Resim/Bağlantı: Sanem Uçar

SANEM UÇAR


Yazarın tüm yazılarına ulaşmak için lütfen buraya tıklayın.
İletişim: sanemucar@gmail.com 

Sen Kimsin?

  Türkçe ilginç bir dil... Bazen bazı cümleler bir kaç anlama birden gelebiliyor, hele bir de tonlamayı farklı bir şekilde yaparsak. Hiç tanımadığımız ama tanımak istediğimiz birisine rahatlıkla “Sen kimsin?“ sorusunu sorarak, onu tanımak istediğimizi, kendisiyle ilgili bilgileri duymanın bizi mutlu edebileceğini hissettirebiliriz.

  Ben ise uzun zamandan beri bu sorunun çok daha farklı bir şekilde yorumlanmasına kafayı takmış durumdayım. Özellikle son zamanlarda dışarıya her çıkışımda birleri bana “Sen kimsin?“ diyor. Bunu yaparken de dil kullanmıyor üstelik, bu; kelimeler kullanılmadan, hareket içersinde kendiliğinden oluşuyor.

  Geçen seneden beri oturduğum yerden çalıştığım yere gitmek bir işkence haline geldi. Yapılan yol çalışmaları, tam tamamlanmış ve nihayet bu ızdıraptan kurtulacağız diye düşünürken, aynı yerler bir kez daha kazınmaya ve yeniden yapılanmaya başladı. Neden?

  Valla cevabını verecek birileri yok... Kuşkusuz bizler içindir!!! Bundan şüphe etmenin faydası var mı? Birileri bizlere tatlı tatlı “sen kimsin?“ diye soruyor. Bu durumda zaman kaybedersin, senin-onun-bunun vergilerle ödediğiniz paralar havaya uçar, zaman zaman yaralanırsın oluşan çukurlarla, her taraf toza dumana bulaşır ama olsun, “sen kimsin“ ki bunlar için sana cevap verelim. Otur oturduğun yerde!!!

  İnsanların cadde üzerinde evlerinin olması gibi bir durumu nasıl katlanabilir hale getirdiklerini her zaman düşünürdüm. Çünkü benim için cadde üzerinde bir evinin olması bir kâbustur. Düşünebiliyor musunuz, temiz bir hava almak için pencereyi açıyorsunuz içeriye egzoz kokuları giriyor... Dışarıdan kuş seslerini dinlemek istiyorsunuz ve yine pencereyi açıyorsunuz, bu sefer içeriye dadii dadiiiii diye klakson sesleri dolduruyor.

  Doğal olarak kendi evimi buradan yola çıkarak caddeden epey içerde alabilmek için neler çektiğimi hala unutamadım. Ve gönlüme göre bir ev bulabilmiştim.
  Ama birleri yine “sen kimsin?“ diyor son zamanlarda. Seni kendi haline bırakacak göz var mı bizde, ahan da caddeyi ayağının altına getirdik, bakalım ne yapacaksın?
  Evet artık evimin önünden minibüsler, taksiler vs. ler çirit atıyor...

  Birkaç gün önce Papa’nın yurdumuzu ziyareti nedeniyle oldukça ilginç günler yaşadı İstanbullular. Bunlardan bir tanesi de benim. Çalıştığım okul tam Papanın ziyaret edeceği yerlerin merkezinde olduğunda yaşanılanlar trajikomik bir durumdu açıkçası. Gerçekten tüm yolları kapatarak, halkın çalıştıkları yerlere nasıl gidip geleceği hiç düşünülmeden alınan önlemler tam bu başlığa uygundu.

  “Sen kimsin?“
  Tramvayların içinde mahsur kalan insanlar, taksi bulabilmek için ellerini kollarını sallayanlar, yürüyenler... Çalıştığın yere yada evine birkaç saat sonra varmışsan ne olur sanki! Biz ki geleneksel Türk misafirperverliğini göstermeyi kendimize ilke edindik ya, ve bu siyasi arenada son derece önemli ya, sen kimsin ki arkadaş senin için önlemler alalım!

  İşte kelimeler kullanılmadan tüm topluma “sen kimsin“ mesajını bu şekilde vermeye çalışanlar son derece başarılılar aslına bakacak olursanız. Beynimin amigdalasını harekete geçirmenin bir anlamı yok bu koşulda. Çok ama çok uzun zamandan beri topluma bir hiç olduğunu vermeye çalışan bu zihniyetler karşısında hemen her şeye razı, kaderine boyun eğmiş, sesini soluğunu pek çıkartmayan bir toplum çoktan oluşmuş durumda.

  Bu duygular içersinde hafta sonu için kendime göre bir plan yaparken, “sen kimsin?“ sorusuyla bir kez daha karşılaşmak artık bana da şaşırtıcı gelmemeye başladı. Hafta sonu için okulda olmak zorundaydık. Çünkü okullar açılmadan bizler için yapılan bir seminerin geri bildirimi yapılacaktı. Tüm hafta boyunca görevini yerine getirmen bizim için önemli değil arkadaş, hafta sonunda bir planın falanda olabilir, sen de bir ailesin biliyoruz ama bu önemli değil. Önemli olan bu geribildirimin sizlere verilecek olması. Bak bizler sizin için neler yapmaya çalışırken sen kimsin ki bu konuda fikir beyan edeceksin...

  İnanıyorum ki hepiniz hemen hergün bu şekilde bir “sen kimsin?“ mesajıyla karşılaşıyorsunuz. Benim için işin en trajik boyutu bu mesajın zincirleme bir şekilde toplumun her tarafına bulaşıyor olması. Birileri bizlere bu mesajı verirken, farkında olmadan derin bilinçaltımızda oluşan duygularla bizde başkalarına sen kimsin demeye başlıyoruz. Ve sonuçta birbirine tahammül edemeyen, birbirini sevmeyen, yeri ve zamanı geldiğinde gözünü oyacağımız insanlarla dolu bir çevre oluşturuyoruz.

  Gazetelere şöyle bir göz attığımda birkaç anket sonuçlarıyla karşılaştım hafta sonunda. Kadınlarımız, kadın haklarının farkında bile değilmiş büyük bir çoğunluk olarak. Kadınların uğradığı şiddeti kadınlarımız onaylıyormuş.. İşi ne kadınların hizmet etsin erkeklerine tabii ki diyormuş kadınlarımızın büyük bir çoğunluğu...

  Açıkçası ben bu sonuçlara pek şaşırmıyorum. Eee sen yıllarca birlerine “sen kimsin“ mesajı verirsen bu kanıksanan bir durum haline pekâlâ gelebilir.

  En çarpıcı istatistik bilgi ise engellilerle ilgiliydi;
  Engellilerin yüzde otuzaltısı okuma yazma bilmiyor….
  İşte bir toplum ne adına olursa olsun her yerde “sen kimsin?“ mesajı vermeye devam eder ve bu durumda bizim alacakaranlıklarımız üstüne düşen görevi yerine getirmezse sonuçlarına hep birlikte katlanmaya devam ederiz. Bir silkelenme durumda olmak zorundayız. “Sen kimsin“ sorusuna verilecek cevaplarımız yok mu?
  Yoksa bu yazınında bir anlamı olmuyor doğal olarak..

(Alacakaranlıklar; bizim ülkemizde aydın diye geçinen kişilerdir benim tanımımla)

Logo: Hakkımızda
Sitenin tüm hakkı saklıdır
Copyright © 2003 by Engelliler Kulübü