeden önce suça yönelmesinin önüne geçilebileceği düşünülebilir.
Yine Emniyet Teşkilatı bünyesinde (0-18) yaş grubu çocuklara yönelik olarak “Çocuk Polisi” kurmak, çocuk polisi olarak çalışacak olan görevlileri özel eğitimden geçirerek, yetki ve sorumluluklarını yeniden belirlemek çocuklar hakkında yapılacak her türlü işlemleri bu çocuk polisleriyle yerine getirmek daha doğru olacaktır.

Korunmaya Muhtaç Çocuklar

Herhangi bir nedenle korunmaya, bakıma ve yardıma gereksinim duyan çocuklara ülkemizdeki en büyük örgütlü Sosyal Hizmet Kurumu olan SHÇEK hizmet vermektedir. Kurum genel olarak kurum bakımı hizmetini öz ailesi veya koruyucu aile yanında kalması, mümkün olmayan evlat edindirme hizmetlerinden, yararlanamayan korunmaya muhtaç çocuklar için sunmaya özen göstermektedir.
Korunmaya muhtaç çocuklara hedef, çocukların kendi aileleri yanında ayni-nakdi yardımlar, sosyal ve psikolojik yardımlarla desteklenerek bakım ve eğitimini üstlenmek yada koruyucu aile ve evlat edindirme hizmetlerinin yaygınlaştırılması daha uygun olur kanısındayız.

Özürlü Çocuklara Verilen Hizmetler

SHÇEK, özürlülerin bakım ve rehabilitasyonunu yapmak, haklarının kullanılmasını sağlamak, toplumsal yaşama aktif olarak katılmalarını hedefleyen programlar hazırlayarak hayata geçirmekle yükümlü kuruluşlardan birisidir.
Özürlü çocukların bakım, eğitim ve rehabilitasyonunun sürdürüldüğü, diğer yandan da özürlü eğitimi kadar önemli olan ailelere rehberlik ve psikolojik sosyal danışmanlık hizmetlerinin verilmesine önem verilmesi gerekmektedir.

Çocuk İşçiliği

Anayasamızın 50. maddesinde “Kimse yaşına, cinsiyetine ve gücüne uymayan işlerde çalıştırılamaz” ifadesi yer almaktadır. Çocuk Hakları sözleşmesine göre, çocuk sağlığı, eğitim, gelişmesi açısından tehlikeli olan işlere karşı korunma hakkına sahiptir. Devlet işe kabul için asgari bir yaş sınırı belirlemek ve çalışma koşullarını düzenlemek zorundadır. İş yasası 15 yaşından küçük çocukların çalıştırılmalarını yasaklamıştır.
Yasalara ve yapılan açık tanımlamalara rağmen ülkemizde çocuk işçiliği azımsanmayacak boyuttadır. Çocuklar çalışmakta çalıştırılmaktadırlar.
Sağlığa uygun olmayan koşullarda, düşük ücretlerle ve çok uzun sürelerle amaç; kısa vadede bu olumsuz koşulları değiştirmek, uzun dönemde çocukların çalışma hayatından çıkarılmasını sağlamak olmalıdır.

Çocuk İhmali ve İstismarı

Çocuğun sağlığı veya gelişimi açısından zarar verici ve uygunsuz olduğuna hükmedilen davranışlarda bulunan ana-babanın ya da çocuktan sorumlu kişilerin davranışlar bütün, çocuk ihmal ve istismarı kapsamında değerlendirilmektedir.
Bir yetişkin açık konuşursa teşhircilik yaparsa çocuğa cinsel amaçlı dokunursa bir çocuğa tecavüz ederse cinsel istismar söz konusudur. Sözlü istismar, çocuğu korkuturken; tecavüz son derece ağır psikolojik sorunlar yaratır kimi zaman öldürür.
Bir yetişkin çocuğu temel gereksinimlerinden mahrum ederek dayak atarsa çocuğun fiziksel istismarı söz konusudur. On da hem fiziki hem de ruhsal açıdan onarılması güç yaralar açabilmektedir.

Bir yetişkin çocuğa yeterli sevgi ve ilgiyi göstermezse çocuğu reddederse, aşağılarsa, çocuğa karşı ayrımcılık yaparsa, tehdit edici sözler sarf edip davranışlarda bulunursa veya kendini acındırırsa bu davranışların tümü bu davranışların tümü duygusal istismar demektir.

Çocuk Hakları Sözleşmesi, çocuğun yasa dışı bir cinsel faaliyete girişmek üzere kandırılmasını veya zorlanmasını çocukların fuhuş yoluyla sömürülmesini ve porno-grafik nitelikli gösterilerde ve malzemelerde kullanılarak sömürülmesini önlemek işi ulusal düzeyde her türlü önlemi devletin almasını öngörmektedir.
Ülkemizde aile içinde yaşanan istismar olaylarının genellikle saklandığı “kol kırılır yen içinde kalır” mantığıyla adli mercilere yansıtılmadığı bilinmektedir. Bu nedenle adli mercilerden alınan verilerinde bu konuda gerçeği yansıtmaktan uzak rakamlar olduğu düşünülmektedir.
Ebeveynlerinin şiddetine uğrayan ana-babaların büyük çoğunluğu, çocuklarına karşı kendileri de şiddet uygulamaktadır. Aile içinde istismar ve şiddetin oranı eğitim seviyesi yükseldikçe düşmektedir.

Ailenin korunmasına dair kanunun toplumca anlaşılması ve öğrenilmesinin sağlanması yönünde çalışmalar hızlandırılmalıdır. Özellikle karakollarda ilk başvuru anında görevlilerin tutumu aileyi anlaşmaya yönlendirmeleri göz önünde bulundurularak, aileye yasa ve içeriği hakkında bilgi verilmeli, rehberlik edilmelidir.
Çocuğa tacize verilen cezaların caydırıcı olacak şekilde daha da ağırlaştırılması önerilebilir.
Yine bazı medya kuruluşlarının, çocuk eğitimi ve psikolojisi konusunda gerekli hassasiyeti göstermemesi kan şiddet görüntülerine olan düşkünlüğü eleştirilerek bu tür programların yayınlanmaması ve sıkı bir şekilde takibe alınması gerekmektedir.

Çocuğun Katılım Hakkı

* Ailede çocuğun kendisi ile ilgili kararlara katılması,
* Okulda çocuğun/öğrencinin karar ve disiplin organlarında temsil edilmesi ve katılım,
* Yerel yönetimlerce çocuklara götürülen hizmetler,
* Diğer platformlar (Çocuk Meclisleri, Çocuk Kurultayları, Çocuk Platformları vb.) konu başlıklarında irdeleyebiliriz.

Ülkemizde genel olarak çocuklarımızın toplum içindeki konumlarına baktığımızda, çocuklara ne yapması, ne yapmaması gerektiği söyleniyor; yani bir takım kalıpların öğretilmesi eğitim anlayışımızın temelinde yer alıyor. Bu durum ailede başlayıp eğitim sürecinde de aynı şekilde devam ediyor. Çocuklarımızdan beklediğimizde genel beklentilere uygun davranmaları, söz dinleyip uslu çocuk olmaları, özellikle alt Sosyo-Ekonomik yapı aileleri kendilerine bağımlı çocuklar yetiştirmek istiyorlar. Çünkü çocuğun, sevginin ötesinde minnet duygusuyla bağımlı olması aile için ekonomik güvence sağlıyor. Bizim çocuklarımız ne yazık ki çok kalıplayıcı bir eğitim sürecinden geçiyorlar. Sistemin özelliklerini koruyucu, bir döngü şeklinde oluşuyor eğitim. Bunun sonucu olarak da çocuklarımız kendi istek ve ilgilerine göre değil başkalarının beklentileri doğrultusunda hareket eder hale geliyorlar. Bunun bir yansımasını Üniversite giriş sınavlarında görmek mümkün. İnsanlarımız daha özgüvenli olsun istiyoruz ama çocuğa özgüvenli olsun istiyoruz ama çocuğa özgüven geliştirme imkanı tanımıyoruz.

Çocuklar hangi yaşta olursa olsun, çocuğa ne düşünüp hissettiği sorulmalı, çocuklar sorumluluklarıyla birlikte özgürlüklerini de öğrenmeli.
“Sen bunu yapabilirsin” duygusu küçük yaşlardan aile içinde verilmeli, çocukta aile içinde verilen kararlara, görevlere katılmalı.
Ailelerin bu yönde eğitilebilmesi onlara bu konularda danışmanlık hizmetlerinin verilebileceği mekanizmaların kurumların geliştirilmesi gerekmektedir.

Okullarda öğrenciler onur ve disiplin kurulu üyeliği, eğitici kollar yönetim kurulu üyelikleri öğrenci temsilciliği Başkan ve Başkan Yardımcılığı, Yönetim Kurulu Üyeliği gibi görevler almaktadırlar. Öğrenci temsil Kurulu Başkanı öğrenci arkadaşlarının görüş ve isteklerini Öğretmenler Kurulu toplantılarına katılarak ilgili gündem maddelerinde dile getirmektedirler.
MEB’nin 1999 yılı Sonbaharında başlattığı “Eğitim Bölgeleri ve Eğitim Kurumları oluşturulmasına ilişkin yönergesi Çocuğun Katılım Hakkına İlişkin” çok olumlu bir uygulama olarak değerlendirilebilir. Bu uygulamanın öğrencilerin kişilik gelişimlerine katkıda bulunduğu, karar verme, sorunlarıyla başa çıkma, paylaşma ve yetilerini geliştirdiği, başkalarının haklarına saygı, demokrasi bilinci kavramlarını en iyi şekilde öğrettiği vurgulanmaktadır.

Yerel Yönetimlerce çocuklara götürülen hizmetlerin genel olarak park ve bahçeler, oyun alanları yapılması, kütüphane ve gezici kütüphane hizmetleri ile sınırlı olduğu gözlenmiştir.
Ancak bazı illerde yerel yönetimlerin çocuklara götürdükleri hizmetleri daha fazla çeşitlendirmek için özen gösterdikleri dikkati çekmektedir. (Çocuk Meclisler, Çocuk Kurultayları gibi)
Çocuk Katılım Hakkını destekleyen değişik çalışmalar gündeme alınabilir. Çocuk üyesi olan Çocuk Meclisleri, Çocuk Platformları, Çocuk Kurultayları oluşturulup, çocukların çıkarlarını dahil etmek, çocukları kaynakların yönetimine katılmaya özendirmek şeklinde belirtilebilir.

Çocuk Hakları Sözleşmesinde belirlenen;
- Çocuğun Yaşama Hakkı
- Çocuğun Gelişim Hakkı
- Çocuğun Korunma Hakkı ve
- Çocuğun Katılım Hakkı ile ilgili sonuç ve önerilerimizi de şu şekilde sıralayabiliriz.

Öneriler

- Çocukların yaşaması, gelişimi, korunması ve katılımı konusunda ulusal ve yerel düzeyde ayrıntılı bir veri tabanının oluşturulması ve etkili bir bilgi-iletişim ağı aracılığı ile politika geliştiriciler, karar vericiler ile çocuklara yönelik çalışma yapan tüm kişi ve kuruluşların hizmetine sunulması.

- Nüfus kayıt edilmemiş çocuk ve yetişkinler için nüfusa kayıt olmalarını sağlayacak bir kampanyanın başlatılması.

- Çocuklara hizmet veren kurum ve kuruluşlar, sivil toplum örgütleri ve başta BASIN VE YAYIN KURULUŞLARI olmak üzere diğer kuruluşlar arasında etkili bir işbirliğinin sağlanması için ulusal ve yerel düzeyde çocukların aktif katılımını da içeren Çocuk Hakları Platformlarının oluşturulması.

- 0-18 yaş arasında, hiçbir sosyal güvencesi olmayan çocuklara ücretsiz sağlık hizmetleri ve ilaç temini ile; anne, bebek ve çocuk ölümlerini azaltmak üzere, erken evlilik, çok ve sık doğum yapma oranlarını düşürmek ve aşılama oranlarını yükseltmek üzere halkın katılımının sağlanması.

- Yaşamın ilk altı aylık döneminde sadece anne sütü ile beslenmenin yaygınlaştırılmasını teşvik etmek için ailelerin desteklenmesi; doğum öncesinden başlayarak, anne ve çocukların yeterli ve dengeli beslenmelerini sağlayacak pratik önlemlerin geliştirilmesi.

- Doğum öncesinden başlayarak, tüm çocukların bedensel gelişimlerinin yanı sıra, bilişsel gelişlerinin de tam olarak sağlanacağı uyarıcı ortamların oluşturulması için aile eğitiminin yanı sıra, maliyet etkili, ev-toplum merkezli erkek çocukluk gelişimi ve okul öncesi eğitim hizmet modellerinin yaygınlaştırılması.

- Zorunlu ilköğretimin tüm çocuklara ulaşması, başta kız çocukları olmak üzere, sokakta yaşayan, çalışan, kanunla ihtilafa düşen ve benzeri güç koşullar altında bulunan çocukların da eğitim olanaklarından yararlanabilmesi için, bilgi ve iletişim teknolojilerinin de kullanıldığı, nitelikli, çağdaş, aktif öğrenme, etkili rehberlik ve izleme sistemlerinin geliştirilmesi.

- Sokakta yaşayan ve çalışan, her türlü istismara uğrayan, kanunla ihtilafa düşen ve benzeri güç koşullarda bulunan çocukların yeniden ailelerine ve topluma kazandırılması, ILO’nun 182 sayılı “En Kötü Biçimdeki Çocuk İşçiliğinin Ortadan Kaldırılmasına İlişkin Açı Eylem Sözleşmesinin” ivedilikle onaylanması için önlemlerin alınması.

- Özürlü çocukların, normal sürecine entegre olmalarını sağlayacak hizmetlerin çeşitlendirilmesi, özürlü çocuk ve gençlerin tespit ve izleme çalışmaların güçlendirilmesi ve bu çocukların eğitimleri için özel eğitici personelinin yetiştirilmesi.

- Çocukların, evde, okulda, ulusal ve yerel düzeyde kendileriyle ilgili karar ve uygulamalara katılımını sağlayacak yasal düzenlemelerin yanı sıra, çocuklarla birebir ilişkide olan tüm yetişkinlerin bilinçlendirilmesi çalışmaların başlatılması, Çocuk Kurultaylarının oluşturularak, bildirilerinin çocuk delegeler tarafından Milli Eğitim ve Sağlık Şuralarına ve diğer kongrelere sunumunun sağlanması.

- Çocuk Hakları Sözleşmesinin tam olarak uygulanabilmesi için gerekli yasal düzenlemelerin, uyum yasalarının en kısa zamanda tamamlanması ve çocuk mahkemelerinin yaygınlaştırılması.

Nüfus ve Göç

Gelişmekte olan ülkelerin en belirgin niteliklerinden biri, bu ülkelerde görülen nüfus artış hızının, gelişmiş ülkelere oranla yüksek bir düzeye sahip olmasıdır. Kontrollü ve kontrolsüz olarak gerçekleşen nüfus artışı, bu ülkelerin hem dinamik yapıya sahip olmasına, hem de yaşanan yerleşmeler düzeni içinde ve özellikle yerleşmelerin yapısında boyutları ve çözümleri karmaşık, kontrolü güç sorunların ortaya çıkmasına neden olmaktadır.

Ülkemizde, özellikle 1950’li yılların başlarından itibaren hızlanan kentleşme süreci, kentsel yerleşmenin nüfus artışını, hem kırsal yörenin hem de Türkiye nüfus artışının üstüne çıkarmıştır. Örneğin 1980 nüfus sayımı sonuçlarına göre ülke nüfusu %2.07 hızla artarken, Kırsal Nüfus %1.34, Kentsel Nüfus ise %3.04 hızla artmıştır. Kentler bu hızlı nüfus artışını özümseyecek yapıdan yoksun oldukları için, ortaya ne tümüyle kıra nede tümüyle kentlere özgü olan geçiş toplumları çıkmıştır.

Çoğunlukla toprak yetersizliği, terör, işsizlik ve geçim sıkıntısı gibi nedenlerle kırdan göçen aileler, göç edilecek yerin belirlenmesi, kentte yerleşecek semt, oturulacak konut ve tutulacak iş gibi konularda büyük ölçüde, daha önce göçmüş akraba ve hemşehrileri ile kurdukları ilişkilerden yararlanmaktadırlar. Bu ilişkiler çerçevesinde kent merkezini çevreleyen alanlarda kurulan gecekondular yeni bir aile tipini ortaya çıkarmıştır. Bu aile tipi “Köy ailesine göre kişileri daha az, üyeleri arasındaki iş-güç biçimi çeşitlenmiş, yararlı gördüğü bir takım köy özelliklerinden bir bölümünü zamanla kabullenmiş, toplumsal değer ve alışkanlıkları bakımından bir ucu köyde bir ucu kentte iki aile tipi arasında geçiş durumunu gösteren aile” olarak tanımlanan “Gecekondu ailesi”dir.

Gecekondu ailesi kentte yerleştikten sonra, temelde ekonomik ve toplumsal boyutlarda gerçekleşen kentlileşme sürecine germektedir. Ekonomik boyutta kentlileşme, ailenin geçimini bütünüyle kente özgü işlerden sağlar hale gelmesi, toplumsal boyutta kentlileşme ise, göçen ailelerin değer, tutum, davranış ve alışkanlıklarında kente özgü değişmelerin olması şeklinde tanımlanmaktadır. Kente göçen ailelerin kırsal yapıyı büyük ölçüde içeren toplumsal, ekonomik özellikleri, zaman içinde çok sayıda etkenin oluşmasıyla değişmelere uğramaktadır. Bu iki boyuttaki değişmelerden ekonomik özelliklere ilişkin olanı çok daha hızlı ilerlerken, toplumsal özelliklere ilişkin değişmeler daha yavaş ve aşamalı olarak gerçekleşmektedir.

Gecekondu aileleri, kır ve kent ailelerinden farklı yapı ve özelliklere sahiptir. Bu aileleri, kır ve kent ailesinden ayıran özellik, kentlileşme sürecinde bulundukları yere de bağlı olarak, bünyelerinde kentsel ve kırsal özellikleri farklı oran ve bileşimlerde içermeleridir. Göçenler kent ortamının getirdiği etkilerle geleneksel dayanışma örüntülerinin zayıflaması, kitle iletişim araçları ve toplumsal kurumların etkisi sonucu zamanla daha az çocuk yapma eğilimi gösterirler. Bunu yaşanılan koşullar ve kent ortamının sunduğu olanaklara kırsal kesime oranla daha kolay ulaşılması da desteklemektedir. Bunun yanında kentleşme süreci içinde karşılaşılan zorluklar, bir süre için de olsa, geleneksel geniş aile ve onun ilişki biçimi sürdürülmektedir.

Bu durum kırdan, kente göçen ailenin yeni ortama uyumunda kısa dönem için kolaylıklar sağlarken, uzun dönemde ailenin kentle bütünleşme sürecini olumsuz etkileyebilmektedir.
Göçen aile bütünsel bir değişme sürecine girmektedir. Bu değişme sürecini en çok etkileyen faktör ise, ailenin “Kentsel ekonomik mekan” içinde sahip olduğu yerdir. Bu faktör ailenin yapısı, işlevleri, ilişkileri ve nitelikleri üzerinde belirleyici etkilere sahiptir. Örneğin; Kırsal kesimde çocuğun ekonomik değerinin yüksek olması ve çok erken yaşta üretici konuma geçebilmesi, çok çocukluluk eğitimini güdülerken kentte değişen koşullar zamanla bu eğilimi ters yönde etkilemektedir. Kentte aile, çoğunlukla bir ekonomik işletme birimi olmaktan çıkmışsa da yaşanılan ekonomik zorluklar, ailenin geçimini sağlamada kazanç birliği ilkesini korumasını sağlar, bu nedenle çocuklar erken yaşlarda çalışma yaşamına girerek, ailenin geçimine katkıda bulunurlar. Bu ailelerde, çoğunlukla annelerin çalışmaması babaların ise sosyal güvenlikten yoksun ve sürekliliği olmayan işlerde çalışması, çocukların birer sosyal güvenlik kaynağı olma özelliğini sürdürür. Çocukların çalıştırılmasında cinsiyet yönünde ayırım kırsal kesimin tersine daha belirgindir. Kız çocuklarını çalıştırma eğilimi düşüktür.

Yapılan araştırmalarda gecekondu ailelerinde çocuklar arasında ilköğrenime devam oranı yüksek bulunmuştur, ancak ilkokul üstü eğitim kademelerinde oran hızla düşmektedir. Yerleşik kentli aile ile gecekondu ailesi arasındaki en belirgin fark kentli ailenin çoğunlukla sosyal güvenliği olan sürekli işlerde çalışmaları, gecekondu ailelerinin ise bu niteliklerden yoksun işlerde çalışmalarıdır. Göçenler kente geldiklerinde genellikle hüner ve deneyim gerektirmeyen marjinal işlerde çalışmaya başlamaktadırlar. Ancak bu kişilerin amacı zaman içinde örgütlü, güvenceli ve sürekli olan bir işe geçmektir. Yapılan araştırmalarda gecekondu nüfusunun çoğunluğunun marjinal yada küçük çaplı işlerde çalıştığı görülmüştür.

Kırdan kente göç nedeniyle kentlerimizin nüfusu doğal nüfus artışının ötesinde daha hızlı artmaktadır. Hızlı nüfus artışı ve dışardan göç nedeniyle çarpık kentleşme, işsizlik, eğitim, sağlık, çevre, alt ve üst yapı sorunları da artmaktadır. Göçenlerin kentsel uyum ve bütünleşmesi ciddi bir sorun haline gelmektedir. Gecekondu ailesinin kentle bütünleşme süreçleri, pek çok sorun ve güçlüğü içermektedir. Gecekondularda yaşayan ailelerin büyük çoğunluğu bu sorun ve güçlüklerden etkilenmektedirler. Karşılaşılan sorun ve güçlüklerin niteliğine, yoğunluğuna ve sahip olunan çözüm olanaklarına bağlı olarak ailenin kente uyum ve uyumsuzluk durumu ortaya çıkmaktadır. Aile çözülmeleri, bazen bu uyumsuzluk durumunun bir sonucu olabileceği gibi bazen de nedeni olabilmektedir. Uyumsuzluk ve aile çözülmeleri, sonuçta belli başlı toplumsal sorunları gündeme getirmektedir. Kırdan kente göçen aile kente geldiğinde genellikle alışık olmadığı bir ortama girmektedir. Bu ailelerin kente yerleşim için seçtikleri mekan ve o mekanın düzenlenmesi kırsal alanı andırıyorsa da seçtikleri iş güç türleri, kentsel ortamda karşılaştıkları toplumsal ilişkilerin niteliği, eğitim ve kitle iletişim araçları gibi etkenler nedeniyle, kıra özgü bir yaşam biçimini aynen sürdürme olanakları yoktur. Göçen aileler çözülen kırsal değerler ve ilişkilerine karşın, kentle bütünleşme ve uyumlarını kolaylaştıracak çağdaş kurum ve düzenlemelerden yoksun kalınca, kentle bütünleşme ve uyum yönünden ciddi güçlüklerle karşı karşıya kalmaktadırlar.

Gecekondu ailesi, kentle bütünleşme ve uyum çabalarında, temelde, iki ayrı toplumsal çevreden yararlanmaktadır. Bunlardan ilki kente geldiğinde sahip olduğu akraba, hemşehri ve tanıdık çevresidir. Diğeri, ailenin kente geldikten sonra edindiği çevredir. Bu iki çevre, ailenin kentle bütünleşme ve uyum çabalarında oldukça önemlidir. Çünkü toplumsal sistem, aileye, kentle bütünleşme sürecinde karşılaştığı sorunların çözümünde planlanmış, örgütlü hizmetler sunmada yetersiz kalmaktadır. Birey, oturacağı konutun yapımından tutacağı işe ve yararlanabileceği kentsel olanaklara değin, kente uyumunda belirleyici pek çok konuda, sahip olduğu ve geliştirdiği toplumsal ilişkilerden yararlanmaktadır.

Kırdan göçen aile, bir konut sahibi oluncaya, örgütlü, güvenceli ve yeterli düzeyde gelir getiren bir iş tutuncaya kadar, kırdaki varlıklarından ve ilişkilerinden yararlanmaktadır. Bu ilişkiler ve destekler, temelde ekonomik olmakla birlikte toplumsal, kültürel ve davranışsal boyutlarda içermektedir.
Tüm bu ilişkiler, gecekondu ailelerini ekonomik boyutlarda destekleyip bu anlamda kente ulumlarını kolaylaştırırken, toplumsal ve davranışsal boyutlarda, kırdan getirdiklerini koruma eğilimini güçlendirmekte ve böylece kentsel bütünleşmeyi geciktirmektedir.
Göçenlerin kırla ekonomik bağları koptuğunda, ilişkilerde toplumsal ve davranışsal boyutları (ziyaret vb.) içinde sınırlanmakta ve zamanla ekonomik ilişkilerin belirleyiciliği doğrultusunda kent lehine değişikliklere uğramaktadır.

Sonuç ve Öneriler

Kırdan kente göçen aile, öncelikle geleneksel, toplumsal ilişkilerine dayanarak kente uyum sağlamaya çalışır. Bu uyum sürecinde, gereksinimlerini en alt düzeyde de olsa karşılayabileceği bir gelir elde etmesi, bunun içinde bir iş bulması büyük önem taşır. Daha sonra, akraba ve hemşerileriyle dayanışma içinde bir konut sahibi olmak amaçlanır. Süreç içinde, iş, gelir ve konut alanında ortaya çıkan iyileşmeler, toplumsal ve ekonomik yaşamın diğer alanlarına da yansıyacak ve ailenin kentle bütünleşme düzeyi yükselecektir.
Bu modelin iyi işlemediği durumlarda, ailenin kentle uyum sorunları ortaya çıkacaktır. Sonuçta bu sorunlar, ailenin yakın toplumsal çevresi içinde çözümlenemezse, ya ailede çözülmesine yol açacak yada daha başka nedenlerle ortaya çıkan aile çözülmeleriyle pekişerek sürecektir.

Göçenlerin kette karşılaştıkları sorunların çözümüne ilişkin çözüm önerilerimiz aşağıdaki şekilde sıralanmıştır.

1- “Ülkemizde Göç ve Kent Sorunları”konulu en kısa zamanda kapsamlı bir araştırma yapılmalıdır. Bu araştırma sonunda toplumsal yapı, bu yapıya ilişkin sorunlar ve çözüm önerileri hakkında daha net bir görüş ortaya çıkacaktır.

2- “Konut sorununun çözümlenebilmesi ve kaçak yapılaşmanın önlenebilmesi için;
a) Mahalli yönetimlerce arsa üretilmesi, alt yapısı yapıldıktan sonra gerçek ihtiyaç sahiplerine uygun bedelle satılmalıdır.
b) Toplu Konut İdaresi ve mahalli yönetimlerce sosyal konut (stüdyo tipi) üretilmeli ve ihtiyaç sahiplerine satılmalıdır.
c) Kaçak yapılara kesinlikle elektrik, su, telefon gibi hizmetler götürülmemelidir.

3- Sağlık alanında;
a) Koruyucu sağlık hizmetlerine önem verilmelidir.
b) Sağlık eğitimine önem verilmelidir.
c) Hastaların öncelikle bölgesindeki sağlık ocaklarına başvurmaları zorunlu hale getirilmelidir.

4- Hızlı nüfus artışının önlenebilmesi için;
a) Özellikle gecekondu semtlerinde aile planlaması eğitimi anne ve babalara birlikte verilmelidir.
b) Gecekondu semtlerinde ücretsiz doğum kontrol ilaç ve araçları dağıtılmalıdır.
c) Daha az çocuk sahibi olunmasını özendirici önlemler alınmalıdır. (örneğin vergi indirimi gibi)

5- İstihdam alanında;
a) Göçenlerin yaşadığı gecekondu semtlerinde iş ve beceri edindirme kursları açılmalıdır.
b) İnşaat sektörü ve diğer süreli işlerde çalışanların sosyal güvenlik kapsamına alınması sağlanmalıdır.

6- Eğitim alanında;
a) Gecekondu mahallelerinde yaygın eğitime önem verilmelidir.
b) Nikahsız aileler ve nüfusa kayıtlı olmayan çocuklar tespit edilerek nikahsız yaşayıp ailelerin nikahları kıyılmalı, nüfusa kayıtlı olmayan çocuklar nüfusa kayıt ettirilmelidir.
c) Okul çağındaki çocukların okula gönderilmesi bilhassa ilköğretimi tamamlamaları sağlanmalıdır. Ekonomik düzeyi düşük ailelerin çocuklarına Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı tarafından eğitim yardımı yapılmalıdır.

7- Belirli semtlerde açılacak toplum merkezlerinde yeterli sayıda Sosyal Hizmet Uzmanı ve ihtiyaç duyulan diğer meslek elemanları istihdam edilmelidir. Bu merkezler kentlerde, özelliklede gecekondu bölgelerinde yaşanan sosyal sorunların belirlendiği ve çözümü doğrultusunda çalışmaların yürütüldüğü önemli kuruluşlardır. Bu merkezler katılımcı yapılarıyla demokrasinin halk içinde somutlaştığı, sorunların ve ihtiyaçların yerinde değerlendirilerek etkili çözümlerin getirilebildiği, hizmetlerin bir arada eş güdüm içinde götürüldüğü etkili birer toplum kalkınması kuruluşları olarak dikkati çekmektedir. Bu yüzden, özellikle yoğun göç olan ilimizde toplum merkezleri hızla devreye sokulmalıdır

Logo: Hakkımızda
Sitenin tüm hakkı saklıdır
Copyright © 2003 by Engelliler Kulübü