|
|
|
 |
|
Görmek
Bir türlü anlayamamışımdır, üç tarafı denizlerle çevrili bu güzel ülkede
neden deniz yollarını fazla kullanmayız diye? Ya da aynı soru
efsunlu kentimiz İstanbul içinde geçerli. Hemen her tarafı sularla
çevrili bu büyülü kentte neden insanlar arabaların içinde bu trafik
karmaşasını çeker diye?..
Ben vapurla yolculuk etmeye bayılıyorum. Hemen her günümün büyük bir
çoğunluğu İstanbul da oradan oraya dolaşmakla geçtiğinden, doğal
olarak seçimim vapurlarımızla oluyor. Ayrı bir büyüsü var vapurla
seyahat etmenin. Eğer yaz aylarındaysak kesinlikle güverte kısmını
tercih ediyorum. Ve buradan bu büyülü kente bakarken, her türlü
betonlaşmaya rağmen inatla yaşamaya çalışan yeşilliklerin yaşam
savaşını seyretmeye doyamıyorum. Hele vapurla yarışan ve şen
kahkahalar atan martıların havada süzülüşüne söyleyebilecek bir şey
bulamıyorum.
Bir de vapurun kendine özgü bir başka keyfi daha vardır. Sana hizmet
ederler kısada olsa yolculuğunu tatlandırmak için. Bir demli çay,
yanında bir simitçiden aldığın mis gibi kokan simitle yolculuk...
Anlatılamaz. Son zamanlarda sağlığımızı da düşünür oldular, yada
keyfimize keyif katmayı. Artık bu yolculuğumuzu neskafe, yada taze
sıkılmış portakal suyuyla yapabilmekte var.
Sanırım beni vapurlara çeken aynı zamanda insanlarla olan ilişkiler.
Ne kadar yorgunuz, yada ne kadar mutlu? Hemen yüzlere yansıyan bu
yansımaları seyretmek ve onlarla ilgili düşlere dalmak benim
vazgeçilmezlerim arasında geliyor. Ne yazık ki mutluluk izlerine çok
sık rastlayamıyoruz. Çoğunlukla yorgunluk yada sabahın erken
saatlerinde sıcacık yataklardan uyanıp yaşam savaşı vermeye çalışan
insanların savaş izlerini izlemek pek keyifli olmasa da akıllıca bir
seçimdir bana göre deniz yollarını seyahat yolu olarak seçmek,
İstanbul için.
Öğrencilik yıllarımda edebiyat derslerimizde bizlere anlatılmaya
çalışılan “bakmakla görmek“ arasındaki farkı anlatmaya çalışan
öğretmenimi çok ciddiye almışım demek. Nasıl da büyük bir uğraş
vermişti, ikisi arasındaki farkı bizlere anlatabilmek için….Ve
eklemeyi de unutmamıştı;” Görmek, görmek, görmek….Gözlerimizdir bu
eylemi yapan. Ama unutmayın asıl görmek beyindedir. Baktığını
algılamak, algıladığını yaşama geçirebilmek gibi önemli bir şeydir
görmek.”
Vapur yolculuğum, birkaç gün önce görme engelli bir insanımızın bir
kelimesiyle tüm bildiklerimi hızla beyin süzgecimden geçirmeme sebep
oldu Çok iyi bildiğimiz gibi beklide engelli insanlarımıza en büyük
engel bu büyük kentteki bir çok şeydir. Görme engelli insanımız
benim bulunduğum yere gelmek için açık olan kapıdan yaklaşık 30
santim yükseklikteki bir eşiği geçmek zorundaydı. Bizlerin
kazanılmış bir refleks halinde hiç dikkat etmediği bu yüksekliği
geçebilmek bizler için ne kadar kolay aslında. İnanın onun içinde
kolaydı. (Kuşkusuz başka zorluklar yaşıyordur) Yanındaki arkadaşı
ona ”tam önünde bir yükselti var” diye dikkatini çekti. Büyük bir
olasılıkla yanında kimse olmasa bile bunu bastonunun yardımıyla çok
kolay algılayabilecek bir donanımdaydı. Hafifçe bastonu dokundurdu
ve;
“Gördüm“ dedi.
İşte bu kelime... üzerinde binlerce cümle yazılabilecek bu kelime, yılın
kelimesi seçilmeli.
Görmek nedir diye bir kez daha sorguladım kendi düşüncelerimi. Siz de
sorgular mısınız bilmem ama görmek; “farkına varmak”, “farkında
olmak”tır aynı zamanda. Son derece basit bir kelime gibi
algılanabilir çoğunlukla değil mi? Görebildiklerimiz neler yaşamda?
Milyonlarca şey sayabiliriz belki ilk çırpıda da, farkında
olduklarımızın sayısı milyonlarca mıdır acaba? |
|
|
|
|