|
|
|
 |
|
Geceler gündüzlere gebedir
Bu sefer erken uyardılar, üstelik kendilerince de önlemler almışlar
efendim, geçen Perşembe günü yaşadıklarımızı yaşamayacakmışız";
Diyordu telefonun ucundaki ses.
"Ne yaşadın ki?” diye sormakta gecikmedi öbür ses de
Soruların sorulmasını beklemeden de anlatacak o kadar çok şeyimiz vardır
ki, ama bilirsiniz bir soru sorulduğunda ona cevap vermek işimize
geldiğinde durmaksızın anlatır, anlatırız...
Sesler yankılanıyordu ama kimsenin birbirini dinlediğine inanmıyorum. Ya
da ben yine saçmalıyorum, telefon konuşmalarından nefret ederim. İki
insanın birbirinin gözlerini görmeden yaptıkları konuşma bana
öylesine mekanik gelir ki...
Ne mi konuşuyorlardı?.. Geçen hafta yağan yağmur da koca efsunlu kentin
can çekişmesini andıran görüntülerin arasına sıkışmış insanların
zavallılıklarını, ıslanmışlıklarını...
Perşembenin gelişi çarşambadan belli olmuştu bir ses için. Umarsız bir
şekilde gecenin geç vakitlerine kadar okuduğu kitaptan bir telefon
sesiyle ayrılmıştı. Tanıdıktı ses, üstelik pek çok sevdiği bir
insanın sesiydi, ama garip bir mekaniklik anında kulaklara yansıdı.
"Hocam.. hocam, abim öldü". Dedi bu tanıdık ses. Duymak istemediğiniz,
inanmak istemediğiniz bir şey duyduğunuz da hissedilenlerden farklı
bir şey duymadı kadın da. Zamanın aslında akmaya devam ettiği ama
sizin için zamanın donduğu bir an yaşanmaktaydı sadece. Karşısındaki
sesi farkında olmadan azarladığının farkına vardığında sesi
titriyordu:
Saçmalamayı bırak! nerden çıkardın şimdi bunu, böyle bir şey olamaz..
"Hocam, abim öldü" diye zorla tekrarlayabildi telefonun ucundaki ses.
Gerçekti !....
Kimse ona şaka falan yapmıyordu. 25 yaşında bir delikanlı göçüp gitmişti
sadece. Belki de inanmakta zorlandığı konu yine henüz bir ay olmadan
babalarını da kaybetmiş olmaları olmasındı? Böyle üst üste mi gelir
hep aksilikler, ya da bu bir aksilik midir?
Milyonda bir insanda görülen bir hastalıktı onun ki. Eninde sonunda onu
vuracağı belliydi, ama nasıl da insan gibi yaşamasına devam ederdi
diye düşündü kadın, gözlerinin önüne henüz babalarını kaybetmeden
kendi evinde, çektikleri kısa metrajlı filmi çekerken yaşadıkları
geldi.
Nedir ki zaten bir öğretmen için mutluluk? Emek verdiği öğrencilerinin
ulaştıkları yerlerde gösterebildikleri başarı değil mi? Kahkahalar
çınlatmıştı etrafı, çaylar demlenmiş, afiyetle içilmiş ne güzel
sohbetler yapılmıştı o gün evinde. Demek bu son görüşümmüş diye iç
geçirdi.
Sonuna kadar tutundu hayatın kollarına. Hiç adil değildi hayat aslına
bakarsan onun için. Ama o hiç böyle düşünmedi sanırım. Yüzünde bir
gün olsun tebessüm eksik olmadı. Esprileriyle kırıp geçirirken tüm
insanları nasıl bir gözle görürdü dünyayı anlatmak olası değil.
Koskoca bir yük taşıdı hastalığının bilinciyle her an, her saniye
oysa...
Bugün, bilinen anlamda aramızda değilken bile, benim için hala tebessümü
yaydırabilen bu büyük yürek, dört kez açılıp kapanan bir kalp olarak
yenik düştü. Eğer kalp onu terk etmeseydi bir başka yerden terk
ediliş kaçınılmazdı, bunu bilerek yaşadı 25 yıl.....
İnsan gibi yaşanan 25 yıl...
Karacaahmet’te bir perşembe günü delice yağan yağmurun ardından sevgiyle
uğurlandı. Herkes için bir parça anı bırakarak, hem de gülümseme
dolu anılarla...
"Yağmur mu yağacakmış?.." diye sordu telefondaki ses.
"Aman sende , nerelerdesin?.. hiç mi kulak vermiyorsun haberlere,
önlemler bile aldılar diyorum sana" diye hiddetlendi öbür ses.
"Tamam, tamam kızma, her gecenin bir sabahı var biliyorsun" |
|
|
|
|