|
|
|
 |
|
Yetişemediğim Telefonlar!
Küfredip duruyorum telefon edene, telefon ettiği kişinin sakat olduğunu
unutuyor diye. "Sakat arkadaşlarınızı aradığınızda telefonu biraz
fazla çaldırın, kapı zilini de zar zar basmayın!" diye yazmamın bir
yararı olur mu acaba?
"Bu da kadın, ulan bu hastanede hiç erkek doktor yok mu?"
"Ya işimizi görsün de erkek kadın, ne fark eder?"
İki genç güya aralarında konuşuyor, ama herkesin duyabileceği bir
şekilde... Kadın düşmanlığı utanılacak bir şey değil elbette!
Doktor düşmanlığı da öyle hastanelerde...
"Baksana şuna doktor mu kasap mı belli değil!" Yorgunluğu yüzünden akan
erkek bir doktor bu kez hedefteki.
Çay ve müzik
Yanıma yaşlı bir adam oturuyor bu arada. Bana dönüp, "İki saat nasıl
bekleyeceğiz burada? Zaman da geçmez bu hastanelerde," dedi.
"Muhabbet ederiz, çay içeriz,"dedim. Güldü.
Aslında ben de tam onun dediklerini düşünüyordum, hastanelerde geçirdiğim
yüzlerce sıkıcı günden birini geçirmeye hazırlanırken. Onu değil,
kendimi ikna etmeye çalışıyordum, belki de. Birden müziği duydum.
Yeni mi başlamıştı, daha önce vardı da ben mi fark etmemiştim?
Yaşlı adama dönüp, "Müzik de dinleyebiliriz," dedim.
Sakat olmak yetmez!
Şişli Etfal Hastanesi'nde müzik yayını vardı. İlk kez bir hastanede müzik
dinliyordum. Özel hastanelerde bile yokken ücretsiz çay ve su bile
vardı. Tabii aldığı paralar neredeyse özel hastanelere yaklaşıyordu.
Bu arada sakatlardan otopark ücreti alınmadığını da belirteyim. Ama
sakatlığınızı kanıtlayacak kimliğiniz varsa!
Biliyorsunuz sakat olmak yetmez, kanıtlamak lazım.
Ben de o yüzden hastanedeyim zaten. Yıllardır adına gıcık olduğum için
almadığım "Özürlü Kimlik Kartı" için gereken sağlık raporu için...
"Özürlü kimlik kartı"na indirim
Geçenlerde Ankara'ya gitmeye kalktığımda tren biletlerinde sakatlara
indirim olduğunu, ancak "Özürlü Kimlik Kartı" olanların indirimden
yararlanabildiğini öğrenince almaya karar verdim. Bu kimlik kartı
olanlara THY; DDY, bazı belediyeler toplu taşımacılıkta, bazı
sinemalar belli oranlarda indirim yapıyor.
Şişli Etfal'in otoparkında olduğu gibi bazı otoparklarda da ücret
alınmıyor.
Mesela İstanbul Esenler'deki otogar otoparkı bunlardan biri. Yakın zamana
kadar AKM otoparkında da alınmıyordu ama, otoparkı işleten İstanbul
Trafik Vakfı, sanırım içine girdiği krizden çıkış yolunu sakatlardan
park ücreti almaya başlamakla buldu.
Cüzdan, fotoğraf, 50 milyon
Bu kartı almak için İstanbul'da Çemberlitaş İl Sağlık Müdürlüğünden sevk
yaptırmak gerekiyor herhangi bir devlet hastanesine. Nüfus cüzdan
fotokopisi, 4 fotoğraf, elli milyon lira ile Şişli Etfal
hastanesinden sağlık raporu alabilirsiniz. Bildiğim kadarıyla raporu
tekrar İl Sağlık Müdürlüğüne götürüp ondan sonra kartın gelmesini
bekliyoruz.
Bildiğim kadarıyla diyorum ben de henüz o aşamayı geçmedim. Ayrıca o
kadar sık değişiyor ki, prosedür ve rapor fiyatı.
Altı ay önce ücretsiz olan rapor fiyatı bugün elli milyon, yarın kaç lira
olur bilemem.
Haline şükret!
Bu kartı almanın bir yararı da, daha doğrusu bu bir iddia, bir daha rapor
almak zorunda kalmayacak olmamız. Hani işe girerken, ehliyet veya
araba alırken, emekli olurken, emniyetten park kartı alırken bizden
hep rapor istenir, üstelik her seferinde de yenisi istenir ya, işte
bu kartı aldıktan sonra artık kimse bizden yeniden rapor
istemeyecek, ömür boyu rapor alma derdinden kurtulacağız,
Başbakanlık Özürlüler İdaresi Başkanlığı'nın dediğine göre.
Yaşlı adam ve gençlerin hayat hikayesini öğrenmiştim iki saat içinde.
Gençlerinkini herkes öğrendi gerçi. Denizci olabilmek için rapor
almaya gelmişler. Bana en ilginç gelen şeyleri yaşam felsefeleri
oldu.
"Oğlum, insan kendini iyi hissetmek için hastaneye gelmeli. Baksana
herkes hasta, sakat. Böyle olmadığımız için şükretmeliyiz!" deyip
kahkahayı basıyorlardı.
Zır, zır telefon ve kapı
Elbette oradaki hasta ya da sakatların ne hissettiği umurlarında
değildi...
Yorgundum eve geldiğimde.
Telefon çalmaya başladı, yerimden kalkıp gidene kadar kapandı.
Sinir oluyorum, telefona yetişemediğim zaman. Küfredip duruyorum telefon
edene, telefon ettiği kişinin sakat olduğunu unutuyor diye.
Bazı arkadaşlarım da yapıyor bunu, kapıya gelip zar zar basıyor zile. Bir
de, "Uyuyor muydun?" diye sormuyorlar mı, iyice sinir oluyorum.
"Sakat arkadaşlarınızı aradığınızda telefonu biraz fazla çaldırın, kapı
zilini de zar zar basmayın!" diye yazmamın bir yararı olur mu acaba?
Yazının gücüne inananlar, "evet" diyecektir eminim... |
|
|
|
|