İstanbul’da Bir Gün
Havaların ne zaman ne yapacağı belli olmuyor. Mevsimine göre yaşamayı
çoktan unuttuk aslına bakarsanız. Hemen her şey bir gün bizimle yok
olacak. Ama en azından gelecekle ilgili umutlarımız vardı çok
önceleri; artık dünyamızın da sonunun geldiğinin sürüyle bilimsel
yazılarını okurken ürperiyorum...
Her zamanki alışkanlıklarımla vapurun güverte kısmında oturmayı seçerken
ister istemez gözüm martılara takılıyor. Uzun bir süre onlara simit
atan insanların attıklarını yakalama savaşıyla oyalanıyorum.
Öylesine yakınlaşıyorlar ki aslına bakarsanız, elinizi uzatsanız o
bembeyaz göğsü okşayabilecekmişsiniz gibi bir izlenime
kapılıyorsunuz. Bir gülümseme yayılıyor yüzüme hissediyorum ve her
şeye rağmen yaşadığımın duygusuyla bir kez daha ürperiyorum.
İnsanın yaşamak için direnci anlatılabilecek gibi değil. Koma halinde
girdiği astım krizinde yaşama savaşı veren babamın yüzünü
hatırlıyorum birden. O ambulansın içinde bir tek nefes için, yine
bir nefes alabilmek için istem dışı yaptığı hareketler gözümde
canlanıyor. Ne önemli şey yaşamak diyorum kendi kendime...
Kendimi birden bire şen kahkahasına hayran olduğum dostumun yanında
buluveriyorum.
Engellere Rağmen fotoğraf sergisindeyim.
Hepsi siyah beyaz olarak çekilmiş birbirinden ilgi çekici fotoğrafların
arasında kayboluyorum. Hangi birini anlatmalı ki, öylesine güzel
duruyor ki her biri kendi yerinde. Yaşama ait hemen her şeyi
görebilmek mümkün aslında fotoğraflarda. Gerçi siyah beyaz ama yine
de yaşama ait tüm renkler ustalıkla gizlenmiş gibi geliyor insana.
Galiba o gün geçmişte dolanma günüm. Hocam siz ne öğretmensiniz
anlayamadım gitti, demişti bir gün öğrencimin biri bana. Önemli olan
siyah renkte beyazı görebilmektir gibi saçma bir laf söylemiştim
oysa. Şimdi yanımda olmasını isterdim bu öğrencimin. Sinema eğitimi
almak öyle kolay bir iş değil, duymak isterdim artık yetişkin olmuş
bu adamdan siyah ve beyazın arasındaki diğer renkleri.
Eve dönüşümde yer ve gök gri. Bir de güneş batmak üzere ve battığı yerde
olağanüstü bir kızıllık var sadece. Karabataklar hiç kıpırdamadan
heykel gibi dalgakıranların üstünde güneşi izliyorlar. Kim bilir kaç
kez gördüler bu güzelliği, ve kaç kez daha görecekler... Sahi kaç
kez daha görecekler diye soramadan edemiyorum, bir kez daha
ürperiyorum.
Ve birden bir ses duyuyorum;
Dikkat et kırmızı insan
Asfaltta dans ederken topukların acır
Belki aldırmazsın
Sen başka yerdesin,
Uçsuz bucaksız araziler
Koşan bizon sürüleri...
Dikkat et kırmızı insan
Asfaltta dans ederken toprağı duyamazsın
Bilirim umursamadığını
Sen rüzgârı dinlersin
Kelebeğin kanat çırpışı, nehrin akışı
Ve
Kaplanın kükreyişi...
Dikkat et kırmızı insan
Asfaltta dans ederken araba çarparsa
Dağılan kartal tüylerini toplayan olmaz
Onları yerde bulan çocuklar
Kafalarına takıp
Senin çığlıklarını atmazsa
Şansın yok demektir
Sana
Ölüm sonrası anılmak
Oyun da olsa çoktur... |