|
|
|
 |
|
Bilet, Kestane, "Yürümelik"
Ben de oturup ağlamıştım. Ağlamaktan yorulunca da kıçımın üstüne oturarak
kaya kaya inmiştim. İnmiştim ama sadece pantolonum değil donum bile
paralanmıştı taşlı yolda kıç üstü yürümekten.
Hayatımda ilk kez bir şey kazandım. 2. AFM Uluslararası bağımsız Film
Festivali'ne bir bilet! Bileti almak için Lambda'ya (*) gittiğimde,
Gökkuşağı filmlerinden sonra söyleşilerin yapılacağını öğrenince çok
sevindim. Okuduğu her kitap, gördüğü her film hakkında konuşamazsa
huzura kavuşamayanlardanım çünkü. Söyleşilerin yapılacağı kafenin
dördüncü katta olduğunu söylerken Can yüzüme bakamadı; çok üzüldüm.
Hem Can'ın duyduğu suçluluk duygusuna sebep olduğum için, hem de
söyleşilere gidemeyeceğim için...
Üzüldüm ama yine de kızdım dördüncü katta bir yeri seçtikleri için. Fakat
hayatımda ilk kez bir şey kazanmış olmanın sevinci ve Can'ın
üzüntüsünü daha fazla arttırmamak için çenemi tuttum.
Yokuşta ilk kez tek başıma
Eve gidene kadar bileti bırakmamak için elimi cebimden hiç çıkarmazdım;
eğer eve kısa yoldan gideyim diye düşünüp o yokuş-yola sapmasaydım.
Çünkü ellerim cebimde bir yokuşta düştüğümde nasıl yuvarlandığımı
hatırlayınca elim jet hızıyla çıktı zaten cebimden.
Birkaç minik adımdan sonra inemeyeceğimi düşünüp durdum. İlk kez tek
başıma inecektim. Hep arkadaşlarımın kollarında inip çıkmıştım o
yokuşu. (Bu eve yeni taşındım da.)Yardım istemeye karar vererek
beklemeye başladım. Gördüğüm ilk iki kişiden yardım isteme fırsatı
bulamadan hızla yanımdan geçtiler. Birden daha önce aynı durumda
başıma gelenleri hatırladım.
Tarabya Üstü'nde yine bir akşam vakti böyle bir yokuşun başında
inemeyeceğimi anlayınca beklerken, yol kenarındaki evlerden birinin
kapısı açılıp evden çıkan kadına, "Yardım eder misiniz ben sakatım
inemiyorum," dediğimde, acelesi olduğunu söyleyip gitmişti.
Kestaneci jesti
Ben öylece kalakalmıştım. Yerimden kıpırdayamadan beklerken, kadın elinde
ekmekle eve geri dönmüştü; yüzüme bile bakmadan. Ben de oturup
ağlamıştım. Ağlamaktan yorulunca da kıçımın üstüne oturarak kaya
kaya inmiştim. İnmiştim ama sadece pantolonum değil donum bile
paralanmıştı taşlı yolda kıç üstü yürümekten.
Ya şimdi de yardım istediğim kişi bana aynı şeyi söylerse, ben bugün bu
reddedilmeyi kaldıramam diye vazgeçtim. Yine minik adımlarla
yürümeye başladım. Yokuşun kenarındaki kaldırım basamak şeklinde ve
kenarında da demir parmaklık var diye kaldırıma çıktım. Birden
kaldırımda bir karaltı fark ettim. Ürktüm.
Dikkatle bakınca kestane tezgahı olduğunu anladım. Kestaneci tezgahın
yerini değiştiriyordu. Yanına vardığımda, "Tezgahın yerini benim
yüzümden mi değiştirdiniz?" diye sordum. "Evet, size saygımız
sonsuz," dedi. Gülümseyip teşekkür ettim. Arkadaşlarımdan birisi
söylese bu lafı işte yeni bir panel konusu; sakat olmak neden saygı
görme nedeni olur ki? Ama sadece gülümseyerek teşekkür etmekle
yetindim.
Utanmıştım
"Size bir kestane ikram edebilir miyim?" diye bir tane kestane
uzattığında ise teşekkür ederken gözlerim yaşardı. Önce soğuktan
diye düşündüm, ama hayır sevinçtendi. Daha doğrusu utançla karışık
bir sevinçten. Az önce yardım istesem kimse etmez diye düşündüğüm
için utanmıştım. Kestaneciden yardım isteseydim kesinlikle ederdi
işte.
Kestaneci bana yol verdikten sonra tezgahını tekrar eski yerine,
kaldırımın ortasına getirdi. Demek ki benden başka kaldırımdan
yürüyen olmuyordu. Kendisine iyi akşamlar dileyerek yoluma devam
ettim.
Yoldaki taşların çoğu yerinden oynamış, giderek yürümek daha da
zorlaşıyordu. Ama yavaş da olsa bu yokuşu kendi kendime
inebileceğimi anlamıştım; bu da hoşuma gidiyordu.
Gözlük ve yürüme cihazım
Bir ara tökezleyince çok korktum düşeceğim diye. Çünkü ilk aklıma gelen
şey, gözlük ve yürüme cihazım oldu. Onların kırılmasından
korkuyorum; çünkü ikisi de çok pahalı.
Kendime güldüm.
Bu arada gözlük ile yürüme cihazı arasındaki benzerliği fark ettim.
Gözlük daha iyi görmemi sağlıyor, yürüme cihazı daha rahat yürümemi. O
zaman bu cihaza bundan sonra "yürümelik" desek?
Atel, brez, cihaz, aparat, ortez şu anda kullanılan adlarından bazıları.
Hoşuma gitti "yürümelik".
Bitmez tükenmez merdivenler
Ertesi gün kazandığım filmi izlemeye gittim. Çinli yönetmen Yu Li'nin
"Balık ve Fil" filmi idi. Eşcinsel iki kadının ilişkileri ekseninde
Çin'deki yaşamdan kesitler sunan film Çin'de yasaklanmış.
Yanıma Lambda'dan Berkay oturunca çok sevindim. Berkay beni Lambda'ya her
gittiğimde merdivenlerden kucağında çıkarıp, indiriyor. Hafta
sonlarındaki film gösterileri, ya da yapılan söyleşiler ilgimi
çektiği için sık sık gidiyorum Lambda'ya.
Eğleniyorum kucakta
Yerleri üçüncü katta diye eleştirdiğimde, beni taşımayı önerdiler ben de
kabul ettim. Böylece onları cezalandırmış oluyorum! Tabii gücüm
sadece onlara yetiyor. Bunu Fitaş ya da Alkazar ya da Atlas ya da
Lale sinemasında da yapsam ya... Ve her yerde...
Fitaş'ı bilenler bitmez tükenmez merdivenlerini de bilirler. Ama korkacak
bir şey yoktu benim için, Berkay vardı. Beni kucağında taşıdı
caddeye kadar.
Yeni bir şeyi daha fark ettim ki, artık utanmıyordum kucakta taşınırken.
Eskiden bu durumda kendimi aşağılanmış hissederdim. Ve merdiveni
icat edenden başlayıp, mimarlara, belediyelere, hükümete küfredip
dururdum.
Onlara yine küfrediyorum ama artık eğleniyorum kucakta taşınırken. |
|
|
|
|