Sakatlara Neo-liberal Çözümler!
BİANET / 12 Kasım 2007
İki Amerikalı Adana'da dolaşırken birinin eli kazayla yaralanıyor ve
pansuman için hemen yakındaki hastaneye gidiyorlar. Eli yaralı olan,
diğer arkadaşına, "sen bekle, ben hemen pansuman yaptırıp dönerim"
diyor ve hastane kapısından içeri giriyor. İçeri girer girmez önüne
bir tabela çıkıyor: “Hastanın durumunun ağır olduğunu düşünüyorsanız
sağ, hafif olduğunu düşünüyorsanız sol koridoru takip edin”
Durumu ağır olmadığı için sol koridoru takip ediyor bizimki. Koridorun
sonunda bir tabela daha çıkıyor karşısına: “Hastanın kanaması varsa
sağ, yoksa sol koridoru takip edin”
Bizimki kanaması olduğu için sağ koridoru takip ediyor. Koridorun sonunda
bir tabela daha: “Hastanın kanaması ağırsa sol, hafifse sağ koridoru
takip edin”
Eline bakıyor, kanaması az, sağa dönüyor. Koridorun sonunda bir tabela
daha: “Hastanın kanaması şu anda devam ediyorsa sol, etmiyorsa sağ
koridoru takip edin”
Bizimki bakıyor, kanama durmuş; sağa dönüyor, vee, kendini hastanenin
dışında buluyor!
Kapıda bekleyen arkadaşı sevinç ve merakla soruyor: Hemencecik
halletmişsin işini... Bir de Türkiye'de sağlık hizmetleri iyi değil
derler?
Bizimki şaşkın: Vallahi sağlık hizmetlerini bilmem ama, sistemi süper
oturtmuşlar!
Sakatlığı bulunan kişilerin Türkiye’deki durumu bu trajikomik fıkradaki
gibidir: Sistem sizi dışarı atmak ve orada tutmak için her şeyiyle
mükemmel şekilde işler... Muhtaçlık maaşı veya Evde Bakım Aylığı
almak için “içeri” girersiniz; sağa dön-sola dön derken, hooop, bir
bakmışsınız ki eliniz boş, dışarıdasınız! Eğitim almak veya iş
bulmak için “içeri girersiniz; o kapı-şu kapı derken, hooop,
dışarıdasınız! Sağlık hizmeti veya sağlık raporu almak için “içeri”
dalarsınız; o koridor-bu koridor derken, hooop, dışarı! Siz içeri,
sistem dışarı, siz içeri, sistem dışarı... Velev ki içerde kaldınız,
bu sefer de esir alınmış misali onu yap-bunu yapma, buraya
git-şuraya gitme, şunu al-bunu alma şeklinde emir-komuta zincirine
dâhil olmuşsunuz demektir. Ve emirlere uymamanın cezası daha çok
eziyet, veya hooop, kapı dışarı edilmektir.
Evet, sistem böyle, halen de işliyor. Fakat gel zaman git zaman kapıda
birikme olmaya başlayınca, sistem yapıcılar bu yoğunluğu azaltmak
için enfes bir yol buldular. Durun dediler, biz bir düzenleme
yapalım ve bugüne dek içeri giriş yapabilen kişilerin birçoğunu
artık tamamen dışarıda tutalım.
Dün sakat sayılanlar bugün değil
Kimlerin sakat statüsünde sayılacağı, yayınlanan bir yönetmelikle
belirlenir. Yönetmelik en ince ayrıntıya kadar inerek der ki, eli
şuradan olmayana şu oranda, ayağı şuradan ampute olanlara şu oranda,
gözü şu kadar görmeyene şu oranda, kulağı şu kadar işitmeyene şu
oranda, şu-şu hastalıklardan dolayı şu-şu kısıtlılığı veya kaybı
olan kişilere şu oranda sağlık kurulu raporu verilir. Ve her kimin
vücut/işgücü kaybı oranı yüzde 40 ve üzerindeyse, o kişi sakat
statüsüne dâhil edilir.
16 Temmuz 2006 yılına değin yürürlükte olan yönetmeliğe göre (afaki
yazıyorum) bir gözü kör olan kişiye yüzde 40, bir kolu dirsek
altından olmayan kişiye yüzde 45, bir bacağı polio sekeli (çocuk
felci) sonucu güçsüz kalan kişiye yüzde 50, iki ayağında güç kaybı
olan kişiye yüzde 70 ve benzeri oranında sağlık kurulu raporu
veriliyordu. Ne var ki bu tarihte yayınlanan Özürlülük Ölçütü,
Sınıflandırması ve Özürlülere Verilecek Sağlık Kurulu Raporları
Hakkında Yönetmelikle bu oranlar kritik düzeylerde aşağıya çekildi.
Öyle ki, o güne değin yüzde 40 ve üzerinde raporlar alıp işlerini
gören milyonlarca kişi, o tarihten sonra rapor almak istediklerinde
kendilerine yüz 40’ın altında orana sahip raporlar verilmeye
başlandı. Yani sistem sorunu kökünden çözdü!
Bir başka deyişle, Temmuz 2006’ya kadar başvursa vergi indirimi, erken
emeklilik, muhtaçlık maaşı, -özel eğitime ihtiyaç duyan çocuklar
için- özel eğitim vb. hakka sahip olan kişiler, o tarihten sonra tüm
bu haklarından mahrum bırakılmışlardır.
Birkaç örnek vererek olayın vahametini anlatmak istiyorum: Bir kolu
dirsek altından ampute (kesik) olan iki kişi düşünün. Bunlardan biri
yeni yönetmelikten önce vergi indirimi için başvurmuş ve bu hakkı
(yani erken emekli olma hakkını) elde etmiş olsun. Diğeri ise, nasıl
olsa ne zaman istersem başvurup vergi indirim hakkını alabilirim,
diye düşünerek başvuruda bulunmasın; ta ki yeni yönetmelikten
sonrasına kadar. Bu kişi yeni yönetmelikten sonra vergi indirimi
için başvurduğunda, kendisiyle aynı sakatlığı bulunan arkadaşının
aksine, vergi indirim hakkı elde edemiyor. Çünkü artık devlet bir
kolu dirsek altından ampute olan kişilere yüzde 35 oranında işgücü
kaybı veriyor.
Çocuğu işitme engelli olan bir aile düşünün. Bu çocuklarımız özellikle
okul öncesinde özel eğitime ihtiyaç duyarlar. Ebeveynler her yıl
aldıkları raporla, çocuğun eğitiminin devlet tarafından
karşılanmasını sağlarlar. Ve evet, yeni yönetmelikle birçok çocuk
artık yüzde 40’ın üstünde orana sahip rapor alamadıkları için
eğitimlerinden geri kalabiliyor.
Henüz bu durumun mağduru konumundaki sakatlığı bulunan kişiler, yeni yeni
fark ediyorlar bu haksızlığı (şaşkınlıkla!). “İçeri” girmek için
adım attıklarında, “sakatlığınız varsa sola dönün” tabelasıyla sola,
“sakatlığınız elinizdeyse sağa dönün” tabelasıyla sağa, “eliniz
dirsek altından amputeyse sağa dönün” tabelasıyla tekrar sağa, ve
“torpiliniz yoksa sağa dönün” tabelasıyla yine sağa dönüp,
kendilerini dışarıda buluveriyorlar. Yani neo-liberal sistem
işliyor!
Cem Karaca’nın bir şarkısında söylediği gibi: “yol dediğin yol gibi,
ulaşmalı bir yere/biz dön baba dönelim, geliyoz aynı yere/ bu döngü
kısır döngü, başı var da sonu yok/ dönüyom dönemiyom, sonunda bir
çıkış yok” |