|
|
|
 |
|
"Aşk Bu mu Abla?"
"Annem beni doğururken ölmüş. Beni ablam büyüttü. Babam öldüğünde de çok
küçüktüm. O yüzden evlenince ablam ve eniştemle yaşamaya başladım.
Beni okula almadılar bacağım yüzünden.
Ne olduğunu bilmiyorum bacağıma, ama öbür bacağımdan kısa ve zayıf.
Topallayarak yürüyorum yani. Ama evin bütün işini ben yapıyorum.
Ablamla eniştem çalışıyor. Onlar gelmeden yemeği de yaparım,
eniştemin rakı mezelerini de. İnanır mısınız camları bile ben
silerim de, mahalleli şaşar kalır.
Ablamın çocuklarını da ben büyüttüm.
Çocuklar okula başlayınca onlara derslerinde yardımcı olabilmek için,
okuma yazma öğrendim. Eniştemim ekmeğini yiyorum ya, karşılığını
ödemek için hiç durmadan çalıştım evde. Ama hiç yaranamadım
enişteme.
Ablam evlenmeden önce birlikte gezmeye, alış verişe falan giderdik. Ama
evlendikten sonra bir kez olsun gitmedik. Eniştem beni yanında
istemiyor galiba. Arkadaşları gelince de odamdan çıkmamı istemez.
Misafirler gelmeden önce yemekleri hazırlarım. Gidince de
bulaşıkları yıkarım.
Bir keresinde misafirler varken mutfağa su içmek için gittiğimde,
eniştemin arkadaşlarından biri mutfağa girdi; tam ben elimde suyla
çıkarken. Uzun boylu, esmer, çok yakışıklıydı. Onu görünce içimden
bir şey aktı. İkimiz de bir süre kaldık öyle. Sonra ben titreyerek
çıktım mutfaktan. Bütün gece de uyuyamadım onu düşünmekten.
Aşk bu herhalde, diye düşündüm. Filmlerde de böyle oluyordu, âşık olunca
uykuları kaçıp, yemeden içmeden kesiliyorlardı.
Bir gün ablamla eniştem işte, çocuklar okuldayken kapı çaldı. Açtığımda
karşımdaydı. Görünce kalbim çıktı yerinden.
İçeri girdi. Girmişiz yani, hatırlamıyorum. Tek hatırladığım, 'seni
seviyorum' lafı. Yataktaydım çocuklar okuldan geldiğinde. O yatağa
nasıl gittik hiç hatırlamıyorum.
Güya bana hep akıllı derler ama aklım başımdan gitmiş işte.
Sonra defalarca geldi. Sevdi, öptü, okşadı. 'Anam seni istemez,' dedi.
'Seni arkadaşlarıma gösteremem,' dedi. 'Seni seviyorum,' dedi.
Sonra bir daha gelmedi. Öğrendim ki tayini çıkmış. Öğretmendi. Bana
bilgisayarda mektup yazmayı da o öğretti. O gece televizyonda sizi
görünce, yazayım da sorayım, dedim. Siz anlarsınız benim halimi,
dedim.
Aşk bu mu abla? Sevip sevip bacağım yüzünden bırakıp gitmek mi abla?
Aşk sadece yatmak mı abla?"
***
Uzun bir mektuptan, kısa bir alıntı.
Aşkla kalp arasında kurulan ilişki, akıl arasında kurulmuyor. Özellikle
yapılmıyor bu.
Sevgililer günü nedeniyle tüm reklâmlarda kalpler var.
"Siz hiç sakat birine âşık oldunuz mu?" diye sorduğumda yıllar
önce, "Ama Nazmiye, estetik diye bir şey var!" demişti bir
arkadaşım. Irkçılık ve ayrımcılık tartışmalarının Türkiye'de yeni
başladığı yıllardı.
Sakatlara ayrımcılık yapıldığını/yaptığını kimseler kabul etmiyordu
henüz. Şimdi bir adım ilerideyiz; herkes sakatlara ayrımcılık
yapıldığını kabul ediyor ama, kimse kendisinin yaptığını kabul
etmiyor. Ayrımcılığı kim yapıyor meçhul tabii bu nedenle...
Sonraları aynı soruyu çok sordum ben. "Ama aşk başka bir şey, akıl dışı
bir şey." "Aşk tamamen duygularla ilgili bir şey." Benzeri cevaplar
aldım.
Bu sorum saçma geldi bana sonraları; bıraktım sormayı; ama bana çok şey
öğretti.
Soruyu duyar duymaz, hiç düşünmeden cevap veriyorsa karşımdaki,
genellikle sonradan pişman olduğu şeyler söylüyordu. Nadiren,
sorumdan sonra düşüncelere dalanlar oldu. "Hayatında hiç
düşünmediği, ilk kez duyduğu bir soru karşısında, insan nasıl ve
neden düşünmeden cevap verir?" sorusu kendime dair de ipuçları
verdi. Sorular soruları kovaladı. Sorularımdan yorulanlar
uzaklaştılar benden.
Beni sorularım yüzünden sevenlerin bazıları, sorularım yüzünden sevmez
oldular; bu da ayrı bir yazı konusu.
O yıllarda düşüncelerin duygularımızı yönlendirdiğini/oluşturduğunu
düşünmeye başlamıştım. Geçenlerde bir arkadaşım, "Duygu merkezi ile
düşünce merkezi farklı yerlerde beyinde. O yüzden de sen
yanılıyorsun," dedi bana.
Nasıl bu kadar emin olabiliyor insanlar her şeyden? bu da ayrı bir soru
benim için. Beynimizin yüzde yirmisini bile kullanamadığımızı
bilirken. İnsana dair, beyine dair bu kadar az şey bilinirken.
Bilinenler bilimsel olsa bile, bilimin özü kuşku iken...
Sahiden duygularımız düşüncelerimizden bağımsızsa, neden "değişik" birine
âşık olsak bile bunu yaşayamıyoruz?
Çevresinin onayını almadan kaç kişi aşkını yaşayabiliyor?
Öğrendiklerimizin dışına kaçımız çıkabiliyoruz?
Yaşlı kadın - genç erkek, Ermeni - Türk, sakat - sakat olmayan, kadın -
kadın, sosyalist - faşist aşkları mümkün mü? Olsa bile ne kadar
sürüyor?
Sürmemesinin nedeni, duyguların bitmesi mi sahiden? Yoksa ayrımcı-ırkçı-
cinsiyetçi düşünceler mi duyguları yok ediyor? |
|
|
|
|