ÖZÜRLÜLER İÇİN BAKIM SİGORTASI ÖNERİSİ

Doç.Dr.Ertan KAHRAMANOGLU
H.Ü. Sosyal Hizmetler Y.O. Öğretim Üyesi

Sosyal Devlet olmanın koşullarından en başta geleni, vatandaşların her bakımdan huzur ve güvenlik içinde yaşamalarını ve sosyal refahlarını garanti altına almaktır. Bunu sağlamanın yollarından birisi de insanların sosyal ve ekonomik açıdan güvenceli hale getirilmesi çarelerinin hayata geçirilmesidir. Artık, çağdaş devlet anlayışında, toplumdaki insanların tümünün tam iyilik haline yani sosyal refaha sahip olmasının sağlanması Devletin asli sorumlulukları arasında yer almıştır. Devlet bu görevini ya doğrudan kendisi ya da toplumun potansiyelini kullanarak kendi sorumluluğunda kurdurduğu, izleyip denetlediği örgüt ve hizmetler aracılığı ile yerine getirmektedir. Bu çerçevede, Devletin önemle üzerinde durması gerekli konulardan biri de vatandaşların sosyal güvenlik haklarından yeterince yararlanmasının gerçekleştirilmesi olmaktadır.

Özel ihtiyaç Grupları
Toplumun tüm bireylerinin eşitlik ilkesine uygun bir şekilde sosyal güvenlik haklarından yararlanması anlayışı doğrultusunda, genel nüfus içinde çeşitli nedenlerle özel ihtiyaç grupları olarak adlandırabileceğimiz vatandaşlar için özel türdeki hizmetlerin geliştirilmesi Sosyal Devlet açısından ayrı bir öneme sahip bulunmaktadır. Sahip oldukları psikolojik, biyolojik, sosyal ve ekonomik kökenli bazı belirgin güçlük, sorun ve engeller, yeti kaybı, hastalık gibi nedenlerle toplum yaşamında tam ve etkin bireyler olarak yer alamayan ve başkalarının destek, yardim ve müdahalelerine ihtiyaç duyan insan grupları seklinde tanımlanabilecek özel ihtiyaç grupları özelliklerine göre çeşitlilik göstermekte ve önlemlerin de buna göre alınması gerekli hale gelmektedir. Özel ihtiyaç gruplarını aşağıdaki gibi belirlemek olasıdır.

* Bedensel, zihinsel veya ruhsal yönden normal fonksiyonlarını yerine getirmekte engelleri olan, bu nedenle toplum yaşamında etkin bireyler olarak yer almalarında güçlükleri bulunan ve başkalarının sürekli bakım ve ihtimamına ihtiyaç duyan kişiler.

* Kendi ellerinde olmaksızın, normal çalışma koşullarında istihdam sürecine giremeyen ve bu nedenle geçimlerini sağlamaya yetecek ücret geliri elde etme olanağından yoksun bulunanlar.

* İstihdam sürecine girmiş olduğu halde, çalışma dönemi içinde geçici veya uzun süreli hastalık, kaza ve benzeri sosyal riskler nedeni ile gelir kayıpları veya gider artışları ile karşılaşan, böylece kendisinin ve ailesinin geçimini sağlamakta güçlük çeken kişiler.

* İstihdam sürecine girebilme olanaklarına sahip olmalarına, gelir getirici bir iste çalışabilecek yas ve güçte bulunmalarına, çalışma isteği içinde olmalarına karsın is bulamama nedeniyle geçimlerini sağlamaktan yoksun olanlar.

* Bir gelire sahip olmakla birlikte, kendi gelirlerinin çok üstünde ve karşılayamayacağı kadar yüksek giderlere neden olan beklenmedik risklerle karşılaşanlar.

* Ekonomik yönden yeterli bir düzeye sahip olmakla birlikte sosyal nedenlerle belli türde ihtisas hizmetleri olmadığı takdirde yaşamlarını sürdürmek veya belli bir düzen kurmakta güçlük çeken yani sosyal yoksunluk içinde bulunanlar.

Bu saydığımız nitelikteki özel ihtiyaç grupları içinde en belirgin olanları hiç tartışmasız özürlülerin yer aldığı gruplardır. Bu nedenle, özürlülerin tümünü kapsayan sosyal refah önlemlerinin alınması bir toplumsal yükümlülüktür. Ancak, özürlüler arasında da öyle bir grup vardır ki, bunlar günlük yaşamın gereklerini yerine getirmekten bütünüyle aciz durumda olup sürekli bakıma ve korunmaya ihtiyaç duymaktadır. Ülkemizde sayıları oldukça kabarık olan bu grubun özel nitelikli koruma ve bakım hizmetlerine ihtiyaçları diğer özel ihtiyaç gruplarına nazaran daha bir ayrıcalık göstermekte ve önem kazanmaktadır. Bu grubun ihtiyaçlarının karşılanabilmesi ise yasal olarak güvence altına alinmiş, sistemli, kalıcı ve güçlü uygulamalarla olanaklıdır.

Ülkemizde, özürlülerin korunması, bakılması ve rehabilitasyonları ile ilgili hizmetlerin sosyal hizmetler ve sosyal güvenlik uygulamaları kapsamında gerçekleştirilmeye çalışıldığı görülmektedir. Ancak, bu hizmetlerin nitelik, nicelik ve ülke çapındaki yaygınlığı bakımından üzerinde durulması ve yeni uygulama yollarının araştırılması önem kazanmaktadır. Temel özellikleri itibariyle sosyal hizmetler kapsamında yer alan bakım hizmetleri açısından ülkemizde sosyal güvenlik yönünden de yeni uygulamalara geçilmesi kaçınılmazdır. Bu uygulamalardan birinin bakım sigortası olabileceği düşünülebilir. Yeni bir uygulama modeli olarak Bakım Sigortası, ülkemiz için de önerilebilecek bir özelliğe sahip bulunmaktadır.

Günümüzde sosyal güvenlik klasik anlamdaki yaşlılık, hastalık, ölüm gibi risklerin yanı sıra yeni riskleri de konu edinmeye başlamıştır. Bu risklerden biri de bakıma muhtaç olma halidir.

Kişinin içinde bulunduğu bakıma muhtaçlık hali, bireyin kendisi, ailesi ve toplum ile ilgili çok yönlü bir etki alanına sahip bulunmaktadır.

Bakıma muhtaç olma veya bir başka deyişle başkasına bağımlı bulunma hali, her şeyden önce kişi için örseleyici özellikler taşımaktadır. Günlük yaşamın gereklerini tek başına yerine getirememesi, öz bakımını sağlayamaması, üretkenlikte basari gösterememesi ve kendini bütünüyle başkalarına bağımlı hissetmesi onun üzerinde psikolojik ve sosyal yönden olumsuz etkiler yaratmakta, bu ise stres, sürekli kaygı, işlevsizlik duygusu, çeşitli komplekslere sahip olma ve ilişki bozukluklarına yol açabilmektedir.

Bakıma muhtaç bir kişinin varlığı aileyi de olumsuz yönde etkilemekte, hatta ailenin dirlik ve bütünlüğünü tehdit edici özelliklere sahip bulunmaktadır. Sosyal, psikolojik ve ekonomik içerikli bütün güçlüklere karşın bakım ve koruma işlevini yerine getiren ailenin desteklenmesi, sorunlarının çözümünde yardımcı olunması ve gönül huzuruna kavuşturulması toplumsal bir yükümlülüktür. Bu yükümlülük çerçevesinde önemle üzerinde durulması gerekli bir konu vardır ki, o da “ben ölünce ona kim bakacak?” endişesinden kaynaklanan duygudur. Bir çok unsuru içinde taşıyan, geniş anlamlı ve öncelikle giderilmesi gerekli olan bu duygu ağırlıklı olarak sosyal hizmetler ile ilişkili gibi görünüyor ise de sosyal güvenliğin de konusu olmaktadır.

Bakıma muhtaçlık halinin toplum yönünden anlamı ise büyüktür. Toplum içinde toplumsal yaşama tam olarak katılamayan, işlevlerini tam olarak yerine getiremeyen bağımlı kişilerin varlığının toplumu sosyal ve ekonomik yönden olumsuz olarak etkilenmesi kaçınılmaz bir gerçektir. Bu etkilerin en aza indirilmesi yollarının aranması hem birey ve hem de toplum refahı açısından bir zorunluluk olarak karşımıza çıkmaktadır.

Bakıma muhtaçlık riski ile karşı karşıya kalan özellikle bakıma muhtaç özürlüler gibi özel ihtiyaç grupları için sosyal hizmetlerin yanı sıra sosyal güvenlik uygulamalarına da ihtiyaç kendini önemli bir şekilde hissettirmektedir. Çok yönlü ve çok boyutlu bir görünüme sahip olan özürlü bireylerin bakım ve korunması konusuna çok yönlü yaklaşılması ve çözümler üretilmesi kaçınılmazdır. Bu önlemlerden biri de, sosyal güvenlik uygulamaları çerçevesinde Bati Dünyasında yer almaya başladığına tanık olduğumuz Bakım Sigortası uygulamasıdır.

Bakım Sigortası, mevcut sosyal güvenlik sistemi içinde yer almayan bir sigorta koludur ve bakıma muhtaç olup başkasına bağımlı olan kişileri kapsamına almaktadır. Bakım Sigortası uygulamasında “bakıma muhtaçlık” bir risk olarak kabul edilmektedir.

1 Ocak 1995 tarihinde Almanya’da evde bakım hizmeti ile başlayan (daha sonra 1 Nisan 1996 tarihinde kurum bakımına da geçilmiştir) örneğinde de gördüğümüz üzere, Bakım Sigortası bakıma muhtaç kişilere gelecek yaşamlarının garanti altına alınması duygusunu sağlayan katılımlı yani primli sisteme dayalı bir sosyal güvenlik uygulamasıdır. (Bakınız, 1: DILIK, 1998; 4: SCHEIL-ADLUNG, 1995)

Bakım Sigortası, çeşitli yönlerden yararlı bir uygulama özelliğine sahip bulunmaktadır. Sosyal bakım hizmetlerinin maliyetlerinin ve finansmanının düzenlenmesi, finansman yönteminde vakti geldiğinde ödeme sistemi ve fon oluşturulması, katılım esasının söz konusu olması nedeniyle bakıma muhtaçlık riskinin toplum kesimleri tarafından ortaklaşa karşılanması, bakım zorunluluğunun hukuki açıdan garanti altına alınması gibi hususlar Bakım Sigortası’nın sağlayacağı yararlar arasında sayılabilir. Ancak, Bakım Sigortasına sadece bir finansman kaynağı olarak bakmamak, sağlık ve sosyal hizmetler ile bağını güçlü bir şekilde kurmak gerekmektedir.

Bakım Sigortası’nın Oluşturulmasında Bazı Temeller
Bakım Sigortası kurulurken bazı temel konuların dikkate alınması ve bunlarla ilgili ayrıntılı değerlendirmeler yapılarak bütün açıklığıyla belirginleştirilmesi gereklidir. Bu bağlamda, Bakım Sigortası kurulurken aşağıda belirtilen esasların göz önünde tutulmasının yararlı olacağı düşünülmektedir.

a) Kapsanan Risk Türü: Bu konu ile ilgili olarak öncelikle bakıma muhtaç kişinin ve bakıma muhtaçlık riskinin çok açık bir biçimde tanımlanması, derecelerinin belirlenmesi ve hangi ihtiyaçların karşılanacağının kararlaştırılması önemlidir.

b) Finansman Yöntemi ve Kaynağı: Kurulacak hizmet ağının finansmanının hangi sistem çerçevesinde ve nasıl yerine getirileceğinin, kaynakların neler olduğunun, prim türlerinin ve bu primlerin kimlerden ve hangi esaslara göre toplanacağının, fon oluşturma tekniklerinin ve kullanılmasındaki esasların belirlenip planlanması bir diğer önemli konuyu oluşturmaktadır.

c) Yarar Türü: Bakıma muhtaç kişilere hangi koşullarda ne gibi hizmetlerin sunulabileceğinin kesin hatlarıyla belirlenmesi, hak sahibi oldukları sosyal yardımların (ayni ve nakdi) nitelik ve türlerinin açıklığa kavuşturulması gerekmektedir.

d) Örgütlenme: Bütün bunların hangi örgütsel yapı ve isleyiş içinde gerçekleştirileceği, örgütlenmenin hangi yönetim sistemi içinde nasıl oluşturulacağı konusu en ince ayrıntılarına göre düşünülüp tasarlanması gerekli, güç ancak hayati öneme sahip öncelikli konular arasında yer almaktadır.

Yukarıda değinilen temel konulara açıklık getirilmeden yapılacak her girişimin başarısızlıkla sonuçlanacağı açıktır. Bu nedenle, ülkemizde de Bakım Sigortası gibi yeni bir uygulamaya geçilmesi düşünüldüğünde konunun bu esaslar çerçevesinde enine boyuna tartışılması, her yönünün özenle ele alınması ve netliğe kavuşturulması önemlidir.

Türkiye’de Bakım Sigortasının Kurulması
Sosyal güvenlik alanında halen birçok sıkıntının yaşandığı, sistemin yeni baştan düzenlenmesinin tartışıldığı ülkemizde yeni bir uygulama olarak Bakım Sigortasına geçilmesi pek kolay gibi gözükmemektedir. Ancak, başta özürlüler olmak üzere yaşlılar ve hastalar için ihtiyaçlar göz önünde tutulduğunda Bakım Sigortası gibi çağdaş bir uygulamanın başlatılması da kaçınılmaz bir gerçek olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu gerçekten hareketle, ülkemizdeki sosyal güvenlik, sağlık ve sosyal hizmetler alanlarındaki koşulları göz ardı etmeksizin konuyu ele almak ve Bakım Sigortasını hiç olmazsa şimdilik bir pilot uygulama biçiminde ve özürlüler gibi belirli bir hedef grubuna yönelik olarak başlatmak için olanakları araştırmak ve girişimde bulunmak gerekmektedir. Başlatılacak böyle bir uygulamadan elde edilecek verilerin ve deneyimlerin değerlendirilmesi ile hizmetin zaman içinde genişletilmesinin gerçekleşmesi söz konusu olacaktır.

Bakım Sigortasının ülkemizde öncelikle özürlülere yönelik olarak başlatılması düşünüldüğünde bizim için ilk endişe kaynağını örgütlenme ve finansman konuları oluşturmakta bunların yanı sıra bugünkü sınırlı gibi gözüken kaynaklar çerçevesinde ne gibi yararların nasıl sağlanabileceği konuları da önem kazanmaktadır. Aşağıda, bu konulara ilişkin bazı seçenekler üzerinde durulacak ve olabilirliklerin belirlenmesine çalışılacaktır.

Örgütlenme
Özürlüler için Bakım Sigortasının ülkemizdeki örgütlenmesinden bazı seçenekler üzerinde durulabilir. Şöyle ki:

a) Mevcut Sosyal Sigorta Kuruluşlarından biri tarafından Bakım Sigortası uygulamasının yerine getirilmesi.

b) Diğer kamu sosyal sigorta kuruluşlarının yani sıra ayrı ve özgün yeni bir kurulusun kurulması.

c) Bakım Sigortasının, kuruluş hazırlıkları sürdürülen ve yasa taslağı hazırlanmış olan Genel Sağlık Sigortası (yeni adi ile Kişisel Sağlık Sigortası) kapsamına alınması.

d) Bakım Sigortasının, özel sektör eli ile özel sigortacılık kuruluşları tarafından yerine getirilmesi.

e) Özürlüler için bakım hizmeti veren mevcut kuruluş tarafından Bakım Sigortası uygulamasının gerçekleştirilmesi.

Ülkemizde mevcut Sosyal Sigorta Kuruluşlarından birince yeni risk alanı olarak “Bakıma Muhtaçlık Riski”nin sisteme dahil edilmesi yoluyla Bakım Sigortası uygulamasına başlanılması oldukça zor bir seçenek gibi görünmektedir. Halen ülkemizde Sosyal Sigortalar Kurumu, Bağ-Kur ve Emekli Sandığı ayrı yapı ve uygulama standartları çerçevesinde ayrı hedef gruplarına yönelik olarak hizmetlerini oluşturmaktadır. Bu kuruluşların bugün içinde bulundukları darboğazlar bilinmektedir. (Bakınız, 2: KENAR, 1996). Bu kuruluşlar çözümü hayati öneme sahip güçlüklerle karsı karşıya iken onlara bir de Bakım Sigortası gibi yeni, herkesin kapsama özelliğine sahip ve oldukça külfetli bir sorumluluğun yüklenmesi pek gerçekçi gözükmemektedir.

Diğer kamu sosyal sigorta kuruluşlarının yanı sıra ayrı ve özgün yeni bir kurulusun kurulması maliyeti yüksek bir seçenek gibi görünmektedir. Böyle bir kuruluşun hem primleri toplaması, hem prim dişi finansman kaynaklarını idare etmesi, hem de ihtiyaç duyulan hizmet ve yardımları yürütmesi için çok geniş bir örgütlenmeye gitmesi gerekmektedir. Bu ise hem insan gücü, araç-gereç, malzeme, yer ve finansman açısından büyük bir yük ve sorun yaratabilecek hem de gerçekleşmesi uzun bir süreyi gerektirebilecek özellikler taşımaktadır. Bu nedenle bu seçenek, şimdiki koşullarda olanaksız gibi gözükmektedir.

Bakım Sigortasının Genel (Kişisel) Sağlık Sigortası kapsamına alınması seçeneği de gündeme getirilebilir. Her ne kadar, benzer bir uygulama örneği Almanya’da sürdürülmekte ise de ülkemizde bu seçeneğin gerçekleşmesi pek kolay gibi görünmemektedir. Kuşkusuz, sağlık ve bakım hizmetlerinin birbiri ile yakin ilişkisi bulunmaktadır. Hatta bu iki hizmet türü birbirinin içine geçmiş ve bir diğerinin tamamlayıcısı durumundadır. Bu nedenlerle ülkemizde de bu yönde bir uygulamanın gerçekleştirilmesi düşünülebilir. Ancak, bunun sağlanması bugünkü koşullarda ülkemiz açısından son derece güçtür. Her şeyden önce Genel (Kişisel) Sağlık Sigortası henüz bir yasa taslağı olarak toplum gündeminde beklemektedir. Sağlık hizmetlerindeki yoğun güçlükler ve ülkemizin içinde bulunduğu ekonomik darboğazlar Genel (Kişisel) Sağlık Sigortasının kurulmasını geciktirmektedir. Öte yandan, birçok yönü ile giderek karmaşık bir konu haline gelen sağlık hizmetlerinin yanı sıra bu sisteme bir de farklı bir hizmet anlayışı, yaklaşımı ve uygulamasını gerektiren “bakım hizmetleri” gibi ağır bir sorumluluğun yüklenmesinin Genel (Kişisel) Sağlık Sigortasının gerçekleştirilmesini daha da geciktirebileceği düşünülebilir.

Üzerinde durulabilecek dördüncü seçenek Bakım Sigortasının özel sektör eli ile özel sigorta kuruluşları tarafından yerine getirilmesidir. Bu seçeneğin gerçekleşmesi, özel sigorta kuruluşlarının hem finansman hem de bakım hizmetlerini oluşturma yönünde gösterecekleri ilgi ve sağlayacakları garantiye bağlıdır. Bu konuda, özel sigorta kuruluşlarının üzerinde duracağını sandığımız bazı önemli soruların varlığı akla gelmektedir. Her şeyden önce,

* Primler kimden ve nasıl toplanacaktır?

* Prim ödemesi ile yükümlü kılınacakların sayısı nedir?

* Genellikle ekonomik yönden güçsüz kesimlerden gelen özürlüler için primler sürekli olarak ve yeterince tahsil edilebilecek midir?

* Finansman konusunda, yeterli Devlet katkısı sağlanacak mıdır?

* İvazların niteliği ne olacaktır?

* Bakım hizmeti bu kuruluşlarca nasıl oluşturulacak ve hak sahiplerine ne gibi güvenceler sağlanabilecektir?

* Oldukça pahalı olan bakım hizmetinin gerektirdiği insan gücü ve işletme giderlerinin karşılanma kapasitesi hangi düzeyde olacaktır?

* Özel sigorta kuruluşu sadece prim toplayıp bakım hizmetini satın almayı düşündüğünde, mevcut bakım hizmeti veren kamu ve özel kuruluşlarla anlaşma yapma olanağı ne derecede vardır?

* Var ise, özel sigorta kurulusunun sigortalıya karşı gireceği taahhüdün sürekliliği nasıl güvence altına alınacaktır?

gibi soruların cevaplanması önem kazanmaktadır. Bu sorulara verilebilecek cevaplar düşünüldüğünde, bu seçeneğin de gerçekleşmesinin pek kolay olmadığı anlaşılmaktadır.

Son seçenek, özürlüler için bakım hizmeti veren mevcut kuruluş tarafından Bakım Sigortası uygulamasının gerçekleştirilmesidir. Bu konuda çalışma yapan ve hizmet vermekle yükümlü bulunan Ülkemizdeki en etkili kuruluş Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu (SHÇEK) Genel Müdürlüğüdür. SHÇEK, 2828 Sayılı Kuruluş Yasası ile öncelikli olarak özürlülerin de içinde yer aldığı muhtaç kişilerin sürekli bakım ve rehabilitasyonlarını sağlamakla yükümlü bulunmaktadır. Nitelik ve niceliği tartışmalı da olsa bugün bu yönde SHÇEK’in önemli hizmetler oluşturduğu görülmektedir. Bakım hizmeti açısından SHÇEK’in önemli bir bilgi birikimi ve deneyimi vardır. Kamu tüzel kişiliğine sahip katma bütçeli bir kuruluş olması itibariyle örgütsel yapısı ve yönetim biçimi açısından da müsait bir görünüme sahiptir. Bu nedenlerle, SHÇEK bünyesinde kurulacak örneğin bir “bakım sandığı” aracılığı ile Bakım Sigortası uygulamasının başlatılması belki de diğer seçeneklere nazaran daha kolay gibi gözükmektedir. Böylece SHÇEK zaten yürütmekle yükümlü olduğu hizmetler için özürlüler bakımından hatırı sayılır bir finansman kaynağına da sahip olacaktır.

Finansman
Bakım Sigortasının gerçekleştirilmesinde çeşitli finansman kaynakları üzerinde durulabilir. Bu kaynaklar Devlete büyük bir yük getirmeyecek şekilde, toplum potansiyelinin ve toplumsal sorumluluk duygusunun bir gereği olarak düşünülüp düzenlenebilir. Söyle ki:

a) Bakmakla yükümlü olduğu özürlünün ailesinden (prim yatırma gücüne ekonomik yönden sahip olan aile) veya kendi öz geliri olan yetişkin özürlüden geliri oranında belirli miktarlarda tahsil olunacak primler.

b) Prim yatırma gücüne sahip olmayan aile veya özürlü için Devletin prim karşılığı olarak sisteme katkıda bulunması.

c) Her çalışanın isteğe bağlı olarak, bakmakla yükümlü özürlü bir kişinin var olması halinde ise zorunlu olarak sisteme dahil edilmesi ve ücretinden belirlenecek bir oranda prim tahsil edilmesi (örneğin, Almanya’da 1996 yılından bu yana bu oran %1.7 olarak gerçekleşmekte, bunun yarısı isçi ve diğer yarısı da işveren tarafından ödenmektedir.)

d) Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Fonundan sağlanacak belirli miktardaki katkı.

e) Prim dişi diğer finansman kaynaklarının harekete geçirilmesi ile sağlanacak gelirler.

Yararlar
Bakım Sigortası kapsamında özürlüler için oluşturulacak bakım hizmeti ve yararların ilke olarak, özürlünün yaşamını kolaylaştırıcı, ona gereken destek ve gücü sağlayıcı, sosyal ilişkilerini düzenleyici, onun kendi kapasitesi oranında üretici olmasını sağlayıcı ve toplum yaşamına etkin olarak katılımına yardım edici bir içerik ve nitelikte gerçekleştirilmesi amaçlanmalıdır. Bu yönde oluşturulacak hizmet türlerinin evde bakım hizmeti, koruyucu aile yanında bakım, kurumda bakım, sağlık yardımları, rehabilitasyon hizmetleri, ayni ve nakdi yardımlar şeklinde gerçekleştirilebileceği düşünülebilir.

Sonuç
Bakım Sigortasının, ülkemizde bugünkü koşullarda kurulmasının sağlanması gerçekte pek kolay gibi gözükmemektedir. Ancak, var olan güçlükler nedeniyle olanaksız olduğunu düşünmek de doğru değildir. Sahip olduğumuz mevcut kaynakların rasyonel olarak kullanımı yönünde alınacak politika kararları ve bu kararlar doğrultusunda yerine getirilecek güçlü bir planlama ile ilk aşamada özürlüleri kapsama alarak pilot uygulama seklinde de olsa Bakım Sigortasının kurulmasının gerçekleştirilebileceği düşünülebilir.


Kaynak: www.sosyalhizmetuzmani.org

Logo: Hakkımızda
Sitenin tüm hakkı saklıdır
Copyright © 2003 by Engelliler Kulübü