|
|
|
 |
|
Anlayamıyorum
İçinde yaşadığım toplumu ve dünyayı gittikçe anlamamaya başladım.
Yaşlanıyor muyum ne? Eğer yaşlanmak yaşam bulduğun toplumda kendini
yabancı hissetmekse, sanırım hep yaşlıydım, hiç genç olamadım.
Hemen her gün garip gözlerle etrafıma baktığımın farkında olmak, ister
istemez keyifsizlendiriyor beni. Hep birileri bizlere sanırım yanlış
şey öğretti diye düşünüyorum. Ve bu durumda birilerine kızmam
gerekiyorsa kime kızacağımın da ayırdın da olamıyorum çoğu kez.
Alışkanlıklarımı yitirmek üzere miyim ne? Gazete başlıklarına göz
atmadan, sevdiğim köşe yazarlarını okumadan yeni güne “merhaba” deme
alışkanlığımı bırakmak istiyorum artık. Haber almak ve bilgilenmek
istemiyorum çoğu kez. Edindiğim yeni bilgiler öyle kolay yok olmuyor
beynimin köşelerinde ve ister istemez eski dünya görüşümle
çarpışmaya başlıyor savunulan konular.
Bir haber görüyorum ve birden buz kesildiğimi hissediyorum. Bir anne ve
baba sakat olan çocuklarının bakımının zorluğu ve onun ilerleyen
yaşlarda daha çok acı çekeceğine inanarak büyümesini durdurmak
talebiyle tıbbi bir girişime giriyor.
Ne düşüneceğimi bilemiyorum...
İçimdeki bir ses bunu şiddetle red ederken, kendimi yeni dünyamızın moda
kelimesiyle empati yaparak bu çocuğun ailesi olarak görmeye
çalışıyorum. Bunun bir tedavi biçimi olduğunu söylüyor diğer ses de.
Tanrım diyorum kendi kendime, sap ile saman gerçekten birbirine
karışmaya başlıyor o an.
Sorular, sorular... Sorular birbirini kovalıyor yine beynimde. Bunun bir
ilk olmayacağını ve devamının geleceğini görebiliyorum bir de.
Nereye gidiyor bu dünya diye düşünmenin çözümü var mı? Her şeyimizi
tüketmiş gibi görüyorum. İnançlarımızı, düşüncelerimizi,
ideolojilerimizi ve birer ölüyüz gerçekte.
Bu dünya boşuna mı kızdı bunca yıldır Hitler’e. Boşuna mı nefret ettik
yaptıklarından? Yahudileri, sakatları, çingeneleri yok edip daha
üstün bir insan ırkı elde etmek isterken? Yaşam metaztas yapmış bir
kanserli hücre gerçekten artık. Anlamsız bir şekilde daha iyi
beslenme, daha iyi bir zeka adına, doğmamış çocuklarımıza bile var
olanın dışında bir kılıf giydirme çabasındayız.
Bu giydireceğimiz kılıfın dışında gözlemlediğimiz herhangi bir anormallik
varsa yaşama hakkı bile tanımaya tahammülümüz yok farkında mıyız? Ki
bilim böylesine gelişirken daha ana karnında anormallikleri
keşfederek yok etme üzerine kurulu bir ahlak anlayışı gittikçe
yerleşmekte dilimize ve yaşantımıza.
İster istemez normal ne anormal ne diye sormadan edemiyorum.
Normal, var olan daha doğrusu egemen olanın haklılığı mı?
Anormal de ister istemez normalin dışındakilerin yok edilmesine haklı bir
temel oluşturma seramonisi buna göre.
Hiç beklemediğim bir anda başka bir yazıyla karşılaşıyorum. Hiç
tanımadığım bu insanı acayip seviyorum tam bu düşüncelerin üstüne.
“Temelde tıp ve özelde kadın-doğum bugün normallerin egemenliğinin
pekiştirilmesinde kullanılan sorgulanası bir kirliliğe ulaşmıştır.
Bilimsel desteklerle her gebe insana gebeliğinin 4. ayından itibaren
hem sektörsel yaklaşımla hem de faşizan bir tavırla seri testler
yapılarak sadece kendince normal olarak tanımladıklarına, yani kendi
benzerine yaşam hakkı tanımaktadır. Tıp bilimini bile metalaştırmayı
başaran normal, artık ötekini yok edebilecek kadar cüretkardır ve
korkusuzdur. Evet bu testler sonucu anne karnında yaşayan insanın,
kendi normlarında olup olamayacağından şüphelenilmesi durumunda anne
ve baba adayına tam olarak onlar ve toplum tarafından tanımlanmamış
ancak onlara göre anormal olan aslında bu dünyada hiçbir insana
zarar vermemiş, aslında bu dünyayı kendi ihtirasları uğruna hiç
kirletmemiş, hiç savaşmamış, hiç öldürmemiş, hiç yarış yapmamış bu
insanın gelecekte büyük bir yük oluşturacağı ve bu çocuğun olması
durumunda ebeveynin hayatlarının kararabileceği anlatılarak anneye
amniosentez (bebeğin içinde bulunduğu sıvının alınarak incelenmesi)
yapılmasının uygun olacağını beyan ediyor. Bu sırada ne anne ne baba
artık düşünebilecek durumda değil; hekimin çizdiği kara tablo
karşısında panik halde, önerilen işlemi yaptırtıyor ve arkasından
durumun kesinleşmesi ile anne karnında yaşayan ve aslında bir canlı
olan ama sadece anormal gibi algılatılan çocuk, anne karnından
boşaltılıyor. Ve böylece bu dünya bir anormalden daha kurtarılıyor;
bir normalin daha mutlu olması için.”
Özgür Nizam adlı bir doktorumuza ait bu alıntı.
Ben bu yazıyı yine onun bir alıntısıyla bitirmek istiyorum;
“Bir uçurtma şenliğinde bir Trisomi 21'li (21. kromozomun üçlenmesi) ve
normal arkadaşları. Hava rüzgarlı. Normaller uçurtmalarını
uçurmaktan korkuyorlar ve normaller kendilerine tanımlanan normal
koşullar oluşmadığından, artık mutsuz bir normaller kitlesi haline
dönmüş. Trisomili kız çığlık çığlığa eğleniyor, rüzgara ve uçmayan
uçurtmasına rağmen. İpi elinde koşuşturduğu yerlerde yuvarlanan
uçurtması ile.
Spastik çocuklar olimpiyatı. Bir koşu yarışması. Çocuklardan biri açık
farkla önde, duruyor ve arkadaşlarını bekliyor ve onlarla birlikte
bitiş çizgisine gidiyor.
Biz mi yoksa yaşam hakkı tanımadıklarımız mı daha normal? Bizlerin mi,
yoksa onların mı davranışları daha insancıl? Tanımadığımız dünyalar,
yaşanılan hayatlar. Tüm bunları bilmememize (bilmemizi istememeleri)
rağmen karnımıza düşene metalaştırdığımız tıp biliminin anormal
denildiği andan itibaren onu orada yok etme ve öldürme gayretleri.” |
|
|
|
|