|
|
|
 |
|
Sakatlar için yol ayrımı: taklit
mi, eleştiri mi?
BİANET / 18 Mart 2008
Yakın zamanda 'Türkiye Engelliler Güzellik Yarışması' yapılacakmış... Bu
yazıda, bu popüler-tercihin eleştirisini yapmayı deneyeceğim.
Modernlikte 'güzel', 'sağlıklı', 'akıllı', 'başarılı', 'genç', 'bedenine
söz geçirebilir', 'modayı kanıksamış', 'erkek gibi' olmak 'normal';
buna karşın 'çirkin', 'hasta', 'saftirik', 'başarısız', 'yaşlı',
'sakat', 'modayı umursamaz', 'kadın gibi' olmak ise 'anormal'
sayılıyor. Ve bu kurgular bir yandan biz-öteki ikiliğinin
doğmasının, diğer yandan ise
yaratılan-normalliklerin-insanların-iliklerine-kadar-işlemesinin en
etkili savlayıcısı oluyor.
Post-modernliğe gelindiğinde ise bu farklılıklar bir noktaya kadar göz
ardı edilip 'normal' sayılabiliyor, ama iki şartla: birincisi, kişi
farklılığının ayırdında olacak, bunun kompleksini yaşayacak ve bu
farklılığı ortadan kaldırıp 'normal'leşebilmek için piyasada satışa
sunulan 'ürün'leri tüketecek; ikincisi ise, hepsi-hepsi bir 'taklit'
olduğunu asla unutmayacak ve 'aslına/üstüne' karşı sınırlarını her
zaman bilecek. Aksi halde bu 'anormal' kişilerin görünür olabilmesi
de, umursanması da, 'biz'den olabilmesi de olanaksız kılınacak.
Bu dayatmaya karşı sakatların (siz bunu 'tüm dışlananlar' diye okuyun)
önünde iki seçenek olduğunu düşünüyorum: Birincisi, verilen rolü
kabullenip 'asıl' olanı taklit etmek; ikincisi ise, verilen rolü
reddedip 'asıl' sayılanı tüm 'normallikleriyle birlikte
eleştirmek/yıkmak.
Taklit: 'Engelliler Güzellik Yarışması'
Biz de sizin gibiyiz... Biz de makyaj yaparak veya gerekirse estetik
ameliyat yaptırarak çirkinliklerimizi gizleyip güzelleşebilir,
protez takarak simetrik bir bedene sahip olabilir, eğitim görerek
akıllanabilir, piyasa çarkları arasında başarılı bir şekilde
ezilebilir, medikal ürünler kullanarak
görebilir/duyabilir/yürüyebilir, en moda kıyafetleri giyip en moda
ürünleri tüketerek görevimizi yerine getirebiliriz. Yeter ki sizin
gibi olabilmemiz için bize fırsat verin. Biz de biliyoruz 'anormal'
olduğumuzu, ama 'normal' olanın siz olduğunuza dair kafamızda hiçbir
kuşku yok. Güzel olanın kutsallığı, bedenine söz geçirebilenin ve
güçlü olanın hükümranlığı, akıllı-başarılı-zengin olanın önderliği
konusunda, bu üstünlüklerin doğal sonucu olan hiyerarşi konusunda
sizler gibi düşünüyoruz. Bakmayın siz bedenlerimizin bizleri
engellediğine, aslında tüm ruhumuzla sizin gibi olmak istiyoruz.
Bakın, aramızda engelli olmasına karşın okulu birincilikle bitiren,
televizyon programlarında reytingleri tavana vurduran, spor
müsabakalarında birincilikler alan, futbol turnuvasında bayrağımızı
dalgalandıran... hasılı her şeyin en güzelini yapabilen
arkadaşlarımız var... Sizin her şeyinize imreniyoruz. Hele podyumda
salına salına yürümeleriniz yok mu, sizleri izlerken içimiz geçiyor.
İncecik ve atletik bedenlerinizle kendinizden emin göz süzmeleriniz,
göz kamaştırıcılığınızın farkında olmanız, kendinizi her şeyin ve
herkesin üstünde görmeniz... Size tapıyoruz.
Bir de, unutmayın, biz sizin iyilikseverliğinizin görünür olabilmesini
sağlayan dekorlarız aynı zamanda. Lütfen bizi görmezlikten gelmeyin.
Bize fırsat verin. Evet, şüphesiz sizin gibi kusursuz olamayız, ama
en azından sizi taklit edebiliriz. Kutsallarınıza tapınmak,
iktidarınıza biat etmek istiyoruz.
Yıkım:'Güzellik mi? O da ne!'
Tekerlekli sandalye kullandığım için, bir kolum olmadığı için, güçsüz
bacaklarıma bastonla destek vermeden yürüyemediğim için,
koşturamadığım için, duymadığım ya da az duyduğum için,
konuşamadığım ya da kekelediğim için, göremediğim ya da az gördüğüm
için, kaslarım kontrolüm dışında hareket ettiği için, zekâ ya da
algı düzeyim sizler gibi olmadığı için; yani yamuk-yumuk bedenime
söz geçiremediğim, normlarınıza uymadığım için yaşamın her alanında
dışladığınız, kendinizden uzak tuttuğunuz ben; sizin bu değer
atfetme, tektipleştirme, kategorikleştirme çabalarınızı
reddediyorum. Yarattığınız güzel-çirkin, kusursuz-kusurlu,
tam-eksik, başarılı-başarısız, eğitimli-eğitimsiz, moda-demode,
değerli-değersiz ve benzeri tüm ikiliklerin insanın kendisine, diğer
insanlara ve doğaya yabancılaşması sonucunu doğurduğunu ve insanlar
arasında hiyerarşinin oluşmasına sebep olduğunu düşünüyorum.
Birilerini dışlamak için çoğu zaman doğrudan hamle yapmak gerekmez.
Güzel-akıllı-başarılı-moda vb. kurguları kutsadığınız anda, bunun
dışında kalan herkesi ve her şeyi de 'çaktırmadan' dışlamış
olursunuz. Ve ben, 'güzel-akıllı-başarılı' olmadığımı söyle(me)yerek
dışladığınız ben, sizin bana yaptığınızı başkalarına yapmayı;
bedenin kutsanmasına, metalaştırılmasına, bir ambalaj kâğıdına
dönüştürülmesine ve sonra da 'güzel' olmayanların dışlanmasına alet
olmayı, reddediyorum. Reddediyorum, çünkü aksi halde aynada kambur
sırtıma, yamuk bacaklarıma, olmayan uzuvlarıma, kör gözüme bakamam!
Dahası, sakat ya da değil, insanların kendi bedeniyle yaşadığı
'modaya uydurma gerilimi'nin yıkıcılığına karşı taraf olmak ve
yüzünde çıkan sivilceden dolayı eve kapanan kişiye "çık dışarı"
demek varken, nasıl olur da "hep güzel olun, hep şöyle-böyle olun"
diyebilirim.
Güzel-çirkin ikiliğini sorgulama potansiyeli taşımaktır sakatlık. "Şunlar
gibi güzel olun" diyerek dayatılan modaya karşı kesik koluyla,
hareket etmeyen bacağıyla, sivilceli yüzüyle, şaşı bakan gözüyle,
kambur sırtıyla tavır koyabilmektir. Güzellik yarışmalarında salına
salına yürümeye karşı seke seke yürümek; sokaklarda bedenleri ve
ruhları birbirine değdirmeden geçip gitmelere karşı, durup karşıdan
gelene yol vermek; yüzdeki sivilceden dolayı eve kapanmalara karşı
tekerlekli sandalye ile kendini sokağa atmak; yeterince
esmerleşmeyen ten yüzünden mayo giymemelere karşı kesik bacağıyla
sahilde eğlenmek; kaskatı olmalara karşı kendin olmaktır sakatlık.
Bedeniyle sorunu olmadan, bedenini bir kompleks yumağı haline
dönüştürmeden yaşamanın bir ispatıdır; toplumsal kurgulara karşı bir
tavır ve bir yıkım potansiyeli olmaktır sakatlık. |
|
|
|
|