|
|
|
 |
|
Sakat Anne Olmak
"İyi ama neden bu kadar istemiyorsun benim gitmemi," içim acıyor, ama çok
acıyor. Ağlamamak için kendimi zorluyorum. Üzüldüğümü anlayınca,
"Sen gelirsen arkadaşlarım sonra benimle alay ederler..."
Oğlumun okulundan mektup geldi. Açtım. Pazar günü veli toplantısı
olduğunu yazıyor gelen kağıtta.
Okuldan gelince oğlum da görüyor mektubu. Okuyunca, "Gitmeyeceksin değil
mi?" diyor. "Hayır, gideceğim," diyorum. "Lütfen gitme," diyor. "Ama
neden, derslerin kötü değil ki, neden istemiyorsun gitmemi?"
dediğimde, "Sen gitme, babam gitsin!" diyor yalvaran bakışlarla.
"Hayır ben gitmek istiyorum, çünkü senin velin benim, herşeyinle ben
ilgileniyorum. Öğretmenlerinle konuşmak istiyorum, sınıftaki
durumunu öğrenmek istiyorum. O yüzden ben gideceğim," diyorum.
"Yalvarıyorum sana gitme," diyor. "Lütfen, lütfen, lütfen..."
"İyi ama neden bu kadar istemiyorsun benim gitmemi," içim acıyor, ama çok
acıyor. Ağlamamak için kendimi zorluyorum. Üzüldüğümü anlayınca,
"Sen gelirsen arkadaşlarım sonra benimle alay ederler..."
Bunları söyleyince acım azalıyor sanki, "Peki, baban gitsin," diyorum.
Onun üzülmesine dayanamıyorum. Ama biliyorum ki bana bunları
söylediği için de üzülüyor zaten.
Çocuklarımız nankör değil!
Oynamak için sokağa çıkıyor, ben de düşünmeye başlıyorum.
Simona de Beauvoir'ın "Yaşlı olmanın en kötü yanı yaşlı görünmektir,"
dediğini hatırlıyorum. Sakat olmam onunla sinemaya gitmemi
engellemiyor. Zorlasa da beni, yorsa da gidiyorum. Ama onun benimle
sinemaya gitmek istememesinin nedeni engelli olmam değil, sakat
olmam. Yani Beauvoir'ın dediği gibi, sakat olmam değil de görünüşüm
aslında...
Son zamanlarda benimle birlikte hiç bir yere gitmek istemediğini
hatırlıyorum. En son sinemaya gittiğimizde, "Herkes sana bakıyor,
bir daha gelmeyelim buraya," dediğinde anlamamışım.
Beni düşündüğü için
Pek çok sakat arkadaşım var. Sakatlığı ne olursa olsun çocuklarını
doğuruyor, emziriyor, büyütüyor. Çocuklar belli dönemlerde
anneleriyle sokağa çıkmak istemiyor. Hatırlamaya başlıyorum
çocuklarının nankörlüğünden söz eden bazı arkadaşlarımı. Üstelik
bazıları hayatı pahasına istemişti çocuklarını.
Ama hayır, nankörlük değil bu çocukların yaptığı. Evde hiçbir sorunumuz
yok oğlumla. Güzel bir ilişkimiz var. Arkadaş gibi her şeyi konuşup
paylaşabiliyoruz.
Sokakta, okulda benimle görünmek istemeyişinin nedeni bencillik de değil.
Benimle alay edildiğine çok tanık oldu, benim için üzülüyor. Benim
üzüldüğümü sanıyor. Kendisini düşündüğü için değil, beni düşündüğü
için gelmemi istemiyor okula. Tıpkı sinemaya gitmek istemediği gibi,
ya da alışverişe...
Ben kime öfkeleniyorum?
Rahatlıyorum, bunları keşfedince. Oğluma kızmıyorum ama bir öfke var
içimde; kime, neden?
Oğlumun benimle sokağa çıkmasına engel olan kim?
Sokakta bana topal diye seslenen alay eden çocuklar mı? Hamile iken
doğacak çocuğunun eli ayağı düzgün olsun da ne olursa olsun diyen
kadınlar mı? Televizyona çıkıp, "Bunlar sakat yaklaşımlar" diyen
aydınlar (!) mı? Çevre düzenlemesini sanki hiç sakat ya da yaşlı
yokmuş bu ülkede gibi bizi yok sayarak yapan hükümet ve yerel
yönetimler mi?
Elbette en büyük suç onlarınki, bizleri hayata katılımımızı engelleyen,
zorlaştıran onlar.
Ama galiba ben en çok haktan, hukuktan, eşitlikten söz eden insanların
bizleri yok sayan, aşağılayan yaklaşımlarına kızıyorum.
Kelimelerimiz düşüncelerimiz değil midir?
Konuşurken ve yazarken beni ya da her hangi bir sakat insanı tanımlayan
kelimeleri aşağılama anlamında kullananlara, sanırım en çok onlara
kızıyorum.
Kör, topal, kambur, çolak, sağır, geri zekalı... bu kelimeler biz
sakatların sakatlığını belirten kelimeler. Sakat, özürlü ve engelli
ise bizi tanımlayan genel kelimeler. Bunlardan herhangi birini
olumsuz anlamda kullanan herkes oğlumun benimle sokağa çıkmak
istemeyişinin ve bu nedenle üzülmemizin sorumlusudur, diye
düşünüyorum.
Kelimelerden söz ederken bir kez daha kavram kargaşası yaratan bu
kelimelerin kullanımıyla ilgili düşüncelerimi de belirtmek
istiyorum.
Sakat, özürlü, engelli
Aynı yayın organında sakat, özürlü, engelli, kelimelerinin tümü farklı
sayfalarda farklı yazarlar tarafından kullanıyor. Buna bianet de
dahil. İnsanların seçtiği kelime onların düşüncelerinin yansıması
değil midir?
Devletin tüm resmi belgelerinde kullanılan özürlü. Sırf bu nedenle bile
kullanmam ben bu kelimeyi; çünkü devletin sakatlara yaklaşımı belli.
Ayrıca mağazalarda özürlü ürünler rafları olması, sözlüklerde özürlünün
karşısında defolu yazması asla kullanmamam için yeterli. Neden benim
bir bacağım sizden kısa diye daha az değerli olayım; ya da kolu
olmayan, gözleri görmeyen biri neden daha az değerli olsun kolları
iki tane olandan, gözleri görenden... Biliyorsunuz özürlü ürünler
daha ucuzdur, yani daha az değerlidir...
Engellinin bizleri tanımlamadığını ise yukarıda yazdıklarımdan
anlamışınızdır. Şunu da belirteyim ki, kalp hastası olan biri
engellidir aslında koşamaz mesela, ama sokakta kimse onunla alay
etmez. Kambur biri ise engelli değildir her şeyi yapabilir ama alay
edilir sakat diye. İşe alınmaz, kız / oğlan vermezler vs.
Ben engelli ya da özürlü değil, sakatım.
Bir kadına, kadın, hanım, bayan diyenlerin az çok kadına bakışını
yansıtmasına benzetiyorum; bize sakat, özürlü, ya da engelli
diyenlerin seçimlerini...
Sakatlığımız anne olmamıza, çocuklarımızın bizi sevmesine engel değil.
Onlarla sokağa çıkmamıza engel olan sakatlara yaklaşım ... |
|
|
|
|