|
ENGELLİLERİN TOPLUMLA
BÜTÜNLEŞME SORUNLARI
Bir Sosyal Politika Yaklaşımı
Yrd. Doç Dr. Kasım KARATAŞ
Hacettepe Üniversitesi
Sosyal Hizmetler Yüksekokulu
Öğretim Üyesi.
kasim_63@yahoo.com
kkaratas@hacettepe.edu.tr
Engelliler.Biz: Kasım 2002 tarihinde yayınlanan ‘Ufkun Ötesi
Bilim Dergisi’ Cilt 2, Sayı 2’den alınmıştır.
Günümüz Türkiye'sinde engellilerin toplumla bütünleşme yönünde yoğun
sorunlar içinde yaşadıkları bilinmektedir. Sorunu adlandırmadan başlayan
ve yaşamın pek çok alanına yayılan bu sorunlar, engelli bireylerin
içinde yaşadıkları toplumla işlevsel bir bütünlük içinde yaşamalarını
güçleştirmektedir. Sürekli sorunlarla boğuşan, onlara anlamlı çözümler
üretemeyen bireyler, kendilerini mutsuz hissedeceklerdir. Bu da temel
bir insan hakkı olan bireyin kendisini gerçekleştirme hakkını ortadan
kaldıran düşük yaşam kalitesi demektir.
Engellilik Nedir, Engelli Kime Denir?
Yalnız bizim dilimizde değil diğer birçok dilde de engelli ve engellilik
anlamına gelen birden fazla sözcük bulunmaktadır. Örneğin Türkçe'de
genel düzeyde engelli, özürlü, sakat sözcükleri aslında aralarında anlam
fakları olduğu halde aynı anlama gelmek üzere kullanılmaktadır. Genelde
tüm engelliler için yaşanan bu karmaşa belirli engelli kümeleri için de
geçerlidir. Örneğin kör, âma, görme engelli, görme özürlü, az gören, vb.
Bu sözcükler değişik anlamlar taşıdıkları gibi yer yer aynı anlama
gelmek üzere de kullanılabilmektedirler. Bu da bir zihin karışıklığı
yaratabilmektedir. Adlandırmadaki bu farklar, zaman zaman öyle çok
tartışmaya neden olmaktadır ki, bu tartışmalar, gerçek sorunların önüne
bile geçebilmektedir. Engellinin kim, engelliliğin de ne olduğu açık bir
biçimde ortaya konmayınca, engellilere yönelik geliştirilecek
politikaların, yasaların ve hizmetlerin kapsamı da belirsizleşmektedir.
Bu belirsizlik de uygulamada pek çok sorunun ortaya çıkmasına neden
olmaktadır. Adlandırmadaki karmaşa ve tanım güçlüğü engellinin kendisini
anlatmasını ve diğerlerinin de onları kolayca anlamasını
zorlaştırmaktadır.
Engellilerin yaşadığı bir başka sorun da, kendileri ile ilgili sağlıklı
istatistiklerin olmayışı. İlk defa son İki nüfus sayımında engellilerin
belirlenmesine yönelik bir soru sorulmuş, bunlardan ilkinden sağlıklı
bir sonuç elde edilememiştir. Son nüfus sayımında engellilere ilişkin
kimi durumlar daha ayrıntılı sorularla soruşturulmasına karşın kamuoyuna
henüz bir sonuç açıklanmamıştır. Sayım sonucunda ortaya çıkacak çok
önemli bilgilere dayanarak birçok şeyi konuşabilmek ve pek çok hizmeti
planlayıp, programlayabilmek sanırım çok daha kolay olacaktır.
Engelliliğin her zaman her yerde geçerli ölçülerle tanımını yapmak bir
hayli güçtür. Bu yüzden olsa gerek alanyazında (literatürde) çok değişik
tanımları vardır. Birleşmiş Milletler Sakat Haklan Bildirgesinde
"Kişisel ya da sosyal yaşantısında kendi kendisine yapması gereken
işleri (bedensel ya da sonradan olma) her hangi bir noksanlık sonucu
yapamayanlar" (3) sakat olarak tanımlanmaktadır. Engelli sözcüğü genelde
hareket yeteneği sınırlanmış bireyi çağrıştırmaktadır. Hareket
yeteneğini sınırlayan nedenler ise doğuştan getirilen, doğum sırasında
karşılaşılan ya da sonradan yaşanan bir hastalık veya kaza sonucu ortaya
çıkan bir işlev bozukluğundan kaynaklanıyor olabilir. Hareket
yeteneğinin kısıtlı olması, başlı başına bir engellilik midir? Eğer öyle
ise hepimizin yapamadığı, beceremediği bir iş ya da eylem yok mudur,
yaşamda? Engellilik günlük yaşama katılmayı engelleyen, fiziksel
işlevlerdeki bir sınırlılık hali olarak değerlendirilmelidir. Gerçekte
önemli olan, bazı işlevlerin yerine getirilmesinde karşı karşıya kalman
bir fiziksel sınırlılığın olması değil, bunları "kompanse" edecek destek
sistemlerinden yoksun kalmaktır. Eğer bir gözlükle, var olan görme
yetersizliğinizi rahatlıkla giderebiliyor ve işlerinizi görebiliyorsanız
bir sorununuz yok; ancak geri kalmış bir köyde ya da yörede bu gözlüğe
ulaşamıyorsanız, ciddi bir sorunla karşı karşıyasınız demektir. O halde
engellilik çoğu zaman değişken bir konudur. Başka bir deyişle nerede ve
nasıl karşılaşacağınıza bağlı olarak sonuçları değişen bir durumdur.
Bireyin fiziksel işlevlerindeki bozukluk ve bunların hareket yeteneğinde
yarattığı eksiklik ve güçlük, onu toplumun diğer bireylerinden farklı
kılar. Bu farklılık engellilerin yaşadığı ayrımcılığın da asıl
nedenidir. Bilindiği gibi her türlü ayrımcılığın temelinde farklı olmak,
yani "alışılmamış özelliklere" sahip olmak vardır. Fiziksel işlevlerdeki
bozukluklar ve bunların hareket yeteneği üzerinde yarattığı sınırlamalar
bireyi toplumdan uzaklaştırır. Toplumsal destek sistemlerinin
yetersizliği, toplumun dışlayıcı tutum ve davranışları da engelli
bireyin topluma eşit bireyler olarak katılmasını önler.
Engelliliğin Oluşmasını Önlenebilir mi?
Birleşmiş Milletler Genel Kurul'unun 20 Aralık 1993 tarihinde yapılan
48. toplantısında 48/96 sayılı kararla kabul edilen "Sakatlar İçin
Fırsat Eşitliği Konusunda Standart Kurallar" (yazının bundan sonraki
bölümlerinde yalnızca 'Standart Kurallar' diye geçecektir.) engellilerin
topluma eşit katılımları için bazı ön koşullardan söz etmektedir: Bunlar
bilinçlendirme, tıbbi bakım, rehabilitasyon ve yardım hizmetleridir (4).
Eşit katılım için ön koşullar arasında sayılan tıbbi bakım (Kural 2)
engelliliğin önlenmesi ile ilgili hükümler içermektedir. Engelliliğe
neden olabilecek durumların ortaya çıkartılması, değerlendirilmesi ve
bunların giderilmesi konularında etkili programlar önerilmektedir. Bu
programlar yoluyla engelliliğe neden olan etkenlerden korunmak, bu
etkenleri azaltmak ya da yok etmek olanaklı olabilecektir. Söz konusu
programlara engellilerin, ailelerinin ve ilgili kuruluşların katılımı
büyük önem taşımaktadır. Engelliliğin önlenebilmesi için erken tanı, ilk
yardım, erken müdahale, erken bakım ve koruma önemlidir. Ayrıca sağlık
personelinin yetiştirilmesi, sağlık alt yapısının ve sağlık sigortasının
engellileri de içerecek şekilde geliştirilmesi ve tüm topluma
yaygınlaştırılması bu açıdan önemli konulardır.
Bir toplumda engellilerin varlığı onların toplumla bütünleşme
gereksinimini ve sorununu ortaya çıkarmaktadır. Bu ise oldukça zor ve
karmaşık bir süreçtir. Oysa engellilik önlenebilirse, en azından
sayıları çok daha aza indirilebilirse, engellilerin topluma
kazandırılması konusu, günümüzdeki boyutlarda bir sorun olmaktan
çıkacaktır.
Engelliliğin nedenleri dikkatle incelenirse, bunların çok önemli bir
bölümünün kaçınılabilir, önlenebilir nedenler olduğu görülecektir.
Engellilik genelde kaynağına ve sebeplerine göre değişik şekillerde
sınıflandırılmaktadır. Kaynağına göre sınıflandırıldığında, doğuştan
gelen engellilik nedenleri arasında bir takım genetik nedenler, akraba
evliliği, gebelik sırasında annenin karşılaştığı travmalar, hastalıklar,
ilaç kullanımı, ışına maruz kalmak, annenin alkol ve madde bağımlısı
olması, kötü beslenmesi gibi nedenler görülmektedir. Sayılan tüm bu
nedenler kaçınılmaz, önlenemez durumlar değildir. Tıp bilimince
gerçekleştirilen araştırmalarla genetik nedenlerin bile en azından bir
kısmı önceden bilinebilmektedir.
Doğum sırasında ve sonrasında 'kazanılan" engelliliğe gelince kötü ve
yetersiz koşullarda gerçekleştirilen doğumlar, travmalar, yanlış
uygulamalar vb. akla gelmektedir.
Doğum sonrasında karşılaşılan olaylar arasında ise iş kazaları, ev
kazaları, trafik kazaları, savaşlar, terör olayları, endüstriyel
kazalar, deprem ve benzeri yıkım olayları, büyük sanayi kazaları v.b,
temel engellilik nedenleri arasındadır. Bunların büyük çoğunluğunun da
önlenebilir nitelikte nedenler olduğu anlaşılmaktadır. O halde "engellilik
bir kader değildir". Gerekli önlemler alındığında, bilinçli bir
toplum yaratıldığında, engellilik büyük oranda önlenebilir. Bunun için
insana her şeyin üstünde değer veren bir anlayışın toplumda benimsenip
yerleştirilmesi gerekir. Bu nedenle engelli sorunlarına eğilirken,
ısrarla üzerinde durulması gereken konu engelliliğin oluşmasını önlemek
olmalıdır.
Engellilerin Toplumla Bütünleşmelerinin Önündeki Engeller Nelerdir?
Yoksulluk:
Engellilerin genel olarak toplumla bütünleşmesinin önündeki engellerden
birisi ve belki de en önemlisi yoksulluktur. Yapılan araştırmalar,
dünyanın her yerinde engellilerin çok büyük çoğunluğunun toplumun yoksul
kesimlerinden geldiğini ve yoksulluk içinde yaşadıklarını
göstermektedir. Bu belirleme gelişmiş/endüstrileşmiş ülkeler için de
geçerlidir. Kuşkusuz bu gerçek bizim gibi gelişmekte olan ülkelerde çok
daha çarpıcı ve dramatik yönleriyle yaşanmaktadır. Yukarda sayılan
engellilik nedenleri çoğunlukla yoksul kesimler arasında geçerlilik
kazanmaktadır. Ayrıca engellilik işsizliğin de başlıca nedenleri
arasında sayıldığı (11) için bu iki olgu arasında bir neden sonuç
bağlantısı bulunduğu söylenebilir. Demek ki engellilerin topluma
kazandırılmalarının önündeki en ciddi sorunlardan birisi, içinden
geldikleri sosyo-ekonomik kesimin bir bütün olarak yaşadığı yoksulluk
sorunu/gelir dağılımı sorunudur. Doğaldır ki yoksul kesimler arasından
gelen engelliler, yoksulluğu üreten başka sebeplerle de bir arada
yaşadıkları için, onlar için yoksulluk adeta bir kısır döngüye
dönüşmektedir. Bu, onların toplumla bütünleşmelerinin önündeki en ciddi
engeldir. Standart Kurallar (Kural 8) engellilerin sosyal güvenlik
kapsamında korunmalarını ve onlara yeterli düzeyde gelir desteği
sağlanmasını öngörmektedir. Bu konuda engellilere yönelik ayrımcı
uygulamalar önlenecektir. Engellilerin koruyucu aile uygulaması içinde
bakılması için bakıcı ailelerin sosyal güvenlik kapsamına alınarak
desteklenmesi ön görülmektedir. Engellilerin kendi kendilerine yeterli
olabilmesi için meslek edindirilmeleri ve işe yerleştirilmeleri önemle
vurgulanmaktadır. Asıl olan engelli de olsa her bireyin topluma
çalışarak üretken bir birey olarak katılmasıdır.
Eğitim:
Engellilerin toplumla bütünleşmesinin önündeki bir diğer engel de eğitim
konusunda karşılaştıkları sorunlardır. Tüm ülkelerde eğitim sistemi,
öncelikle, nüfusun engelli olmayan kesimi için planlanıp
uygulanmaktadır. Böylece daha en baştan eğitim sistemi, engellileri
dışlayan bir anlayışa sahip olmakta; daha sonra da engellileri eğitim
sistemiyle bütünleştirecek çeşitli programlar geliştirilmeye
çalışılmaktadır. Aslında bilinçli ya da bilinçsiz gelişen bu dışlayıcı
tavır, diğer konular için de söylenebilir. Bir yandan çeşitli konularda
engellileri dışlayan süreç devam ederken, bir yandan da onları toplumla
bütünleştirme çabası, ne yazık ki birbiriyle çelişen iki süreç olduğu
için, çok da başarılı olamamaktadır. Engellilerin eğitimi ile ilgili
programların farklı oluşu bu ayrımın nedeni olarak gösterilebilmektedir.
Oysa bu yalnızca engelliler için değil her insanın eğitiminde geçerli
bir durumdur. Çağdaş eğitim anlayışında, eğitimin odağında, engelli
olsun olmasın, insan, insanın özellikleri ve gereksinimleri yer alır.
Standart Kurallara göre (kural 6) engelliler de diğer bireyler gibi ilk,
orta ve yükseköğrenim olanaklarından yararlanacaklardır. Zorunlu eğitim
herkes gibi engellileri de kapsayacaktır. En çok ihmal edilen konulardan
biri de engelli çocukların okul öncesi eğitimidir. Ayrıca yetişkin
engelliler için örgün ve yaygın eğitim olanakları da son derece
sınırlıdır. Bu nedenle öncelikle eğitim alt yapısının nitelik ve nicelik
olarak geliştirilmesi ve engellilerin gereksinimlerini karşılayacak bir
düzeye eriştirilmesi gerekir. Engellilerin eğitiminde sorumluluk alacak
meslek elemanlarının (özel eğitimci, rehber danışman, sosyal hizmet
uzmanı) yeterli sayıda ve donanımda yetiştirilmeleri gerekir, öte yandan
eğitim kurumlarının engellilerin de varlığını hesaba katacak fiziksel
düzenlemelere sahip olması, bu kurumlara kolay ulaşım için gerekli
önlemlerin alınması, engellilerin özel eğitimi için gerekli ders
araç-gereçlerinin hazırlanması gibi konular engellilerin toplumla
bütünleşmeleri önündeki ciddi engeller olarak yaşanmaktadır.
Engellilerin engel durumlarını hesaba katacak özel ölçme değerlendirme
yöntemlerinin geliştirilmesi gereklidir.
Müfredat programları, engel türleri ve dereceleri ile engellilerin
kişisel özellikleri ve gereksinimleri de dikkate alınacak şekilde esnek
hazırlanmalıdır. Engellilerin eğitiminde görevli meslek elemanlarının
meslek/hizmet içi eğitimlerine de gereken önem verilmelidir.
Engellilerin eğitiminde çağdaş bir yaklaşım olarak kabul edilen
"kaynaştırılmış eğitim" gerekli alt yapı eksiklikleri giderilerek yaygın
bir şekilde uygulanmalıdır.
Üniversitelerin engellilerle ilgili eğitim veren bölümlerinde Öncü
araştırma ve uygulamalar desteklenmeli, engellilerle ilgili "uygulama
araştırma merkezleri" kurulması teşvik edilmelidir. İlgili kurumlar
arasında bilgi ve deneyim paylaşımı amacıyla işbirliği ve eşgüdüm
sağlayıcı çalışmalara ağırlık verilmelidir.
Engelliler eğitim sisteminin dışında kalıp eğitilemeyince, bu durum pek
çok başka sorunu da beraberinde getirmektedir. İnsan yaşamında bazı
sorunlar, bazı konular vardır ki gerek pek çok sorunun üretilmesinde,
gerekse pek çok sorunun çözümünde adeta bir anahtar rolü oynamaktadır.
Eğitim de onlardan birisidir. O nedenle engellilerin eğitim sorunlarına
gerekli önem ve ağırlık verilmelidir. Ülkemizde engellilerin % 97'sinin
eğitim olanaklarından yoksun kaldığı ileri sürülmektedir (15). Bu da
sorunun bizdeki boyutu hakkında yeterince fikir vermektedir. Bu eğitim
oranıyla engellilerin sorunlarını çözmek, onları topluma kazandırmak,
toplumla bütünleştirmek olanaklı değildir.
Ulaşım, Fiziksel Çevre ve Konut
Engellilerin topluma katılmalarının önündeki en büyük engellerden biri
de ulaşım, fiziksel çevre ve konut sorunudur. Engellilerin içinde
yaşadıkları fiziksel çevre, sahip oldukları fiziksel işlev
bozuklukları/yetersizlikleri ve bunun yol açtığı sınırlamalar yüzünden
büyük önem taşımaktadır. Eğitim konusunda belirttiğimiz gibi, toplumu
tasarlarken, bir toplum modeli ortaya koyarken, içinde yaşanılan
fiziksel çevreyi de o toplumun içinde yaşayan herkesi düşünerek
tasarlamak gerekir. Yaşanılan konuttan tüm kamusal yaşam alanlarına, ve
ulaşım araçlarına kadar tüm çevresel unsurların engellilerin özellikleri
ve gereksinimleri dikkate alınarak tasarlanmadığı bir gerçektir. Yollar,
kaldırımlar, kamu binaları, parklar ve bahçeler, okullar, içinde
yaşanılan konutlar, ulaşım araçları ve bunun gibi daha bir çok fiziksel
çevre unsuru, engellilerin topluma katılmasının önünde ciddi birer engel
oluşturmaktadır. Böylece sahip olduğu engeli nedeniyle hareket yeteneği
sınırlanmış insanların bu ve benzeri sebeplerle yaşadıkları sınırlama
daha da pekişmektedir. Bunun anlamı Hareket yeteneği sınırlanan bireyin
toplumsal yaşamdan dışlanmasıdır. Oysa bütün bunlar, engellilerin
topluma katılmasını, toplumla bütünleşmesini kolaylaştıracak bir biçimde
tasarlanabilir ve geliştirilebilir (9).
Standart Kuralların eşit katılım için hedef seçtiği alanlardan ilki
"ulaşılabilme" (kural 5) konusudur. Bu anlamda fiziksel çevre
koşullarının engellilerin yaşamını kolaylaştıracak şekilde düzenlenmesi,
eşit katılım açısından yaşamsal değerde kabul edilmektedir. Fiziksel
çevrenin yapılandırılmasında sorumlu kişi ve kuruluşların engelli
kişiler konusunda bilgili, bilinçli ve duyarlı davranmaları
sağlanmalıdır. Bu amaçla fiziksel çevrenin tasarlanması ve
yapılandırılması süreçlerinde engellilerin, ailelerinin ve örgütlerinin
katılımı konusu büyük önem taşımaktadır.
Rehabilitasyon:
Rehabilitasyon ve araç-gereç gereksiniminin yeterince karşılanamaması da
engellilerin toplumla bütünleştirilmesinin önündeki en büyük engellerden
birisidir. Bilindiği gibi rehabilitasyon çok genel olarak, yitirilen bir
yeteneğin yeniden kazandırılması, yerine başka bir yeteneğin 'ikame
edilmesi" (1; 7) demektir. Her hangi bir sebeple engelli hale gelen
birey önceden var olan işini artık yapamıyorsa ya o işi yapabilmek için
"yeniden yeteneklendirilmesi = rehabilite edilmesi" gerekmektedir ya da
bu İşi yapmak artık olanaklı değilse, yapabileceği yeni bir iş için
beceri kazanması (eğitilmesi) gerekmektedir. Böyle bir rehabilitasyon
sürecinden geçmemiş olan birey, topluma ve içinde yaşadığı aileye yük
olmaktan kurtulamayacaktır. Engellilerin engelleriyle bağlantılı bir
eğitim ve rehabilitasyon olanağından yararlanması, onları toplumsal
yaşamla bütünleştiren en önemli etkendir. Oysa bu gün, ülkelerin
gelişmişlik düzeylerine göre az çok fark etse de, engellilerin ezici bir
çoğunluğu bu olanaklardan yararlanamamaktadır.
Standart kurallara göre (Kural 3) engelliler için geliştirilecek
rehabilitasyon programlarına katılım konusunda da eşitlik ilkesi en
önemli rehber durumundadır. Programlar engellilerin, ailelerinin ve
örgütlenmelerinin katılımı ile geliştirilmeli; nitelik ve nicelik yönden
engellilerin gereksinimlerini karşılayacak yeterlikte olmasına özen
gösterilmelidir. Eşitlik ilkesi gereği, birden çok özürü bulunanlar
ihmal edilmemelidir. Rehabilitasyon programının kapsamında eğitim,
danışmanlık, bireysel kapasitenin arttırılması, değerlendirme, rehberlik
gibi konular yer almaktadır. Hedef kitlesi ise engellilerin yanı sıra
aileleri, ilgili kuruluşların çalışanları, toplum, ilgili meslek
elemanları ve medya yer almaktadır.
Uygulanan rehabilitasyon programlarının değerlendirilmesinde
engellilerin, ailelerinin ve örgütlerinin görüşlerine Önem verilmelidir.
Ayrıca her engel kümesinde yer alan bireylerin gereksinim duydukları
kimi araç gereçler vardır ki bunlar engelliler için son derece
önemlidir, yaşamlarının adeta bir parçası gibidir. Bu araç gereçler
engellinin hareket yeteneğini artırıcı özelliklere sahiptir. Bu da
toplumla daha çok bütünleşme demektir. Yoksulluk ve işsizliğin en yaygın
olduğu toplumsal kesimin engelliler olduğu düşünülürse, özellikle sosyal
güvenlik ve sosyal refah hizmetlerinin yetersiz olduğu ülkelerde
engellinin bu tip araç gereçlere kolaylıkla ulaşması beklenemez. Az Önce
verilen örnekte olduğu gibi belirli oranda görme engeli olan bir insanın
bir gözlük desteği ile bu sorununu çözülecekse ya da yürüme güçlüğü
çeken bir insana sağladığınız bir araçla (bir koltuk değneği veya
tekerlekli sandalye ile) onun hayatı önemli ölçüde kolaylaşacaksa,
böylece engelli karşı karşıya olduğu sınırlanmanın, kısıtlılığın dışına
çıkabilecekse, bu onun İçin vazgeçilmez bir şeydir. Bu sağlanamadığında
engellinin topluma katılmasının önünde ciddi bir engel oluşmuş demektir.
Engellilerin onurlu bir yaşam sürebilmeleri için kendi kendilerine yeten
bireyler olmalarının önemine değinilmişti. Bu bağlamda kamusal
yardımlardan yararlanmak konusunda tam bir eşitlik olmalıdır.
Engellilere gereksinim duydukları araçlar, ücretsiz ya da çok ucuza
verilmelidir. Engellilerin gereksinim duydukları özel araçların
geliştirilmesi konusunda AR-GE araştırmalarının desteklenmesi, araçların
üretimi ve ithalinde kolaylıklar sağlanması gerekir. En önemlisi
engellilerin bu araçlara kolaylıkla, ulaşabilir olması sağlanmalıdır. Bu
araçların üretimi ve dağıtımında tüm engel kümelerinin ve her engelli
bireyin gereksinimleri özel olarak dikkate alınmalıdır. Engellilerin
yaşamlarını kolaylaştırmak üzere tasarlanmış bu araçlar, onların
toplumsal yaşama katılmalarını maksimize edecektir.
Engellinin Aile Yaşamı / Özel Yaşamı
Topluma katılma, toplumla bütünleşme konusunda bir başka güçlük de,
engellinin aile yaşamı / öze! yaşamıyla ilgili olarak ortaya
çıkmaktadır. Fiziksel işlevlerindeki bozulma ya da bazı eksiklikler
nedeniyle engellinin hareket yeteneği sınırlanınca, bu, onun özel
yaşamına da bazı kısıtlamalar getirmektedir. Hatta sosyal hizmet
kurumlarda sürekli bakım ve koruma altında olan engelliler için adeta
özel yaşam yok denebilecek kadar azdır. Engelliye ait bir mekanın
yokluğu ve kimi etkinliklerin (cinsel yaşam gibi) yasaklanması (13) gibi
pek çok sınırlama özel yaşamı ortadan kaldırmaktadır. Ayrıca
engellilerin evlenmeleri ve aile kurmaları da diğer insanlara oranla
daha güçtür; bu da onların toplumla bütünleşmelerini önemli ölçüde
engellemektedir (2).
Gerek aile ortamında gerekse kurum yaşamında olsun, engelliler, özel
bakım ve gereksinim kümesi oldukları için ya da başka zorlayıcı
sebeplerle daha çok ihmal istismar kurbanı olmaktadırlar.
Standart Kurallara göre devletler (Kural 9) engellilerin aile yaşamına
tam olarak katılmalarını desteklemek durumundadır. Her konuda olduğu
gibi bu konuda da ayrımcı uygulamalar olmaması için çaba harcanması
gerekmektedir. Evlilik, aile yaşamı ve cinsellik gibi konularda
engellilere yönelik olumsuz önyargıların değiştirilmesi gerekmektedir.
İstihdam Sorunu
Engellilerin toplumla bütünleşmesinin önündeki en önemli engel ise
istihdam sorunudur. Çalışmanın gerek bireysel gerekse toplumsal refahın
sağlanmasındaki önemi tartışmasız benimsenmektedir. Çalışmayı
Özendirmenin hem bireysel hem de toplumsal açıdan sayısız; yararı olduğu
söylenebilir. Öte yandan çağdaş anlayışın bir gereği olarak "çalışmak ve
işsizlikten korunmak" bir insan hakkı olarak da değerlendirilmektedir
(11; 8; 6).
İşsizlik ve çalışma yaşamından kaynaklanan sorunlar, engellileri kuşatan
sorunlar arasında, adeta diğer sorunların da temeli konumunda olan, bir
diğer söyleyişle doğrudan doğruya diğer sorunları doğuran ya da bu
sorunların daha şiddetle yaşanmasına neden olacak etkilerde bulunan bir
özelliğe sahiptir.
Her insanın yapabileceği bir iş vardır ve engelliler de fiziksel ve
ruhsal işlevlerinde bir bozulma ya da eksiklik olsa bile, onların bu
niteliklerini dikkate alan uygun bir eğitim ve rehabilitasyondan
geçirildikleri zaman çalışabilirler, üretime katılabilirler. Çalışmanın,
kültürün önemli bir parçası sayıldığı toplumlarda, herkes gibi
engelliler de çalışmaya/üretmeye isteklidirler (10).
İşsizlik, çok yönlü neden ve sonuçlara sahip bir olgudur. Bu sorunu,
yalnız engellilerin değil tüm insanların gündeminde bir sorun olmaktan
çıkarmak kuşkusuz en büyük amaç olmalıdır.
Genel olarak engellilerin istihdamı ile bağlantılı yaşanan sorunları beş
noktada ele almak olanaklıdır (5):
1- Bunlardan ilki ülkemizde, henüz engellileri de gözeten
sistemli bir iş analizi ve meslek tanımlaması çalışmasının yapılmamış
olmasıdır. Bu gün engellilerin, sahip oldukları engelden kaynaklanan
özellikleri ve nitelikleri de dikkate alınarak, hangi işlerde
çalışabilecekleri konusunda, elde ciddi bir araştırma, bir çalışma
bulunmamaktadır. Engelliler çok sayıda işte, kendi kendilerine
yaptıkları girişimlerle çalışma deneyimleri yaratmaktadırlar. Oysa
gelişmiş ülkelerde iş analizleri, meslek tanımları son derece önemlidir.
Engelliler hangi işleri yapabilir? Bu iş, bu meslek hangi eğitim
sürecinden geçildikten sonra yapılabilir? Bu eğitim sürecinin
özellikleri ve aşamaları nelerdir?... Bütün bunların ayrıntılarının
belirlenmesi gerekir. İş piyasası, eğer belirli niteliklerle donatılmış
bir iş gücüne gereksinme duymuyorsa, iş gücünü, bu niteliklerle
donatmayı sürdürmek, bir yandan boşa giden emek ve para, diğer yandan da
bu niteliklere sahip işgücünün işsizliğine kapı aralamaktır. Yani, her
insanı olduğu gibi, engellileri de iş piyasasının özellikleri ve
gereksinimleri doğrultusunda eğitmek, özellik kazandırmak ve iş
piyasasına hazırlamak gerekir.
2- Engellilerin istihdamını güçleştiren sayısız neden arasında
eğitim ve rehabilitasyon konusundaki yetersizlikler büyük yer
tutmaktadır Bu gün ülkemizde ne yazık ki engelliler için yeterli eğitim
ve rehabilitasyon (mesleki eğitim ve rehabilitasyon dahil) merkezi
bulunmamaktadır.
3- İçinde bulunduğumuz iktisadi yapının, engellileri de içerecek
bir şekilde düzenlenmemiş olması, işverenlerin engellileri çalıştırmak
konusundaki çekingenlikleri ve önyargıları da istihdamın önündeki
engeller arasındadır. Bazı işler vardır ki engelliler bunları gerçekten
diğer insanlardan daha iyi yapabilmektedir, bunlar kanıtlanmıştır.
Toplum bu konuda bilinçli değildir. Bu bilinç olmadığı için de
özellikle, işveren kesimi, "acaba yapabilirler mi" kaygısı içerisinde
hareket etmektedirler. İşe alınan engellinin o iş ortamında başarılı
olabilmesi, üretken olabilmesi için de işyerinde bazı düzenlemeler
yapılmalı, önlemler alınmalıdır. Bunlar yapılmadığı zaman da çalışan
engellinin işe yaramadığı, üretken olamadığı gibi bir kanaatin
oluşmasına kapı aralanmakta; bu da henüz istihdam edilemeyen insanların
önüne yeni engeller çıkarmaktadır (12; 15; 10).
4- Bir başka güçlük de engelli istihdamını kolaylaştırmada
kullanılan araçların yeterince geliştirilmemiş olması ve
uygulanmamasıdır. Dünyanın her yerinde engellilerin, istihdamı ile
ilgili bazı kolaylaştırıcı yollar aranmakta ve uygulanmaktadır.
Örneğin, kota rejimi başka koşullarda istihdamında güçlük bulunan nüfus
kesimleri için kullanılır. Ülkemizde işyerlerinde 1475 sayılı İş Kanunu
gereğince %3 oranında engelli istihdamını zorunlu kılan yasal düzenleme
vardır. Ayrıca bu uygulama (istihdamda pozitif ayrımcılık) eski
hükümlüler, korunmaya muhtaç gençler ve terörle mücadele sırasında
yitirilen kamu görevlilerinin yakınları için de uygulanmaktadır. Bunun
dışında korunmalı iş yerleri uygulaması vardır. Zaman zaman bu uygulama
eleştiri alsa da, halen bazı engelli kümeleri (örneğin ağır zihinsel
engelliler) için özellikle önerilmekte ve kullanılmaktadır. Seçilmiş iş
yöntemi, bazı işlerin yalnızca engelliler tarafından yapılması (örneğin
santral işletmenliğini yalnız görme engelliler tarafından yapılması
gibi) için onlara tahsis edilmesidir. Değişik esnek çalışma biçimlerinin
(evde çalışma, evde üretim, yarım zamanlı çalışma v.s.) engelliler için
özellikle kullanılması da olanaklıdır.
5- Engellilerin istihdamla bağlantılı sorunları istihdam
gerçekleştikten sonra da ortaya çıkmakta ve iş yaşamı içinde de
sürmektedir. Bu aşamada engelliler sahip oldukları kişisel özellikleri
ve nitelikleri ile bağlantılı pek çok sorunla karşılaşmaktadırlar.
Bunlar, olumsuz iş ve işyeri koşullarından tutun da, çalıştığı işte
karşılaştığı sosyal güvenlik sorunları, yetersiz ücret, işinde
ilerleyememe, erken emeklilik gibi sayısız sorunları içeren geniş bir
alana yayılmaktadır (10).
Standart Kurallar (Kural 7), istihdam konusunda engelliler aleyhine var
olan düzenleme ve uygulamaların kaldırılarak engellilerin istihdamını
kolaylaştırmayı öngörmektedir. Engellilerin çalışacağı ortamların
onların gereksinimlerini karşılayacak şekilde tasarlanıp yapılması,
engellilerin istihdamını kolaylaştıracak teknolojik gelişmenin
desteklenmesi, istihdama uygun eğitim verilmesi Standart Kurallarda altı
çizilen diğer konular arasındadır. Ayrıca, engellilerin çalışması
yönünde, toplumdaki önyargıları giderici çalışmalar ve engellilerin
istihdamı konusunda kamu ve özel sektör sorumluluğu özellikle
vurgulanmaktadır.
Bu gün gelinen noktada, engelli istihdamının görünümü genel olarak
şudur: Sorun bir yanıyla çok uzun süredir yaşanan, müzminleşerek yapısal
bir özellik kazanan, genel işsizlik sorununun bir parçasıdır. Bir yanı
ile kendine Özgü özellikler taşımaktadır. Genel işsizlik sorununun bir
parçası olarak getirilecek çözüm arayışları bu gerçeği de gözetmek
zorundadır. Kendine özgü yanları da özgün çözüm arayışlarını zorunlu
kılmaktadır. Bu gün ülkemizde engelli iş gücü arasında işsizlik oranının
tam olarak ne olduğu bilinmemektedir. Buna karşın bu oranın %99'lar
dolayında olduğu ifade edilmektedir. Bu oran gerçeği yaklaşık ifade
ediyor bile olsa, sorunun boyutlarını sergilemeye yeterli görünmektedir.
Bu nedenle, kendine özgü yanlarıyla engelli sorunlarının en önemli
boyutlarından birini oluşturan engellilerin istihdamı sorunu, sosyal
politikanın odağında yer alarak en kısa sürede çözüme kavuşturulmayı
beklemektedir.
Engellilerin çalışması ve işsizlikten korunması konusu bir yandan
uluslararası belgelerde bir yandan da başta Anayasa olmak üzere ulusal
mevzuatımızda gereğince işlenmiştir. Bu yönde, ortaya çıkacak hukuksal
düzenleme gereksinimini karşılayacak yeni çalışmalar elbette ihmal
edilmemelidir. Ancak bu alandaki asıl sorun toplumsal anlayıştan,
uygulamadaki tutarsızlıklardan kaynaklanmaktadır. Bu gün ülkemizde
engelliler işsiz kalmanın ezikliği içindedirler. Üretken ve yaratıcı
çalışma, insanca ve onurlu bir yaşam sürdürebilmenin ön koşuludur. Bu
yüzden engelli bireyin de topluma uyumunda, toplumla bütünleşmesinde bir
işe sahip olması büyük önem taşır. Engelli birey işsiz kaldığı ve
yaşadığı topluma üreterek katkıda bulunamadığı için kendini
gerçekleştirmemekte, ailesine ve topluma yük olmaktadır.
KAYNAKLAR
1. Adil, Nevzat. "Körlerin Mesleki Rehabilitasyonu" Görme Engellilerin
Mesleki Rehabilitasyonu ve İstihdamı, Kasım Karataş (Yayına Hazırlayan)
Ankara: Altı Nokta Körlere Hizmet Vakfı Yayını No.: 2, 1997, ss. 99-104.
2. Arıkan, Çiğdem. Türkiye'de Görme Özürlü Kadınlar: Sorunlar,
Beklentiler, Çözüm Önerileri. Ankara: Körler Federasyonu Yayını No: 3.
2001.
3. Başbakanlık Özürlüler idaresi Başkanlığı, Özürlüler İle İlgili
Mevzuat, Ankara: 2002.
4. Birleşmiş Milletler Sakatlar İçin Fırsat Eşitliği Konusunda Standart
Kurallar, Birleşmiş Milletler Genel Kurul'unun 20 Aralık 1993 tarihinde
yapılan 48. toplantısında 48/96 sayılı kararı.
5- İçli, Turhan, Eyüp Doğan ve Kasım Karataş "Önsöz" Görme Özürlüler
İçin Rehabilitasyon Deneyimleri, Yeni Rehabilitasyon Politikaları ve
Meslek Tanımları, Yayına Hazırlayan: Kasım Karataş. Ankara: Körler
Federasyonu Yayını No.: 4, 2001, ss. 1-3.
6. Karaiaş, Kasım "İnsan Hakları Açısından Özürlülerin İstihdamı" Görme
Engellilerin Mesleki Rehabilitasyonu ve İstihdamı, Kasım Karataş (Yayına
Hazırlayan) Ankara: Altı Nokta Körlere Hizmet Vakfı Yayını No.: 2,1997,
ss. 184-187.
7. Karataş, Kasım "özürlülerin Mesleki Rehabilitasyonu ve istihdamı
Sorunu" Sosyal Hizmet Sempozyumu '96. Toplumsal Gelişme ve Değişme
Sürecinde Sosyal Hizmet, Ankara: Hacettepe Üniversitesi Sosyal Hizmetler
Yüksekokulu Yayın No.: 02, 2001a, ss.: 112-117.
8. Karataş, Kasım. "Genç İşsizliğinin Psiko Sosyal Sonuçlan" Sosyal
Hizmet, Sosyal Hizmet Uzmanları Derneği Yayın Organı. Yıl 6, Sayı 13,
Nisan 1996b, ss.: 16-22.
9. Karataş, Kasım. "Özürlüler Kentlerde Özgürce Yaşamak İstiyorlar"
Ufkun Ötesi Aylık Dergi, Yıl 2, Sayı 4, 97 Kasım-98 Nisan, ss.: 10-13.
10. Karataş, Kasım. "Özürlülerin İstihdamı ve Çalışma Yaşamında
Karşılaşılan Sorunlar" Görme Özürlüler İçin Rehabilitasyon Deneyimleri,
Yeni Rehabilitasyon Politikaları ve Meslek Tanımları, Yayına Hazırlayan:
Kasım Karataş. Ankara: Körler Federasyonu Yayını No.: 4, 2001b, ss.
141-152.
11. Karataş, Kasım. Genç İşsizliği: Ekonomik, Toplumsal ve Ruhsal
Sonuçları. Ankara: Sosyal Hizmet Uzmanları Derneği Genel Merkezi, Yayın
No.: 2, 1996a.
12. Koçyıldırım, Şener “Görme Özürlülerin İstihdamını Zorlaştıran
Etmenler ve Önyargılar” Görme Özürlülerin Mesleki Rehabilitasyonu ve
İstihdamı, Kasım Karataş (Yayına hazırlayan) Ankara: Altı Nokta Körlere
Hizmet Vakfı yayını No: 2, 1997, ss. 51-57.
13. Küçükkaraca, “Zihinsel Özürlülük ve Cinsel Yaşam” Sosyal Hizmet
Sempozyumu’97: Toplumla Bütünleşme Sürecinde Özürlüler ve Sosyal Hizmet.
Ankara: Hacettepe Üniversitesi Sosyal Hizmetler Yüksekokulu Yayın No:
003, 1998, ss. 100-103.
14. Uşan, Fatih. İş Hukukunda Sakat İstihdamı, Ankara: Türkiye Sağlık
İşçileri Sendikası Yayını, 1999
15. İçli, Turhan. “Görme Özürlülerin İstihdamında İşveren Tutumları ve
Beklentileri” Görme Özürlüler için Rehabilitasyon Deneyimleri, Yeni
Rehabilitasyon Politikaları ve Meslek Tanımları, Yayına Hazırlayan:
Kasım Karataş. Ankara: Körler Federasyonu Yayını No: 4, 2001, ss. 88-90.
|