|
|
|
 |
|
Erken Büyür Sakat Annelerin
Bebekleri
Sakat kadınlar yaşam deneyimlerini anlatırken konuşmalara ilgi
göstermeyen akademisyenler, aslında bir birlerinin konuşmalarına da
ilgi duymuyordu çoğunlukla. Sakat kadınlarla ilgili bir sempozyumda
en az sakat kadınlar konuştu.
Geçen hafta Kocaeli'nde "Engelli Kadınların Sorunları ve Çözümleri
Sempozyumu"na katıldım.
Notlarıma bakmadan önce yazmaya otururken, hafızamı yokladığımda aklıma
gelen ilk şey "engelli anne" kavramı oldu. Zaman zaman kullanıldı bu
kavram. Ancak "engelli baba" kavramı hiç kullanılmadı. Sanki bu
memlekette hiç sakat baba yoktu!
Sempozyumun sakat kadınlarla ilgili olmasından kaynaklanmıyordu "engelli
baba" kavramının kullanılmaması; çünkü sempozyumda çoğunlukla
sakatların sorunları konuşuldu.
Akademisyenlerin çoğu konuşmasına bu konuda araştırma yapmaya kalktığında
Türkiye'de hiçbir şey bulamadığını söyleyerek başladı.
Çünkü sakat kadınlarla ilgili neredeyse hiç bilgi, belge, araştırma
yoktu.
Yapılan araştırmalar da, çoğunlukla, sakat kadınların sağlık sorunları
ile ilgili olanlardı.
Türkiye'de omurilik felçlisi bir kadının mamografi yaptırabileceği bir
hastane yok!
Tarih boyunca kadınlar araştırma dışı tutulduğu için (hamilelik,
menstürasyon vb nedenlerle) ilaçların kadınlar üzerindeki etkisini
bilmiyor hekimler.
Sakatlara evlat edinme hakkının verilmediğini öğrendim sempozyumda. Buna
karşılık, bebeklerin gelişimiyle ilgili bir araştırma, sakat
kadınların annelik yapamayacağını düşünenleri utandıracak nitelikte.
Omurilik felçli anneler tekerlekli sandalyeden bebeklerine uzanmada
zorlandıkları için, bebeklerin baş ve ayaklarını havaya kaldırarak
annelerinin kendilerini almasını kolaylaştırmaları gözlenmiş.
Üniversite öğrencileri arasında yapılan bir araştırmada, öğrencilere
sorulan sorulardan birinin seçenekleri:
"Engelli olsaydım yaşamamayı tercih ederdim."
"Engelli olsaydım hayata küserdim."
Sakatlara acıyanların birinci olduğu araştırmada, ikinciliği üzülenler,
üçüncülüğü, sakat olmadığı için "şanslı" olduğunu düşünenler alıyor.
Eşcinsellere yönelik ayrımcılıkla ilgili yapılan bir araştırmada, sorulan
soru:
"En çok kim gibi dışlanıyorsun?"
Cevap: "Sakatlar gibi."
Yapılan başka bir araştırmada, sakat erkekler için en büyük sorun seks
iken, kadınlarda dış görünüm olarak belirlenmiş.
Evli iken çiftlerden erkek olan sakat kaldığında kadın onu terk etmezken,
kadın sakat kaldığında erkeklerin terk etmesi de başka bir
araştırmanın sonucu.
Üstelik, sakat kalan erkeklerin çoğu "erkekliklerini", çocuk sahibi olma
yetilerini kaybettiği, kadınların "kadınlıklarını", çocuk sahibi
olma yetilerini kaybetmedikleri halde!
Sakat çocuğu olan ailelerde erkeklerin sakat çocuklarıyla, eşlerini terk
edip ortadan kaybolduğunu ise sempozyumda dile getirilmese de çok
duydum.
Sakat kadınlar konuşmalarında önyargıları ve yaşadıkları ayrımcılığı
anlattı.
"İnternet kafem vardı kapattım". "Neden kapattın? Ne güzel vakit
geçiriyordun!" dediler.
Sakat kadınlar sadece vakit geçirmek için çalışıyor sanki!
"Engelli kadın ve eğitim" başlıklı oturumda konuşan Şule Akdağ, kör
kadınların yaşadıklarını anlattı:
"Yardım amacıyla kolunuza girer, kolunuzu sıkar, bir şeyler elde etmeye
çalışırlar. Aile sokağa göndermez istismar edilirsiniz diye.
Halbuki en çok istismar ailelerde olur.
Telefonda kabul ederler iş için, görüşmeye gidince reddederler. Çoğu,
sizin namusunu koruyamayız, diyerek reddeder.
İş, aile herkes sizin namusunuzun bekçisidir, size hiç kalmaz namusunuz.
Ölseydin keşke doğmasaydın, denir kadınlara. Oğlu kör olan anne, oğluma
aslan gibi gelin alırım, der.
Kör erkeklerle evlenen kadın için, bakire değil, dul, çirkin, defolu
denir.
Hissediyorum ki, dışarıda kalabalık var, keşke engelli kadınların
deneyimlerini de dinleselerdi."
Sakat kadınlar yaşam deneyimlerini anlatırken konuşmalara ilgi
göstermeyen akademisyenler, aslında bir birlerinin konuşmalarına da
ilgi duymuyordu çoğunlukla.
Sanki sadece öğretmeye gelmişlerdi. Öğrenecek şeyleri yoktu. Konuşan
gidiyordu.
Konuşma sürelerini de çoğunlukla aştıkları için bizlere konuşacak zaman
çok az kaldı.
Sakat kadınlarla ilgili bir sempozyumda en az sakat kadınlar konuştu.
Doktorların yaptığı ayrımcılığın farkında olmadığını söylediğimde, örnek
istedi bir doktor. Katılımcılardan tekerlekli sandalyeli genç bir
kadın verdi örneği:
"Trafik kazası geçirdim. Hastanede ayıldığımda, başımda konuşan
doktorlardan biri, 'Ben bu kızın yerinde olsam kendimi öldürürdüm'
dedi."
Sempozyumda en çok tartışılan şey tanımlar oldu. Doktorların çoğu, dünya
sağlık örgütü ne derse onu yaptığı için, "engelli" derken, devlet ya
da hükümetle ilişkisi olan akademisyenler "özürlü" ve benim de
içinde olduğum azınlık "sakat" kavramını savundu.
"Engelli kadın ve hukuk" ve "engelli kadın ve insan hakları"
başlıklı oturumlarda sakat kadınlarla ilgili hiçbir şey söylenmedi.
İşaret dili bilen hukukçu olmayan bir ülkede sağır kadınlar yasal
haklarını nasıl arayabilir?
Bu vesileyle sağır örgütlerinin taleplerini ben de destekliyorum,
bakanlar kurulunda görüşülmeyi bekleyen sakatlar yasa tasarısında,
işaret dili resmi dil olmalıdır!
Yasa tasarısının da konuşulduğu sempozyumda çözüme yönelik konuşulamadı.
Sorunlar o kadar çoktu ki, ancak onların birazını konuşabildik.
İlk olduğu için her şeye rağmen umut vericiydi.
Kocaeli üniversitesinden Sezar Komşuoğlu, tek somut öneriyi yaptı:
"Hamile ve engelli kadınlar meclis kürsüsünde konuşursa sorunlar
çözülür." |
|
|
|
|