|
|
|
 |
|
Bir nefes dost…
Bu sıcaklarda dışarı çıkmak akıl karı değil. Ama telefonumun
telesekreterine kaydedilmiş bir ses aklımı başımdan aldığı gibi beni
bu bunaltıcı sıcaklarda boğazın serin sularına kadar götürdü….
Telefondaki ses “ Ben İstanbul’dayım, uygunsan hemen gel !! “
diyordu.Nasıl çıkmam dışarı 10 yıldan beri görmediğim dostumdu bana
gel diyen….Hani sevgililerin birbirleriyle buluşmak için
kapıldıkları o harika telaş vardır ya… Bir elim telefonda “ hemen
geliyorum” diye konuşurken üstümü değiştirmek için elime ilk
geçirdiğim şeyle attım kendimi sokaklara.
Bu iki eski dostun kucaklaşmasını görmeliydiniz.Kelimeler takıldı önce
boğazlarımıza, 10 yıl geçmişti aradan ve anlatılamayacak biz özlem
vardı diğer tarafta… Birbirimize dokunuyor, bir daha dokunuyor,
sarılıyor ama bir türlü konuşamıyorduk.Gülüyor, bir taraftan
nemlenmiş gözlerimizi saklamaya çalışmadan “ Aman tanrım !!!!” dan
başka bir şey söyleyemiyorduk.
Biz 78 kuşağı farklıyız diğer kuşaklardan. Yaşanılmamış onca gençliğimizi
gittiğimiz yerlerde dostluklara çevirerek hayat bulduk. Dostum benim
ilk öğretmenliğe başladığım ve 7 yılımı birlikte geçirdiğim Van ‘
dan öğretmen arkadaşımdı. Tanıdığım en büyük tarih öğretmeni.
Düşünüyorum da sonraki yıllarda bir sürü dostum daha olacaktı
öğretmen olarak. Ama onlar tarih öğretmeni, müzik öğretmeni falanca
öğretmeni Ali ler Ayşe’ler olacaktı. Bizler ise orada sadece Sanem’
ler, Bijen ‘ler, Tayfunlar, Orhanlar dık….
Hepimizin kendisine özgü öyküleri vardı ve çocuktuk aslında . Ama okulda
sınıflara girdiğimiz anda “ Öğretmenler “ olabiliyorduk. İşin komik
tarafı neredeyse bizimle aynı yaşta öğrencilerimiz vardı işin ilk
başlarında.
Ortak bir kaderi paylaşmanın verdiği bir duyguyla sımsıkı sarılmıştık
hepimiz birbirimize. Acılarımız ortaktı, sevinçlerimiz de ortaktı.
Zaten hepimiz ortak ve güzel bir dünya için savaş vermiş bir gençlik
olarak ülkemizde aydın, çağdaş öğrenciler yaratabilmek için bir
amaçla toplanmıştık.
Öylesine farklıydı ki yaşam orada. Çok sonraları Van hep tatlı anılar
olarak kaldı beynimin köşelerinde.Oysa kötü anlarımızda yok değildi
ama hiç anlatılmadı nedense?Analarımızın kuzusuyduk bizde, ama
sobalarımızı yakmaya çalışırken soğuktan tir tir titrerken hepimiz
aynı yalanı söylüyorduk çok uzaktaki ailelerimize;
“Burada harikayız anne!!!”
Henüz bilgisayarların olmadığı, cep telefonlarının olmadığı o ortamda
korkularımızı, acılarımızı, gözyaşlarımızı saklamaya çalışırken
nasıl özlem duyardık ailelerimize. Ve söz birliği etmişçesine hiç
bundan söz etmezdik, üzülmesin, bizim için endişelenmesin diye
ailelerimiz. Aileler bilirdi belki her şeyi ve sırf bu yüzden hemen
hemen birkaç ayda bir ailelerimizden kolilerle yiyecekler, kitaplar,
kasetler gelirdi. Nasıl paylaşırdık . Şenliğe dönüşürdü gelen her
kolinin açılışı….En çok kitaplara sevinirdik uzun yıllar dünyada
olup biteni bir gün sonra takip etmekten bıkmıştık
gazetelerden.Kitaplar bir parça nefes ti bizler için.
Uzun soğuk kış gecelerimin sevgili dostu arkadaşım,İstanbul simidine olan
özlemimi bildiğinden , takıldığım zaman “ simid simid “ diye, kendi
elleriyle yaptığı pastalarla, böreklerle kandırmaya çalışırdı beni.
Kanmazdım ama kanar gibi yapmada ustalaşmıştım. Çünkü çok
yetenekliydi benim arkadaşım, Öğretmen olmasaydı kesin bir pastane
açabilecek kadar hünerliydi.
Hep en büyük acıların, en büyük yalnızlıkların bizlere ait olduğunu
düşünürüz değil mi? Karşımda 10 yıl sonra gördüğüm canım dostum
yaşanabilecek en büyük trajediyi yaşarken yanında değildim fiziksel
olarak ama 10 yıl sonra bunların izlerini gözbebeklerinden
görebilmeyi başarabiliyorsan, konuşmaya da gerek kalmıyor,
anlıyorsun içindeki volkanı.
Geçen 10 yıl süresince beraber tanıdıklarımızın trajedilerini konuşurken
hayata tutunabilmeyi başarabilmiş olmanın gururu yok değildi
yüzümüzde.Kendi trajedilerimizin varlığını kabul ederek bizdeki
etkisini yaşam adına en hafife alabilmek kolay değildi belki ama bu
kuşak hangi alanda olursa olsun trajedileriyle birey olabilmeyi
başarabilmiş bir kuşaktı aynı zamanda.
İşte bu sebeple belki de, bunca yıl aradan sonra kaldığı yerden tebessüm
edebilmenin mutluluğuyla el eleydik… |
|
|
|
|