Sosyal Grupların ve Ayrımcılığın
Kökeni *
BİANET / 25.12.2006
"Levinas, sorumluluğu
anlatırken, 'hücrelerinde duyulan bir huzursuzluk'tan bahseder.
Durduğu yerde duramamak, olup biteni görmezden gelmemek
sözkonusudur. 'Sessiz kalmanın imkânsızlığı'nı yaşıyoruz"
Asuman Bayrak
"Bir ilkokul öğretmeni
(Jane Elliott) 1970 yılında, dış görünümünden dolayı nedensiz yere
ayrımcılığa uğramanın nasıl bir şey olduğunu öğrencilerine
gösterebilmek için sıradışı bir yöntem kullanmış.
Öğrencilerini mavi ve kahverengi gözlüler olarak iki gruba ayırmış. Mavi
gözlülerin diğerlerinden daha zeki ve üstün olduğunu, kahverengi
gözlülerin onlarla aynı yerde oynamamaları gerektiğini, çünkü
kahverengi gözlülerin yeterince iyi olmadıklarını söylemiş. Sonra
kahverengi gözlülere, kahverengi gözlü olduklarını belli edecek
işaretler taktırmış.
Kısa bir süre içinde iki grubun da içinde bulundukları durumu
benimsediğini farketmiş. Mavi gözlüler küçük birer Nazi gibi
davranırken, kahverengi gözlüler öğretmene ve mavi gözlülere karşı
nefret hisleriyle dolmaya başlamışlar.*"
Devam etmeden önce lütfen üstteki alıntıyı bir kez daha (ve bu sefer
tane tane) okuyun.
Şimdi, sakatlara otomobil kullanabilmeleri için verilen "özel"
ehliyetleri, otomobillerine takmak zorunda oldukları "özel"
plakaları, nüfus cüzdanlarına eklenen "özel" ibareleri, mesleki
becerileri umursanmadan dayatılan "sakat statüsünde beden işçisi"
kadrolarını, sakatlar için açılan "özel" parkları, otelleri,
okulları, otobüsleri, vagonları, tuvaletleri düşünün; sonra "ben
çocuğumun sınıfında sakat çocuk istemem, çocuğumun psikolojisi
bozuluyor" diyen anne-babaları, "komşular rahatsız oluyor"
gerekçesiyle evinden çıkmak zorunda bırakılan ve sakat çocuğu olduğu
için yaşayacak konut bulamayan aileleri, "diğer çocuklar alay
ediyor, ben de ilgilenemiyorum, 'özel' okula verin" diyen sınıf
öğretmenlerini, "bu çocuk okuyamaz, götür evde otursun" diyen okul
yöneticilerini, "duymuyorsan/görmüyorsan gelme okula" diyen
üniversite hocalarını, ''ne diye uğraşıyorsunuz, Allah onları öyle
yaratmış, Allah'ın veremediğini siz mi vereceksiniz, 124 Murat ile
Mercedes'i yarıştırmak istiyorsunuz; bu çocukları neden lise giriş
sınavlarına sokmak istediğiniz anlayamıyorum?'' diyen Milli Eğitim
Bakanlığı en üst bürokratlarını, herkes gibi yurtdışı eğitim
faaliyetlerine katılmak isteyen öğrenciye "sakat kontenjanı bize
bildirilmedi" diyen üniversite yöneticilerini düşünün. Sonra, "sakata verilecek kızım yok"ları,
"ayyyy yazık"ları, "ben olsam
dayanamaz intihar ederdim"leri, "kim bilir ne günah işledi de Allah cezalandırdı"ları,
"başının gözünün sadakası olsun"ları, "bak işte
çoluk çocuğundan çıktı"ları düşünün. Sonra "Kalp Gözü", "Sırlar
Dünyası", "5. Boyut" vb. isimlerle yayınlanan, 'lanetli cezalar"ı
pompalayan diziler/programlar da gelsin gözünüzün önüne.
Şimdi "mavi gözlüleri" bırakıp, "kahverengi gözlülerin", "bizi bizden
başka kimse anlamaz", "sakat değilsen sakatların olduğu bir sitede
ne işin var", "bence bu sitede sadece sakatlar olmalı"larını
düşünün. Sonra, "H sınıfı ehliyet, özel plaka uygulaması ve nüfus
cüzdanına sakatlık ibaresinin yazılması ayrımcılıktır,
kaldırılmalıdır" diyen sakatlara karşı, "sakatlığınızdan mı
utanıyorsunuz", "özel hakları kullanırken iyi de işaret koyulunca mı
zorunuza gidiyor" ve/ya "konsolosluk ya da resmi araçlarda da özel
plaka var, ne olmuş" diyen sakatları düşünün. Sonra "sakatız, tabii
ki her koşulda yardıma muhtacız", "bence de sakatlar farklı
okullarda okutulmalıdır" diyen sakatları düşünün.
Şimdi de "sakatlara vergi indirimi", "sakatlara şehirlerarası
yolculuklarda %50 indirim", "sakatlara %3 istihdam kotası", "sakatlara muhtaçlık maaşı",
"sakatlara hastanelerde öncelik hakkı"
gibi uygulamalarla, sakatları (diğer tüm özelliklerinden ve
dezavantajlarından bağımsız halde) tek-tip olarak gören, ve
sakat=muhtaç formülüyle sorunlara "çözümler" arayan anlayışı
düşünün.
Son olarak, varolan sivil toplum hareketlerinde sakatların neredeyse hiç
olmadığını, ayrışmış halde (ve sadece sakatlığa özel konularda)
faaliyet yapan bir konumda olduklarını, ülke nüfusunun %12'sini
kapsamalarına rağmen sokakta, işyerinde, sinemada, alışveriş
merkezinde, okulda, mahallede hiiiiç mi hiç görünmediklerini de
hatırlayın.
Şimdi mecaliniz kaldıysa (bu sefer düşünmeden) cevap verin: Sizce
ülkemizde sakatlar ötekileştiriliyor mu, bütünleştiriliyor mu, ve
sizce çözüm ötekileştirmekte mi, bütünleştirmekte mi?
Not: Biliyor musunuz ki ben mavi gözlüyüm, kardeşimse kahverengi!
*
Hafif.Org |