|
ÖZÜRLÜ ÇOCUĞA SAHİP
AİLELERİN BEKLENTİLERİ
Kemal Gökcan
Sosyal Hizmet Uzmanı
www.sosyalhizmetuzmani.org
ÖNSÖZ
Dünya nüfusunun önemli bir oranı özürlülerin oluşturduğu günümüzde,
zihinsel, fiziksel yada duygusal özürleri sonucu engelli insan sayısı
Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre gelişmiş ülkelerde nüfuslarının %10,
gelişmekte olan ülkelerde % 13 özürlü olduğu tahmin edilmektedir.
Ülkemizde, değişik özür gruplarından 10 milyona yakın yurttaşımız
yaşamaktadır. Her 7-8 aileden birinde yaşayan çocuk yada yetişkin özürlü
birey bulunmaktadır.
Özürlü çocuk yada yetişkin özürlü yurttaşımız, günlük yaşama, kent
yaşamına ve toplum yaşamına çok sınırlı ölçüde katılabilmektedir.
Eğitimden sağlığa, iş ve mesleki rehabilitasyondan kültür ve sanata,
spor ve kent standartlarının iyileştirilmesine, ulaşımdan psikolojik ve
sosyal desteğe bireysel ve aile danışmanlığı hizmetlerinden gerektiğinde
sürekli bakıma kadar çok ciddi ve çözüm bekleyen sorunları
bulunmaktadır.
Özürlülük, sadece özürlü insanın kendisi için değil, aynı zamanda aile
ve çevresi, yakınları ve komşuları için de önemlidir. Ülkemizde ve
dünyada rehabilitasyon hizmeti veren merkezler genellikle büyük yerleşim
alanlarında küçük gruplara ve sadece özürlü bireylere yönelik hizmet
vermektedir. Fakat özürlü çocuğun gelişme süreci içerisinde eğitim ile
ilgili bilgileri zamanında doğru ve basit olarak alabilmesi aile içinde
özürlü bir çocuğa sahip olmanın getirdiği psiko-sosyal sorunların
ilerlemeden çözülebilmesi için ailenin toplumsal ilişkiler, toplumun
yapısı ve özürlülük hakkında bilgisinin yeterli olması gerekir. Özürlü
insanın kişilik gelişimi, yetenekleri oranında topluma katkıda
bulunabilmesi, onu anlayışla kabul eden, destekleyen aile ortamı ve
sosyal çevrenin varlığına bağlıdır. Özürlü insanların kendi evlerinde ve
toplumda onları destekleyici, topluma kazandırmada öncelikli hizmet
veren rehabilitasyon hizmetlerine ihtiyaç vardır.
Özürlü bireye sahip aileler psiko-sosyal sorunları yaşamaktadırlar. Bu
temelde Kozlu beldesinde özürlü ailelerin aile yapısının incelenmesinin
önemli olduğu düşünülmektedir.
Bu araştırma Zonguldak ilinde, bu alanda yapılmış az sayıda
araştırmalardan biri olması açısından önemli olduğu düşünülmektedir.
Araştırma yapılan Kozlu beldesindeki Kozlu halkına, anket uygulanan
özürlü çocuğa sahip annelere ankete verdiği içtenlik duyduğu yanıtlarla
bizlerle oluşturdukları sıcak, samimi ,iletişimlerine teşekkür ederiz.
Araştırma Grubu
ARAŞTIRMANIN AMACI
Merkezde dosya araştırması sonucu 481 özürlü çocuk dosyasından 55
dosyanın Kozlu beldesinde ikamet eden ailelerin oluşturduğu
belirlenmiştir.
Merkez, TSÇD Türkiye de açılan ikinci şubesi olması nedeni ile Zonguldak
ve Karadeniz Bölgesinde büyük bir alana hizmet vermesi dikkate alınınca
Kozlu Beldesinde özürlü çocuk oranının çarpıcı olduğu belirlenmiştir.
Bu nedenle, bu araştırma, Kozlu beldesinde ikamet eden özürlü ailelerin
aile yapılarının incelenmesini temel almıştır.
Aile yapılarının incelenmesinde ;
Ailelerin sosyal-ekonomik yapılarının saptanması.
Annelerin özürlü çocuğundan dolayı içinde bulunduğu psikolojik durumu,
kaygıları ve beklentilerini belirlemek, bu durumun aileler üzerinde
etkisini araştırmak.
Özürlü çocuğa sahip olmanın ailede oluşturduğu sorunları tespit etmek.
Özürlü ailelerin merkeze ait düşüncelerini, beklentilerini ve
önerilerini saptamak.
Kozlu beldesinde özürlü çocuk oranının yoğun olma nedenini maden
işçiliği ile ilişkisini araştırmak.
ARAŞTIRMANIN ÖNEMİ
Bu araştırmadan elde edilen sonuçlar ; özürlü çocuğa sahip olan
ailelerin içinde bulundukları psiko-sosyal durumları belirlemek, özürlü
çocuğa sahip olmanın aile içinde oluşturduğu sorunları saptamak ve
annelerin umutlarını, kaygılarını ve beklentilerini öğrenmek, toplumda
özürlülere karşı oluşan önyargıları en aza indirgemek açısından
önemlidir.
Kozlu beldesinin sosyal yapısının sonucu maden işçisinin yoğun olmasının
özürlü çocuk oranının yüksek olmasında etkisinin olduğu düşünülmektedir.
Bu araştırmada elde edilen sonuçlarla merkezden hizmet alan ailelerin
düşünce ve beklentilerini öğrenme olanağı oluşacaktır.
Elde edilen bulguların özürlülük alanında veri oluşturacağını ve bu
alanda hizmet veren meslek elemanlarının yararlanacağı faydalı bir
kaynak olacaktır.
YÖNTEM
Evren ve Örneklem
Bu araştırma Zonguldak Spastik Çocuklar Eğitim ve Rehabilitasyon Merkezi
ne kayıtlı 51 özürlü çocuğun annesine ikamet ettiği adreste yüz yüze
anket uygulanarak yapılmıştır.
Araştırma Modeli
Bu araştırma betimsel bir alan araştırması niteliğindedir. Bu modele
uygun olarak özürlü annelere doğal aile ortamı içinde anket uygulamış
olup, ailelere ayrıca danışmanlık hizmeti verilmiş ve ailelere sosyal
inceleme yapılmıştır.
Veriler ve Toplanması
Bu araştırma, Şubat 1999 tarihinde başlamıştır. Bir tarafta teorik
çerçeve için kaynak taraması yapılırken diğer taraftan anket soruları
hazırlanmıştır. Hazırlanan anket soruları merkezde rasgele 10 anneye
uygulanmış ve annelerin anlayamadığı sorular yeniden gözden
geçirilmiştir.
Araştırmada, anketleri ailelerin evlerinde, sohbet şeklinde ve doğal bir
ortamda araştırma grubu tarafından uygulanmıştır. Uygulanan anket
sorularına annelerin samimi cevap verdikleri düşünülmektedir.
Verilerin Çözümlenmesi ve Yorumlanması
Şubat-Mayıs 1999 tarihleri arasında ailelerin adreslerinde annelere
anket uygulanmış, Haziran-Temmuz 1999 tarihlerinde bulgular elde
edilmiş, Ağustos 1999 da araştırma sonlandırılmıştır.
Süre ve Maliyet
Bu araştırma 7 ay sürede tamamlanmış olup, araştırmanın maliyeti SHÇEK
Zonguldak İl Müdürlüğü karşılanmıştır.
ÖZET
Özürlü çocuğa sahip annelerin yaş durumları incelendiğinde 33-39 yaş
arasında yoğunlaşma vardır. Anneler genellikle genç ve orta yaş
gruplarından oluşmaktadır. Yetişkin genç anneler özürlü çocukların
olmasından dolayı sosyal çevre oluşturamadıklarını belirttikleri, bu
durum ise kendilerini sosyal çevreden soyutlama kaygısı taşıdıklarını
göstermektedir.
Özürlü çocuğa sahip annelerin öğrenim durumları incelendiğinde büyük
çoğunluğunun ilkokul mezunu olduğu, ikinci yoğunluğun okuma yazma
bilmeyenlerden oluştuğu görülmektedir. Dolayısıyla ailelerin eğitim
düzeyleri düşük olup,çocuklarından beklentilileri sınırlı ve
çocuklarının özrü hakkında yeterli,gerekli bilgilere sahip değillerdir.
Merkezimizde ki dosya kayıtlarında özür gruplarının dağılımı ile
annelerin çocuğunun özrü hakkındaki bilgi dağılımı arasında farklılık
vardır.
Özürlü çocuğa sahip annelerin meslek durumları incelendiğinde annelerin
tamamına yakını ev hanımıdır. Annelerin ev hanımı olması , eğitim
düzeyleri ile doğru orantılı olup, özürlü çocuklarına bakış açıları
birbirine paraleldir.
Özürlü çocuğa sahip aileler, çoğunlukla 5 kişiden oluşmaktadır.
Dolayısıyla aile yapıları kalabalıktır.
Özürlü ailelerde hane reisinin iş durumu incelendiğinde, genelde işçi
oldukları, bunu memur ve emekli işçilerin takip ettiği, serbest meslek
olarak çalıştıklarını belirten hane reislerinin ise aslında kaçak kömür
ocaklarında , güvensiz ve sağlıksız koşullarda asgari ücretle
çalıştıkları öğrenilmiştir. İşsiz olduklarını belirten hane reisleri ise
aile içi destek grupları tarafından ekonomik giderleri karşılanmaktadır.
Özürlü çocuğa sahip ailelerin hane reisleri genelde maden işçisi
olmasına rağmen ailelerin farklı psiko-sosyal yapıdadır. Bundan Kozlu
beldesinin kültürel yapısının etkisi olduğu düşünülmektedir. Bir kısım
ailelerde hane reislerinde sosyal bağımlılık olarak nitelendirilebilecek
kumar tutkusu, alkol alışkanlıkları ..vb gibi olumsuz alışkanlıklar
görülmüştür. Bu durumda olan hane reislerinin, aileleri ve çocukları ile
ilgilenmediği, özürlü çocuğunun da tedavi ve rehabilitasyonuna gerekli
önemi vermediği sonucuna varılmıştır. Bazı ailelerde ise hane reisleri
sorumluluk bilincinde olup, ailesi ve özürlü çocuğu ile yakından
ilgilendiği, özürlü çocuğunun tedavi ve rehabilitasyonunda ailevi
sorumluluğunun bilincinde olduğu görülmüştür.
Bu iki zıt durumun, hane reislerinin sosyo-kültürel yapısından
kaynaklandığı düşünülmektedir.
Özürlü çocuğa sahip ailelerin gelir durumu incelendiğinde, aylıklı
ücretli oldukları, Zonguldak’ın ekonomik koşulları, ailelerin kalabalık
aile olması, özürlü çocuğu nedeni ile giderlerinin fazla olması dikkate
alındığında aylık gelir durumlarının yetersiz oldukları sonucuna
varılmıştır.
Özürlü çocuğa sahip ailelerin hane reisinden başka çalışan aile
üyelerinin çok az olduğu, tüm aile içi giderleri hane reisinin
karşıladığı görülmüştür.
Özürlü çocuğa sahip ailelerin oturdukları evin eşit oranlara yakın
kısmının kira ve kendilerine ait olduğu, akrabalarının evinde oturup
kira ödemeyenlerin de bulunduğu görülmüştür.
Özürlü çocuğa sahip ailelerin işçi ve ücretli olmaları nedeni ile büyük
oranının sosyal güvencesinin olduğu saptanmıştır. Bu nedenle özürlü
çocuklarının sağlık giderlerinin önemli oranı sosyal güvenlik
sisteminden karşılamaktadır.
Özürlü çocuğa sahip ailelerin özürlü çocuğunun giderlerinin tamamına
yakını aile içinde karşılanmaktadır.
Özürlü çocuğa sahip annelerin büyük çoğunluğu merkezi kendi
doktorlarından öğrenmişlerdir. Diğer yoğunluğu ise komşular
oluşturmaktadır. Araştırma sırasında oluşturulan danışmanlık
hizmetlerinde ailelerin özürlü çocuğa sahip olmasında doktor ve diğer
sağlık personellerinin hatasının da olduğu ortaya çıkmıştır.
Özürlü çocuğa sahip olan annelerin belirgin bir kısmının merkezin
çalışmalarını yeterli ve olumlu bulmakta, önemli bir kısmı personel,
araç-gereç sorunlarını dile getirerek yetersiz bulmaktadır. Fikir
belirtmeyen annelerin sayısı da belirgindir.
Özürlü çocuğa sahip ailelerin çoğunluğu merkeze hiç gelmemektedirler.
Çünkü, aileler çocuklarının özrünün kısa zamanda değişme ve gelişme
göstermesini istemekte , bundan sonuç alamayıp bu tedavinin çok uzun
zaman ve sabır gerektirdiği gerçeği ile karşılaşınca da hayal
kırıklığına uğramaları, umutlarının azalmasına ve dolayısıyla merkezle
iletişimlerini kesmelerine neden olmaktadır.
Merkeze gelmeyen aileler çoğunlukla gerek görmedikleri için merkeze
devam etmemektedirler. Bunu, ulaşım sorunu ve çocuğunun iyileşeceğine
inanmama nedenleri izlemektedir.
Özürlü çocuğa sahip aileler, ulaşım sorunun giderilmesi, meslek
elemanlarının sayısının yeterli düzeye getirilmesi ve araç-gereç
yetersizliğinin giderilmesi bağlamında merkeze ait önerilerini
belirtmişlerdir.
Özürlü çocuğa sahip annelerin çoğunluğu Türk Spastik Çocuklar Derneği
hakkında fikir beyan etmemişlerdir. Bunu dile getirdikleri
memnuniyetleri takip etmektedir.
Özürlü çocuğa sahip anneler , genelde eşleri ile akraba değildirler.
Ailelerin tamamına yakını tek özürlü çocuğa sahiplerdir.
Özürlü çocuğa sahip anneler, çoğunlukla çocukların özrünü kendisi fark
etmiş olup , ikinci sırayı da doktorlar almaktadır.
Özürlü çocuğa sahip annelerin çocuğunun özrünü fark ettiğinde tamamına
yakınının ilk başvurduğu yer doktor ve hastane olmaktadır.
Özürlü çocuğa sahip ailelerde çocuğunun özrü olduğunu öğrenince, bu
durumun çoğunlukla şok etkisi yarattığını, bunu takdir-i ilahi ve
çaresizlik duygusu yaşamaları takip etmektedir.
Özürlü çocuğa sahip annelerde çocuğunun özrünü öğrendikten sonra sinir
bozuklukları ve bazı psikosomatik rahatsızlıklar görüldüğü saptanmıştır.
Özürlü çocuğa sahip olan annelerin özürlü çocuğunun evde oluşturduğu en
önemli sorunlar ; işi, çocukları ve kendisi ile ilgilenememesi, ekonomik
giderin artması ve çevre ile olan iletişimin azalmasıdır.
Özürlü çocuğa sahip olan annelerin çoğunluğu özürlü çocuğunun özrü
hakkında yeterli bilgileri bulunmamaktadır.
Özürlü çocuğa sahip annelerin büyük çoğunluğu özürlü çocukları
hakkındaki önerileri ile ilgili fikir belirtmemişlerdir. Bunu uzman
kişilerden bilgi alınmalıdır fikri takip etmektedir.
Özürlü çocuğa sahip ailelerin çocuklarına karşı oluşturdukları tutum ve
davranışlar, her konuda çocuğuma yardımcı olurum davranışında
yoğunlaşmaktadır. Bunu yardım isteme takip etmektedir.
Özürlü çocuğa sahip olan annelerin özürlü çocuğu olmadan önce özürlü
çocuğa acıyarak bakma yoğunlukta olup, bunu takdir-i ilahi olarak görme
ve ürkme takip etmektedir.
Özürlü çocuğa sahip anneler özürlü çocuklarının yeterli eğitim ve sağlık
programları uygulandığında iyileşeceğine inanmaktadırlar. Ayrıca tıptaki
yeni gelişmelerle iyileşeceğini umut etmektedirler. Sonra bunu, özrünün
iyileşeceğine inanmadıkları takip etmektedir.
Özürlü çocuğa sahip annelerin özürlü çocuğundan gelecekte beklentisi,
kendi kendine yeterli olması, iyi eğitim alarak yeterli duruma
gelmesidir. Fakat özürlü çocuklarının kendi kendine yeterli
olamayacağına inanmayan annelerin yoğunluğu da dikkat çekicidir.
Özürlü çocuğa sahip annelerin yoğun olarak yaşadığı kaygı, ben öldükten
sonra çocuğum ne olacak, diğer bir yoğunluk ise kendi kendine yeterli
olabilecek midir.
Özürlü çocuğa sahip annelerin özürlü çocuğunun özür grubunun dağılımında
zihinsel engelli ve cp de odaklaşmaktadır. Merkezdeki dosya bilgileri
ile annelerin verdiği bilgiler farklılık göstermektedir. Bu da bir kısım
annelerin çocuklarının özrünü dahi bilmedikleri gerçeğini ortaya
koymaktadır.
YARGI
Özürlü çocuğa sahip annelerin yaşı ilerledikçe özürlü çocukların
geleceği ile ilgili kaygıları artmaktadır. Daha çok bu kaygı , ben
öldükten sonra çocuğumla kim ilgilenecek, çocuğum ne olacak kaygısıdır.
Eğitim düzeyi düşük olan annelerin özürlü çocukları ile ilgili
beklentileri, daha çok kendi gelecekleri ile paralellik oluşmaktadır. Bu
paralellik, öldükten sonra çocukları ile kimlerin ilgileneceği ve özürlü
çocuğunun kendi kendine yeterli olup olamayacağı kaygısıdır.
Annelerin büyük bir kısmının ev hanımı olmasından dolayı, özürlü
çocukları ile ilgilenmeleri açısından daha fazla zamanları olduğu, bu
durumun çocukları ile ilgilenmeleri açısından olumlu bir sonuç olarak
değerlendirilir.
Ailenin kalabalık olması, annelerin özürlü çocukları ile yeterince
ilgilenememelerine neden olmaktadır. Fakat ailede bulunan diğer çocuklar
özürlü kardeşi ile ilgilenerek annelerine yardımcı olmakta ve annenin
yükünü az da olsa hafifletmektedirler.
Özürlü çocuğa sahip ailelerin hane reislerinin çoğunluğu maden
işçisinden oluşmaktadır. Fakat özürlülük oranının yüksek olmasında hane
reisinin maden işçisi olmasıyla bir paralellik olmadığı sonucuna
varılmıştır. maden işçisi olmasından kaynaklanan etkinin stres
oluşturduğu ve bu durumun da özürlü çocuğa olumsuz yansıdığı
gözlenmiştir.
Özürlü çocuğu sahip ailelerin sosyo-ekonomik durumlarının düşük
olmasının özürlülüğe temel oluşturan ; bilinçsizlik, sağlıklı ve dengeli
beslenememe, ekonomik sorunlar nedeni ile yaşanan aile içi
huzursuzlukların risklere açık olduğu ve bu nedenle özürlülüğün yoğun
görüldüğü düşünülmektedir.
Özürlü çocuğa sahip ailelerden bir kısmının akrabaları tarafından destek
gördüğü saptanmıştır.
Özürlü çocuğa sahip aileler, özürlü çocuğun giderlerini aile içinde
karşılamaktadırlar. Dolayısıyla bu alanda sosyal destek hizmetleri sunan
Sosyal Hizmetler ve Sosyal Yardımlaşma kurumlarının yetersiz oldukları
saptanmıştır.
Bazı doktorların ve sağlık personellerinin özürlü çocuğa sahip olan
annelere seviyelerine uygun, özürlülük durumu ile ilgili yeterli bilgi
vermedikleri, danışmanlık yapmadıkları ortaya çıkmış olup , bu durum da
eğitim seviyesi düşük olan annelerde çocuğunun özrü hakkında yanlış
anlamalara ve eksik bilgilenmelere neden olmaktadır. Bu durum aileler
üzerinde ciddi sorun oluşturmaktadır.
Bir kısım annelerin merkezin, beklentilerini karşılayamadıklarını, bunun
nedeninin merkezin uzak oluşu, ulaşım sorunu, ekonomik yetersizlik,
personel eksikliği ve personel verimsizliğinden oluştuğu
düşünülmektedir.
Özürlü çocuğa sahip ailelerin özürlü çocuklarının tedavisinin çok uzun
zaman ve özveri istemesinin sonucu, bu ailelerin umudunu yitirmesine
neden olmaktadır. Bu nedenle umudunu yitiren aileler merkezle
iletişimini kesmektedirler.
Annelerin merkeze gelmeme nedenleri, gerek görmemek, ulaşım sorunu,
servis, personel, ekonomik yetersizliklerden kaynaklanmaktadır.
Özürlü çocuğa sahip olan anneler Türk Spastik Çocuklar Derneği ve
çalışmaları hakkında bilgi sahibi değildirler.
Özürlü çocuğa sahip aileler, özürlü çocuğunun özrünü fark ettiklerinde
doktora başvurmaktadırlar.
Çocuğunun özürlü olduğunu öğrenen aileler şok etkisinde olup, bu şoku
atlattıktan sonra bu durumu takdir-i ilahi olarak kabul edip, oluruna
bıraktıkları, çocuklarını bir anlamda kabul etmekten başka çarelerinin
olmadığı düşünülmektedir.
Özürlü çocuğa sahip olan annelerin, özürlü çocuğundan dolayı sağlık
sorunları oluşmaktadır.
Özürlü çocuğa sahip olan annelerin özürlü çocuğundan dolayı evde diğer
aile üyeleri ile ilgilenememektedirler.
Annelerin eğitim düzeyinin düşük olmasının araştırma ve bilinçlendirme
çabalarının olmaması nedeni ile özürlü çocukların özrü hakkındaki
bilgileri yetersiz ve yanlıştır.
Özürlü çocuğa sahip aileler özürlü çocuğun sorununun giderilmesinde ona
yardımcı olmaktadırlar. Kendilerini eksik gördükleri zaman aile içinde,
çocuğun öz bakımının sağlanmasında yardım istemektedirler.
Özürlü çocuğa sahip olan anneler, çocuğunun özrü ile ilgili ne kadar
umutsuz da olsalar, çocuklarının iyileşeceği konusunda mucize
beklentileri vardır.
Özürlü çocuğa sahip annelerin özürlü çocuklarından beklentisi,
çocuklarının bağımsız hareket edebilmesidir.
Özürlü çocuğa sahip olan annelerin kaygıları, öldükten sonra çocuğu ile
kimin ilgileneceği ve tek başına yeterli olabilme kaygısıdır.
Özürlü çocuğa sahip annelerin eğitim düzeyinin düşük olması, özürlü
çocuğunun sorununu ve özrünü algılayış biçiminin farklı olması nedeni
ile özürlü çocuğunun özür tanısını koyamamaktadırlar.
ÖNERİLER
Araştırma sonuçlarında görüldüğü gibi özürlü çocuğa sahip annelerin
eğitim düzeyleri düşük olması nedeni ile çocukların özrü hakkında
yeterli ve doğru bilgiye sahip değildirler. Bu nedenle çocuğun özrü
hakkında yanlış anlama ve değerlendirmeler sonucu çocukların özrü
hakkında hata yapma riskleri taşımaktadırlar. Bu temelde özürlü çocuğa
sahip annelerin eğitilmeleri için eğitim projesi geliştirilmelidir.
Eğitim projesi, Zonguldak ilinde tüm özürlü çocuğa sahip anneleri
kapsayan , Valiliğe bağlı konu ile ilgili kurum ve kuruluşlar, yerel
inisiyatifler, Karaelmas Üniversitesi, özürlülük alanında görev yapan
gönüllü kuruluşlar desteği alınarak özürlü alanında uzmanlaşmış
kişilerin yılda iki kez bir merkezde , özürlülüğün nedenleri, özürlülüğü
önleyici önlemler, özür grupları, özürlü çocuğa sahip olmanın
oluşturduğu psiko-sosyal sorunlar, bu gibi konuları kapsayan seminer
çalışmalarının yapılması.
Merkezde kayıtlı olan özürlü çocuğa sahip annelerde bilinç yükseltme
çalışma grupları oluşturmak ; Psikolog, sosyal hizmet uzmanı, özel
eğitim uzmanı, çocuk gelişimi uzmanı, fizyoterapist gibi meslek
elemanlarının ekip çalışması bilincinde, annelere özürlülük konularında
ve bunun oluşturduğu sorunları çözmede onlara yardımcı olmak, psikolojik
destekleme yapmak, güvenlerini arttırıcı, çevre ile uyumlu , kendisi ile
barışık olarak yaşamı öğrenme bilincini kazandırmak amaçlandırılmalı.
Merkezimizin tanıtılması için hizmet modelinin nasıl olduğu, kimlere
hizmet verdiği, bu hizmetleri nasıl organize ettiği, merkezin yapılanışı
ve konumu hakkında toplum kaynaklarından faydalanarak kitle iletişim
araçlarının kullanılması.
Özürlülük ve özür grupları hakkında açıklayıcı, bilgilendirici
çalışmaların yapılması. Bu amaçla konferans, seminer verilmesi için
çalışmaların sürdürülmesi.
Özürlülük alanında yapılan bilimsel çalışmalar yakından takip edilmeli,
elde edilen bilgiler tedavi programlarında uygulanmalıdır.
Tedavi programlarının özelliği hakkında ailelere bilgi verilmeli,
ailelerin tedavi programları ile ilgili beklentileri somutlaştıktan
sonra bu beklentilerin karşılanabilecek beklentiler belirtilmelidir.
Özürlü olmanın bir hastalık olmadığı, asıl amacın özürlü çocuğun
olabildiğince bağımsız olması için kendi kendine yeterli duruma gelmesi
olduğu, ailelerin tüm beklentilerinin bu mantıkla karşılanmasına önem
verilmeli, bu amaca uygun olarak aile psikolojik ve sosyolojik olarak
hazırlanmalıdır.
Araştırma sonuçları neticesinde, özürlü çocuğa sahip ailelerin büyük
çoğunluğu merkeze devam etmemektedir. Merkeze devam etmeme nedenleri,
ulaşım sorunu, ekonomik yetersizlik, personel eksikliği ve verimsizliği
olsa bile, temelde gelmeme nedenleri, özürlü çocuğunun iyileşeceğine
inanmamalarıdır. Bu yargı, özürlü çocuğunun özrünü hastalık olarak
görmesi, özrünün kısa sürede iyileşeceğini umut etmesinden
kaynaklanmaktadır. Fakat özürlü çocukların rehabilitasyon ve tedavisi
uzun zaman almakta, bakımı büyük özveri istemekte ve dolayısıyla
ailelerin umudunu yitirmesine neden olmaktadır. Bu temelde ailelerin
merkeze devamlılığını sağlamak amacıyla, bilinçlendirme ve eğitim
projesi dışında bu aileleri yılda iki kez ziyaret ederek, sorunlarını
yerinde inceleyerek danışmanlık yapılması.
Araştırma kapsamında olan ailelerin hane reislerinin çoğunun maden
işçisi olması ve bunların yer altında çalışmaları sonucu iş stresi
yaşadıkları , bu stresi de ailelerine yansıttıkları tespit edilmiştir.
Bu durum da ailedeki özürlü çocuğu psikolojik açıdan olumsuz
etkilemektedir. Bu temelde ailelere ayda bir kez merkezde görevli
psikolog ve sosyal hizmet uzmanı tarafından aile terapisi
uygulanmalıdır.
Araştırma sonucu neticesinde, İl Sosyal Hizmetler Müdürlüğü ve Sosyal
Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı’nın verdiği hizmetlerde yetersiz kaldığı,
bu iki kurumun bu alana daha duyarlı olması için gerekli çalışmaları
yapması
|