|
|
|
 |
|
Acı Hafızası
Savaş, ayrımcılık, yoksulluk, şiddet gibi acı kaynaklarıyla mücadele için
önceki kuşakların deneyimlerinden yararlanmamız gerekli değil miydi?
Öyleyse, aşk, ayrılık, ölüm, ihanet gibi acılarla başa çıkabilmek
için de deneyimlerimizden yararlanmalıyız.
Canım acıyor.
İçimde bir kıyma makinesi durmaksızın çalışıyor sanki. Çok acıtıyor. Çok.
Yaşayamam bu acıyla, diye düşünürken hatırlıyorum daha önce de böyle
düşündüğümü. Rahatlıyorum hatırlayınca eskiden yaşadıklarımı.
Bitecek. Geçecek.
Şimdi o zamankinden farklı bir şey var. O zaman sahiden dayanamayacağıma
çok inanıyordum. "Geçer", dediklerinde inanmıyordum kimselere. Ama
geçti.
Bu kez de geçecek biliyorum.
"Bunu bilmek işe yaramaz ki", diyor Fatoş. Yarıyor, diyorum. Dayanılır
kılıyor acıyı geçeceğini bilmek azaltmasa bile.
Tam 6 ay boyunca işkence gören arkadaşıma, nasıl dayandığını
sorduğumuzda, "Biteceğini biliyordum", demişti.
Acının insana kazandırdığı en önemli deneyim bu belki de. Kazandırmadığı
da aynı şey.
Acı hafızamı yokluyorum. Şimdi çektiğim acıyı, diğerleriyle kıyaslıyorum.
Hangisi daha büyüktü, diye; son çektiği insana en büyüğü gibi
geliyor genellikle. Doğru gelmediğini zamanla anlıyor insan.
Biri diğeriyle kıyaslanamaz geliyor bana şimdi. Ayağımda onaltı kırık
varken, acıdan uyuyamazken, elime batan iğne de acıtıyordu canımı.
Her acı farklı acıtıyor.
Acılar arasında hiyerarşi yaratmamam gerektiğini söylüyorum kendime.
"En çok hangimiz eziliyoruz?" tartışmasını hatırlıyorum. Eşcinsel, sakat,
Ermeni, Kürt, travesti beş arkadaş; hepimiz en çok kendimizin
ezildiğini kanıtlamaya çalıştık önce. "Neden yarıştırıyoruz ki
acılarımızı? Hepimiz farklı ezilme biçimleri yaşıyoruz. Biri
diğerinden az ya da çok değil; zaten yeterince hiyerarşi var bu
dünyada, bir de biz eklemeyelim", diye anlaştık sonunda.
Acılarımızla nasıl başa çıkabileceğimizi daha çok konuşmalıyız.
Yıllar önce bir arkadaşım, morali bozulduğunda hastanelerin acil
servisine gidip kazalarda parçalanmış, yanmış, dövülmüş insanları
gördükçe, o durumda olmadığı için kendini iyi hissettiğini
söylediğinde çok şaşırmıştım.
O zamanlar dünyada en büyük acıları ben çektim/çekiyorum gibi geliyordu.
Acı çeken insanlara bakıp kendimi iyi hissetmem zaten mümkün
değildi.
Ben, deneyimlerinden yararlanmak için bakardım başkalarının acılarına.
Acılarıyla nasıl başa çıkıyorlar anlamaya çalışırdım, kendi
acılarımla başa çıkabilmek için.
İkimizin yaptığında da kötü bir şey olduğunu geç anladım.
Arkadaşım bir acı turisti idi, peki ya ben?
Başkalarının çektiği acılarla kendiminkileri kıyaslamaktan, en büyük
acıları ben çekiyorum diye düşünmekten vazgeçtiğimde, acılara karşı
mücadele edebilir hale geldim.
Acıyı yaratan savaş, ayrımcılık, yoksulluk, şiddet gibi acıya sebep olan
şeylere karşı mücadele edip, acının üretilmesine değil de yok
edilmesine katkıda bulunmak için bizden önceki kuşakların mücadele
deneyimlerinden yararlanmamız gerekli değil mi?
Öyleyse, aşk, ayrılık, ölüm, ihanet gibi şeylerin acılarıyla başa
çıkabilmek için de acılarımızla başa çıkabilme deneyimlerimizden de
yararlanmalıyız.
Haksızlık ettiğim için değil de haksızlığa uğradığım için acı çekiyor
olmak daha iyi geliyor bana son zamanlarda. Haksızlık edenin yerinde
olmak istemezdim. Onun çektiği acıyı çekiyor olsaydım, kendimi şu
anda hissettiğimden daha kötü hissedeceğimi yine acı hafızam
sayesinde biliyorum.
Ama ben dünyada kimse acı çekmesin istiyorum. Ne haksızlık ettiği için,
ne de haksızlığa uğradığı için.
Demek ki, bana haksızlık yapılmasına da izin vermemeliyim. Daha fazla acı
çekmemek için.
Of yoruldum.
Ben iyisi gidip dans edeyim |
|
|
|
|