Türkiye'de 60 milyon sakat var!
Uzun zamandan beri Türkiye deki sakat sayısının gerçeği ne kadar yansıtıp
yansıtmadığını düşünmekteyim.İstatistikler Türkiye de yuvarlarsam
sayıyı; 8 milyon sakat var diyor. Bu sayı bile oldukça kalabalık bir
durumun göstergesi bana göre. Ben ise dediğim gibi uzun zamandan
beri bu sayının yanlışlığını düşünüyorum.
Sakın gülmeyin, bana göre Türkiye deki sakat sayısı 60 milyonu bulmakta.
Yani gerçek nüfusumuza eş değerde sakatlarımız var.
Sakat kelimesinin anlamında da tam bir karmaşa söz konusu. Zaten bu anlam
kargaşası yüzünden bunu düşünmekteyim. Sakat, doğuştan yada sonradan
herhangi bir nedenle bedensel uzuvlarını kullanamama durumuysa bu
istatistiğe karşı çıkamam. Bir durumu net bir şekilde ortaya koyma
durumu olarak algılayabilirim.
Ama bildiğiniz gibi, bir çok anlamda engelli kelimesi de ön plana çıkmaya
başladı. Yani sakatlıkları yüzünden engelle karşılaşan insanlar
olarak. Gerçi şu anda her iki kelimede eş değerde kullanılıyor bizim
vatandaşlarımız tarafından da, bu aşamada 60 milyonu bulabilen
sakatlarımız var demekte hiç yanlış olmuyor doğal olarak.
Bir dostumla birkaç zaman önce yaşadığım bir şeyi paylaşmıştım. Ülkemizin
güzide gazetelerinden birine birkaç haberle ilgili olarak yorumda
bulunmuştum. Bu gazeteden bana bir teşekkür mailli geldi.Ülkemdeki
olaylara duyarlı olduğum için.Ve hatta gazetelerinde blog yazar
olmam için de bir teklif vardı bu mailde.
Gülsem mi, ağlasam mı bilemedim açıkçası bu mailli aldığım zaman.Üzüntü,
daha doğrusu acı daha ağır bastı.Bir vatandaş olarak son derece
doğal bir şeyi yapmam,ön plana çıkabiliyorsa bu işte ciddi anlamda
bir gariplik vardır. Blog yazarlığı da bana göre son derece ciddi
bir iştir ve sorumluluk ister. Bunun bana teklif edilmesi bile bu
ülkedeki yetişmiş yazarlara büyük saygısızlıktır.
Her şey bu kadar mı kolay? Ya da bu kadar bu ucuz? Ciddi anlamda sakat
tanımına yakışan bir şekilde beynimizi kullanmadan hareket
ettiğimizin en önemli belgesi bu bana göre.Üstelik benim ülkemde
geçmişte buna benzer şeyler bu kadar yaygın değildi her şeye rağmen
bir sorumluluk anlayışı vardı. Sonradan böyle olduk….
İster istemez mesleğim gereği insanlarla iç içe olduğumdan insan
ilişkilerine de takılıyorum.Nasıl bir iletişim tarzımız var artık
anlamakta zorlanıyorum.Gerçekten eskiden böyle değildik, sonradan
böyle olduk…
Öylesine engeller koyuyoruz ki kendi kendimize, başkalarının bize engel
koymasına gerek bile yok. Kendi engellerimizi kendi kendimize
koyarken, engelleri kaldırmak adına yapılan mücadelenin de bir
anlamı kalmıyor doğal olarak.
Ben her şeyi bilirim, ben var ya bennnn,mantığıyla hareket ederek
bodoslama dalıveriyoruz insanların içine. Sen hiç yoksun. Sadece ben
varken sen olabilir misin?Kendimizi görmekten başka kimseyi
göremezken hangi sakat statüsünde olacağımızı anlamakta
zorlanıyorum.Görme engelliler e girebilir miyiz acaba?. Vallahi
eskiden böyle değildik, sonradan böyle olduk…..
Şimdi seni yakaladım, gör bak sana neler edeceğim….şeklindeki yine ben
merkezli bir mantıkla olaylara yaklaşırken, kırmışız dökmüşüz, yok
etmişiz hiçbir anlam taşımazken koyduğumuz engellerin ne kadarının
farkındayız?ve gerçekten hangi sakat statüsündeyiz?
Hayır!!! Seni duymuyorum, sen ne söylersen söyle hiç umurumda değil
şeklindeki yaklaşımlarımızla daralttığımız dünyalarımızda nefes
almaya çalışırken aldığımız nefesin hırıltılarını bile duymakta
zorlanmıyor muyuz İşitme engelliler dünyasında sürüyor yolculuğumuz.
Ya da sen çok yaşa beeee, sen benim adamımsın davranışıyla yola çıkarken
kendimiz neredeyiz acaba?Kendimiz var mıyız?Kendi kendimizi red
ederken hangi engellerden söz edebiliriz?
Daha çok örnek verebilirim. Sakat kelimesine yeni bir açılım
kazandırmamız gerekiyor. Bu tanımla kalırsak sayımız 60 milyonu
gerçekten buluyor.
Çok sevdiğim bir dostumun sesini duyuyorum; sekiz milyonun içinden
“Bu orman yanacak
Hatta bu gezegen yok olacak……”
Haklısın demek hiç işime gelmese de; yaşam insanlar var olduğu sürece
metastaz yapmış kanserli bir hücredir” demekten başka bir şey
elimden gelmiyor şimdilik…. |