Resim/Bağlantı: Sanem Uçar

SANEM UÇAR


Yazarın tüm yazılarına ulaşmak için lütfen buraya tıklayın.
İletişim: sanemucar@gmail.com 

Anlayamıyorum

  İçinde yaşadığım toplumu ve dünyayı gittikçe anlamamaya başladım. Yaşlanıyor muyum ne? Eğer yaşlanmak yaşam bulduğun toplumda kendini yabancı hissetmekse, sanırım hep yaşlıydım, hiç genç olamadım.

  Hemen her gün garip gözlerle etrafıma baktığımın farkında olmak, ister istemez keyifsizlendiriyor beni. Hep birileri bizlere sanırım yanlış şey öğretti diye düşünüyorum. Ve bu durumda birilerine kızmam gerekiyorsa kime kızacağımın da ayırdın da olamıyorum çoğu kez.

  Alışkanlıklarımı yitirmek üzere miyim ne? Gazete başlıklarına göz atmadan, sevdiğim köşe yazarlarını okumadan yeni güne “merhaba” deme alışkanlığımı bırakmak istiyorum artık. Haber almak ve bilgilenmek istemiyorum çoğu kez. Edindiğim yeni bilgiler öyle kolay yok olmuyor beynimin köşelerinde ve ister istemez eski dünya görüşümle çarpışmaya başlıyor savunulan konular.

  Bir haber görüyorum ve birden buz kesildiğimi hissediyorum. Bir anne ve baba sakat olan çocuklarının bakımının zorluğu ve onun ilerleyen yaşlarda daha çok acı çekeceğine inanarak büyümesini durdurmak talebiyle tıbbi bir girişime giriyor.

  Ne düşüneceğimi bilemiyorum...
  İçimdeki bir ses bunu şiddetle red ederken, kendimi yeni dünyamızın moda kelimesiyle empati yaparak bu çocuğun ailesi olarak görmeye çalışıyorum. Bunun bir tedavi biçimi olduğunu söylüyor diğer ses de. Tanrım diyorum kendi kendime, sap ile saman gerçekten birbirine karışmaya başlıyor o an.

  Sorular, sorular... Sorular birbirini kovalıyor yine beynimde. Bunun bir ilk olmayacağını ve devamının geleceğini görebiliyorum bir de. Nereye gidiyor bu dünya diye düşünmenin çözümü var mı? Her şeyimizi tüketmiş gibi görüyorum. İnançlarımızı, düşüncelerimizi, ideolojilerimizi ve birer ölüyüz gerçekte.

  Bu dünya boşuna mı kızdı bunca yıldır Hitler’e. Boşuna mı nefret ettik yaptıklarından? Yahudileri, sakatları, çingeneleri yok edip daha üstün bir insan ırkı elde etmek isterken? Yaşam metaztas yapmış bir kanserli hücre gerçekten artık. Anlamsız bir şekilde daha iyi beslenme, daha iyi bir zeka adına, doğmamış çocuklarımıza bile var olanın dışında bir kılıf giydirme çabasındayız.

  Bu giydireceğimiz kılıfın dışında gözlemlediğimiz herhangi bir anormallik varsa yaşama hakkı bile tanımaya tahammülümüz yok farkında mıyız? Ki bilim böylesine gelişirken daha ana karnında anormallikleri keşfederek yok etme üzerine kurulu bir ahlak anlayışı gittikçe yerleşmekte dilimize ve yaşantımıza.

  İster istemez normal ne anormal ne diye sormadan edemiyorum.

  Normal, var olan daha doğrusu egemen olanın haklılığı mı?

  Anormal de ister istemez normalin dışındakilerin yok edilmesine haklı bir temel oluşturma seramonisi buna göre.

  Hiç beklemediğim bir anda başka bir yazıyla karşılaşıyorum. Hiç tanımadığım bu insanı acayip seviyorum tam bu düşüncelerin üstüne.

  “Temelde tıp ve özelde kadın-doğum bugün normallerin egemenliğinin pekiştirilmesinde kullanılan sorgulanası bir kirliliğe ulaşmıştır. Bilimsel desteklerle her gebe insana gebeliğinin 4. ayından itibaren hem sektörsel yaklaşımla hem de faşizan bir tavırla seri testler yapılarak sadece kendince normal olarak tanımladıklarına, yani kendi benzerine yaşam hakkı tanımaktadır. Tıp bilimini bile metalaştırmayı başaran normal, artık ötekini yok edebilecek kadar cüretkardır ve korkusuzdur. Evet bu testler sonucu anne karnında yaşayan insanın, kendi normlarında olup olamayacağından şüphelenilmesi durumunda anne ve baba adayına tam olarak onlar ve toplum tarafından tanımlanmamış ancak onlara göre anormal olan aslında bu dünyada hiçbir insana zarar vermemiş, aslında bu dünyayı kendi ihtirasları uğruna hiç kirletmemiş, hiç savaşmamış, hiç öldürmemiş, hiç yarış yapmamış bu insanın gelecekte büyük bir yük oluşturacağı ve bu çocuğun olması durumunda ebeveynin hayatlarının kararabileceği anlatılarak anneye amniosentez (bebeğin içinde bulunduğu sıvının alınarak incelenmesi) yapılmasının uygun olacağını beyan ediyor. Bu sırada ne anne ne baba artık düşünebilecek durumda değil; hekimin çizdiği kara tablo karşısında panik halde, önerilen işlemi yaptırtıyor ve arkasından durumun kesinleşmesi ile anne karnında yaşayan ve aslında bir canlı olan ama sadece anormal gibi algılatılan çocuk, anne karnından boşaltılıyor. Ve böylece bu dünya bir anormalden daha kurtarılıyor; bir normalin daha mutlu olması için.”

  Özgür Nizam adlı bir doktorumuza ait bu alıntı.

  Ben bu yazıyı yine onun bir alıntısıyla bitirmek istiyorum;

  “Bir uçurtma şenliğinde bir Trisomi 21'li (21. kromozomun üçlenmesi) ve normal arkadaşları. Hava rüzgarlı. Normaller uçurtmalarını uçurmaktan korkuyorlar ve normaller kendilerine tanımlanan normal koşullar oluşmadığından, artık mutsuz bir normaller kitlesi haline dönmüş. Trisomili kız çığlık çığlığa eğleniyor, rüzgara ve uçmayan uçurtmasına rağmen. İpi elinde koşuşturduğu yerlerde yuvarlanan uçurtması ile.
  Spastik çocuklar olimpiyatı. Bir koşu yarışması. Çocuklardan biri açık farkla önde, duruyor ve arkadaşlarını bekliyor ve onlarla birlikte bitiş çizgisine gidiyor.
  Biz mi yoksa yaşam hakkı tanımadıklarımız mı daha normal? Bizlerin mi, yoksa onların mı davranışları daha insancıl? Tanımadığımız dünyalar, yaşanılan hayatlar. Tüm bunları bilmememize (bilmemizi istememeleri) rağmen karnımıza düşene metalaştırdığımız tıp biliminin anormal denildiği andan itibaren onu orada yok etme ve öldürme gayretleri.”

Logo: Hakkımızda
Sitenin tüm hakkı saklıdır
Copyright © 2003 by Engelliler Kulübü