|
|
|
 |
|
Erken Büyür Sakat Annelerin
Çocukları
Kör, topal, sağır, dilsiz, kambur, çolak, otistik, spastik çocuk anneleri
ve sakat anneler ve sakat olmayan anneler; anneler gününü boş verin,
her gününüz kutlu ve mutlu olsun
Oğlum beni bilgisayarın karşında görünce yanıma gelip, "Ne yazıyorsun?"
dedi. "Sakatlarla ilgili yazıyorum," deyince, "Boşuna uğraşma kimse
okumaz," dedi. "Neden?" diye sordum. "Çünkü sakatları kimse sevmiyor
ki," dedi. "Sen beni seviyorsun ya," dedim. "Çünkü sen benim tatlı
annemsin, tabii severim," deyip boynuma sarıldı, beni öptü ve
oynamaya gitti.
O gidince ben yazmayı bırakıp, düşünmeye başladım.
Neden sakatları kimsenin sevmediğini düşünüyor?
Sakatları kimsenin sevmediğini düşünen bir çocuk, annesinin sakat
olmasından nasıl etkilenir?
Okula başladığı yıl bir gün ağlayarak gelmişti eve; "Anneciğim keşke sen
sakat olmasaydın!" demişti. "Kime ne zararı var ki sakat olmamın?"
deyip onu sakinleştirmeye çalışmıştım. Okulda bazı çocukların
benimle alay etmeleri üzüyordu onu.
Benim sakat olmamın oğlumu üzmesi üzüyor beni. Tıpkı annemin üzülmesi
gibi.
Annemle yolda yürürken topal dediklerinde anneme bakardım yan gözle,
inşallah duymaz diye düşünerek. Şimdi oğlum aynısını yapıyor.
On bir aylıkken başladı yürümeye. Ve ben birkaç gün sonra onu alıp pazara
götürdüm. Yürümeye başlamadan önce kucağımda taşıyamadığım için, baş
başa ilk sokağa çıkacağımız günü beklemiştim aylarca. Çok acele
ettiğimi çabuk anladım. Minik adımlarını güçlükle atıyor, durup bana
bakıp tekrar minik adımlar atmaya başlıyordu. Sonra birden kaldırıma
oturdu.
Biraz oturup biraz yürüyerek eve geldik. Ertesi gün babasıyla birlikte
çıktığımızda, birkaç adımdan sonra kucak istedi. Benden istememişti.
Sonraki aylar ve yıllarda da babası olunca hemen kucak isterdi.
Benden hiçbir zaman istemedi. Erken büyüdü benim oğlum...
Sokaktan çocuk sesleri geliyor, cıvıl cıvıl. Önce onun sesi ulaşıyor
bana. Ne dediklerini tam olarak anlayamıyorum gürültüden.
Anlayabildiğim tek şey: "anneler günü".
Mideme kramplar giriyor birden. Her "anneler günü" lafını duyduğumda
girdiği gibi...
Hatırladığım ilk anneler günü kutlamaları sırasında üniversiteye
gidiyordum. Hülya, "Annene ne hediye alacaksın?" diye sordu. "Hiçbir
şey," dedim. "Neden?" diye sordu. "Çünkü ben annemi sevmiyorum,"
dedim. O kadar şaşırdı ki, "İlk kez annesini sevmeyen birine
rastlıyorum," dedi. "Ben de," dedim.
Şaşkınlığından nedenini soramadı Hülya. Ben gene de söyledim. "Annem beni
hiç sevmiyor ki, neden ben onu seveyim?"
Yirmi sekiz yaşımda ilk kez elbise giydiğim güne kadar da annemin beni
sevmediğine inandım. Hamileydim ve artık pantolon giyemiyordum. O
zamanlar hamile pantolonu yoktu. Ya da vardı da ben bilmiyordum. İyi
ki de bilmiyormuşum. Çok hoşuma gitmişti elbise giymek. Çok da
yakışmıştı işte. Ne olmuş bacağımın biri diğerinden daha kısa ve
zayıfsa! Mankenlik yapmayı düşünmediğime göre...
"Neden sanki annem yıllarca bana elbise giydirmemişti?" diye düşünürken
anladım, anneme olan öfkemin nedenini ve yıllarca neden beni
sevmediğine inandığımı.
Benden iki yaş küçük kız kardeşime hep elbise alan annem, bana sadece
pantolon alırdı. Çarşıya pazara hep kız kardeşimle gider, beni evde
bırakırdı.
Üniversiteye başlayana kadar ben sadece annemin ya da kardeşimin
seçtiklerini giydim. Oysa kardeşim kendi seçtiklerini giyerdi.
Senelerce bunlar yüzünden annemin beni sevmediğini düşündüğümden ben de
onu sevememiştim.
Mutlaka anlamıştır onu sevmediğimi. Senelerce iki küçük çocuğunun üzerine
kapıyı kilitleyip, hastanelere kucağında taşıdığı çocuğunun
kendisini sevmediğini anladığında acaba neler hissetmişti?
Hadi o zamanlar küçüktüm de onun için hatırlamıyordum yaptıklarını.
Ya yirmi dört yaşımda bacağımdan ameliyat olduğum zaman, aylarca bana
lazımlık taşımasını nasıl unutmuştum?
Daha sonraki yıllarda sık sık kırılan bacağım yüzünden aylarca sadece
bana değil çocuğuma da bakmasını nasıl nasıl unutmuştum?
Seneler sonra anneannemden öğrenmiştim, yorulmayayım diye beni çarşıya
pazara götürmediğini ve neden elbise giydirmediğini; sakat bacağımı
gizlemek için tabii ki; çünkü babam öyle söylemiş.
Ben babamı hep sevmiştim oysa. Üstelik ben çocuk felci geçirip
hastalandığımda, babam yemin etmiş beni kucağına almayacağına!
Anneme ne çok haksızlık etmişim...
Peki, yazmakla bitiremeyeceğim kadar çok şey yapmasına rağmen, neden
sadece yapmadıklarını hatırladım yıllarca?
Bu soruya bulduğum cevap sadece annemle ilişkimi değil, benim hayatla
ilişkimi de değiştirdi.
Hani sakat çocuklara sorulur ya televizyonlarda, "En çok ne yapmak
istersin?" diye, genelde verilen cevap, "koşmak, top oynamak," olur.
Bu istenen cevaptır aslında...
Bana sorsalar bu soruyu, "yapmak istediğim hemen hemen her şeyi
yapıyorum," derdim. İlla bir şey isteyeceksem: "Anneler gününün
kaldırılmasını istiyorum."
Çünkü artık unutmak istiyorum anneme yaptığım haksızlığı.
Çünkü anne olamayan kadınların üzülmelerini istemiyorum.
Çünkü Türk filmleri izleyerek büyüyen sakat çocukların da, asla evlenip
anne olamayacaklarını düşünüp üzülmelerini istemiyorum. Çünkü o
filmlerde sakat kalınca başroldeki oyuncu, sevgilisinin terk
edeceğini düşünerek, ortadan kaybolur ya...
Aynı filmleri izleyen sakat çocuk annelerinin de, çocukları evlenemeyecek
diye üzülmelerini istemiyorum.
Hiç bir yazıyı bu kadar zor yazmamıştım. Oysa başlarken kolayca
yazacağımı sanmıştım. Hem annemi, hem de oğlumu düşünerek yazmak ne
zormuş.
Kör, topal, kambur, çolak, sağır, dilsiz, geri zekâlı, otistik, spastik
çocuk anneleri ve sakat anneler ve sakat olmayan anneler, anneler
gününü boş verin, her gününüz kutlu ve mutlu olsun.
İlla bir şey kutlamak istersek, biz karar verelim |
|
|
|
|