Sakatlar da ‘Hrant’
“Gözümüz başkasını
görmeyecek kadar kararmış, ruhumuz başkasını hissetmeyecek kadar
yıpranmış, vicdanımız hiçbir şeyden incinmeyecek kadar körelmiş
değil”
Füsun Sayek
19 Ocak 2007 Cuma günü saat
15:00’da dünyanın en güzel yürekli, en kocaman gülen, en içten
bakan, en candan seven
kocalarından-babalarından-dedelerinden-ağabeylerinden-dostlarından-arkadaşlarından-komşularından-gazetecilerinden
biri, Hrant Dink, öldürüldü!
O dakikadan beri boğazım düğüm düğüm.
“Sanki bir yanım eksildi” değil, sahiden bir yanım eksildi. Sekiz sene
önce vurulup felç olduğumdan beri bacaklarımın tutmaması gibi, şimdi
de boğazımda bir düğüm var, nefes alamıyorum.
Eğer sizin, bir çift bacağın sadece yürümek için değil yaşamak için de
gerekli koşul kılındığı bir durumda ‘bacaklarınız olacak’
aileniz-dostlarınız-arkadaşlarınız-akrabalarınız-devletiniz yoksa,
yürüyememek çok acıdır; ve eğer size ‘nefes verecek’ 100 bin
‘Hrant’ınız-milyonlarca vicdan sahibi omuzdaşınız yoksa, nefes almak
gerçekten çok zordur.
Varsa...
Evet bir yanınız yine dertli olur, ama bu derdin ancak toplumsal bir
meseleden kaynaklandığı sürece dert olduğunu, toplumsal bilinç ve
tercihler doğru olduğunda dertlerin de ortadan kalkacağını bilir,
yaşama kaldığınız yerden devam eder, 100 bin çift ayakla sekiz
kilometre yolu yürüyebilir, ve nehirler gibi akabilirsiniz...
Hrant Ağabey’i uğurlayan yüzbin çift ayak ve milyonlarca yüreği görünce,
nedir dedim acaba bunun sırrı, neden Hrant Dink herkesi bu kadar
birleştirdi, nasıl oldu da 100 bin kişiyi çatlağına çekebildi ve
koca bir ırmak olarak akabildi?
Bu sorular zihnimi kurcaladığında (şaşırtıcı şekilde) cevap da apaçık
ışıldadı zihnimde. İşte o zaman anladım ki, bu işin büyüsü
(empati/duygudaşlık kuranlar için) cevapların çok kolay ve açık
olarak görülebilmesindeydi.
Cevap çok açıktı:
Çünkü O ‘bizden’ biriydi
Her nereli olursak olalım, hangi dili konuşursak konuşalım, geçmişimiz ne
olursa olsun, ne düşünürsek düşünelim; her ne olursak olalım yani,
mutlaka birlikte ve iç içe yaşayalım, dediği için ‘bizden’di Hrant
Ağabey.
Kimsenin kimse üzerinde baskı kurmadığı, hiç kimsenin farklı olan (din,
dil, ırk, cinsiyet, sakatlık vb.) özelliklerinden dolayı hor
görülmediği, herkesin kendi kültürünü ve değerlerini özgürce
yaşayabildiği, ama illa da iç içe yaşayabildiği, rengârenk bir çiçek
bahçesi olsun Türkiye’miz, dediği için ‘bizden’di Hrant Ağabey.
Vicdanı olan birilerini gördüğünde, “Bakın bu benim yaram” diyebildiği,
birinin yarasını gördüğünde, “Gel kardeşim, bilirim nasıl sızlar o
yara, bilirim o yaranın merhemi yüreklerimizdedir, senin yaran benim
yaram” diyebildiği, o kocaman yüreğini herkesten önce ve herkesten
daha içten ortaya koyabildiği, “Korkma! Bu topraklar, bu halk,
herkese analık eder, herkesin yarasını iyi eder Anadolu” dediği için
‘bizden’di Hrant Ağabey.
Ayrımcılığa uğrayıp ötekileştirildiğinde, “Tıpkı bir güvercin gibiyim...
Onun kadar sağıma soluma, önüme arkama göz takmış durumdayım. Başım
onunki kadar hareketli... Ve anında dönecek denli de süratli.(...)
Ama tüm bunlar olurken şu gerçeği de tek güvencem sayacağım. Evet
kendimi bir güvercinin ruh tedirginliği içinde görebilirim, ama
biliyorum ki bu ülkede insanlar güvercinlere dokunmaz. Güvercinler
kentin ta içlerinde, insan kalabalıklarında dahi yaşamlarını
sürdürürler. Evet biraz ürkekçe ama bir o kadar da özgürce.” dediği
için ‘bizden’di Hrant Ağabey.
Hayatını bu coğrafyada haksızlığa uğrayan, ezilen, aşağı görülen
kimliklerin hak mücadelelerine adadığı için ‘bizden’di Hrant Ağabey.
Neden Sakatlar da Hrant?
Şimdi biraz bencillik yapıp, O’nu kendime daha yakın hissetmemi sağlayan
yukarıda saydıklarımın dışında birkaç ortak noktamızı daha sıralamak
istiyorum.
‘O’ askerde hak ettiği halde çavuş olamamış mesela, ‘biz’ de ne asker ne
polis olabiliyoruz. ‘O’ kaymakam ya da üst düzey bir bürokrat
olamıyor mesela, ‘biz’ de olamıyoruz. ‘O’nun nüfus cüzdanına
“Ermeni” diye yazılıyor mesela, ‘biz’imkine “sakat”. ‘O’ndan Ermeni
diye uzak duruyorlar mesela, ‘biz’den sakatız diye. ‘O’nu ders
kitaplarında aşağılıyorlar mesela, ‘biz’i okullara almıyorlar. ‘O’na
Ermeni diye kız vermiyorlar mesela, ‘biz’e sakatız diye. ‘O’na
rahatça yaşayabilmek için göze batmaması öğretilmiş mesela, ‘biz’e
sakatız diye evde oturup verilenle yetinmemiz. ‘O’nu Ermeni diye
ötekileştirdiler mesela, ‘biz’i sakatız diye. ‘O’ Ermeni diye ikinci
sınıf vatandaşlığa itiliyor mesela, ‘biz’ sakatız diye.
Ve ‘Ermeni’ sözü de ‘sakat’ sözü de aşağılama ve küçük görme aracı olarak
kullanılıyor mesela.
Ve ‘O’, Ermeni diye öldürüldü mesela!
...
...
...
Yürüyebilmek için iki koltuk değneği kullanmak zorunda olan bir
arkadaşımız, bir süre önce bir çocukluk anısını anlattı.
Beş-altı yaşlarındayken, yeni taşındıkları ahşap evin önünde oturmuş,
“belki birisi gelir çağırır” diye umarak, karşı arsada oyun oynayan
mahallenin çocuklarını izliyormuş. Arada bir çocukların kaçamak
gözleri takılıyormuş bizimkinin koltuk değneklerine, ama ne gelen
varmış ne de çağıran.
Arada onların meraklı bakışlarını hissettiğinde bizimkisi, kulaklarını
daha bir “dört açıp, ağızlarından çıkacak bir ‘gel’ kelimesi”ni
bekliyormuş umutla; ama yok yok yok!
Beklemeyi sürdürmüş...
Derken iki çocuk koşarak yanına gelmiş. Bizimkinin yüreği heyecan ve
mutlulukla pır-pır atmaya başlamış tabii.
- İsmin ne?
- Musa
- Seni tanımıyoruz, yeni mi geldin?
- Evet.
“Bir yandan da çocuklar biraz çekimser biraz da merakla koltuk
değneklerime dokunuyorlar...
Onlar beni incelerken, ben de nice umutlar çıkartıyorum derinlerden.
Ama her şey kararıyor birden!
Koltuk değneklerimi çekiyorlar aniden!
Düşüyorum önlerinde!
Bedenimde acı, kulaklarımda kahkahalar, ama en çok da yüreğimde sancı!
Sadece iki koltuk değneği yüzünden eğlence oldum mahallenin çocuklarına.
Ağlıyorum, ve ilk o zaman engelli olduğumun farkına varıyorum”
Hasılı... Sadece iki koltuk değneği yüzünden mesela! *
***
Her şeye karşın Hrant Ağabey’in sanırım en belirgin özelliği, sürekli ve
amansız bir umut adamı olmasıydı. Biz de öyle bitirelim...
Yaşar Kemal’in Ölmez Otu romanında, köyde bir başına bırakılan
Meryemce Ana’ya haykırttığı gibi,
“Kokusuna kurban olduğum
insanoğlu, kokusuna kurban olduğum insanoğlu, kokusuna kurban
olduğum insanoğlu.”
“Cenneti tümden verseler insansızsa vizzo istemem. Cehenneme
atsınlar, insan varsa can kurban. İnsansız dünya batsın.”
“Kendini hâlâ insan
hissedebilenlerin başı sağ olsun.”
* Nazi Almanya'sında 200 bin sakat ve hasta İNSAN, üstün ırkı
bozuyorlar/kirletiyorlar gerekçesiyle öldürüldü. |