|
|
|
 |
|
Sen Kimsin?
Türkçe ilginç bir dil... Bazen bazı cümleler bir kaç anlama birden
gelebiliyor, hele bir de tonlamayı farklı bir şekilde yaparsak. Hiç
tanımadığımız ama tanımak istediğimiz birisine rahatlıkla “Sen
kimsin?“ sorusunu sorarak, onu tanımak istediğimizi, kendisiyle
ilgili bilgileri duymanın bizi mutlu edebileceğini
hissettirebiliriz.
Ben ise uzun zamandan beri bu sorunun çok daha farklı bir şekilde
yorumlanmasına kafayı takmış durumdayım. Özellikle son zamanlarda
dışarıya her çıkışımda birleri bana “Sen kimsin?“ diyor. Bunu
yaparken de dil kullanmıyor üstelik, bu; kelimeler kullanılmadan,
hareket içersinde kendiliğinden oluşuyor.
Geçen seneden beri oturduğum yerden çalıştığım yere gitmek bir işkence
haline geldi. Yapılan yol çalışmaları, tam tamamlanmış ve nihayet bu
ızdıraptan kurtulacağız diye düşünürken, aynı yerler bir kez daha
kazınmaya ve yeniden yapılanmaya başladı. Neden?
Valla cevabını verecek birileri yok... Kuşkusuz bizler içindir!!! Bundan
şüphe etmenin faydası var mı? Birileri bizlere tatlı tatlı “sen
kimsin?“ diye soruyor. Bu durumda zaman kaybedersin,
senin-onun-bunun vergilerle ödediğiniz paralar havaya uçar, zaman
zaman yaralanırsın oluşan çukurlarla, her taraf toza dumana bulaşır
ama olsun, “sen kimsin“ ki bunlar için sana cevap verelim. Otur
oturduğun yerde!!!
İnsanların cadde üzerinde evlerinin olması gibi bir durumu nasıl
katlanabilir hale getirdiklerini her zaman düşünürdüm. Çünkü benim
için cadde üzerinde bir evinin olması bir kâbustur. Düşünebiliyor
musunuz, temiz bir hava almak için pencereyi açıyorsunuz içeriye
egzoz kokuları giriyor... Dışarıdan kuş seslerini dinlemek
istiyorsunuz ve yine pencereyi açıyorsunuz, bu sefer içeriye dadii
dadiiiii diye klakson sesleri dolduruyor.
Doğal olarak kendi evimi buradan yola çıkarak caddeden epey içerde
alabilmek için neler çektiğimi hala unutamadım. Ve gönlüme göre bir
ev bulabilmiştim.
Ama birleri yine “sen kimsin?“ diyor son zamanlarda. Seni kendi haline
bırakacak göz var mı bizde, ahan da caddeyi ayağının altına
getirdik, bakalım ne yapacaksın?
Evet artık evimin önünden minibüsler, taksiler vs. ler çirit atıyor...
Birkaç gün önce Papa’nın yurdumuzu ziyareti nedeniyle oldukça ilginç
günler yaşadı İstanbullular. Bunlardan bir tanesi de benim.
Çalıştığım okul tam Papanın ziyaret edeceği yerlerin merkezinde
olduğunda yaşanılanlar trajikomik bir durumdu açıkçası. Gerçekten
tüm yolları kapatarak, halkın çalıştıkları yerlere nasıl gidip
geleceği hiç düşünülmeden alınan önlemler tam bu başlığa uygundu.
“Sen kimsin?“
Tramvayların içinde mahsur kalan insanlar, taksi bulabilmek için ellerini
kollarını sallayanlar, yürüyenler... Çalıştığın yere yada evine
birkaç saat sonra varmışsan ne olur sanki! Biz ki geleneksel Türk
misafirperverliğini göstermeyi kendimize ilke edindik ya, ve bu
siyasi arenada son derece önemli ya, sen kimsin ki arkadaş senin
için önlemler alalım!
İşte kelimeler kullanılmadan tüm topluma “sen kimsin“ mesajını bu şekilde
vermeye çalışanlar son derece başarılılar aslına bakacak olursanız.
Beynimin amigdalasını harekete geçirmenin bir anlamı yok bu koşulda.
Çok ama çok uzun zamandan beri topluma bir hiç olduğunu vermeye
çalışan bu zihniyetler karşısında hemen her şeye razı, kaderine
boyun eğmiş, sesini soluğunu pek çıkartmayan bir toplum çoktan
oluşmuş durumda.
Bu duygular içersinde hafta sonu için kendime göre bir plan yaparken,
“sen kimsin?“ sorusuyla bir kez daha karşılaşmak artık bana da
şaşırtıcı gelmemeye başladı. Hafta sonu için okulda olmak
zorundaydık. Çünkü okullar açılmadan bizler için yapılan bir
seminerin geri bildirimi yapılacaktı. Tüm hafta boyunca görevini
yerine getirmen bizim için önemli değil arkadaş, hafta sonunda bir
planın falanda olabilir, sen de bir ailesin biliyoruz ama bu önemli
değil. Önemli olan bu geribildirimin sizlere verilecek olması. Bak
bizler sizin için neler yapmaya çalışırken sen kimsin ki bu konuda
fikir beyan edeceksin...
İnanıyorum ki hepiniz hemen hergün bu şekilde bir “sen kimsin?“ mesajıyla
karşılaşıyorsunuz. Benim için işin en trajik boyutu bu mesajın
zincirleme bir şekilde toplumun her tarafına bulaşıyor olması.
Birileri bizlere bu mesajı verirken, farkında olmadan derin
bilinçaltımızda oluşan duygularla bizde başkalarına sen kimsin
demeye başlıyoruz. Ve sonuçta birbirine tahammül edemeyen, birbirini
sevmeyen, yeri ve zamanı geldiğinde gözünü oyacağımız insanlarla
dolu bir çevre oluşturuyoruz.
Gazetelere şöyle bir göz attığımda birkaç anket sonuçlarıyla karşılaştım
hafta sonunda. Kadınlarımız, kadın haklarının farkında bile değilmiş
büyük bir çoğunluk olarak. Kadınların uğradığı şiddeti kadınlarımız
onaylıyormuş.. İşi ne kadınların hizmet etsin erkeklerine tabii ki
diyormuş kadınlarımızın büyük bir çoğunluğu...
Açıkçası ben bu sonuçlara pek şaşırmıyorum. Eee sen yıllarca birlerine
“sen kimsin“ mesajı verirsen bu kanıksanan bir durum haline pekâlâ
gelebilir.
En çarpıcı istatistik bilgi ise engellilerle ilgiliydi;
Engellilerin yüzde otuzaltısı okuma yazma bilmiyor….
İşte bir toplum ne adına olursa olsun her yerde “sen kimsin?“ mesajı
vermeye devam eder ve bu durumda bizim alacakaranlıklarımız üstüne
düşen görevi yerine getirmezse sonuçlarına hep birlikte katlanmaya
devam ederiz. Bir silkelenme durumda olmak zorundayız. “Sen kimsin“
sorusuna verilecek cevaplarımız yok mu?
Yoksa bu yazınında bir anlamı olmuyor doğal olarak..
(Alacakaranlıklar; bizim ülkemizde aydın diye geçinen kişilerdir
benim tanımımla) |
|
|
|
|